(25.04.2013) “Dünyanın en akıllı insanı” Erdal Demirkıran ile hoş ve keyifli bir söyleşi

“Dünyanın en akıllı insanı” Erdal Demirkıran ile hoş ve keyifli bir söyleşi

 Erdal Demirkiran Röportaj (1)Erdal bey çalışmalarınızdan biraz bahsedermisiniz?

 

Yeşilköyde Kashna Eğitim Danışmanlık Şirketimiz var. Eğitim, danışmanlık hizmeti isteyen herkese birikimlerimizi aktarıyoruz. Profesyonel düşünen ve planlama yapan bir şirket. Mesela bir şirket bize diyor ki çalışanlarıma eğitim ver. Ben de çalışmalarımı profesyonel bir şekilde yapıyorum. Belli birikimlerimizi onlara aktarıyoruz. Anlattığımız bilgileri geniş anlamda insanlara sunuyoruz. Amacımız, onların beyinlerinde önlerinde yeni kapılar açmak. Aynı zamanda bir yayın evimizde var.

 

Kashna ne anlama geliyor?

 

Kashna ismi özel bir terim. Kaf dağının arkası. Yani Kaf dağı masallardadır bilirsiniz. Kashna’da Kaf Dağının arkası. Aslında isim önemli değil. Önemli olan insanların kendilerini keşfetme gerçeği. Kitaplarımı okuyanlar, bana değilde kendilerine hayran oluyorsa ben amacıma ulaştım demektir.

 

Seminerlerinizin konusu ne?

 

Seminerlerimiz Türkiye´nin her yerinde ve diğer ülkelerde oluyor. Bu seminerlerde ısrarla birey olmayı öğretiyoruz. Yaptığımız iş aslında bu. Soru zor ise, cevap kolaydır düşüncesiyle hareket ediyoruz. İnsanlar bazen yaşadıkları ortamlarda esasen çok zor zannettikleri sorunlarla karşılaştıkları zaman sıkıntıya düşüyorlar, halbuki o kadar zor bir sorun yok ortada. Dolayısıyla bunları gördükce Almanya´da da bu konuyla alakalı buradaki vatandaşlarımızın sıkıntılarına tercüman olabilecek bir çalışma ortamı oluşturmayı planlıyorum.

 

Bu sorunları çözmek için galiba önce bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor…

 

Mutlaka. Siz bir sorun ile karşılaşıyorsunuz ve o sorunun üstesinden gelecek argümanı bulamıyorsunuz. Esasında sorun var ise cevap da var. Herşey kendimizde bitiyor.

 

Almanya´da doğmuş birisi olarak Almanya´daki ihtiyaç nedir?

 

Benim gördüğüme göre insanların kendine güvenleri az. Aile içi şiddetli tartışmaların ve kopmaların olduğunu gördüm. Elindeki makinalara (telefon, tablet vs.) bağlanmış insanlar. Eşiyle ilgilenmediği kadar o makinalarla ilgileniyor insanlar. Dolayısıyla eşine zaman ayıramıyor, çocuğuna zaman ayıramıyor. Bu şekilde bir nefret ortamı oluşmuş ailenin içerisinde. Çocuğu babasını anlamıyor, babası çocuğu anlamıyor. Kuşak çatışmaları hat safhada.

 

Siz kendinize “dünyanın en akıllı insanı” diye tabir ediyorsunuz. Bundan ne anlamak gerekiyor?

Bana hep bu soruyu soruyorlar. Neye dayanarak bunu söylüyorum diyorlar. Cevabım: kendime dayanarak. İnsan kendisini nasıl hissederse öyledir. Ben öyle hissediyorum. Örneğin benim kızım 7. sınıfa gidiyor. Bana “ben yazar olacağım” dedi. Ben de kensine “sen yazar olamassın” dedim. “Neden baba?” diye sordu. “Çünkü dünyanın en iyi yazarı olmalısın” dedim. Buna inandıktan sonra katıldığı yarışmalarda hep birinci oldu. Daha önce derecelere giremiyordu. Ama şimdi kalemi eline aldığı zaman, dünyanın en iyi yazarı kalemi eline aldı diye alıyor ve yazıyor. Dolayısıyla bu bir giriş cümlesi. Böyle olmasa bile kapasitenizi yukarıya açıyorsunuz.

Peki dünyanın en akıllı insanı olmak nasıl bir duygu?

Dünyanın en akıllı insanı olmak önemli değil, önemli olan adam olmak. Allah demiş ki, “ben insanları en mükemmel şekilde yarattım”. İnsan kendi kendine ben mükemmelim demeli. Bu söz Allah´ın beyanıdır, ama bana herkes mükemmel desin ifadesi başka. Ben, dünyanın en akıllı insanı olduğumu idda ediyorum. Bu süreç tamamlandı mı derseniz, asla. Ne zaman tamamlanır bilemem. 15 mart 2030 saat 10:27 ‘de dünyaya barışı getirdiğimiz gün o zaman insanlar evet sen dünyanın en akıllı insanısın demeliler. Neden? Çünkü akıllı adam faydalı olmalıdır, çok akıllı adam çok faydalı olmalıdır. En akıllı adam ne olmalıdır, en faydalı adam olmalıdır. Dünyanın bir numaralı sorunu savaşlardır. Yani dünyanın en akıllı insanı en faydalı olması için, dünyanın bir numaralı sorunu olan savaşları durdurması gerekir. Demek ki, “dünyanın en akıllı insanı isen savaşları durdurda görelim” diyebilmelidir herkes. Amacımız da budur.

Savaşı durdurmaya az sonra geleceğiz, fakat önce başka bir soru. Dünyanın en akıllı insanı dediğinizde tepkiyle karşılaştınız mı? Sizi garip karşıladılar mı?

Tabi tabi. Olmasa zaten garip kalırdı. Çünkü dünyanın en akıllı insanı dediğimde insanoğlu bu cümleyi hemen kavrayacak olsaydı böyle bir cümle kurmazdım. İnsanlar, o aşmışlık seviyesine gelmedi henüz. Bende bu cümleyi kullanırken kendimi hedef alan bir yönde değilim. Örneğin bir taksiciye “Sen akıllı bir insansın”, “Dahisin” diyorum, o ise bana “Sen delisin” diyor. Yani ben sana bunları söyledim. İster anla, ister duymazdan gel. Ama ben bunları sana söyledim…. İnanın bizim milletimiz çok zeki, çok akıllı. Her bireyimiz korkunç bir beyin taşıyor. Hatta ittia ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde on yılı aşkın süredir yaşayan herkesin şüphesiz bir şekilde bir dahi olduğuna inanıyorum.

Peki bunu neye dayandırıyorsunuz?

Dünya´da yediği yarım ekmek arası dönerin son lokmasını içtiği ayranın son damlasına denk getirebilen tek millet biziz. Korna ile anlaşabilen başka bir millet yok. Kontür kullanmadan konuşabilen bir milletiz. Çaldırdınmı, aşağı iniyor. Yani buna bir teknik üretmişiz. Otobüs durağı çalabilen tek millet biziz. Bu Samsun´da yaşanmış. Birisi otobüs durağını almış götürüyor. Oradan birisi bağırmış “Kardeşim, durağı nereye götürüyorsun?”. Cevap olarak “Biz belediyeden geliyoruz. Durak arıza yapmış, tamir etmeye götürüyoruz” diyor. Asıl ilginç olan, soruyu soran adam “Ha, tamam o zaman” diyor. Bunu anlıyor yani.

Eğer bukadar akıllıysak neden….?

Bu soruyu seminerlerimde de hep soruyorlar. Cevabı: Lokal çalışamıyoruz. Siz bir iş yerine sekreter alırsanız, hem bilgisayar ile görevlendiriyorsunuz, hem çay yapmak ile. Bazen temizlik de yapar. Muhasebeye de bakar. Fotokopi, herşey… Yani bir kişi otuz işi yaptığı için bir işte uzmanlaşamıyor maalesef. Senin işin ne ise, sadece bu işi yapacaksın, bu işte uzmanlaşacaksın ve en iyisi olacaksın.

Başka, bizim gözümüzden kaçan, milletimizin ne gibi enteresan yanları var?

Örneğin “Allah düşmanımın başına vermesin” diyerek düşmanına bile dua edebilen tek milletiz. Bu çok önemli birşey. Ve dostluk anlayışı o kadar çok gelişmişki birbirimizin psikoloğu oluyoruz bazen. Tabiki gerektiği zaman psikoloğa da gidiyoruz… Başka bir konu kitap meselesi. Hep dünyada en az okuyan olarak gösteriliyoruz. Tam tersi. İspat ederim. Birisi bizde bir kitap alır, en az 20 kişi o kitabı okur. Amerika´da okuma sayısını toplam satış sayısından çıkarabilirsiniz. Türkiye´de toplam okuma sayısını asla satıştan öğrenemessiniz… Gerçekten çok güzel bir milletiz. Korkunç bir kapasite var. Bu kapasiteyi hareketlendirmek lazım. Yer altı kaynaklarını konuştukları zaman sinirleniyorum, çünkü bu yer üstü kaynakları var.

Dünya barışına gelelim…

Evet. 15 Mart 2030 saat 10.27′de İstanbul’da bulunan barış vadisinin düzenlemiş olduğu barış zirvesiyle dünyaya sonsuz barışı getirecegim. Savaşları durduracağım. Kızım beş yaşındaydı. “Hadi kızım savaşları durduralım” dedim, “Hadi baba” diye cevap verdi. 25 yaşındaki yiğenime deyince, o “Nasıl?” dedi. 35 yaşındaki arkadaşıma dedim, o da “Oğlum, akıllı bir şey söyle” dedi. Annem 60 yaşında. Ona aynısını dedim, o da “Bırak bu işleri. Sigortalı bir işe gir, çalış” dedi. Şimdi bakın, 5 yaşından 60 yaşına kadar sadece “imkansız” öğretilmiş. Ben “dünyanın en akıllı insanıyım” diyorum, adam bana “olurmu be öyle şey?” diyor. Biz halkımıza hiç güvenmiyoruz. Bir japon “ben dünyanın en akıllı insanıyım” dese, “acaba ne diyor?” diye millet bakar.

Sizin en ilginç kitabınız boş sayfalı kitabınız. Bu nasıl oldu? Vermek istediğiniz mesaj ne?

Boş sayfalı kitap aslında insanların kendisini keşfetmesi ile alakalı. İnsanların içindeki o potansiyeli ortaya çıkarmakla alakalı. İçi boş olan kitabım en dolu olan kitabımdı, itiraf etmeliyim.

Son bir mesajınız var mı?

İnsanlar aldıkları oksijeni boşa harcamasınlar. Yaptıkları işi en iyi şekilde yapsınlar. Eğer yapamıyorlarsa hiç yapmasınlar. Yani bir taksi şoförü isen işini ya iyi yap, yada hiç yapma sırf laf olsun diye iş yapmak için çabalama. En iyisini yap.

 

Erdal bey, bu hoş ve keyifli muhabbet için teşekkür ederiz.

 

Ben teşekkür ederim, siz dünyanın en iyi psikoloğusunuz…

Publiziert in der Ayasofya 43, 2013

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s