(20.10.2021) Meine bunte Fantasiewelt

Meine bunte Fantasiewelt

Die 7-jährige Künstlerin Semira Sahinöz zeigt in ihrem Kunstbuch ihre bunte Fantasiewelt.

Zum Bestellen:

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar

(14.10.2021) Göçün 60. Yılı

çün 60. Yılı

Yıl 1961. Türkiye´nin her hangi bir şehrinde veya bir köyünde yaşıyorsunuz. Aileniz ile bir akşam toplanmış, hayatınızın belki en önemli kararını vereceksiniz. „Gideyim mi? Gitmeyeyim mi? Kalayım mı? Kalmayayım mı?“ gibi sorular kafanızda haftalardır, belki aylardır dönüyor.

Kalsanız, iş güç yok. Eve ekmek getiremiyorsunuz. Gitseniz, eşinizi, çocuklarınızı, tüm sevdiklerinizi geride bırakacaksınız. Belki iki sene sonra, belki daha uzun bir zamandan sonra geri döneceksiniz. Halbuki daha yeni okula başlamış olan çocuğunuzun size ihtiyacı var. Belki bir kaç ay sonra doğacak olan çocuğunuzu aylar, seneler sonra ilk defa göreceksiniz. Ya da henüz yeni doğmuş olan çocuğunuz iki sene baba hasreti çekecek. Eğer yeni evlendiyseniz, gurbete giderek, sevdiğinize daha yeni kavuşmuşken tekrar ayrı kalmanız gerekecek. Zor bir karar.

Almanya ve Türkiye 1961´de işci anlaşması imzalıyor. Bu anlaşma sayesinde onbinlerce insan Türkiye´den Almanya´ya geliyor. Sirkeci tren garında hergün yüzlerce insan toplanıyor. Ailenizi, sevdiklerinizi geride bırakıp, elinizde bir bavul ile “gurbet“ kelimesini yaşamaya gidiyorsunuz. Artık “gurbetçi“ olacaksınız.

“Gurbetçilerimiz“ bu şekilde 1961´den itibaren Sirkeci tren garından Münih´in meşhur 11. Peronuna yolculuk ediyorlar. Kimisi iki sene sonra dönmeyi, kimisi traktör parası kazanıp geri dönmeyi planlıyor. Fakat bugün biliyoruz ki, geri dönüşü sadece çok az sayıda insan gerçekleştirdi. Çoğunluk ise “misafir“ olarak gittiği yerde, kalıcı olarak yaşamaya başladı.

Misafir ile yabancının farkı

Sosyolog Georg Simmel “Misafir“ ve “Yabancının“ farkını anlatırken: „Misafir bugün gelir, yarın gider. Yabancı bugün gelir, yarın kalır” der. Çünkü misafirin özelliği gittiği yerde kısa durmaktır. Gelir ve yine gider. Yabancı ise, gidemez, kalıcıdır ve kalır. 60 sene önce Türkiye´den ilk işciler Almanya´ya geldiklerinde “misafir” olarak geldiklerini zannediyorlardı. Yani bir kaç sene Almanya´da çalışıp, traktör parası kazanıp, Mercedes markalı araba, alman çikolatalarıyla dolu olan bir torba ve bir radyo ve televizyon alıp, vatanlarına geri döneceklerini hayal ediyorlardı. Ama dönemediler. Almanya´nın cazibesi “misafirleri” yabancı, yani gurbetçi yaptı.

Halen “bir gün döneceğim” hayaliyle yaşayanlar olsa da, yaklaşık 60 senedir Almanya´da, alman toplumunda insanlarımız varlıklarını sürdürüyorlar. İnişleriyle, çıkışlarıyla, iyi ve kötü anlarıyla geçen koca bir 60 sene. Kimisi vefat edince memleketine tabut içinde geri dönüyor. Kimisi yaşadığı ülkenin müslüman mezarlığına gömülüyor.

Alamancı mı Yabancı mı?

90´li senelerin öğrencileri hatırlar. Alman okulunda yabancıydınız, Türkiye´de ise alamancı. Ne oraya, ne buraya aittiniz. Ne onlar sizi anlıyordu, ne bunlar. İki dil, iki kültür arasında sıkışıp kalmış bir nesil yetişiyordu.

60 senelik bu gurbetçi tarihinde, vatandaşlarımız çeşitli sorun ve sıkıntılar yaşadılar. Kendi başlarına kalan gurbetçilerimiz, kendi sosyolojilerini, kendi anlayış ve değerlerini ürettiler. Asimile olmamak için çaba verdiler. Din, örf, dil ve adetlerini muhafaza edebilmek için gayret gösterdiler. Aynı zamanda yaşadıkları ülkeye ayak uydurabilmek için, uyum sağlamaya ve entegre olmaya çalıştılar.

Öztürk Gazetemiz bu koca 60 seneyi arşivleriyle, resimleriyle, hikayeleriyle sayfalara taşıyor. Gazetenin arşivinde öyle anılar var ki, hepsi kayda değer. Hiç biri unutulmayı hak etmiyor. Unutmamak, unutulmamak için, o önden gidenlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk, Ekim 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(07.10.2021) Mehmet Firinci Abi Anma Programi 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Oktober 7, 2021 · 10:07 pm

(04.10.2021) Iman, Küfür, Inkar ve Mühürlenmis Kalp kavramlari

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(29.09.2021) Positives Denken. Vortrag

Hinterlasse einen Kommentar

September 29, 2021 · 11:00 am

(16.09.2021) In Pandemie Brücken zu Migranten bauen

Die Glocke, 16.09.2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(14.09.2021) Brücken zu Migranten bauen (KI Brückenbauer)

Brücken zu Migranten bauen

Rheda-Wiedenbrück. Die Türen der Moschee stehen offen, draußen steht ein Tisch vor der Tür, eine junge Kreismitarbeiterin macht die 3G-Kontrolle. Der große Gebetsraum ist mit vielen einzelnen Teppichen zu einer großen Fläche ausgelegt. Auf dem Boden sitzen rund 30 Menschen im Schneidersitz, die gespannt nach vorne zum Rednerpult blicken. „Es freut mich, dass wir uns neun Monate nach Projektstart persönlich begegnen können“, so Dr. Norbert Kreutzmann, Leiter des Bildungsbüros des Kreises, bei der Begrüßung aller Gäste. Das Kommunale Integrationszentrum (KI) und die Abteilung Gesundheit haben das Projekt ‚Brückenbauer‘ Ende 2020 ins Leben gerufen. Dabei sollen Menschen mit Zuwanderungsgeschichte mit Blick auf die Corona-Pandemie gezielter aufgeklärt und unterstützt werden. Vergangene Woche konnte die erste Präsenzveranstaltung stattfinden. 

(v.l.) Cemil Sahinöz (Integrationsagentur DRK und Brückenbauer), Laura Fortkord (Abteilung Gesundheit des Kreises), Dr. Norbert Kreutzmann (Leiter Bildungsbüro), Dr. Michael Hanraths (ärztlicher Leiter Impfzentrum), Seyfullah Korkmaz (Imam), Arif Sönmez (Brückenbauer und im Vorstand des Türkisch-Islamischen Kulturvereins Rheda-Wiedenbrück) und Zübeyde Davulcu (stellvertretende Vereinsvorsitzende des Türkischen-Islamischen Kulturvereins) bei der ersten Präsenzveranstaltung des Projektes ‚Brückenbauer‘.

Kommunales Integrationszentrum, 14.09.2021

https://www.kreis-guetersloh.de/aktuelles/presse-und-oeffentlichkeitsarbeit/pressemitteilungen/14-09-2021-pandemie-projekt-brueckenbauer/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(01.09.2021) Projekt Migrantenkoffer

Öztürk Gazetesi, Eylül 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(06.09.2021) Vortag: Der Held der Geduld: Prophet Hiob

Hinterlasse einen Kommentar

September 6, 2021 · 10:47 am

(05.09.2021) Öztürk Gazetesi “Almanya’ya Göçün 60. Yılı” farkındalık sayfası oluşturdu

Öztürk Gazetesi “Almanya’ya Göçün 60. Yılı” farkındalık sayfası oluşturdu

Gazetenin Eylül sayısında yer alan ilanlarda; “Muharrem Çetinkaya, Bülent Yılmaz, Şahinöz Ailesi, Selma Başkan ve Esat Ayazoğlu” baba ve annelerini hasret satırlarıyla andılar.

Öztürk Gazetesi, Eylül sayısında Türkiye’den Almanya’ya gelişimizin 60. yılına dikkat çekmek için “Almanya’ya Göçün 60. Yılı” farkındalık sayfası hazırladı. Gazetenin 363.sayısının 10. sayfasında yer alan ilanlarda; “Muharrem Çetinkaya, Bülent Yılmaz, Şahinöz Ailesi, Selma Başkan ve Esat Ayazoğlu” baba ve annelerini hasret satırlarıyla andılar. Yine 10. sayfada Bielefeld’de esnaflık geçmişi bulunan; “Ünal Erdoğan, Nuri Doğrul, Hüseyin Gürkan, Süleyman Erze, Fevzi Aka, Tolga Güven, Mehmet Solak, Sedat Köklüce, Atıf Saylam ve Arif Kayadelen” gibi şahsiyetler, Öztürk Gazetesi imzalı reklam ile minnet duygularıyla hatırlandı.

[…]

Öztürk, Eylül 2021
https://www.ozturk.de/oeztuerk-gazetesi-almanyaya-goecuen-60-yili-farkindalik-sayfasi-olusturdu/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(27.07.2021) Der Wert des Glaubens. Vortrag Tugend.Club

Hinterlasse einen Kommentar

Juli 27, 2021 · 12:35 pm

(22.07.2021) Bereket Sistemi

Bereket Sistemi

Herşeyi matematik ile hesaplamak mümkün değildir. Matematik mantığına göre iki kere iki her zaman dörttür. Fakat hayat bu mantık ile işlemiyor. Hayatta, iki kere iki bazen dört eder, bazen altı, bazen de eksi beş.

Bu hesap sadaka ve zekat için de gecerlidir. Normalde sadaka veya zekat verince, matematiksel olarak bir şey eksilmesi gerekir. Örneğin 100€´nuz var ise, 10€ sadaka verdiğinizde, geriye 90€ kalması gerekiyor. Fakat görüyoruz ki, sadaka veya zekat verildiğinde 100€ eksilmiyor, çoğalıyor. Cenab-ı Allah vesileleri yaratıyor, bereket nasip ediyor ve hiç beklemediğiniz bir şekilde sizden eksiltmiyor, çoğaltıyor.

Zaten „zekat“ lugat manasıyla hem „temizlemek“ demek, hem de „çoğalmak“ manasına geliyor. Yani zekat vererek, hem malınızı, başkalarının hakkı olandan arındırarak, temizliyorsunuz, hem de birşekilde çoğaltıyorsunuz.

Kapitalist sistem, mal ve mülkün faizle çoğalacağını vaad ederek. paylaştıkça bunların azalacağını söyler.

Halbuki kainatta bir bereket sistemi görüyoruz. Bu sisteme göre paylaştıkça çoğaltan, matematiğin aksine eksildikçe çoğaltan bir mekanizmanın işlediğini görmek mümkün.

Buna örnek olarak Hz. Ebu Bekir´i verebiliriz. Hayatında defalarca iflas eden, her iflastan sonra da zenginlik yaşayan Hz. Ebu Bekir, verdikçe vermiş, verdikçe çoğaltmış, çoğaldıkça da yine vermiş. Hz. Ömer dahi „hayırda yarış edin“ kaidesince kendisiyle yarışa girmiş ama Hz. Ebu Bekir´i geçememiş.

Bu hakikati müslüman olmayan uzmanlar dahi kabul ediyorlar. Örneğin ekonomi uzmanı olan Bodo Schäfer, zengin olmak için bağış yapılması gerektiğini söylüyor. Hatta maaşın %10´u bağış yapıldığında, malın çoğalacağını iddia ediyor – ki Cenab-ı Allah´ın sistemi adaleti gereği her insan için geçerli.

Dolayısıyla müslümanlar olarak asosyal paylaşım sitelerinde yediğimiz yemeklerin resimlerini paylaşmak yerine, Medine´deki ensarlar gibi hakikaten yemeğimizi, malımızı, varlığımızı paylaşmamız gerekir ki, kainattaki işleyen o bereket sisteminden faydalanabilelim ve hem dünyada hem ahirette huzur içinde yaşayabilelim.

Dr. Cemil Şahinöz

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Çocuklarda Dijital Bağımlılık (TRT Türk, 18.07.2021)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(15.07.2021) Cemaat´ten Örgüt´e. FETÖ´nün sosyolojik analizi


Düşünün, dini bir cemaat dini kavramlarla ortaya çıkıyor. Onyıllarca dini hizmet yapıyormuş gibi hareket ediyor, millet kendilerine güveniyor ve destekliyor. Varını, yoğunu bu hizmete vakfediyor. Fakat işin aslında, bu cemaat devleti içinden oyuyor, dışgüçlerle işbirliği yapıyor, devletin tüm kilit noktalarına gelmeye çalışıyor, şantaj ile rakiplerini ortadan kaldırıyor. Yani dini hizmet yerine tamamen dünyevi ve mafyavari işlerle uğraşıyor.
 
Masal veya aksiyon filmi gibi gelen bu yazdıklarımız gerçeğin ta kendisi. Gülen Hareketi olarak bilinin FETÖ tam anmalıyla bu şekilde hareket etti ve insanların güvenini istismar etti. Sosyolojik olarak toplumun dini kavramlara yönelik inancını sarstı.
 
Elinizdeki araştırma bu yapılanmayı sosyolojik olarak ele alıyor. Dini bir cemaatin nasıl bir örgüte dönüştüğünü gösteriyor. Hareketin yapılanması, organizasyon şekli, tarihi, hedefleri, metotları ve yurtdışındaki yapılanması analiz ediliyor. Özellikle Gülen´in doğumundan 80´li yıllara kadar fazla bilinmeyen hayatı inceleniyor ve kendisiyle o zamanları yol arkadaşlığı yapan şahıslarla kitap için görüşülüyor.

Amazon: https://amzn.to/2UdaIcG

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar

(23.06.2021) Süt mucizesi

Süt mucizesi

Bediüzzaman Said Nursi, yazdığı Risale-i Nur Külliyatında sıkça anne sütünden bahseder. Anne sütünün bir çok şeye delil olduğundan bahseder Bediüzzaman. örneğin, zayıfların rızıklarının hakiki Rezzak olan Allah tarafından en mükemmel bir şekilde hazırlandığını ve aynı zamanda anne sütünün tam zamanında gerektiği kadar ve şekliyle hazır olmasının bir Yaratıcıyı işaret ettiğini söyler.

Risale-i Nur´da anne sütüyle ilgili geçen bazı yerler:

„Her bahara, bir vagon gibi, hazine-i gaybdan yüz bin nevi et’ime ve levazımat, kemâl-i intizamla yüklenip zîhayata gönderiliyor. Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahmân-ı Rahîmin gayet müşfikane ve mürebbiyâne bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu ispat eder.“ (7. Şua)

„Rezzak-ı Hakikî çocukların rızkını sütle verdiği gibi, onların da rızkını o Hâlık-ı Rahîm veriyor.“ (Emirdağ Lahikası)

„Evet, kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahmân, Rahîm ve Lâtif ve Kerîm olan Hâlık-ı Zülcelâli ve’l-İkram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet lâtif bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi…“ (21. Mektup)

„Evet, bilmüşahede görünüyor ki, rızık, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir. Meselâ, daha dünyaya gelmeden evvel bir yavru, rahm-ı mâderde ihtiyar ve iktidardan bütün bütün mahrum olduğu bir zamanda, ağzını kımıldatacak kadar muhtaç olmayacak bir surette rızkı veriliyor. Sonra, dünyaya geldiği vakit, iktidar ve ihtiyar yok, fakat bir derece istidadı ve bilkuvve bir hissi olduğundan, yalnız ağzını yapıştırmak kadar bir harekete ihtiyaç ile en mükemmel ve en mugaddî ve hazmı en kolay ve en lâtif bir surette ve en acip bir fıtratta, memeler musluğundan ağzına veriliyor. Sonra, iktidar ve ihtiyara bir derece alâka peydâ ettikçe, o kolay ve güzel rızık, bir derece çocuğa karşı nazlanmaya başlar. O memeler çeşmeleri kesilir, başka yerlerden rızkı gönderilir.“ (12. Lem’a)

„Ve sair hayvanatın ve insanın yavrularına memeler musluğundan Ab-ı Kevser gibi hoş, mugaddi, safi, halis, beyaz sütleri kırmızı kan ve mülevves fışkı içinden bulaşmadan, bulandırmadan imdatlarına gönderir, validelerinin şefkatlerini yardımcı verir.“ (19. Şua)

Modern ilim de bu hakikatları tasdikliyor:

„Anne sütü bebeğin geçirdiği evrelere göre değişmekte ve bebeğin hangi döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği de bu döneme göre farklılık göstermektedir. Bebeğin ilk doğduğu günlerde süt kolostrumdur, yani protein ve antikor açısından zengindir. Bu süt, bebeğin bağışıklığını kuvvetlendirir ve bebeğin sindirim sisteminin gelişimine yardımcı olur. İlk 3-4 günden sonra süt daha ince, sulu ve tatlı bir forma dönüşür. Bu bebeğin susuzluğu içindir. Şeker, protein ve mineraller de bebeğin ihtiyacına göredir. Bu süt yağ açısından düşük ve karbonhidrat açısından zengindir. İdeal sıcaklığı ile her an hazır olan anne sütü, içinde bulunan şeker ve yağ ile beyin gelişiminde de önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra içeriğindeki kalsiyum gibi elementler, bebeğin kemik gelişiminde büyük bir pay sahibidir. Zamanla süt daha yoğun ve kremsi bir hal alır. Bu, bebeğin açlığını gidermek içindir. Aynı zamanda IgA seviyesi 10. günden en az 7.5 aya kadar yüksektir. Bu sütün içerdiği antikorlar da bireysel yani her bebeğin ihtiyacına göre farklıdır. […] Erken doğum yapan annelerin sütünde ise mucizevi bir şekilde, bebeğin ihtiyacına yönelik olarak daha fazla yağ, protein, sodyum, klorür ve demir bulunur. […] Bebeğin anne sütüyle beslenmesi, fizyolojik ihtiyaçlarını karşıladığı gibi psikolojik ihtiyaçlarını da karşılar. Bebek anne karnında iken annenin kalp seslerini duyarak gelişir. Emme esnasında annesinin göğsüne yaslandığında aynı kalp seslerini duyar. Bu durum bebeğin kendisini daha mutlu ve huzurlu hissetmesini sağlar. Doğduğu andan itibaren bu şekilde kendini daha güvende hisseden bebek, psikolojik yönden de sağlıklı yetişir.“ (Vedat Mehmet Yildirim, Bebeğin ihtiyaçlarına göre yaratılan mucizevi besin: Anne sütü, 2015).

Yani özetle anne vücuduna tam zamanında, gerektiği kadar ve gerektiği şekliyle süt geliyor. Gelen süt herkese aynı değil, çocuğun yapısına göre uygun birşekilde geliyor. Ve çocuk geliştikçe, süt de değişiyor ve o değişime göre şekilleniyor. Neye ihtiyaç varsa ona göre süt geliyor.

Bu harika işlem ise sütün bir mucize olduğunu ve bu mucizenin arkasında hikmetli bir Yaratıcının olduğunu gösteriyor. Öyle olmasaydı anne vücudu veya göğüsü ne zaman, ne kadar ve hangi şekliyle süt üretileceğini nereden bilsin? Anne ve baba bile çocuğun yapısını ve sürekli değişen ihtiyaçlarını bilemez iken, akılsız, şuursuz vücud nasıl olur da çocuğun yapısını bilecek, ihtiyacını görecek ve ona göre süt üretecek? Bunun olması münkün değildir. Tesadüfen böyle birşeyin oluşmasının imkanı dahi yok.

Dolayısıyla, Allah´ın varlığını ispat etmek için koca koca teorilere, sözde empirik araştırmalara bile gerek yok. Allah´ın varlığını ispat etmek için anne sütü yeterlidir. Afiyet olsun.

Dr. Cemil Şahinöz

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(21.06.2021) Vortrag „Die Bedeutung des Propheten“

Hinterlasse einen Kommentar

Juni 21, 2021 · 7:44 am

(16.07.2021) Alle Bücher von Cemil Sahinöz

Jetzt bestellen:

https://www.amazon.de/s?k=cemil+sahin%C3%B6z&__mk_de_DE=%C3%85M%C3%85%C5%BD%C3%95%C3%91&ref=nb_sb_noss

oder

https://www.lesen24.com/autor/cemil-sahinoez/?p=1

oder

https://www.thalia.de/shop/home/mehr-von-suche/ANY/sp/cemil_sahinoz.html?mehrVon=Cemil%20Sahin%C3%B6z

Bücher:

  • Sahinöz Cemil: Wer Bist Du? Die Reise des Menschen. 1. Auflage. Videel: Niebüll, 2005; 2.-11. Auflage. Nesil: Istanbul, 2005; 12. Auflage. Astec: Bochum, 2018
  • Sahinöz Cemil: Das Gebetsbuch. Handbuch zum Islamischen Gebet. Theorie und Praxis. 1.-10. Auflage. Nesil: Istanbul, 2008; 11. Auflage. Yediveren: Istanbul, 2018
  • Sahinöz Cemil: Die Nurculuk Bewegung. Entstehung, Organisation und Vernetzung. 1.-2. Auflage. Nesil: Istanbul, 2009; 4. Auflage. BOD: Norderstedt, 2019
  • Sahinöz Cemil: Patient oder Kunde? Eine empirische Studie über Konzepte, Strukturen und Kundenorientierung in Krankenhäusern. Achalm Wissenschaftsverlag: Reutlingen, 2010; 2. Auflage. BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Leben und Arbeiten mit türkischen, arabischen und muslimischen Familien: Ein einfühlsamer Ratgeber. 1.-2. Auflage. Achalm Wissenschaftsverlag: Reutlingen, 2010; 3. Auflage: BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Chancen(un)gleichheit in der Schule. 1.-2. Auflage. BOD: Norderstedt, 2011
  • Sahinöz Cemil: Der deutsche Islam. 1.-3. Auflage. BOD: Norderstedt, 2011
  • Sahinöz Cemil: My Halal Check – Einkaufshelfer für Muslime. Edition Bukhara: Mössingen, 2012
  • Sahinöz Cemil: Avrupa´da Islam. Gurbette müslümanlar ve türkler. Cizgi Kitabevi: Konya, 2013 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Muhammed in der Thora und der Bibel. BOD: Norderstedt, 2014; 2. Auflage. Astec: Bochum, 2019
  • Sahinöz Cemil: Glücksspielsucht unter türkischen Migranten in Deutschland. BOD: Norderstedt, 2015
  • Sahinöz Cemil: Islamisches Wörterbuch. Astec: Bochum, 2015
  • Sahinöz Cemil: Salafismus. Extremismus und Fanatismus verstehen und handeln. BOD: Norderstedt, 2016
  • Sahinöz Cemil: Pozitif ol. Pozitif bak. Psikolojik Terapide Risale-i Nur. Zafer Yayınları: Istanbul, 2016 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Die Gülen Bewegung – Religionsgemeinschaft oder Geheimbund? BOD: Norderstedt, 2016
  • Sahinöz Cemil: Seelsorge im Islam: Theorie und Praxis in Deutschland. Springer VS: Wiesbaden, 2018
  • Sahinöz Cemil, Altiner Avni (Hrsg.): Islamische Seelsorge bei Said Nursi. BOD: Norderstedt, 2018
  • Sahinöz Cemil: Nurculuk Hareketi: Sosyolojik Bir Arastirma. 1.-2. Auflage. BOD: Norderstedt, 2018 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Systeme der Gesellschaft. BOD: Norderstedt, 2018
  • Sahinöz Cemil: Ahlaq – Moral und Ethik im Islam. Astec: Bochum, 2019
  • Sahinöz Cemil: Positives Handeln bei Said Nursi. BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Kalbinizle yaptığınız her şey…… size geri dönecektir. Kitap Arası: Istanbul, 2020 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Einführung in die islamische Soziale Arbeit und Religionssoziologie. BOD: Norderstedt, 2020
  • Sahinöz Cemil: Cemaat´ten Örgüt´e. FETÖ´nün sosyolojik analizi. BOD: Norderstedt, 2021

   Übersetzungen vom Türkischen ins Deutsche:

  • Sirim V.: Erzählungen von Said Nursi. Band 1 – 10. Nesil: Istanbul, 2006
  • Paksu M.: Said Nursi – Die Biographie eines modernen Helden. Nesil: Istanbul, 2008

     Editor, Lektorat :

  • Mehrere Bücher von Said Nursi für den Sözler-Verlag
  • Bozdag M.: Die Intelligenz der Seele. Nesil: Istanbul, 2008
  • Tesbihat. Gotteslobpreisung. Nesil : Istanbul, 2011
  • Aydiner F.: Thomas. Auf der Suche nach seinem Schöpfer. Nesil: Istanbul, 2012
  • Tire-Çetin Ü.: Islam kinderleicht erklärt. BOD: Norderstedt, 2016
  • Şahinöz E.: Nicos Notizbuch. BOD: Norderstedt, 2021

Publikationen in Sammelbänden, Zeitschriften:

  • Sahinöz Cemil: Trinitätslehre im Verständnis des Islam. In: Tatari M., Stosch K. V. (Hrsg.): Trinität – Anstoß für das islamisch-christliche Gespräch. Ferdinand Schöningh: Paderborn, 2013, S. 231-235
  • Sahinöz Cemil: Interkulturelle soziale Arbeit: Möglichkeiten und Grenzen der Kooperation der konfessionellen Wohlfahrtsorganisationen – eine muslimische Perspektive. In: Kiefer M., Ceylan R. (Hrsg.): Ökonomisierung und Säkularisierung – Konfessionelle Wohlfahrtspflege in Deutschland mit besonderer Berücksichtigung muslimischer Partner. VS Verlag: Wiesbaden, 2016, S. 451-459
  • Sahinöz Cemil: Religionspädagogik bei Said Nursi. In: Riexinger M., Ucar B. (Hrsg.): Ein traditioneller Gelehrter stellt sich der Moderne. Said Nursi 1876–1960. V&R unipress: Göttingen, 2017, S. 195-209
  • Sahinöz Cemil: Islamische Seelsorgeangebote in Deutschland und anderen Ländern – eine Übersicht. In: EPD Dokumentation (Hrsg.): Musliminnen und Muslime in der Seelsorge. EPD: Frankfurt, 2020, S. 6-11
  • Sahinöz Cemil: Glück – Unglück im Kontext islamischer Seelsorge. In: Badawia T., Erdem G., Abdallah M. (Hrsg.): Grundlagen muslimischer Seelsorge. Die muslimische Seele begreifen und versorgen. Springer VS: Wiesbaden, 2020, S. 303-313
  • Sahinöz Cemil: Militärgeistlicher – Islamisch. In: Hallermann H., Meckel T., Droege M., De Wall H. (Hrsg.) Lexikon für Kirchen- und Religionsrecht. Band 3. Ferdinand Schöningh: Paderborn, 2020, S. 236-237
  • Sahinöz Cemil: Militärseelsorge – Islamisch. In: Hallermann H., Meckel T., Droege M., De Wall H. (Hrsg.) Lexikon für Kirchen- und Religionsrecht. Band 3. Ferdinand Schöningh: Paderborn, 2020, S. 254-255
  • Gülerce H., Sahinöz C.: Göçmenlerin Din ve Vicdan Özgürlüğü: Avrupa Örneği. In: İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 2020, Cilt 9, Sayi 5, S. 3520-3541 (türkisch)
  • Sahinöz Cemil: Koran. In: Frick E., Hilpert K. (Hrsg.): Spiritual Care von A bis Z. De Gruyter: Berlin, 2021, S. 189-191
  • Sahinöz Cemil: Muslimische Seelsorge. In: Frick E., Hilpert K. (Hrsg.): Spiritual Care von A bis Z. De Gruyter: Berlin, 2021, S. 299-301

Redaktionell mitgewirkt:

  • Gutachter in der renommierten Zeitschrift “Spiritual Care“ der Universität Zürich
  • DHS (Deutsche Hauptstelle für Suchtfragen e.V.): Wenn Glücksspielen zum Problem wird! Sportwetten, Spielautomaten, Roulette, Online-Glücksspiele. DHS: Hamm, 2018
  • DHS (Deutsche Hauptstelle für Suchtfragen e.V.): Glücksspielen. Suchtrisiko bei jungen Migranten. DHS: Hamm, 2018

Hinterlasse einen Kommentar

Juni 16, 2021 · 1:34 pm

(10.06.2021) Vortrag Tugend.Club: Die Handlungsfähigkeit des Menschen aus soziologischer, psychologischer und religiöser Sicht (Qadar)

Hinterlasse einen Kommentar

Juni 10, 2021 · 10:43 am

(08.06.2021) Menschenbild im Islam im Kontext der Seelsorge

Menschenbild im Islam im Kontext der Seelsorge

Das Menschenbild, die Wahrnehmung des Menschen in seiner Not, ist ein zentrales Thema in der Seelsorge. Denn der Seelsorger begegnet zunächst einmal dem Menschen in seiner reinsten Form. Daher ist es grundlegend zu schauen, wie der Mensch betrachtet wird, welches Menschenbild herrscht.

Der Islam geht davon aus, dass die gesamte Schöpfung, Lebewesen sowie leblose Körper, Kunstwerke eines Künstlers sind, Bücher eines Autors sind. Der Mensch wird dabei als die höchste Frucht dieses Kunstwerkes bezeichnet. So heißt es z.B. im Koran „Wir haben den Menschen ja in schönster Gestaltung erschaffen“ (Koran, 95:4).

Im Koran bezeichnet Gott den Menschen auch als seinen Stellvertreter auf Erden (Koran, 2:30) und gibt ihm damit einen Stellenwert, der seine Wertschätzung vor Gott signalisiert. Gott hat dem Menschen Eigenschaften gegeben, die er selbst auch hat. Sehen, hören, aber auch Entscheidungen zu treffen. Und das unterscheidet ihn von anderen Lebewesen, die nur kurzfristig instinktiv entscheiden können. Der Mensch plant für die Zukunft, trifft langfristige Entscheidungen. Und aus diesen Entscheidungen, diesem freien Willen, entstehen Konsequenzen. Denn er ist verantwortlich für das, was er tut und manchmal auch für das, was er nicht tut.

Damit wären wir bei einem weiteren Faktor im Menschenbild des Islams. Der Mensch ist ein Wesen, der, auf Grund seines freien Willens, geprüft wird. Der Schöpfer, der Künstler also, prüft in diesem Falle seine Kunst und schaut, für welche Option er sich entscheidet. Wenn Gott ihm Gesundheit, Reichtum, Gaben gewährt, zeigt der Mensch Dankbarkeit? Wenn er krank ist oder in der Not, zeigt er Geduld und Gottvertrauen? Dass heißt, sowohl scheinbar positive als auch scheinbar negative Ereignisse werden als eine Art der Prüfung betrachtet.

Im Kontext der Seelsorge bedeutet dies, dass der Mensch, der laut einem Koranvers für den Gottesdienst erschaffen wurde (Koran, 51:56), der Klient gegenüber dem Seelsorger, nicht als etwas Negatives, Gescheitertes oder Verlorenes betrachtet wird, nur, weil er in einer Krise oder Not ist. Der Mensch in der Not ist, unabhängig von seinen anderen Faktoren wie Beruf, Status oder Herkunft jemand, dem Hilfe in seiner Prüfung geleistet werden soll. In diesem Sinne lässt der Seelsorger in seinem Tun und Handeln die Barmherzigkeit des Schöpfers wirken.

Dieses Menschenbild, dieses Verständnis, führt in der Seelsorge dazu, dass dem Menschen offen, wertschätzend, vorurteilsfrei und nicht verurteilend begegnet wird. Jeder Mensch wird gleichbehandelt und da abgeholt, wo er sich persönlich befindet. Und das wiederum ist eine Bedingung, damit eine gute, effektive Seelsorge stattfinden kann.

Dr. Cemil Şahinöz, Islamische Zeitung, Juni 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne

(24.05.2021) Dijital Bağımlılık

Dijital Bağımlılık

Yaşadığımız yüzyılın, bir dijital yüzyıl olacağını, 25 sene önce araştırmalar gösteriyordu. 90´lı yılların ortasında hızlı bir şekilde her eve giren büyük bilgisayarlar ve ardından cep telefonları insanın yapısını değiştirmeye başlamıştı bile.

21. Yüzyıla gelindiğinde ise, dijital olmayan herşey dijitalleşmeye başlamıştı. Araba, ev, mutfak, kol saati. Kullandığımız herşey kuantum fiziğindeki parçacıklar gibi dijital olarak birbirine bağlanmaya başlamıştı.

Korona pandemisiyle de artık son ücra köşelere, interneti normalde az kullananlara hatta teknolojiye karşı çıkanlara bile dijital bir hayat tarzı artık ulaştı.

Fakat teknoloji bu şekli yayıldıkça, internet kullanımı hayatın her alanına girdikçe, telefon ve bilgisayar oyunlarına erişim kolaylaştıkça, dijital bağımlılık da doğal olarak artmaya başladı. Çünkü her kullanan kişi sağlıklı ve dozunda kullanmıyor.

Örneğin Almanya´nın başkenti Berlin´de yapılan bir araştırmaya göre 4 sene içerisinde bağımlı olan gençlerin sayısı iki katına çıkmış. Aynı şekilde Alman Sağlık Bakanlığının tahminlerine göre 12-17 yaş arası gençlerin %5´i bağımlı. Genç erkeklerde genelde bilgisayar oyunları bağımlılık yaparken, genç kızlarda sosyal medya bağımlılığından bahsediliyor araştırmalarda.

Tabi şunu da belirtmek gerekir. Dijital bağımlılık, psikoterapide yeni bir fenomen. Araştırmalar henüz çok taze. Özellikle dijital bağımlılığın tanımı hakkında tartışmalar sürüyor.

Bahsettiğimiz gibi, interneti veya genel olarak dijital aletleri kullanma şekli önemli. Herşeyi kötüye de iyiye de kullanmak mümkün. Örneğin 200 sene önce kitap okumak da bir menfi bağımlılık olarak değerlendiriliyordu. İnsanların kendilerini günlerce eve kapamalarını, kimseyle görüşmemelerini, sorumluluklarını yerine getirmemelerini, sadece kitap okumalarını, eğitimci Joachin Heinrich Campe 1809´da “Okuma Bağımlılığı“ olarak tarif ediyordu.

Dolayısıyla her dijital kullanıcıyı bağımlı olarak tarif etmek mümkün değil. Bağımlılığı saat oranıyla da tespit etmek mümkün değil, çünkü kimisi işi gereği 10 saat kullanıyor fakat bağımlı olmayabilir, başka birisi daha az kullandığı halde bağımlı olabilir.

Eğer dijital kullanım sosyal hayatı, okul hayatını, iş hayatını, sağlığı menfi etkiliyorsa, uykusuzluğu ve yalnızlaşmayı arttırıyorsa, sorumluluklarını yerine getirememeye götürüyorsa, kullanılmadığı zaman kişinin içinde bir huzursuzluk, agresyon oluşuyorsa bağımlılıktan bahsetmek mümkün. Ve bu tanıma göre çocuklarda dijital bağımlılık çok hızlı bir şekilde artıyor.

Yapılması gereken ise, iyiye kullanma yöntemlerini oluşturmak. Fakat bazen siz iyi kullanmak isteseniz de kötülüklere maruz kalabiliyorsunuz.

Özellikle çocukları internetteki reklamlarla avlamaya çılışan birçok şirket var. Zararsız bir vidyo izlemek istediğiniz de bile çocuğu negatif etkileyen, fıtratına, yaşına ve yapısına uygun olmayan reklamlar gelebiliyor.

Hatta bazı kumar şirketleri telefon oyunları üretiyorlar ve oyunun içine kumar veya kumar benzeri oyunlar yerleştiriyorlar. Bu şekilde bilinçaltı yavaş yavaş kumara alışmış oluyor. Kumara karşı duvar ve direnç yıkılmaya başlıyor.

Bunun dışında özellikle çocuklarda dikkat edilmesi gerekilen konu, yabancılarla yazışma meselesi. Çocuklar genelde çok çabuk güvenebildikleri için, yazıştıkları kişinin zararlı olup olmadığını fark edemeyebilirler. Buna da dikkat etmek gerekir.

Bağımlılık elbette birden oluşmuyor. Bağımlılığa götüren bir süreç, bir yol var. Bağımlılığa karşı tedbir almak için bu süreci engellemek gerekiyor, başka bir yoldan gitmek gerekiyor.

Ve bu sürecin ilk basamağı anne-babanın davranışları. Çünkü çocuk başta anne-babayı kopyalar. Alman sanatçı Karl Valentin´in 100 sene önce dediği gibi “Çocuklarınızı eğitmeyin, zaten sizi kopyalayacaklar.“ Yani siz ne yaparsanız, nasıl yaşarsanız, onu benimseyecek, onu devam ettirecektir.

Yani anne ve baba sürekli telefondaysa, çocuk bir şey sorduğu zaman, cevaplıyor ama gözü telefondaysa, göz teması kurmuyorsa veya çocuk “Hep telefonla ilgileniyorsun, benimle ilgilenmiyorsun“ dediğinde, cevap olarak „Ama ben oyun oynamıyorum, çok önemli bir şey bakıyorum, okuyorum“ – ki herkes için kendi yaptığı “çok önemli“dir – dediği zaman, çocukta da dijital aletlere karşı bir zayıflık ve zaaf oluşmaya başlar. Daha doğrusu anne ve babasından alamadığı o kaliteli vakti akılsız telefonlardan kalitesiz bir şekilde almaya çalışır.

Bu bağlamda eskiden televizyon çocuk bakıcısı gibiydi. Çocukları susturmak için televizyonun önüne oturturlardı. Artık televizyon değil, cep telefonu, vidyo izleme siteleri çocuk bakıcısı görevini üstlendiler. Hiperaktif veya hiperaktif zannedilen “şımarık“ çocukları telefonun sakinleştireceği zannediliyorsa da, çocuk izledikten sonra bir enerji patlaması gerçekleştirir.

Herhangi bir bağımlılık oluşmaması için, bağımlılığın sebeplerine bir bakmak gerekiyor. O sebeplerin oluşumunu engellemek gerekir. Elbette herkesin sebepleri farklı olabiliyor. Ailevi sorunlardan kaçış olabilir, bazen özgüven eksikliği olabiliyor (kendisini internette farklı göstermek, bambaşka bir dünya kurmak), kendini ifade etme isteği (sosyal medyada) veya birşeyi kaçırma hastalığı olabilir.

Bu sebeplerin oluşmaması için sağlıklı iletişim, sağlıklı aile hayatı, sağlıklı internet kullanımı önemli. Örneğin her gelen mesaja hemen cevap vermeme lüksümüzü kullanabiliriz.

Yetişkin bağımlıların birçoğunda depresyon, alkol, sigara veya kumar bağımlılığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tespit etmek de mümkün. Bu durumda kaplayıcı bir terapi gerekebilir.

Eğer bağımlılık olustuysa profesyonel yardım almak gerekir. Konunun uzmanı psikolog, psikiyatrist, terapist veya danışmana giderek ilk adım atılmış olur. Terapi şekli ise yine herkeste farklı olacaktır. Çünkü terapi şekli de kişinin bağımlılığına, yapısına, karakterine, fıtratına, çevresine göre değişiyor. Teke tek terapi uygunlandığı gibi bazen grup terapisi de uygulanabiliyor. Klinikte uygulanan yatılı veya günlük gidip-gelinen terapiler de mümkün. Genelde ise dijital bağımlılıkta davranış terapisi uygulanıyor.

Her hastalığın bir şifası olduğu gibi, her yük kaldırılabilecek bir yük olduğu için, bağımlılıkların da bir çözümü var elbette. Bu bağlamda bazı aşamalar önemli.

1. Farkındalık. Bağımlı olan kişi bağımlılığını kabul etmesi gerekir. Olduğu durumu fark etmesi gerekir. Durumunu red etmek yerine, kabullenmesi gerekir.

2. Değişme isteği. Durumu kabul etmesi yetmez, bir de değişmek istemesi gerekir. Çünkü nadiren de olsa, bağımlı olan kişi bağımlılığını kabul eder fakat hayatından memnun olduğunu düşünebilir. Bu sebeple değişme isteğini de aktive etmek gerekir. “Hayatta olmak istediğim yerdemiyim?” sorusunu bağımlı kendisine sorması gerekir. Daha iyi şeyleri hak ettiğini, daha iyi yerlerde olabileceğini, bağımlılığı hak etmediğini kendisine inandırması gerekir.

3. Değişebileceğine inanç. Bazen değişim isteği vardır, fakat kişi değişebileceğine inanmaz. Bu durumda, değişmenin münkün olmadığı, değişememesi için hiçbir engel olmadığını göstermek gerekir.

4. Motivasyon. Bağımlıların ne kadar ailelerinden, dostlarından motivasyon alıyorsa, o kadar hızlı değiştiğini görüyoruz. Yani bağımlılıktan kurtulabilmek için hayat motivasyonu, hedef, gaye önemli. Ümitsiz bir hastaya teselli ve motivasyon, bazen birçok ilaçtan daha etkili oluyor, çünkü güc veriyor.

5. Değişim icin adımlar. Son olarak da değişim için gerekli adımları atmak gerekir, örneğin terapiye gitmek gibi.

Ve unutulmamalıdır ki, bağımlılık bir sürec olduğu gibi, tedavisi de bir süreçtir. Yani zaman ister. Bu nedenle sabır ile tedaviye devam etmek gerekir.

Dr. Cemil Şahinöz, Referans, Mayis-Haziran 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler