(12.05.2022) Sessiz Irkçılık

Sessiz Irkçılık

Tanınmış alman bir yazar ırkçılık ve dışlanma hakkında seminer veriyor. Son 10 yılda hem Almanya´da, hem genel olarak Avrupa´da yükselen ırkçılıktan bahsediyor. Mültecilere ve yabancılara karşı nefretin çoğaldığını anlatıyor. İslam düşmanlığının, camii saldırılarının her sene zirve yaptığını sayı ve verilerle aktarıyor. Soru-Cevap bölümüne gelindiğinde ise dinleyicilerden alman bir erkek ayağa kalkıp, „Biz bu bahsettiğiniz ırkçılığı günlük hayatımızda hiç görmüyoruz? Hiç rastlamiyoruz? Acaba abartıyor olabilirmisiniz?“ diye, biraz da gülerek, soruyor. Semineri veren yazar ciddileşiyor ve soruyu yönelten kişiye dönerek, cevabını veriyor: „Beyefendi, siz sarışınsınız, gözleriniz mavi, erkeksiniz, uzun boylusunuz, kilonuz da tam yerinde, gözlüğünüz de yok. Siz ırkçılığın ve dışlanmanın ne olduğunu nereden bileceksiniz?“

Evet, “Sessiz İstila“ filimini hazırlayanlar, destekleyenler, maddi katkıda bulunanlar ırkçılığın ve dışlanmanın ne olduğunu nereden bilecekler?

Eğer bilselerdi, filimlerindeki kullandıkları tüm argümanların Avrupa´da var olan yaklaşık 50 ırkçı siyasi partiler tarafından kullandıklarını bilirlerdi. Bilmek istiyorlarsa Avrupa´daki yabancılara ve mültecilere sorsunlar. Irkçılık ve ayrımcılığı hergün yaşayan insanlara bir sorsunlar.

Almanya´daki AfD, Hollanda´daki PVV, Avusturya´daki FPÖ, Fransa´daki FN, Slovakya´daki SNS ve daha nice ırkçı siyasi partilerin söylemleri hep aynı: „10-20 sene sonra ülkemizde çoğunlukla mülteciler olacak, ülkemiz yabancılaşmış olacak. Bu yabancılar sebebiyle iş bulamıyoruz ve sokaklarımızda güvenli halde değiliz. Sokaklarımızda yürüyemiyoruz bile. Her yerde yabancı tabelalar asılı ve her yerde yabancı diller konuşuluyor. Tüm mülteciler sürekli suç işliyorlar. Bunlar entegre olmazlar, uyum sağlamazlar. Hepsini geri gönderelim.“

Bu söylemlerin “Sessiz İstila“ ve bu filimin yapımcıların söylemleriyle ne farkı var? Hiç bir farkı yok. Fakat filimin yapımcıları, ırkçılığın ne olduğunu bilmedikleri için, vatana hizmet ettiklerini zannediyorlar.

Halbuki yukarıdaki söylemlerin tümünü Avrupa´da yaşayan mülteciler, yabancılar, göçmenler, müslümanlar, türkler son senelerde hergün duyuyorlar. Eğer siz bu insalara „Ne var canım, bu sizin duyduklarınız ve yaşadıklarınız ırkçılık değil ki“ derseniz, kibarca ahmaklık etmiş olursunuz.

Eğer Avrupa´da yaşayan insanlara ırkçılığın ne olduğunu sorma imkanları yoksa, Türkiye´deki mültecilere de sorabilirler. Böyle bir filime ve bu şekildeki söylemlere muhatap olan  mülteciler bunu “basit bir siyasi sorun“ olarak mi görürler, yoksa düpedüz ırkçılık olarak mı nitelendirirler.

Eğer maksat siyasi bir eleştiri, göçmen siyasetini, uyum politikasını, yapılan uygulamaları ve düzenlemeleri eleştirmek ise, bunu yapıcı olarak yapmanın bir çok farklı ve etkili yolları vardır. Fakat böyle söylemlerle ancak halkı mültecilere karşı kışkırtmış olursunuz.

Biraz daha fazla oy toplama sebebiyle, popülist söylemlerle insanların damarlarına basmak, kavimcilik hislerini harekete geçirmek, vatana hizmet değil, kardeşleri birbirine vurdurmaktır. Nitekim 20. Yüzyılın başlarinda tüm dünyada hızla yayılmaya başlayan ırkçılık fikri de kardeşleri, milletleri, ülkeleri bu düşünceden dolayı böldü. Yüzyıllardır beraber yaşayan insanlar, asabiyet ve kavimcilik fikriyle birbirlerine düşman kesiliverdiler.

Yukarıda bahsettiğimiz Avrupa´daki ırkçı hareketleri de sessiz ve sakin büyümeye başlamışlardı. Umariz ki, Türkiye´de de bu şekilde sessiz bir ırkçılık başlamaz ve sesli bir ayrımcılığa dönüşmez.

Ensar ve Muhacir geleneğinden gelen bir ümmet, ayrıştırıcı olmak yerine birleştirici unsurları ön planda tutmalı.

Dr. Cemil Şahinöz, Risale Haber, 12.05.2022
https://www.risalehaber.com/sessiz-irkcilik-24245yy.htm

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(09.05.2022) Islamische Krankenhausseelsorge bei Said Nursi

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(09.05.2022) Islamische Krankenhausseelsorge

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(07.05.2022) Damals war es Ali

Zum Bestellen:
https://www.awin1.com/cread.php?awinmid=14158&awinaffid=1056401&ued=https%3A%2F%2Fwww.thalia.de%2Fshop%2Fhome%2Fartikeldetails%2FA1063864406

Dieser Roman ist eine Dystopie, welches zeigen soll, was passieren kann, wenn ein Land Alternativen geht und wozu Fremdenhass und Diskriminierung führen können. Dabei geht es nicht um ein bestimmtes Land oder um eine bestimmte Zielgruppe. Es kann überall zu jeder Zeit mit jedem passieren. Denn „die Geschichte wiederholt sich“, sagte einmal Ibn-i Haldun. Doch sie muss es nicht, es gibt auch Alternativen zur Alternative. Dies zeigen auch die vielen unbekannten Helden des Alltags, denen das Buch gewidmet ist.

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar

(06.05.2022) Bosanmadan önce her türlü yolu denemek lazim (TRT Türk, Günaydin Hayat, 40. Bölüm, 06.05.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(01.05.2022) İyileşmek için sadece dua etsek olmaz mı?

İyileşmek için sadece dua etsek olmaz mı?

Sözlerimizle yaptığımız dua´ya kavli dua denir. Fiillerimizle, davranışlarımızla, hareketlerimizle yaptığımız dua´ya fiili dua denir. Kabiliyetlerimiz de bir duadır. Yani yaptığımız her hareket aslında niyetimize bağlı olarak birşey için duadır. Ayağa kalkarız ve mutfağa doğru gideriz, mutfağa gitmek için bir duadır. İşe gideriz, rızık için duadır vs. Ve bu dua daha tesirlidir, çünkü daha samimidir. Gerçekten olmasını istediğimiz birşey için hareket etmiş oluruz.

Sorunlarımızı çözmek istediğimizde de aynı şekilde, bu kurala uygun hareket etmemiz gerekir. Sadece sözlerle dua etmek yetmez, sorunların çözülmesi için birşeyler yapmamız gerekir. Sadece dil ile dua yetseydi başta peygamberler ve sahabeler o şekilde hareket ederdi. Halbuki Hz. Muhammed (sav) Mekke´den Medine´ye yürüyerek hicret ediyor. Cenab-ı Allah isteseydi Mirac hadisesinde olduğu gibi hicrette de bir an´da kendisini Medine´ye vardırırdı.

Meşhur deve hadisi buna güzel bir örnektir. Peygamber Efendimiz’in yanına bir bedevi gelir. Resûlullah kendisine sorar:

– Deveni nereye bıraktın?

Bedevi:
– Allah’a emanet ettim.

Resûlûllah kendisine şu cevabı verir:

– Evvela deveni sağlam kazığa bağla, daha sonra Allahû Tealâ’ya emanet et.

Aynı şekilde, “Devem benim her şeyim. Yükümü taşır, beni taşır. Ama hastalandı ve hastalıktan kurtulamıyor. Ben dua ediyorum ama Allah dualarımı kabul etmiyor!” diyen bir kadına, Peygamber Efendimiz gülümseyerek: “Dualarının kabul edilmesini istiyorsan, duana biraz katran kat!” diye cevap verir.

Hz. Musa hastalanınca, “İlaçsız da Allah şifa verir” diyerek ilaç kullanmadı. Allah ise kendisine “İlaç kullanmazsan şifa ihsan etmem“ buyurdu. Bunun ardından Hz. Musa ilacı kullanınca iyileşti. Fakat bu durumu merak etti ve Cenab-ı Allah´a sebebini sordu. Cenab-ı Allah da “Tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun? İlaçlara tesir veren kimdir? Elbette tesirleri yaratan benim“ buyurdu.

Aynı hakikatı Hz. Eyyub´da da görüyoruz. Şifa için dua eden Hz. Eyyub´ün duasını Allah kabul ediyor. Fakat yine de şifa için Allah kendisinden bir davranış/hareket/fiiliyat istiyor: “Kulumuz Eyyub’u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: ´Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu.´ (Biz ona): ´Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su´ dedik. Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.“ (Kur´an, 38:41-43). Halbuki Allah kendisine şifayı ayağıyla yere vurmadan ve su içmeden de verebilirdi.

Başka bir hadis´de Peygamberimiz “Allah her derdin dermanını yaratmıştır, öyleyse tedavi olunuz.“ buyuruyor. Tedavi olmak, doktora gitmek, ilaç kullanmak fiili bir duadır.

Dolayısıyla sözlerimizle yaptığımız dualara sebebler dairesine başvurarak fiili dualarımızı da eklememiz gerekir. Yani hem ilacımızı alırız, hem dua ederiz. Hem okul sınavı için çalışırız, hem de dua ederiz.

Yine diğer bir hadis´de Peygamber Efendimiz “Bir kimse tesirine inanarak Cenab-ı Hakk´ın isimlerini veya bu husustaki duaları bir dağa okusaydı, gerçekten dağ yok olurdu.“ buyuruyor. Vurgu yapmak istediğim kelimeler “tesirine inanarak“. Çünkü biz çoğu zaman gerçek manada inanmıyoruz. Hatta hadis´deki dağın yok olmasını düşünürsek, aklımıza hemen Allah´ın dağı nasıl yok edeceği gelir. Halbuki o bizim işimiz değil. Allah´a dağı yok etmesi için bir senaryo hazırlamamız gerekmiyor. O O´nun kudretindedir zaten. Bunu düşünerek aslında tesirine inanmadığımızı itiraf etmiş oluyoruz.

Çaresi olan sıkıntılaramıza tembellik etmemeliyiz, ümitsizliğe kapılmamalıyız. Bir çözümü, tedavisi varsa hareket etmemiz gerekir. Sünnetullah kanunları içerisinde, vesilelere sarılmamız ve çözmemiz gerekir. Cenab-ı Allah kimseye kaldıramayacağı yük vermemiş.

Çaresi olmayan bir meselede de sabırsızlaşmaya gerek yok. Telaşa girmeye, üzüntüye kapılmaya gerek yok. Durumu kabullenmemiz gerekiyor. Örneğin ölümü değiştiremeyiz, geçmişi de değiştiremeyiz. Bu nedenle bazı şeyleri kabullenmemiz gerekir devam yaşayabilmek için, yoksa hayatı kendi kendimize zehir ederiz.

Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Mayıs 2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(30.04.2022) Gut miteinander umgehen

Westfalen Blatt, 30.04.2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(26.04.2022) Spirituelle Reise des Menschen

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(26.04.2022) Spirituelle Reise des Menschen

Hinterlasse einen Kommentar

April 26, 2022 · 6:40 pm

(12.04.2022) Alle sind eingeladen

Westfalen Blatt, 12.04.2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(02.04.2022) Buchrezension „Moral und Ethik im Islam (Akhlaq)“ von Lavender

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar

(27.03.2022) Insani depresyona sokan filimler, müzikler

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(27.03.2022) Gercek lezzet ve gercek elem

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(27.03.2022) Hakiki elem ve hakiki lezzet

Hinterlasse einen Kommentar

März 27, 2022 · 6:00 pm

(24.03.2022) Bediüzzaman Anma Programi 2022

Hinterlasse einen Kommentar

März 24, 2022 · 8:53 pm

(20.03.2022) Kur´an´da kissalar ve hikayeler

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(20.03.2022) Kur’an’daki kissalar ve hikayeler

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(15.03.2022) Wichtig: stetiger Austausch

Westfalen Blatt, 15.03.2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(15.03.2022) Uçak korkusu

Uçak korkusu

Evinin üstünden uçaklar geçerken, Bediüzzaman derinden derine sevinçli bir halde “Ben bunlarla (uçaklarla) iftihar ediyorum. Benim nev’imin icadı olduğu için, sair kainat kardeşlerime karşı nevimin hesabına iftihar ediyorum“ der.

İnsan teknolojinin kölesi olunca, bağımlı olur, hayatını teknolojiye göre ayarlamaya başlar. Randevularını televizyondaki dizisine, telefonundaki oyunlara göre ayarlamaya başlar, önemli şeyleri ihmal eder, sorumluluklarını yerine getirmez. Fakat teknoloji nimeti insanın hizmetine verildiğinde, bereketlenir ve insana çok faydası olur.

Uçak da böyle bir nimettir. Fakat bu nimetin getirdiği özel bir psikolojik sorun da vardır: Uçak korkusu.

Literatürde Aviofobi olarak bilinen uçak korkusu aslında çok yaygındır. Kimisinde çok az bir şekilde bulunur ve bu şekilde bastırabilinir, kimisinde de korku kendisini belirli bir şekilde gösterir. Uçak korkusu, daha uçağa binmeden başlar ve insanı tedirgin eder.

Almanya´da yapılan bir araştırmaya göre toplumun %15´inde uçak korkusu var. Buna ilaveten %20´si ise uçakta kendisini huzursuz hissediyor.

Sayılara bakar isek uçak kazaları çok nadir gerçekleşiyor. 2014´de havalanan uçakların 0,0003% düşmüş, 2015´de 0,00028%, 2016´da 0,00021%, 2017´de 0,00024%, 2018´de 0,00026% ve 2019´da 0,00029%. Yani 2019´da 1 milyon uçaktan sadece 3 tanesi düşmüş.

Tabi korkan biri için bu sayılar pek birşey ifade etmiyor. Çünkü korkan kişinin aklında „Milyonda bir uçak düşse de, o düşen tek uçak, benim bindiğim uçak olabilir“ korkusu hakim oluyor.

Uçak korkusunun sebebleri farklı olabiliyor. Bazen genel bir yükseklik korkusu sebep olabilir. Panik atak olan kişiler de uçakda bulunmaktan rahatsız olabiliyorlar. Kapalı ortamlarda daralan insanlarda da uçak korkusu gelişebiliyor. Daha önce uçak ile kötü bir seyahat yapmış olanlarda ise uçak yolculuğu ile ilgili travmatik duygular oluşabiliyor.

Genel olarak ise vesvese hakim. Yani korkan kişi kafasında negatif bir senaryo çizer ve o senaryoya inanmaya başlar. Örneğin uçağın düşeceğini, arabada olduğu gibi direksiyonu ve kontrolü kendi elinde olmadığı için engelleyemeyeceğini düşünür. Dolayısıyla korkar ve endişe çeker.

Uçak korkusuyla bağlantılı en yaygın vesvese ise ölüm korkusuyla ilgili. „Uçak düşer, ölürüm“ vesvesesi bilinçaltında baskın hale gelir. Genç yaşlarda bu vesvese pek hissedilmese de, ilerleyen yaşlarda daha çok belirgin olmaya başlar. „Ölüme hazır değilim“, „Hesap veremem“, „Daha yapacaklarım çok“ düşüncesi bu korkuyu haliyle artırır.

Halbuki ölme ihtimali uçağa binince çoğalmıyor da azalmıyor da. İnsanın her an ölebilme ihtimali %50´dir. İster uçakta olsun ister evde rahat otururken olsun. Ölüm anımız bellidir zaten. Ne ileriye ne de geriye alabiliriz. Eğer uçak kazasıyla öleceksek, uçağa binmeyerek erteleyemeyiz. Bir şekilde o uçağa bineceğizdir. Eğer uçak kazasıyla ölmeyeceksek, uçağa bindik diye ölmeyiz. 

Dünyevi vesilelere baktığımızda uçak kazasıyla ölme ihtimali çok düşük, öyleyse vesvese yapmaya gerek yok. Uhrevi olarak olaya baktığımızda ise, her an ölebileceğimiz için ölüme ve hesaba hazırlıklı olmak gerekir. Hem uçakta hem uçağın dışında hazırlıklı olmak gerekir.

Dolayısıyla uçak fobisini yenebilmek için vesvese yerine, mantıklı düşünmek gerekir. Vesvese bir balon gibi, olmayan bir şeyi şişirir, mantık ise o balonu patlatır. Mantıklı bir şekilde uçağın güvenilir olduğunu ve varılan yerde neler yapılacağını düşünmek korkuyu hafifletir. Aynı şekilde rahatlatan bir eşyayı yanında bulundurmak da etkili oluyor. Hem uçak hakkında teknik bilgiler edinmek, hem de ölüm hakikatini iyi anlamak ile uçak korkusunu yenmek mümkündür. Sık sık uçuş tecrübesi yaşamak da, korkuyu yenmekte hızlandırıcı bir faktör olur.

Tabiki bunları yaparken bir uzmandan destek almak da mümkün. Korkunun şiddetine ve sebebine göre farklı tedaviler uygulanır. Örneğin simülasyon ile yapılan tedavi yöntemleri de mevcut.

Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Mart 2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(14.03.2022) Said Nursis Sicht auf die Philosophie

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos