(14.09.2021) Brücken zu Migranten bauen (KI Brückenbauer)

Brücken zu Migranten bauen

Rheda-Wiedenbrück. Die Türen der Moschee stehen offen, draußen steht ein Tisch vor der Tür, eine junge Kreismitarbeiterin macht die 3G-Kontrolle. Der große Gebetsraum ist mit vielen einzelnen Teppichen zu einer großen Fläche ausgelegt. Auf dem Boden sitzen rund 30 Menschen im Schneidersitz, die gespannt nach vorne zum Rednerpult blicken. „Es freut mich, dass wir uns neun Monate nach Projektstart persönlich begegnen können“, so Dr. Norbert Kreutzmann, Leiter des Bildungsbüros des Kreises, bei der Begrüßung aller Gäste. Das Kommunale Integrationszentrum (KI) und die Abteilung Gesundheit haben das Projekt ‚Brückenbauer‘ Ende 2020 ins Leben gerufen. Dabei sollen Menschen mit Zuwanderungsgeschichte mit Blick auf die Corona-Pandemie gezielter aufgeklärt und unterstützt werden. Vergangene Woche konnte die erste Präsenzveranstaltung stattfinden. 

(v.l.) Cemil Sahinöz (Integrationsagentur DRK und Brückenbauer), Laura Fortkord (Abteilung Gesundheit des Kreises), Dr. Norbert Kreutzmann (Leiter Bildungsbüro), Dr. Michael Hanraths (ärztlicher Leiter Impfzentrum), Seyfullah Korkmaz (Imam), Arif Sönmez (Brückenbauer und im Vorstand des Türkisch-Islamischen Kulturvereins Rheda-Wiedenbrück) und Zübeyde Davulcu (stellvertretende Vereinsvorsitzende des Türkischen-Islamischen Kulturvereins) bei der ersten Präsenzveranstaltung des Projektes ‚Brückenbauer‘.

Kommunales Integrationszentrum, 14.09.2021

https://www.kreis-guetersloh.de/aktuelles/presse-und-oeffentlichkeitsarbeit/pressemitteilungen/14-09-2021-pandemie-projekt-brueckenbauer/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(01.09.2021) Projekt Migrantenkoffer

Öztürk Gazetesi, Eylül 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(06.09.2021) Vortag: Der Held der Geduld: Prophet Hiob

Hinterlasse einen Kommentar

September 6, 2021 · 10:47 am

(27.07.2021) Der Wert des Glaubens. Vortrag Tugend.Club

Hinterlasse einen Kommentar

Juli 27, 2021 · 12:35 pm

(22.07.2021) Bereket Sistemi

Bereket Sistemi

Herşeyi matematik ile hesaplamak mümkün değildir. Matematik mantığına göre iki kere iki her zaman dörttür. Fakat hayat bu mantık ile işlemiyor. Hayatta, iki kere iki bazen dört eder, bazen altı, bazen de eksi beş.

Bu hesap sadaka ve zekat için de gecerlidir. Normalde sadaka veya zekat verince, matematiksel olarak bir şey eksilmesi gerekir. Örneğin 100€´nuz var ise, 10€ sadaka verdiğinizde, geriye 90€ kalması gerekiyor. Fakat görüyoruz ki, sadaka veya zekat verildiğinde 100€ eksilmiyor, çoğalıyor. Cenab-ı Allah vesileleri yaratıyor, bereket nasip ediyor ve hiç beklemediğiniz bir şekilde sizden eksiltmiyor, çoğaltıyor.

Zaten „zekat“ lugat manasıyla hem „temizlemek“ demek, hem de „çoğalmak“ manasına geliyor. Yani zekat vererek, hem malınızı, başkalarının hakkı olandan arındırarak, temizliyorsunuz, hem de birşekilde çoğaltıyorsunuz.

Kapitalist sistem, mal ve mülkün faizle çoğalacağını vaad ederek. paylaştıkça bunların azalacağını söyler.

Halbuki kainatta bir bereket sistemi görüyoruz. Bu sisteme göre paylaştıkça çoğaltan, matematiğin aksine eksildikçe çoğaltan bir mekanizmanın işlediğini görmek mümkün.

Buna örnek olarak Hz. Ebu Bekir´i verebiliriz. Hayatında defalarca iflas eden, her iflastan sonra da zenginlik yaşayan Hz. Ebu Bekir, verdikçe vermiş, verdikçe çoğaltmış, çoğaldıkça da yine vermiş. Hz. Ömer dahi „hayırda yarış edin“ kaidesince kendisiyle yarışa girmiş ama Hz. Ebu Bekir´i geçememiş.

Bu hakikati müslüman olmayan uzmanlar dahi kabul ediyorlar. Örneğin ekonomi uzmanı olan Bodo Schäfer, zengin olmak için bağış yapılması gerektiğini söylüyor. Hatta maaşın %10´u bağış yapıldığında, malın çoğalacağını iddia ediyor – ki Cenab-ı Allah´ın sistemi adaleti gereği her insan için geçerli.

Dolayısıyla müslümanlar olarak asosyal paylaşım sitelerinde yediğimiz yemeklerin resimlerini paylaşmak yerine, Medine´deki ensarlar gibi hakikaten yemeğimizi, malımızı, varlığımızı paylaşmamız gerekir ki, kainattaki işleyen o bereket sisteminden faydalanabilelim ve hem dünyada hem ahirette huzur içinde yaşayabilelim.

Dr. Cemil Şahinöz

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Çocuklarda Dijital Bağımlılık (TRT Türk, 18.07.2021)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(15.07.2021) Cemaat´ten Örgüt´e. FETÖ´nün sosyolojik analizi


Düşünün, dini bir cemaat dini kavramlarla ortaya çıkıyor. Onyıllarca dini hizmet yapıyormuş gibi hareket ediyor, millet kendilerine güveniyor ve destekliyor. Varını, yoğunu bu hizmete vakfediyor. Fakat işin aslında, bu cemaat devleti içinden oyuyor, dışgüçlerle işbirliği yapıyor, devletin tüm kilit noktalarına gelmeye çalışıyor, şantaj ile rakiplerini ortadan kaldırıyor. Yani dini hizmet yerine tamamen dünyevi ve mafyavari işlerle uğraşıyor.
 
Masal veya aksiyon filmi gibi gelen bu yazdıklarımız gerçeğin ta kendisi. Gülen Hareketi olarak bilinin FETÖ tam anmalıyla bu şekilde hareket etti ve insanların güvenini istismar etti. Sosyolojik olarak toplumun dini kavramlara yönelik inancını sarstı.
 
Elinizdeki araştırma bu yapılanmayı sosyolojik olarak ele alıyor. Dini bir cemaatin nasıl bir örgüte dönüştüğünü gösteriyor. Hareketin yapılanması, organizasyon şekli, tarihi, hedefleri, metotları ve yurtdışındaki yapılanması analiz ediliyor. Özellikle Gülen´in doğumundan 80´li yıllara kadar fazla bilinmeyen hayatı inceleniyor ve kendisiyle o zamanları yol arkadaşlığı yapan şahıslarla kitap için görüşülüyor.

Amazon: https://amzn.to/2UdaIcG

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar

(23.06.2021) Süt mucizesi

Süt mucizesi

Bediüzzaman Said Nursi, yazdığı Risale-i Nur Külliyatında sıkça anne sütünden bahseder. Anne sütünün bir çok şeye delil olduğundan bahseder Bediüzzaman. örneğin, zayıfların rızıklarının hakiki Rezzak olan Allah tarafından en mükemmel bir şekilde hazırlandığını ve aynı zamanda anne sütünün tam zamanında gerektiği kadar ve şekliyle hazır olmasının bir Yaratıcıyı işaret ettiğini söyler.

Risale-i Nur´da anne sütüyle ilgili geçen bazı yerler:

„Her bahara, bir vagon gibi, hazine-i gaybdan yüz bin nevi et’ime ve levazımat, kemâl-i intizamla yüklenip zîhayata gönderiliyor. Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahmân-ı Rahîmin gayet müşfikane ve mürebbiyâne bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu ispat eder.“ (7. Şua)

„Rezzak-ı Hakikî çocukların rızkını sütle verdiği gibi, onların da rızkını o Hâlık-ı Rahîm veriyor.“ (Emirdağ Lahikası)

„Evet, kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahmân, Rahîm ve Lâtif ve Kerîm olan Hâlık-ı Zülcelâli ve’l-İkram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet lâtif bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi…“ (21. Mektup)

„Evet, bilmüşahede görünüyor ki, rızık, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir. Meselâ, daha dünyaya gelmeden evvel bir yavru, rahm-ı mâderde ihtiyar ve iktidardan bütün bütün mahrum olduğu bir zamanda, ağzını kımıldatacak kadar muhtaç olmayacak bir surette rızkı veriliyor. Sonra, dünyaya geldiği vakit, iktidar ve ihtiyar yok, fakat bir derece istidadı ve bilkuvve bir hissi olduğundan, yalnız ağzını yapıştırmak kadar bir harekete ihtiyaç ile en mükemmel ve en mugaddî ve hazmı en kolay ve en lâtif bir surette ve en acip bir fıtratta, memeler musluğundan ağzına veriliyor. Sonra, iktidar ve ihtiyara bir derece alâka peydâ ettikçe, o kolay ve güzel rızık, bir derece çocuğa karşı nazlanmaya başlar. O memeler çeşmeleri kesilir, başka yerlerden rızkı gönderilir.“ (12. Lem’a)

„Ve sair hayvanatın ve insanın yavrularına memeler musluğundan Ab-ı Kevser gibi hoş, mugaddi, safi, halis, beyaz sütleri kırmızı kan ve mülevves fışkı içinden bulaşmadan, bulandırmadan imdatlarına gönderir, validelerinin şefkatlerini yardımcı verir.“ (19. Şua)

Modern ilim de bu hakikatları tasdikliyor:

„Anne sütü bebeğin geçirdiği evrelere göre değişmekte ve bebeğin hangi döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği de bu döneme göre farklılık göstermektedir. Bebeğin ilk doğduğu günlerde süt kolostrumdur, yani protein ve antikor açısından zengindir. Bu süt, bebeğin bağışıklığını kuvvetlendirir ve bebeğin sindirim sisteminin gelişimine yardımcı olur. İlk 3-4 günden sonra süt daha ince, sulu ve tatlı bir forma dönüşür. Bu bebeğin susuzluğu içindir. Şeker, protein ve mineraller de bebeğin ihtiyacına göredir. Bu süt yağ açısından düşük ve karbonhidrat açısından zengindir. İdeal sıcaklığı ile her an hazır olan anne sütü, içinde bulunan şeker ve yağ ile beyin gelişiminde de önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra içeriğindeki kalsiyum gibi elementler, bebeğin kemik gelişiminde büyük bir pay sahibidir. Zamanla süt daha yoğun ve kremsi bir hal alır. Bu, bebeğin açlığını gidermek içindir. Aynı zamanda IgA seviyesi 10. günden en az 7.5 aya kadar yüksektir. Bu sütün içerdiği antikorlar da bireysel yani her bebeğin ihtiyacına göre farklıdır. […] Erken doğum yapan annelerin sütünde ise mucizevi bir şekilde, bebeğin ihtiyacına yönelik olarak daha fazla yağ, protein, sodyum, klorür ve demir bulunur. […] Bebeğin anne sütüyle beslenmesi, fizyolojik ihtiyaçlarını karşıladığı gibi psikolojik ihtiyaçlarını da karşılar. Bebek anne karnında iken annenin kalp seslerini duyarak gelişir. Emme esnasında annesinin göğsüne yaslandığında aynı kalp seslerini duyar. Bu durum bebeğin kendisini daha mutlu ve huzurlu hissetmesini sağlar. Doğduğu andan itibaren bu şekilde kendini daha güvende hisseden bebek, psikolojik yönden de sağlıklı yetişir.“ (Vedat Mehmet Yildirim, Bebeğin ihtiyaçlarına göre yaratılan mucizevi besin: Anne sütü, 2015).

Yani özetle anne vücuduna tam zamanında, gerektiği kadar ve gerektiği şekliyle süt geliyor. Gelen süt herkese aynı değil, çocuğun yapısına göre uygun birşekilde geliyor. Ve çocuk geliştikçe, süt de değişiyor ve o değişime göre şekilleniyor. Neye ihtiyaç varsa ona göre süt geliyor.

Bu harika işlem ise sütün bir mucize olduğunu ve bu mucizenin arkasında hikmetli bir Yaratıcının olduğunu gösteriyor. Öyle olmasaydı anne vücudu veya göğüsü ne zaman, ne kadar ve hangi şekliyle süt üretileceğini nereden bilsin? Anne ve baba bile çocuğun yapısını ve sürekli değişen ihtiyaçlarını bilemez iken, akılsız, şuursuz vücud nasıl olur da çocuğun yapısını bilecek, ihtiyacını görecek ve ona göre süt üretecek? Bunun olması münkün değildir. Tesadüfen böyle birşeyin oluşmasının imkanı dahi yok.

Dolayısıyla, Allah´ın varlığını ispat etmek için koca koca teorilere, sözde empirik araştırmalara bile gerek yok. Allah´ın varlığını ispat etmek için anne sütü yeterlidir. Afiyet olsun.

Dr. Cemil Şahinöz

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(21.06.2021) Vortrag „Die Bedeutung des Propheten“

Hinterlasse einen Kommentar

Juni 21, 2021 · 7:44 am

(16.07.2021) Alle Bücher von Cemil Sahinöz

Jetzt bestellen:

https://www.amazon.de/s?k=cemil+sahin%C3%B6z&__mk_de_DE=%C3%85M%C3%85%C5%BD%C3%95%C3%91&ref=nb_sb_noss

oder

https://www.lesen24.com/autor/cemil-sahinoez/?p=1

oder

https://www.thalia.de/shop/home/mehr-von-suche/ANY/sp/cemil_sahinoz.html?mehrVon=Cemil%20Sahin%C3%B6z

Bücher:

  • Sahinöz Cemil: Wer Bist Du? Die Reise des Menschen. 1. Auflage. Videel: Niebüll, 2005; 2.-11. Auflage. Nesil: Istanbul, 2005; 12. Auflage. Astec: Bochum, 2018
  • Sahinöz Cemil: Das Gebetsbuch. Handbuch zum Islamischen Gebet. Theorie und Praxis. 1.-10. Auflage. Nesil: Istanbul, 2008; 11. Auflage. Yediveren: Istanbul, 2018
  • Sahinöz Cemil: Die Nurculuk Bewegung. Entstehung, Organisation und Vernetzung. 1.-2. Auflage. Nesil: Istanbul, 2009; 4. Auflage. BOD: Norderstedt, 2019
  • Sahinöz Cemil: Patient oder Kunde? Eine empirische Studie über Konzepte, Strukturen und Kundenorientierung in Krankenhäusern. Achalm Wissenschaftsverlag: Reutlingen, 2010; 2. Auflage. BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Leben und Arbeiten mit türkischen, arabischen und muslimischen Familien: Ein einfühlsamer Ratgeber. 1.-2. Auflage. Achalm Wissenschaftsverlag: Reutlingen, 2010; 3. Auflage: BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Chancen(un)gleichheit in der Schule. 1.-2. Auflage. BOD: Norderstedt, 2011
  • Sahinöz Cemil: Der deutsche Islam. 1.-3. Auflage. BOD: Norderstedt, 2011
  • Sahinöz Cemil: My Halal Check – Einkaufshelfer für Muslime. Edition Bukhara: Mössingen, 2012
  • Sahinöz Cemil: Avrupa´da Islam. Gurbette müslümanlar ve türkler. Cizgi Kitabevi: Konya, 2013 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Muhammed in der Thora und der Bibel. BOD: Norderstedt, 2014; 2. Auflage. Astec: Bochum, 2019
  • Sahinöz Cemil: Glücksspielsucht unter türkischen Migranten in Deutschland. BOD: Norderstedt, 2015
  • Sahinöz Cemil: Islamisches Wörterbuch. Astec: Bochum, 2015
  • Sahinöz Cemil: Salafismus. Extremismus und Fanatismus verstehen und handeln. BOD: Norderstedt, 2016
  • Sahinöz Cemil: Pozitif ol. Pozitif bak. Psikolojik Terapide Risale-i Nur. Zafer Yayınları: Istanbul, 2016 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Die Gülen Bewegung – Religionsgemeinschaft oder Geheimbund? BOD: Norderstedt, 2016
  • Sahinöz Cemil: Seelsorge im Islam: Theorie und Praxis in Deutschland. Springer VS: Wiesbaden, 2018
  • Sahinöz Cemil, Altiner Avni (Hrsg.): Islamische Seelsorge bei Said Nursi. BOD: Norderstedt, 2018
  • Sahinöz Cemil: Nurculuk Hareketi: Sosyolojik Bir Arastirma. 1.-2. Auflage. BOD: Norderstedt, 2018 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Systeme der Gesellschaft. BOD: Norderstedt, 2018
  • Sahinöz Cemil: Ahlaq – Moral und Ethik im Islam. Astec: Bochum, 2019
  • Sahinöz Cemil: Positives Handeln bei Said Nursi. BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Kalbinizle yaptığınız her şey…… size geri dönecektir. Kitap Arası: Istanbul, 2020 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Einführung in die islamische Soziale Arbeit und Religionssoziologie. BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Cemaat´ten Örgüt´e. FETÖ´nün sosyolojik analizi. BOD: Norderstedt, 2021

   Übersetzungen vom Türkischen ins Deutsche:

  • Sirim V.: Erzählungen von Said Nursi. Band 1 – 10. Nesil: Istanbul, 2006
  • Paksu M.: Said Nursi – Die Biographie eines modernen Helden. Nesil: Istanbul, 2008

     Editor, Lektorat :

  • Mehrere Bücher von Said Nursi für den Sözler-Verlag
  • Bozdag M.: Die Intelligenz der Seele. Nesil: Istanbul, 2008
  • Tesbihat. Gotteslobpreisung. Nesil : Istanbul, 2011
  • Aydiner F.: Thomas. Auf der Suche nach seinem Schöpfer. Nesil: Istanbul, 2012
  • Tire-Çetin Ü.: Islam kinderleicht erklärt. BOD: Norderstedt, 2016
  • Şahinöz E.: Nicos Notizbuch. BOD: Norderstedt, 2021

Publikationen in Sammelbänden, Zeitschriften:

  • Sahinöz Cemil: Trinitätslehre im Verständnis des Islam. In: Tatari M., Stosch K. V. (Hrsg.): Trinität – Anstoß für das islamisch-christliche Gespräch. Ferdinand Schöningh: Paderborn, 2013, S. 231-235
  • Sahinöz Cemil: Interkulturelle soziale Arbeit: Möglichkeiten und Grenzen der Kooperation der konfessionellen Wohlfahrtsorganisationen – eine muslimische Perspektive. In: Kiefer M., Ceylan R. (Hrsg.): Ökonomisierung und Säkularisierung – Konfessionelle Wohlfahrtspflege in Deutschland mit besonderer Berücksichtigung muslimischer Partner. VS Verlag: Wiesbaden, 2016, S. 451-459
  • Sahinöz Cemil: Religionspädagogik bei Said Nursi. In: Riexinger M., Ucar B. (Hrsg.): Ein traditioneller Gelehrter stellt sich der Moderne. Said Nursi 1876–1960. V&R unipress: Göttingen, 2017, S. 195-209
  • Sahinöz Cemil: Islamische Seelsorgeangebote in Deutschland und anderen Ländern – eine Übersicht. In: EPD Dokumentation (Hrsg.): Musliminnen und Muslime in der Seelsorge. EPD: Frankfurt, 2020, S. 6-11
  • Sahinöz Cemil: Glück – Unglück im Kontext islamischer Seelsorge. In: Badawia T., Erdem G., Abdallah M. (Hrsg.): Grundlagen muslimischer Seelsorge. Die muslimische Seele begreifen und versorgen. Springer VS: Wiesbaden, 2020, S. 303-313
  • Sahinöz Cemil: Militärgeistlicher – Islamisch. In: Hallermann H., Meckel T., Droege M., De Wall H. (Hrsg.) Lexikon für Kirchen- und Religionsrecht. Band 3. Ferdinand Schöningh: Paderborn, 2020, S. 236-237
  • Sahinöz Cemil: Militärseelsorge – Islamisch. In: Hallermann H., Meckel T., Droege M., De Wall H. (Hrsg.) Lexikon für Kirchen- und Religionsrecht. Band 3. Ferdinand Schöningh: Paderborn, 2020, S. 254-255
  • Gülerce H., Sahinöz C.: Göçmenlerin Din ve Vicdan Özgürlüğü: Avrupa Örneği. In: İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 2020, Cilt 9, Sayi 5, S. 3520-3541 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Koran. In: Frick E., Hilpert K. (Hrsg.): Spiritual Care von A bis Z. De Gruyter: Berlin, 2021, S. 189-191
  • Sahinöz Cemil: Muslimische Seelsorge. In: Frick E., Hilpert K. (Hrsg.): Spiritual Care von A bis Z. De Gruyter: Berlin, 2021, S. 299-301

Redaktionell mitgewirkt:

  • Gutachter in der renommierten Zeitschrift “Spiritual Care“ der Universität Zürich
  • DHS (Deutsche Hauptstelle für Suchtfragen e.V.): Wenn Glücksspielen zum Problem wird! Sportwetten, Spielautomaten, Roulette, Online-Glücksspiele. DHS: Hamm, 2018
  • DHS (Deutsche Hauptstelle für Suchtfragen e.V.): Glücksspielen. Suchtrisiko bei jungen Migranten. DHS: Hamm, 2018

Hinterlasse einen Kommentar

Juni 16, 2021 · 1:34 pm

(10.06.2021) Vortrag Tugend.Club: Die Handlungsfähigkeit des Menschen aus soziologischer, psychologischer und religiöser Sicht (Qadar)

Hinterlasse einen Kommentar

Juni 10, 2021 · 10:43 am

(08.06.2021) Menschenbild im Islam im Kontext der Seelsorge

Menschenbild im Islam im Kontext der Seelsorge

Das Menschenbild, die Wahrnehmung des Menschen in seiner Not, ist ein zentrales Thema in der Seelsorge. Denn der Seelsorger begegnet zunächst einmal dem Menschen in seiner reinsten Form. Daher ist es grundlegend zu schauen, wie der Mensch betrachtet wird, welches Menschenbild herrscht.

Der Islam geht davon aus, dass die gesamte Schöpfung, Lebewesen sowie leblose Körper, Kunstwerke eines Künstlers sind, Bücher eines Autors sind. Der Mensch wird dabei als die höchste Frucht dieses Kunstwerkes bezeichnet. So heißt es z.B. im Koran „Wir haben den Menschen ja in schönster Gestaltung erschaffen“ (Koran, 95:4).

Im Koran bezeichnet Gott den Menschen auch als seinen Stellvertreter auf Erden (Koran, 2:30) und gibt ihm damit einen Stellenwert, der seine Wertschätzung vor Gott signalisiert. Gott hat dem Menschen Eigenschaften gegeben, die er selbst auch hat. Sehen, hören, aber auch Entscheidungen zu treffen. Und das unterscheidet ihn von anderen Lebewesen, die nur kurzfristig instinktiv entscheiden können. Der Mensch plant für die Zukunft, trifft langfristige Entscheidungen. Und aus diesen Entscheidungen, diesem freien Willen, entstehen Konsequenzen. Denn er ist verantwortlich für das, was er tut und manchmal auch für das, was er nicht tut.

Damit wären wir bei einem weiteren Faktor im Menschenbild des Islams. Der Mensch ist ein Wesen, der, auf Grund seines freien Willens, geprüft wird. Der Schöpfer, der Künstler also, prüft in diesem Falle seine Kunst und schaut, für welche Option er sich entscheidet. Wenn Gott ihm Gesundheit, Reichtum, Gaben gewährt, zeigt der Mensch Dankbarkeit? Wenn er krank ist oder in der Not, zeigt er Geduld und Gottvertrauen? Dass heißt, sowohl scheinbar positive als auch scheinbar negative Ereignisse werden als eine Art der Prüfung betrachtet.

Im Kontext der Seelsorge bedeutet dies, dass der Mensch, der laut einem Koranvers für den Gottesdienst erschaffen wurde (Koran, 51:56), der Klient gegenüber dem Seelsorger, nicht als etwas Negatives, Gescheitertes oder Verlorenes betrachtet wird, nur, weil er in einer Krise oder Not ist. Der Mensch in der Not ist, unabhängig von seinen anderen Faktoren wie Beruf, Status oder Herkunft jemand, dem Hilfe in seiner Prüfung geleistet werden soll. In diesem Sinne lässt der Seelsorger in seinem Tun und Handeln die Barmherzigkeit des Schöpfers wirken.

Dieses Menschenbild, dieses Verständnis, führt in der Seelsorge dazu, dass dem Menschen offen, wertschätzend, vorurteilsfrei und nicht verurteilend begegnet wird. Jeder Mensch wird gleichbehandelt und da abgeholt, wo er sich persönlich befindet. Und das wiederum ist eine Bedingung, damit eine gute, effektive Seelsorge stattfinden kann.

Dr. Cemil Şahinöz, Islamische Zeitung, Juni 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne

(24.05.2021) Dijital Bağımlılık

Dijital Bağımlılık

Yaşadığımız yüzyılın, bir dijital yüzyıl olacağını, 25 sene önce araştırmalar gösteriyordu. 90´lı yılların ortasında hızlı bir şekilde her eve giren büyük bilgisayarlar ve ardından cep telefonları insanın yapısını değiştirmeye başlamıştı bile.

21. Yüzyıla gelindiğinde ise, dijital olmayan herşey dijitalleşmeye başlamıştı. Araba, ev, mutfak, kol saati. Kullandığımız herşey kuantum fiziğindeki parçacıklar gibi dijital olarak birbirine bağlanmaya başlamıştı.

Korona pandemisiyle de artık son ücra köşelere, interneti normalde az kullananlara hatta teknolojiye karşı çıkanlara bile dijital bir hayat tarzı artık ulaştı.

Fakat teknoloji bu şekli yayıldıkça, internet kullanımı hayatın her alanına girdikçe, telefon ve bilgisayar oyunlarına erişim kolaylaştıkça, dijital bağımlılık da doğal olarak artmaya başladı. Çünkü her kullanan kişi sağlıklı ve dozunda kullanmıyor.

Örneğin Almanya´nın başkenti Berlin´de yapılan bir araştırmaya göre 4 sene içerisinde bağımlı olan gençlerin sayısı iki katına çıkmış. Aynı şekilde Alman Sağlık Bakanlığının tahminlerine göre 12-17 yaş arası gençlerin %5´i bağımlı. Genç erkeklerde genelde bilgisayar oyunları bağımlılık yaparken, genç kızlarda sosyal medya bağımlılığından bahsediliyor araştırmalarda.

Tabi şunu da belirtmek gerekir. Dijital bağımlılık, psikoterapide yeni bir fenomen. Araştırmalar henüz çok taze. Özellikle dijital bağımlılığın tanımı hakkında tartışmalar sürüyor.

Bahsettiğimiz gibi, interneti veya genel olarak dijital aletleri kullanma şekli önemli. Herşeyi kötüye de iyiye de kullanmak mümkün. Örneğin 200 sene önce kitap okumak da bir menfi bağımlılık olarak değerlendiriliyordu. İnsanların kendilerini günlerce eve kapamalarını, kimseyle görüşmemelerini, sorumluluklarını yerine getirmemelerini, sadece kitap okumalarını, eğitimci Joachin Heinrich Campe 1809´da “Okuma Bağımlılığı“ olarak tarif ediyordu.

Dolayısıyla her dijital kullanıcıyı bağımlı olarak tarif etmek mümkün değil. Bağımlılığı saat oranıyla da tespit etmek mümkün değil, çünkü kimisi işi gereği 10 saat kullanıyor fakat bağımlı olmayabilir, başka birisi daha az kullandığı halde bağımlı olabilir.

Eğer dijital kullanım sosyal hayatı, okul hayatını, iş hayatını, sağlığı menfi etkiliyorsa, uykusuzluğu ve yalnızlaşmayı arttırıyorsa, sorumluluklarını yerine getirememeye götürüyorsa, kullanılmadığı zaman kişinin içinde bir huzursuzluk, agresyon oluşuyorsa bağımlılıktan bahsetmek mümkün. Ve bu tanıma göre çocuklarda dijital bağımlılık çok hızlı bir şekilde artıyor.

Yapılması gereken ise, iyiye kullanma yöntemlerini oluşturmak. Fakat bazen siz iyi kullanmak isteseniz de kötülüklere maruz kalabiliyorsunuz.

Özellikle çocukları internetteki reklamlarla avlamaya çılışan birçok şirket var. Zararsız bir vidyo izlemek istediğiniz de bile çocuğu negatif etkileyen, fıtratına, yaşına ve yapısına uygun olmayan reklamlar gelebiliyor.

Hatta bazı kumar şirketleri telefon oyunları üretiyorlar ve oyunun içine kumar veya kumar benzeri oyunlar yerleştiriyorlar. Bu şekilde bilinçaltı yavaş yavaş kumara alışmış oluyor. Kumara karşı duvar ve direnç yıkılmaya başlıyor.

Bunun dışında özellikle çocuklarda dikkat edilmesi gerekilen konu, yabancılarla yazışma meselesi. Çocuklar genelde çok çabuk güvenebildikleri için, yazıştıkları kişinin zararlı olup olmadığını fark edemeyebilirler. Buna da dikkat etmek gerekir.

Bağımlılık elbette birden oluşmuyor. Bağımlılığa götüren bir süreç, bir yol var. Bağımlılığa karşı tedbir almak için bu süreci engellemek gerekiyor, başka bir yoldan gitmek gerekiyor.

Ve bu sürecin ilk basamağı anne-babanın davranışları. Çünkü çocuk başta anne-babayı kopyalar. Alman sanatçı Karl Valentin´in 100 sene önce dediği gibi “Çocuklarınızı eğitmeyin, zaten sizi kopyalayacaklar.“ Yani siz ne yaparsanız, nasıl yaşarsanız, onu benimseyecek, onu devam ettirecektir.

Yani anne ve baba sürekli telefondaysa, çocuk bir şey sorduğu zaman, cevaplıyor ama gözü telefondaysa, göz teması kurmuyorsa veya çocuk “Hep telefonla ilgileniyorsun, benimle ilgilenmiyorsun“ dediğinde, cevap olarak „Ama ben oyun oynamıyorum, çok önemli bir şey bakıyorum, okuyorum“ – ki herkes için kendi yaptığı “çok önemli“dir – dediği zaman, çocukta da dijital aletlere karşı bir zayıflık ve zaaf oluşmaya başlar. Daha doğrusu anne ve babasından alamadığı o kaliteli vakti akılsız telefonlardan kalitesiz bir şekilde almaya çalışır.

Bu bağlamda eskiden televizyon çocuk bakıcısı gibiydi. Çocukları susturmak için televizyonun önüne oturturlardı. Artık televizyon değil, cep telefonu, vidyo izleme siteleri çocuk bakıcısı görevini üstlendiler. Hiperaktif veya hiperaktif zannedilen “şımarık“ çocukları telefonun sakinleştireceği zannediliyorsa da, çocuk izledikten sonra bir enerji patlaması gerçekleştirir.

Herhangi bir bağımlılık oluşmaması için, bağımlılığın sebeplerine bir bakmak gerekiyor. O sebeplerin oluşumunu engellemek gerekir. Elbette herkesin sebepleri farklı olabiliyor. Ailevi sorunlardan kaçış olabilir, bazen özgüven eksikliği olabiliyor (kendisini internette farklı göstermek, bambaşka bir dünya kurmak), kendini ifade etme isteği (sosyal medyada) veya birşeyi kaçırma hastalığı olabilir.

Bu sebeplerin oluşmaması için sağlıklı iletişim, sağlıklı aile hayatı, sağlıklı internet kullanımı önemli. Örneğin her gelen mesaja hemen cevap vermeme lüksümüzü kullanabiliriz.

Yetişkin bağımlıların birçoğunda depresyon, alkol, sigara veya kumar bağımlılığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tespit etmek de mümkün. Bu durumda kaplayıcı bir terapi gerekebilir.

Eğer bağımlılık olustuysa profesyonel yardım almak gerekir. Konunun uzmanı psikolog, psikiyatrist, terapist veya danışmana giderek ilk adım atılmış olur. Terapi şekli ise yine herkeste farklı olacaktır. Çünkü terapi şekli de kişinin bağımlılığına, yapısına, karakterine, fıtratına, çevresine göre değişiyor. Teke tek terapi uygunlandığı gibi bazen grup terapisi de uygulanabiliyor. Klinikte uygulanan yatılı veya günlük gidip-gelinen terapiler de mümkün. Genelde ise dijital bağımlılıkta davranış terapisi uygulanıyor.

Her hastalığın bir şifası olduğu gibi, her yük kaldırılabilecek bir yük olduğu için, bağımlılıkların da bir çözümü var elbette. Bu bağlamda bazı aşamalar önemli.

1. Farkındalık. Bağımlı olan kişi bağımlılığını kabul etmesi gerekir. Olduğu durumu fark etmesi gerekir. Durumunu red etmek yerine, kabullenmesi gerekir.

2. Değişme isteği. Durumu kabul etmesi yetmez, bir de değişmek istemesi gerekir. Çünkü nadiren de olsa, bağımlı olan kişi bağımlılığını kabul eder fakat hayatından memnun olduğunu düşünebilir. Bu sebeple değişme isteğini de aktive etmek gerekir. “Hayatta olmak istediğim yerdemiyim?” sorusunu bağımlı kendisine sorması gerekir. Daha iyi şeyleri hak ettiğini, daha iyi yerlerde olabileceğini, bağımlılığı hak etmediğini kendisine inandırması gerekir.

3. Değişebileceğine inanç. Bazen değişim isteği vardır, fakat kişi değişebileceğine inanmaz. Bu durumda, değişmenin münkün olmadığı, değişememesi için hiçbir engel olmadığını göstermek gerekir.

4. Motivasyon. Bağımlıların ne kadar ailelerinden, dostlarından motivasyon alıyorsa, o kadar hızlı değiştiğini görüyoruz. Yani bağımlılıktan kurtulabilmek için hayat motivasyonu, hedef, gaye önemli. Ümitsiz bir hastaya teselli ve motivasyon, bazen birçok ilaçtan daha etkili oluyor, çünkü güc veriyor.

5. Değişim icin adımlar. Son olarak da değişim için gerekli adımları atmak gerekir, örneğin terapiye gitmek gibi.

Ve unutulmamalıdır ki, bağımlılık bir sürec olduğu gibi, tedavisi de bir süreçtir. Yani zaman ister. Bu nedenle sabır ile tedaviye devam etmek gerekir.

Dr. Cemil Şahinöz, Referans, Mayis-Haziran 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(11.05.2021) Islamische Militär-, Feuerwehr- und Polizeiseelsorge

Islamische Militär-, Feuerwehr- und Polizeiseelsorge

Seit einem Jahrzehnt sind die Themen islamische Seelsorge und muslimischer Wohlfahrtverband zu Recht auf der Tagesordnung der muslimischen Gemeinschaft in Deutschland und vielen anderen Staaten Europas. Auch die Politik, z.B. in Gestalt der Deutschen Islam Konferenz oder in den verschiedenen Ministerien der Bundesländer, hat sich des Themas angenommen.

In vielen Bereichen und Seelsorgedisziplinen gibt es inzwischen Ausbildungsmöglichkeiten und Einsatzgebiete, wobei die Frage der Finanzierung größtenteils nicht geklärt ist. In den Bereichen Krankenhausseelsorge, Gefängnisseelsorge, Telefonseelsorge und Notfallseesorge hat sich in vielen Regionen etwas getan.

Militärseelsorge: Bedarf vorhanden, Lösung fehlt

Die Militärseelsorge wird seit ca. einem Jahrzehnt diskutiert. Das zentralste Problem hierbei besteht gegenwärtig darin, dass juristisch und politisch auf eine bestimmte Struktur bestanden wird, die es im Islam jedoch nicht gibt. Laut dem Grundgesetz steht jedem Soldaten ein Seelsorger seiner Religionsgemeinschaft zu. Die islamischen Gemeinschaften erfüllen jedoch nicht die gesetzlichen Kriterien einer Religionsgemeinschaft, wie sie im Grundgesetz definiert sind. Soziologisch betrachtet sind sie ganz gewiss Religionsgemeinschaften, aber die juristische Definition aus dem Grundgesetz wird hier scheinbar nicht erfüllt. Entsprechende Anträge werden immer wieder abgelehnt.

Da aber ein großer Bedarf für eine muslimische Militärseelsorge besteht, macht es Sinn, alternative Wege zu gehen. Dass bedeutet, es müsste möglich sein, Zwischenlösungen zu finden, wie z.B., dass man mit den bestehenden muslimischen Gemeinschaften einen Vertrag über die muslimische Seelsorge abschließt und auf der Basis dieses Vertrages muslimische Militärseelsorger einstellt. Der zuständige Bundesinnenminister erklärte schon im September 2016, dass ein Bedarf an muslimischen Seelsorgern bei der Polizei und der Bundeswehr besteht.

Auch Polizisten brauchen seelsorgerische Begleitung

Während also das Thema Militärseelsorge zumindest auf der Tagesordnung von verschiedenen Institutionen auftaucht und in regelmäßig in den Medien thematisiert wird, finden die Bereiche Feuerwehrseelsorge und Polizeiseelsorge bisher kaum Beachtung, obwohl auch hier ein Bedarf klar erkennbar ist.

Über den Anteil der Muslime bei der Polizei und der Feuerwehr gibt es keine Zahlen, da die muslimische Zugehörigkeit in den Statistiken nicht erfasst wird. Jedoch gibt es einige Studien zum Migrationshintergrund der eingestellten Personen bei der Polizei. So lag der Anteil der neu eingestellten Personen mit Migrationshintergrund bei der Polizei im Jahre 2019 in Baden-Württemberg bei 27,2%, in Berlin bei 32,5%, in Bremen bei 14,7%, in Hamburg bei 15,5%, in Hessen bei 21,7%, in Niedersachsen bei 12,1%, in Nordrhein-Westfalen bei 13,3%, in Rheinland-Pfalz bei 13,3% und in Sachsen-Anhalt bei 7,3%. Für die anderen Bundesländer liegen keine Daten vor (Quelle: Mediendienst Integration, 2019).

Da im gleichen Jahr 28,3% der Migranten in Deutschland Muslime waren, kann man davon ausgehen, dass viele muslimische Polizeibeamte im Dienst sind. Wie auch ihre nichtmuslimischen Kollegen, brauchen diese Seelsorge, um mit den verschiedenen seelischen Konflikten und Belastungen, die bei Polizeieinsätzen entstehen können, umzugehen. Nicht nur die Polizeibeamten selbst, sondern auch ihre Angehörigen haben einen Bedarf nach seelsorgerischen Gesprächen. Daher scheint der Aufbau einer islamischen Polizeiseelsorge sehr sinnvoll zu sein, um diesen Bedarf decken zu können.

Ohnehin sind einige Polizeieinrichtungen jetzt schon involviert in die Ausbildung von muslimischen Notfallseelsorgern. Diese muslimischen Notfallseelsorger werden bei verschiedenen Situationen eingesetzt, sind jedoch überwiegend nicht für die Polizeibeamten, sondern für die Betroffenen und Angehörigen von Notsituationen zuständig.

Der Bedarf nach Seelsorgern für Polizeibeamte, die nicht christlich sind, besteht auch für Personen anderer Glaubensrichtungen als dem Islam. So wurde ein erster jüdischer Polizeiseelsorger Dezember 2020 gemeinsam mit dem Land Baden-Württemberg ernannt und Juni 2021 der erste jüdische Militärseelsorger.

Zum Migrationshintergrund bei der Feuerwehr gibt es keine zuverlässigen Zahlen. Jedoch bietet sich auch in diesem Bereich an, jetzt schon zu planen, damit nicht erst dann gehandelt wird, wenn es “brennt“.

Dr. Cemil Şahinöz

Islamische Zeitung, Mai 2021
https://islamische-zeitung.de/fuer-die-geistliche-betreuung-braucht-es-neue-wege/


IslamIQ, 30.05.2021
https://www.islamiq.de/2021/05/30/bundeswehr-und-polizei-brauchen-auch-muslimische-seelsorger/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne

(05.05.2021) Türk kumar bağımlılarına yeni bir hizmet

Türk kumar bağımlılarına yeni bir hizmet

Almanya´da her geçen gün artan Türk kumar bağımlıları artık internetten de danışma imkanı bulacak. Alman Sağlık Bakanlığının desteğiyle daha önce ücretsiz ve Türkçe telefon hattı kurmuştu.

Almanya´da her geçen gün artan Türk kumar bağımlıları artık internetten de danışma imkanı bulacak. Alman Sağlık Bakanlığının desteğiyle daha önce ücretsiz ve Türkçe telefon hattı kurmuştu. Danışma hattına 0800-3264762 numaradan her pazartesi 18-20 saatleri arası ve her çarşamba 20-22 saatleri arası ulaşmak mümkün.  

Bakanlık, yoğun ilgiden dolayı artık internetten Türkçe yazılı ve görüntülü danışma imkanını da devreye soktu. http://www.gluecksspielsucht-nrw.de/onlineberatung sitesinden Türkçe olarak danışmak mümkün. 

Kumar bağımlılarına telefon ve internet danışmanlığı yapan ve daha önce de Türk kumar bağımlıları ile ilgili kitap yazan aile danışmanı Dr. Cemil Şahinöz yeni hizmetlerinin gerekçesini anlattı: „Araştırmalara göre Almanya´da en hızlı büyüyen kumar bağımlıları grubu maalesef türk kökenliler. Bunu engellemek için yıllar önce ücretsiz telefon hattını kurduk. Yoğun ilgiden dolayı Sağlık Bakanlığı artık internet üzerinden de danışma sitesi kurdu. Bağımlılar veya yakınları, dostları, uzmanlar Türkçe olarak sitemize girip tamamen anonim bir şekilde, mail adresini bile vermeden, danışabilirler. Chat ve mail ile yazışarak veya görüntülü olarak yardım almak mümkün.“  

e-Haber Ajansı (e-ha), 05.05.2021

https://www.e-haberajansi.com/home/news_description/7055/T%C3%BCrk-kumar-ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1lar%C4%B1na-yeni-bir-hizmet

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(30.04.2021) Die große Angst vor der Spritze

Die große Angst vor der Spritze

[…]

Doch Vorbehalte, da sind sich Expertinnen und Experten einig, lassen sich nicht allein mit Broschüren und Merkblättern ausräumen. „Mundpropaganda und mündliche Aufklärung sind sehr wichtig“, sagt der Soziologe, Religionspsychologe und Vorsitzende des Bündnisses Islamischer Gemeinden in Bielefeld, Cemil Şahinöz. In seiner Gemeinde organisiert er deshalb Online-Vorträge von muttersprachlichen Ärztinnen und Ärzten. Das scheint zu funktionieren: „Trotz aller Hürden nehme ich eine hohe Impfbereitschaft wahr“, sagt Şahinöz. „Wir werden in unseren Gemeinden ständig gefragt: Wo kann ich mich impfen lassen? Wann bin ich dran?“

Spiegel, 30.04.2021

https://www.spiegel.de/gesundheit/corona-impfskepsis-in-armen-vierteln-die-grosse-angst-vor-der-spritze-a-9022165b-21e6-49a3-b1aa-432fc481edbd

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(23.04.2021) Neunjähriger veröffentlicht sein erstes Buch

Steinhagener Schaufenster, 23.04.2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(14.04.2021) „Nicos Notizbuch“: Neunjähriger aus Steinhagen schreibt erstes Buch

„Nicos Notizbuch“: Neunjähriger aus Steinhagen schreibt erstes Buch

Ensar Şahinöz ist erst neun Jahre alt. Die Corona-bedingten Schulausfälle hat der Viertklässler genutzt, um sein erstes Buch herauszubringen. Der Verlegersohn aus dem westfälischen Steinhagen hat sogar schon Pläne für eine Fortsetzung.

Der neunjährige Ensar Şahinöz hat immer schon gerne gelesen. Aber auch das Schreiben ging ihm schon in der frühen Kindheit leicht von der Hand. Die Corona-Pandemie, die von Unterrichtsausfällen und Homeschooling gekennzeichnet war, hat er auf seine eigene Weise genutzt: Acht Monate lang, so berichtet das „Haller Kreisblatt“, schrieb Ensar selbst kreierte Geschichten auf. Am Ende der Bemühungen stand „Nicos Notizbuch – Wie das schlimmste Jahr meines Lebens verlief“, so der Titel seines Erstlingswerkes.

Ungeachtet des Titels und des Anlasses seiner Entstehung geht es in dem Buch nicht um Corona. Der Viertklässler aus Steinhagen beschreibt stattdessen, wie sein Protagonist Nico versucht, ins Buch der Rekorde zu kommen und dabei viele Abenteuer erlebt. Außerdem erzählt Ensar, welche verrückten Abenteuer Nico mit seinen Freunden, in der Schule, mit seiner Familie und im Fußballverein erlebt.

An seiner Grundschule in Künsebeck hat der Nachwuchsautor auch schon seine erste Lesung durchgeführt.

Auf eine Fortsetzung dürfen sich seine Fans jetzt schon freuen. An Ideen fehlt es dem Neunjährigen nicht. Im zweiten Teil von Nicos Abenteuern wird der Titelheld eine Weltreise unternehmen. Dabei wird dieser auch Frankreich und die Türkei besuchen, verrät der junge Autor.

Der eigene Vater tippte Ensars mit der Hand geschriebene Geschichten an seinem Computer ab. Was Verlagswesen und Bücher betrifft, fällt im Hause Şahinöz der Apfel nicht weit vom Stamm: Vater Cemil ist Diplom-Soziologe und bekannt als Gründer und Chefredakteur der Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religion „Ayasofya“. Er glaubt ganz fest an das Talent seines Sohnes.

TRT Deutsch, 14.04.2021

https://www.trtdeutsch.com/kultur/nicos-notizbuch-neunjahriger-aus-steinhagen-schreibt-erstes-buch-5142858

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(10.04.2021) Dokuz yaşında yazar oldu

Hinterlasse einen Kommentar

April 10, 2021 · 4:35 pm

(07.04.2021) Pozitif bakış açısı

Pozitif bakış açısı

Hüsn-ü zan meselesi, pozitif bakış açısını gösteriyor. Hüsn-ü zan edebilme imkanı var iken, su-i zan etmeye, yani pozitif düşünme imkanı var iken, negatif düşünmeye, gerek yoktur.

“Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır“ sözü bu kadar kısa ve veciz kelimelerle dünyaya bakış açımızın hayatımızı nasıl etkilediğine vurgu yapıyor. Ne kadar müsbet (pozitif) bakar isek, hayatımız da o kadar müsbet olur. Neticede stres dediğimiz olay dahi sadece bizim kafamızda oluşan bir olgu. Stres, olayları yorumlama şeklimiz. Başımıza gelen bir olayı nasıl değerlendirirsek ona göre ya stres oluşur yada oluşmaz. Bundan dolayı algı ve olgu meselesini iyi yönetmek gerekir.

Bir bakış açısı örneğini Peygamber Efendimiz sergiliyor. Medine´de sahabeler ile beraber gezerken çöplükte kokmuş bir köpek leşi görüyorlar. Sahabeler “Çok kötü kokuyor” derken Peygamber Efendimiz olayın müsbet yönüne dikkat çekiyor: “Dişlerine bakın, ne güzeldir.” Aynı şekilde eşini şikayet eden birine Hz. Muhammed (sav) ”Sen de güzel yönlerine bak” diyor.

Herşeyin güzel olduğunu Allah kendisini bildiriyor: “Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.“ (Kur´an, 32:7).

Dolayısıyla Allah´ın yarattığı herşey güzeldir. Güzel veya çirkin olarak görmemiz bizim bakış açımız ile bağlantılıdır. Nereden, nasıl baktığımız önemlidir.

Menfi (negatif) baktığımızda iyiyi dahi, kötü olarak görmeye başlarız. Aynı şekilde günlük hayatımızda, örneğin gazetede veya televizyonda, gördüğümüz kötü, iğrenç veya şiddetli görüntüler bilinçaltımıza yerleşir ve bu çoğaldıkca hayattan, ibadetlerimizden, sevdiğimiz şeylerden lezzet almamaya başlarız, hakikattan uzaklaşırız, onu anlayamaz hale geliriz. Huzursuz ve mutsuz oluruz, fakat sebebini başka yerlerde ararız.

Bütün dünya´da romanlardan sonra en çok satan kitaplar mutluluk ve başarı vaad eden kitaplar. Kitapçılar ve kütüphaneler “21 günde başarı“, “Oku, mutlu ol“ kitaplarıyla dolu. Hatta bazı ülkelerde okullarda “Mutluluk“ dersi veriliyor. Bu derse katılan öğrenciler mutlu olma duygusunu hissetmeye (?!) çalışıyorlar. Bununla da kalmıyor örneğin Almanya´da bir “Gülme Derneği“ var. Dernekte, mutluluğun gülmekten kaynaklandığı ifade ediliyor. Meğer insanlar gülmeyi beceremiyorlarmış, onun için mutsuzlarmış. Bu dernek de insanlara gülmeyi öğretecekmiş. Derneğin üyeleri her hafta birer saat gülme-antremanı yapıyorlar. Aslında mutsuz etmesi gereken olay budur. Yani gülmek için dernek kuran mutsuz insanların bu konuda ciddi olması bizi toplumsal bazda “mutsuz“ etmeli. Gülmeyi öğrenmeye ihtiyaç duyan tek varlık insandır galiba!

Kapitalizm elbette insanların huzursuzluğunu ve mutsuzluğunu kendisine kar payı yapma peşinde. Mutluluk ve huzuru adeta bir ürün olarak satma çabasında. Bunu başarabildiğinin en büyük delili, insanlar mutluluklarını banka´daki hesaplarıyla ölçmeleri. Ne kadar çok paran varsa o kadar mutlusun felsefesi.

Elbette bu bir kısırdöngüdür. Bu şekilde hiçbir zaman mutlu olma ihtimali dahi yoktur. Çünkü bu şekilde düşünen bir insan her zaman daha çok para ister. “Daha çok parası“ olduğu zaman bir anlık mutlu olur, fakat bir an sonra yine “daha çok“ olsun diye yine mutsuzluğa düşer. Yani kapitalizm bizlere ekmek arası huzur ve pilav yanı mutluluk satma peşinde.

Evet, insanlık mutsuzluğu hep beşeri sistemlerde aradı. Kapitalizm, konunizm, sosyalizm ve daha nice sistemler mutluluk peşinde koşan mutsuz insanlar yetiştirdiler.

Modernite´nin kalabalığı, hızlı yaşam tarzı, sesler, gürültüler, renkler insanlığı bozmaya namzed oldular.

Halbuki mutluluk dediğimiz olay satın alınamaz, satılmaz.

Konfüçyüs “Her şeyde güzellik vardır ama herkes görmez” der. Evet, herşey ya bizzat güzeldir, örneğin bir çiçek gibi, veyahut neticesi itibariyle güzeldir, örneğin başımıza gelen bir musibetin bizi olgunlaştırması veya bazı şeyleri daha iyi görebilmemizi sağlaması gibi. Zahiren bakıldığında musibetler ve hastalıklar kötü gözüküyor, fakat neticeleri pozitif olabiliyor.

Bir şeyin varlığı kötü anlamına gelmez. Siz o varlığı nasıl algılar veya “kullanırsanız“ size o şekilde yansır. Güzele yönlendirirseniz güzel olur. Bazen kötü zannetiğiniz şeyler hayır, hayır zannetikleriniz şer olabiliyor: “Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz“ (Kur´an, 2:216).

Müsbet düşünce insanın tüm dertlerini çözmeye vesile olabilir ve bu sayede bir ilaçtan dahi daha etkili olur.

Dolayısıyla mutluluk ve huzur temelinde bakış açısıyla ilgili bir meseledir. Olayları algılayış şeklimiz dünyamızı etkiler.

İnsan, beyniyle yapamayacağı birşey yoktur. Beyin, bütün vücudu hatta duyguları ve davranışlarımızı etkiler. Vücudumuzun herhangi bir azasını hareket ettirmek istediğimizde bunu beynimizin istemesiyle yaparız. Bize sadece istemek düşer. Bu isteme duygusu neticesinde vücudumuz hareket ettirilir.

Beynimizin o kadar muhteşem bir çalışma sistemi varki, olmayan bir hastalığı bile size varmış gibi gösterebilir. Ve siz gerçekten o hastalığa yakalanabilirsiniz. Psikolojik hastalıkların bazıları da böyledir. Her duygunun bedensel bir bileşeni vardır. Fazla stres, gerginlik ve sıkıntı vücuda vurur ve bel, diz, omuz ağırlıkları başlar. Aynı şekilde var olan bir hastalığı beyin gücünüzle yeniden hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Bu nedenle kendisi için dua edildiğini ve destek verildiğini düşünen hastalar diğer hastalara oranla çok daha çabuk iyileşirler.

Çünkü birşeye ne kadar çok inanırsanız, beyniniz o konuya yoğunlaşır. Önce aklınızda, fikrinizde, zihninizde gelişir, daha sonra dışarıya yansır. Bunun neticesinde o enerjiyi kainata yaymış olursunuz, ya pozitif veya negatif. Bu pozitif (olumlu, müsbet) veya negatif (olumsuz, menfi) enerji sayesinde hayatınızda birçok şeyi etkiler veya değiştirirsiniz.

Siz dünyaya pozitif bir enerji yayarsanız bu dünyada bir iyilik olarak karşınıza çıkar. Negatif enerji saldığınızda negatif bir olay olarak kendisini gösterir. Yani aslında başınıza gelen olaylar sizin daha önce yaydığınız enerjiye bağlı. “İyilik eskimez, günah unutulmaz. Deyyan (Allah Teala) ölmez. Dilediğini yap, ettiğini bulursun.“ buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Buna şöyle bir örneği verebiliriz. Aklınızdan kötü birşey geçtiğinde veya kötü bir şeyi dile döktüğünüzde hemen “Allah korusun” dersiniz. Yani daha olmamış bir kötü olayı, sırf siz söylediniz veya aklınızdan geçirdiniz diye gerçekleşebileceğine inanırsınız ve “Allah korusun” dersiniz. Kötü sözlerimizin kötü enerji yayıp ve bundan dolayı o kötü olayın gerçekleşeceğine inanırız. Yani bir nevi dua niyetine gireceğini düşünürüz. “Düşündüğüm başıma geldi”, “Söyledim oldu” gibi sözler bunun ile alakalı. Örneğin nazar denen olay da bu negatif enerji sayesinde oluşur.

Pozitif ve negatif enerjiler ise tamamen bakış açınıza bağlıdır. Bu ise yine beyindeki işlemlere bağlıdır. Bakış açımız pozitif ise, beyin bunu olumlu olarak dışarı yansıtır. Bunun için dilimizi bile kullanmamıza gerek yok.

Örneğin ilk defa gördüğünüz bir insan ile anlaşıp anlaşamayacağınızı ilk saniyerde anlarsınız. Hatta karşınızdaki hiç konuşmasa bile. Bunun önyargı ile bir ilgisi yoktur. Karşınızdakinin saldığı enerjiyle ilgilidir. Eğer o enerji sizinki ile bağdaşıyorsa, yani aynı hatlarda, frekanslarda buluşuyorsa, o kişiyle çok iyi anlaşacağınızı düşünürsünüz. “Elektrim aldım / alamadım“ deyimi gibi. Tabiki bunda yanılma payıda vardır, ama beyninizi kontrol edebilme ve düşünce tarzınızı pozitif olarak yönlendirme kabiliyetini geliştirirseniz isabet etme oranı da yükselir. Hatta insanlar başkalarının söylediklerini unuturlar, onların kendilerine hissettirdiklerini hatırlarlar ve ona göre kişiye ya soğuk yada sıcak davranırlar.

Pozitif ve negatif enerjiyi sadece yetişkinler değil, bebekler dahi fark eder. Siz bir bebeğe hiçbir şey söylemeseniz dahi, sizi anlamasa bile, yaydığınız enerji sayesinde ya huzurlu olur yada huzursuz olur. Ve bu algı anne karnında başlar. Yani daha doğmamış olan bebek anne karnında psikolojik gelişimine başlar.

Çocukların önünde kavga etmeseniz bile, kavganın kötü enerjisi her yeri sarar ve birşeylerin doğru gitmediğini çocuk dahi sezer.

Körlerde de bu durumu fark ederiz. Gözleri görmez, fakat görüyormuş gibi sinyalleri alırlar ve üzücü birşey “gördüklerinde“ görmedikleri halde üzülürler. Bunu körler ile yapılan birçok araştırma ispat ediyor.

Aynı işlemi bitkilerde de görürüz. 2 hafta boyunca 24 saat agresif ve gürültülü bir müzik dinlettirdiğinizde bitki soluyor, ölüyor, enerjisi bitiyor. Ama sakin ve rahatlatıcı bir müzik dinlettirdiğinizde çiçek açıyor, bitki büyüyor, enerji topluyor.

Bu sadece canlılar için geçerli değil. Cansızlar için de geçerli. Su damlası agresif ve gürültülü müzikde bozuluyor, molekülleri kirleniyor. Sakin ve rahatlatıcı bir müzikde temizliği ve duruluğu bozulmuyor. İnsan bedeninin %70´inin su olduğunu düşünürsek bu hakikati daha iyi anlarız.

Hatta Çin´den gelen Feng Shui felsefesine göre bir odadaki eşyalar pozitif enerji aktarabilecek şekilde düzenlenir.

Canlıların ve cansızların bizim yaydığımız enerjiden etkilendiğini düşünürsek, dünyamızı ve dünyayı beynimizin ve düşünce tarzımızın yönelttiğini kabul etmemiz gerekiyor.

Birisi mavi bir gözlük ile dolaşıyorsa tüm dünyayı mavi görür. Bu kişiye diğer renklerin varlığından bahsetseniz ve hatta size inansa dahi o gözlüğü çıkarmadan diğer renkleri göremez. Sadece inanması yetmez, o gözlüğü de çıkarması gerekiyor. Bakış açısını, düşünce tarzını değiştirmesi gerekiyor.

Yani bir olayı nasıl görür, değerlendirir ve algılar isek, o şekilde beynimizde canlanır ve senaryolar halinde biz o olayı beynimizde devam ettiririz. Ya pozitif, ya negatif. Bu nedenle su-i zan ve kötü düşünce zararlıdır.

Olaylara bakışımız ise göz ile de ilgili değildir. Örneğin zahiren baktığımızda güneş dünyanın etrafında dönüyor. Ama hakikat tam tersi. Kainatta ve hayatımızda da birçok şey böyle. Bakmak veya Görmek. Bakarken bir de görmek lazım. Her bakmak, görmek manasına gelmez. Bakan, sadece madde görür. Gören, herşeyde Allah’ın tevhid olduğunu görür. Bu nedenle maarifet gözde değil. Göz sadece bir ışık yansıması yapar. Göz aslında hiçbir şey görmez. Herşeyi gören yine beynimizdir. Beynimizdeki yansıma gördüğümüzün yorumudur. Biz dünyayı görürken, aslında beynimizdeki yorumlanmış halini görüyoruz. Bu yoruma göre hareket ediyoruz. Yine ya pozitif veyahut negatif.

Şizofrenleri buna örnek olarak verebiliriz. Birçok şizofren örneğin karşılarında bir insan madde olarak olmamasına rağmen birini gördüklerini söylerler. O insan madde olarak aslında orada yoktur. Fakat beyni kendisine orada bir insan varmış gibi gösterir ve gerçektende “gözleriyle” görür. Nitekim bu bir beyin hatasıdır ve tedavi edilmeli. Ama bizi ilgilendiren nokta beynin böyle bir fonksiyonu olabilmesi. Yani maddeten olmayan birşeyi gözümüze varmış gibi gösterebilmesi. Bu algılayışı pozitife çevirebilir ve hayrımıza kullanabiliriz.

O zaman bütün olay algılayış şeklinde bitiyor. Algılayış şekli hareketlerimizi ve davranışlarımızı etkiliyor. Biz dünyayı ve hayatımızı nasıl görmek istersek, dünyamız ve hayatımız o şekli alır.

Çocuğunuz bir bardağı kırdığında, bardağı düşünüp çocuğa çok kızabilirsiniz. Bu çok materyalist bir hareket olur. Fakat bardağın geçici ve fani bir madde olduğunu, geçici birşeyin hiçbir değeri olmadığını düşünürseniz o an sıkıntı yaşamassınız. O yüzden olayları dışarıdan seyretme imkanını geliştirmek gerekiyor.

Dışarıdan seyrettiğinizde yeni bir algılayış şekli, yeni bir paradigma geliştirmiş oluyorsunuz. Olaylar değişiyor. İyi veya kötü diye birşey kalmıyor. Herşey sadece sun-i bir imtihan olarak karşınıza çıkıyor. Sizin problemli ve sorunlu olarak gördüğünüz mesele basit bir olay oluyor ve çözülmesi de kolaylaşıyor. Her olay, her an sahte ve geçici olarak kendini gösteriyor. Hakiki güzellik bu perdelerin arkasında gizleniyor.

Dr. Cemil Şahinöz

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler