(20.10.2017) Milli Görüs lädt muslimische Jugendliche zum Koran-Wettbewerb nach Bielefeld

Milli Görüs lädt muslimische Jugendliche zum Koran-Wettbewerb nach Bielefeld

[…]

Gäste wie Selvet Kocabey freuen sich drauf. Laut dem Sprecher der Brackweder Hicret-Gemeinde, die zu Milli Görüs gehört, steht neben der Religion historische, gesangähnliche Vortragskunst im Fokus. Kocabey fungiert im Bündnis Islamischer Gemeinden, Bielefelds Dachverband, als Stellvertreter von Vorstandschef Cemil Sahinöz. Sahinöz sagt, dass Wettbewerbe motivieren sollen, „den Koran schöner zu lesen“.

[…]

Für Selvet Kocabey basiert Milli-Görüs-Kritik auf alten, entkräfteten Fundamentalismus-Vorwürfen. Laut Cemil Sahinöz hat sich die Organisation „reformiert“- mit dem Ergebnis, dass Hans-Georg Maaßen als Leiter des Bundesamtes für Verfassungsschutz (BfV) ihre Beobachtung „neu überdenken“ will, so Sahinöz. 2015 stellte Maaßen der IGMG in Aussicht, bald aus Jahresberichten zur Islamismus-Großwetterlage zu verschwinden.

Im BfV-Überblick 2016 attestiert die Behörde der IGMG einen „schwächer werdenden Extremismusbezug“. Einige Bundesländer beobachten Milli Görüs mittlerweile nicht mehr. Laut Landesinnenministerium gilt das für NRW nicht.

Der Wettbewerb ist laut IGMG bereits die 29. Auflage. Auch in der Stadthalle sind Koran-Rezitationen nicht neu. Der IGMG lud etwa im Mai 2009 ein. Damals kamen nach eigenen Angaben 2.500 Gäste.

[…]

 

NW, 20.10.2017
http://www.nw.de/lokal/bielefeld/mitte/mitte/21953082_Muslimische-Jugendliche-treten-zum-Koran-Wettbewerb-in-der-Bielefelder-Stadthalle-an.html

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(09.10.2017) Findet Radikalisierung in den Moscheen statt? Radikale Imame?

 

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Interviews / Röportajlar, Misawa TV - Videos, News, Berichte, Presse

(09.10.2017) Nach dem Abitur zum IS? Radikalisierung auch an deutschen Schulen

Nach dem Abitur zum IS? Radikalisierung auch an deutschen Schulen

 

[…]

Im „Bündnis Islamischer Gemeinden in Bielefeld“ (BIG) sind einige Imame organisiert. Für Cemil Sahinöz, den BIG-Vorstandsvorsitzenden, sind Imame, die in Moscheen radikalisierend wirken, absolute Ausnahmen.

„Es ist meistens so, dass man solche Radikale eher in Moscheegemeinden wiederfindet, die eben nicht den bekannten großen islamischen Verbänden angehören“, sagte er gegenüber Sputnik. „Das sind eher Unabhängige, die sich irgendwo in Hinterhöfen bilden, die erstmal augenscheinlich nicht als Moscheegemeinde auffallen. Die auch nicht unbedingt eine große Kommunikation mit der umliegenden, muslimischen Community haben.“ Das seien sogenannte Randmoscheen.

Die Imame würden stets durch Moschee und Islamverein kontrolliert. „Wir sind auch ständig mit dem Verfassungsschutz, mit der Polizeidirektion oder anderen Präventionsangeboten gegen Salafismus in Kontakt.“ Falls ein radikaler Imam auffalle, würde sofort die zuständige Moscheegemeinde eingreifen und ihn „rausschmeißen“.

Das Problem entstehe nicht in den Moscheegemeinden, sondern durch „vereinzelte Personen“, die sich radikalisierten. Der Erstkontakt erfolge durch das Internet. „Die Radikalisierung findet nicht in gefestigten Standorten wie den Moscheegemeinden statt, wo eine ganz klare Theologie gegen den Extremismus gelehrt wird.“

Schleiertaktik, um wahre Ziele zu verbergen?

Weshalb werden dann bestimmte Moscheen wie die Dar-as-Salam-Moschee oder die Ibrahim al-Khalil-Moschee in Berlin vom Verfassungsschutz beobachtet? „Das sind die bereits angesprochenen Randmoscheen. In Deutschland gibt es 2.000 Moscheen. Und von diesen sind es gerade mal an die 15 Moscheen, die mit Salafismus im Verfassungsschutzbericht auftauchen.“ Das sei gerade mal eine „Handvoll an Moscheen.“

Islamismus-Kenner verweisen immer wieder auf ein bekanntes Muster, wonach radikale Imame sich öffentlich vom Islamismus distanzieren, insgeheim aber doch salafistische Ziele verfolgen. Dem entgegnete der BIG-Sprecher: „Ich weiß nicht, ob man da von einer Schleiertaktik sprechen kann. Die Salafisten sind ja eher sehr, sehr offensiv. Ich sehe da eher eine offensive Art der Strategie.“
RIA Novosti Deutschland (Sputnik News Agency), 09.10.2017

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Interviews / Röportajlar, News, Berichte, Presse

(05.09.2017) Soykırım: Myanmar, Arakan

Soykırım: Myanmar, Arakan

 

 „Beni korkutan kötülerin baskısı değil, iyilerin kayıtsızlığı.“

Martin Luther King

 

 

Tarih sahnesinde bir çok soykırım gerçekleşmiştir. İnsanoğlu büyük zulümler işlemiştir. Irk, renk, kabileye dayanan tüm ideolojileri hem dinimiz hem kültürel mirasımız red eder.

 

Geçmişteki soykırımları anmak ve kınamak elbette önemlidir. Fakat halihazırdaki soykırımları görmek, görebilmek ve „dur“ diyebilmek, bundan daha önemlidir. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir, hiç tekerrür eder mi ibret alınsa?

 

1995´deki Srebrenica soykırımını insanlık görmedi. Görmek istemedi. Bilinçlı veya bilinçsiz olarak gözler, kulaklar, ağızlar kapandı. Ancak yıllar sonra soykırım olarak nitelendirilmeye başlanıldı.

 

Aynı etik dışı davranışı yine görüyoruz. En az 5 senedir tüm insanların gözleri önünde tüm bir millet katlediliyor. Ve yine sessizlik ve kayıtsızlık hakim. Kimse ya görmüyor veyahut konuşmak istemiyor.

 

Bahsedeceğimiz bu zulümün adı soykırımdır. Bu şekilde ifade edilmeli. Ve bu soykırım öyle şiddetlidir ki, başka “soykırımlar“ yanında “küçük sürtüşmeler“ gibi kalır.

 

Evet, Myanmar´daki soykırım´dan bahsediyoruz.

 

Senelerdir Myanmar´da müslümanlar katlediliyor. Sistematik bir şekilde tüm dünyanın gözleri önünde soykırım gerçekleşiyor. Fakat Myanmar´da elde edilebilecek fazla yeraltı hazineleri olmadığı için kimse “Diktatörü durdurun“, “Demokrasi elden gidiyor“ demiyor. İnsanların canları beş para etmiyor.

 

Myanmar´ın Arakan bölgesinde binlerce insan en zalim bir şekilde işkence görüyor ve öldürülüyor. Bugün yaşanan bu zulüm dün başlamadı. Seneler önce başladı. Fakat sadece Ramazan, zekat, kurban ve romantik anlarımızda hatırladık.

 

Örneğin, 2012 senesinin Hazıran ayında sadece bir ay içerisinde 25.000 insan öldürüldü. Bir günde 1000´den fazla insan katledildi. Evler, camiler, müslümanların yaşadığı bölgeler yerle bir edildi. Bu zulümden kurtulabilen müslüman halk başka devletlere sığındılar, fakat soykırıma rağmen bu insanları mülteci olarak kabul etmeyen devletler de vardı  – ki bunlar da zulüm ve soykırıma ortaklık etmiş oluyorlar.

 

İHH´nın insanhakları raporunu incelediğimiz zaman, Myanmar´da yaşayan müslümanların daha önce de, daha öldürülmeden önce de, hiç bir hakları olmadığını görüyoruz. Bu rapora göre müslümanların bazı bölgelere girmeleri tamamen yasak. Bazı bölgelerde dışarıya çıkmaları yasak. Saat 21´den sonra müslümanlar evlerinden çıkamazlar. Camilere gitmeleri tüm gün içerisinde yasaklanmış. Senede bir kere müslümanlar devlete vesikalık bir aile fotoğrafı sunmak zorunda. Her ölen veya doğan için ayrı vergi ödemekteler. Müslümanlara betondan ev yapmak veya satın almak yasak. Eğer bir müslüman esnaf olarak çalışmak istiyorsa, mutlaka budist bir işortağı bulmalı, ve bu iş ortağı hiç bir maddi katkıda bulunmadan, hisselerin yarısına sahip olmalı. Müslümanlar devlet hastanelerine gidemez. Devletin onayı ve özel bir vergi ödemeden evlenmeleri yasak. Sadece belli yaşa kadar okula gidebilirler. Sabit telefon hattı yasak. Araba, motorsiklet gibi araçları kullanmaları veya satın almaları yasak. Hakim karşısında avukatsız, savunmasız ve yargısız hüküm alabiliyorlar. Myanmar´da müslümanların nüfüs cüzdanları dahi yok. Kendilerine müslüman olduklarını belirten özel bir belge veriliyor.

 

Hepsi şaka gibi veya bir korku filimi gibi geliyor. Ama hepsi gerçek. İnternet´de veya sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılan yalan yanlış resimler gibi değil. İnsanhakları derneklerinin raporlarında bu bilgiler yer alıyor. Bahsettiğimiz gibi, yıllar öncesinden. Yeni de değil.

 

Ve bu yasaklar yetmiyormuş gibi, şimdi de müslümanların hayat ve yaşama hakları elden alınıyor.

 

Dolayısıyla bu soykırım, yıllarca süren bir baskı ve zulmün neticesidir. Birdenbire oluşan bir siyaset veya durum değil. Myanmar´da devlet yıllardır müslümanlara işkence etti ve sınırları denedi. Tüm dünya sustuğu için, hızını alamayıp soykırıma, yani sistematik katliama yöneldi. Çünkü her soykırım için bir suskunluk, bir sessizlik lazım. Tarih boyunca böyle olmuştur. Çoğunluk sustuğu için soykırımlar gerçekleşir.

 

10 sene sonra bir Razaman´da uygur türklerine ağlamamak ve uygur türklerine uygulanan soykırımdan bahsetmemek için tam da burada bir hatırlatma yapmamız gerekiyor. Uygur türkleri de yıllardır Çin hükümeti tarafından aynı yukarıda bahsettiğimiz zulüm ve benzer yasaklarla karşıkarşıyalar. 1949´dan itibaren 400.000´den fazla uygur türkü bu baskı sonucu öldürüldü. Eğer bu konuda da susulmaya devam edilirse aynı netice oradaki masum halkı da bekliyor.

Rengi, dini, dili, ırkı ne olursa olsun, bir müslüman zulüme karşı gelmeli. Sesini çıkarabilmeli. Çünkü yukarıda da bahsettiğimiz gibi, sessizlik zulümü artırıyor.

 

Cemil Sahinöz, Risale Haber, 05.09.2017

http://www.risalehaber.com/soykirim-myanmar-arakan-19457yy.htm

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(01.09.2017) Opferfest. Islamischer Feiertag (01.09.2017)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Interviews / Röportajlar, Misawa TV - Videos

(10.08.2017) Türkiye-Almanya ilişkilerinin geleceği nasıl olacak? (TV111, 10.08.2017)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Interviews / Röportajlar, Misawa TV - Videos

(08.08.2017) Almanya´da yasayan türklere sosyolojik bakis

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Interviews / Röportajlar, Misawa TV - Videos