(10.06.2021) Vortrag Tugend.Club: Die Handlungsfähigkeit des Menschen aus soziologischer, psychologischer und religiöser Sicht (Qadar)

Hinterlasse einen Kommentar

Juni 10, 2021 · 10:43 am

(08.06.2021) Menschenbild im Islam im Kontext der Seelsorge

Menschenbild im Islam im Kontext der Seelsorge

Das Menschenbild, die Wahrnehmung des Menschen in seiner Not, ist ein zentrales Thema in der Seelsorge. Denn der Seelsorger begegnet zunächst einmal dem Menschen in seiner reinsten Form. Daher ist es grundlegend zu schauen, wie der Mensch betrachtet wird, welches Menschenbild herrscht.

Der Islam geht davon aus, dass die gesamte Schöpfung, Lebewesen sowie leblose Körper, Kunstwerke eines Künstlers sind, Bücher eines Autors sind. Der Mensch wird dabei als die höchste Frucht dieses Kunstwerkes bezeichnet. So heißt es z.B. im Koran „Wir haben den Menschen ja in schönster Gestaltung erschaffen“ (Koran, 95:4).

Im Koran bezeichnet Gott den Menschen auch als seinen Stellvertreter auf Erden (Koran, 2:30) und gibt ihm damit einen Stellenwert, der seine Wertschätzung vor Gott signalisiert. Gott hat dem Menschen Eigenschaften gegeben, die er selbst auch hat. Sehen, hören, aber auch Entscheidungen zu treffen. Und das unterscheidet ihn von anderen Lebewesen, die nur kurzfristig instinktiv entscheiden können. Der Mensch plant für die Zukunft, trifft langfristige Entscheidungen. Und aus diesen Entscheidungen, diesem freien Willen, entstehen Konsequenzen. Denn er ist verantwortlich für das, was er tut und manchmal auch für das, was er nicht tut.

Damit wären wir bei einem weiteren Faktor im Menschenbild des Islams. Der Mensch ist ein Wesen, der, auf Grund seines freien Willens, geprüft wird. Der Schöpfer, der Künstler also, prüft in diesem Falle seine Kunst und schaut, für welche Option er sich entscheidet. Wenn Gott ihm Gesundheit, Reichtum, Gaben gewährt, zeigt der Mensch Dankbarkeit? Wenn er krank ist oder in der Not, zeigt er Geduld und Gottvertrauen? Dass heißt, sowohl scheinbar positive als auch scheinbar negative Ereignisse werden als eine Art der Prüfung betrachtet.

Im Kontext der Seelsorge bedeutet dies, dass der Mensch, der laut einem Koranvers für den Gottesdienst erschaffen wurde (Koran, 51:56), der Klient gegenüber dem Seelsorger, nicht als etwas Negatives, Gescheitertes oder Verlorenes betrachtet wird, nur, weil er in einer Krise oder Not ist. Der Mensch in der Not ist, unabhängig von seinen anderen Faktoren wie Beruf, Status oder Herkunft jemand, dem Hilfe in seiner Prüfung geleistet werden soll. In diesem Sinne lässt der Seelsorger in seinem Tun und Handeln die Barmherzigkeit des Schöpfers wirken.

Dieses Menschenbild, dieses Verständnis, führt in der Seelsorge dazu, dass dem Menschen offen, wertschätzend, vorurteilsfrei und nicht verurteilend begegnet wird. Jeder Mensch wird gleichbehandelt und da abgeholt, wo er sich persönlich befindet. Und das wiederum ist eine Bedingung, damit eine gute, effektive Seelsorge stattfinden kann.

Dr. Cemil Şahinöz, Islamische Zeitung, Juni 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne

(24.05.2021) Dijital Bağımlılık

Dijital Bağımlılık

Yaşadığımız yüzyılın, bir dijital yüzyıl olacağını, 25 sene önce araştırmalar gösteriyordu. 90´lı yılların ortasında hızlı bir şekilde her eve giren büyük bilgisayarlar ve ardından cep telefonları insanın yapısını değiştirmeye başlamıştı bile.

21. Yüzyıla gelindiğinde ise, dijital olmayan herşey dijitalleşmeye başlamıştı. Araba, ev, mutfak, kol saati. Kullandığımız herşey kuantum fiziğindeki parçacıklar gibi dijital olarak birbirine bağlanmaya başlamıştı.

Korona pandemisiyle de artık son ücra köşelere, interneti normalde az kullananlara hatta teknolojiye karşı çıkanlara bile dijital bir hayat tarzı artık ulaştı.

Fakat teknoloji bu şekli yayıldıkça, internet kullanımı hayatın her alanına girdikçe, telefon ve bilgisayar oyunlarına erişim kolaylaştıkça, dijital bağımlılık da doğal olarak artmaya başladı. Çünkü her kullanan kişi sağlıklı ve dozunda kullanmıyor.

Örneğin Almanya´nın başkenti Berlin´de yapılan bir araştırmaya göre 4 sene içerisinde bağımlı olan gençlerin sayısı iki katına çıkmış. Aynı şekilde Alman Sağlık Bakanlığının tahminlerine göre 12-17 yaş arası gençlerin %5´i bağımlı. Genç erkeklerde genelde bilgisayar oyunları bağımlılık yaparken, genç kızlarda sosyal medya bağımlılığından bahsediliyor araştırmalarda.

Tabi şunu da belirtmek gerekir. Dijital bağımlılık, psikoterapide yeni bir fenomen. Araştırmalar henüz çok taze. Özellikle dijital bağımlılığın tanımı hakkında tartışmalar sürüyor.

Bahsettiğimiz gibi, interneti veya genel olarak dijital aletleri kullanma şekli önemli. Herşeyi kötüye de iyiye de kullanmak mümkün. Örneğin 200 sene önce kitap okumak da bir menfi bağımlılık olarak değerlendiriliyordu. İnsanların kendilerini günlerce eve kapamalarını, kimseyle görüşmemelerini, sorumluluklarını yerine getirmemelerini, sadece kitap okumalarını, eğitimci Joachin Heinrich Campe 1809´da “Okuma Bağımlılığı“ olarak tarif ediyordu.

Dolayısıyla her dijital kullanıcıyı bağımlı olarak tarif etmek mümkün değil. Bağımlılığı saat oranıyla da tespit etmek mümkün değil, çünkü kimisi işi gereği 10 saat kullanıyor fakat bağımlı olmayabilir, başka birisi daha az kullandığı halde bağımlı olabilir.

Eğer dijital kullanım sosyal hayatı, okul hayatını, iş hayatını, sağlığı menfi etkiliyorsa, uykusuzluğu ve yalnızlaşmayı arttırıyorsa, sorumluluklarını yerine getirememeye götürüyorsa, kullanılmadığı zaman kişinin içinde bir huzursuzluk, agresyon oluşuyorsa bağımlılıktan bahsetmek mümkün. Ve bu tanıma göre çocuklarda dijital bağımlılık çok hızlı bir şekilde artıyor.

Yapılması gereken ise, iyiye kullanma yöntemlerini oluşturmak. Fakat bazen siz iyi kullanmak isteseniz de kötülüklere maruz kalabiliyorsunuz.

Özellikleri çocukları internetteki reklamlarla avlamaya çılışan birçok şirket var. Zararsız bir vidyo izlemek istediğiniz de bile çocuğu negatif etkileyen, fıtratına, yaşına ve yapısına uygun olmayan reklamlar gelebiliyor.

Hatta bazı kumar şirketleri telefon oyunları üretiyorlar ve oyunun içine kumar veya kumar benzeri oyunlar yerleştiriyorlar. Bu şekilde bilinçaltı yavaş yavaş kumara alışmış oluyor. Kumara karşı duvar ve direnç yıkılmaya başlıyor.

Bunun dışında özellikle çocuklarda dikkat edilmesi gerekilen konu, yabancılarla yazışma meselesi. Çocuklar genelde çok çabuk güvenebildikleri için, yazıştıkları kişinin zararlı olup olmadığını fark edemeyebilirler. Buna da dikkat etmek gerekir.

Bağımlılık elbette birden oluşmuyor. Bağımlılığa götüren bir süreç, bir yol var. Bağımlılığa karşı tedbir almak için bu süreci engellemek gerekiyor, başka bir yoldan gitmek gerekiyor.

Ve bu sürecin ilk basamağı anne-babanın davranışları. Çünkü çocuk başta anne-babayı kopyalar. Alman sanatçı Karl Valentin´in 100 sene önce dediği gibi “Çocuklarınızı eğitmeyin, zaten sizi kopyalayacaklar.“ Yani siz ne yaparsanız, nasıl yaşarsanız, onu benimseyecek, onu devam ettirecektir.

Yani anne ve baba sürekli telefondaysa, çocuk bir şey sorduğu zaman, cevaplıyor ama gözü telefondaysa, göz teması kurmuyorsa veya çocuk “Hep telefonla ilgileniyorsun, benimle ilgilenmiyorsun“ dediğinde, cevap olarak „Ama ben oyun oynamıyorum, çok önemli bir şey bakıyorum, okuyorum“ – ki herkes için kendi yaptığı “çok önemli“dir – dediği zaman, çocukta da dijital aletlere karşı bir zayıflık ve zaaf oluşmaya başlar. Daha doğrusu anne ve babasından alamadığı o kaliteli vakti akılsız telefonlardan kalitesiz bir şekilde almaya çalışır.

Bu bağlamda eskiden televizyon çocuk bakıcısı gibiydi. Çocukları susturmak için televizyonun önüne oturturlardı. Artık televizyon değil, cep telefonu, vidyo izleme siteleri çocuk bakıcısı görevini üstlendiler. Hiperaktif veya hiperaktif zannedilen “şımarık“ çocukları telefonun sakinleştireceği zannediliyorsa da, çocuk izledikten sonra bir enerji patlaması gerçekleştirir.

Herhangi bir bağımlılık oluşmaması için, bağımlılığın sebeplerine bir bakmak gerekiyor. O sebeplerin oluşumunu engellemek gerekir. Elbette herkesin sebepleri farklı olabiliyor. Ailevi sorunlardan kaçış olabilir, bazen özgüven eksikliği olabiliyor (kendisini internette farklı göstermek, bambaşka bir dünya kurmak), kendini ifade etme isteği (sosyal medyada) veya birşeyi kaçırma hastalığı olabilir.

Bu sebeplerin oluşmaması için sağlıklı iletişim, sağlıklı aile hayatı, sağlıklı internet kullanımı önemli. Örneğin her gelen mesaja hemen cevap vermeme lüksümüzü kullanabiliriz.

Yetişkin bağımlıların birçoğunda depresyon, alkol, sigara veya kumar bağımlılığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tespit etmek de mümkün. Bu durumda kaplayıcı bir terapi gerekebilir.

Eğer bağımlılık olustuysa profesyonel yardım almak gerekir. Konunun uzmanı psikolog, psikiyatrist, terapist veya danışmana giderek ilk adım atılmış olur. Terapi şekli ise yine herkeste farklı olacaktır. Çünkü terapi şekli de kişinin bağımlılığına, yapısına, karakterine, fıtratına, çevresine göre değişiyor. Teke tek terapi uygunlandığı gibi bazen grup terapisi de uygulanabiliyor. Klinikte uygulanan yatılı veya günlük gidip-gelinen terapiler de mümkün. Genelde ise dijital bağımlılıkta davranış terapisi uygulanıyor.

Her hastalığın bir şifası olduğu gibi, her yük kaldırılabilecek bir yük olduğu için, bağımlılıkların da bir çözümü var elbette. Bu bağlamda bazı aşamalar önemli.

1. Farkındalık. Bağımlı olan kişi bağımlılığını kabul etmesi gerekir. Olduğu durumu fark etmesi gerekir. Durumunu red etmek yerine, kabullenmesi gerekir.

2. Değişme isteği. Durumu kabul etmesi yetmez, bir de değişmek istemesi gerekir. Çünkü nadiren de olsa, bağımlı olan kişi bağımlılığını kabul eder fakat hayatından memnun olduğunu düşünebilir. Bu sebeple değişme isteğini de aktive etmek gerekir. “Hayatta olmak istediğim yerdemiyim?” sorusunu bağımlı kendisine sorması gerekir. Daha iyi şeyleri hak ettiğini, daha iyi yerlerde olabileceğini, bağımlılığı hak etmediğini kendisine inandırması gerekir.

3. Değişebileceğine inanç. Bazen değişim isteği vardır, fakat kişi değişebileceğine inanmaz. Bu durumda, değişmenin münkün olmadığı, değişememesi için hiçbir engel olmadığını göstermek gerekir.

4. Motivasyon. Bağımlıların ne kadar ailelerinden, dostlarından motivasyon alıyorsa, o kadar hızlı değiştiğini görüyoruz. Yani bağımlılıktan kurtulabilmek için hayat motivasyonu, hedef, gaye önemli. Ümitsiz bir hastaya teselli ve motivasyon, bazen birçok ilaçtan daha etkili oluyor, çünkü güc veriyor.

5. Değişim icin adımlar. Son olarak da değişim için gerekli adımları atmak gerekir, örneğin terapiye gitmek gibi.

Ve unutulmamalıdır ki, bağımlılık bir sürec olduğu gibi, tedavisi de bir süreçtir. Yani zaman ister. Bu nedenle sabır ile tedaviye devam etmek gerekir.

Dr. Cemil Şahinöz, Referans, Mayis-Haziran 2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(11.05.2021) Islamische Militär-, Feuerwehr- und Polizeiseelsorge

Islamische Militär-, Feuerwehr- und Polizeiseelsorge

Seit einem Jahrzehnt sind die Themen islamische Seelsorge und muslimischer Wohlfahrtverband zu Recht auf der Tagesordnung der muslimischen Gemeinschaft in Deutschland und vielen anderen Staaten Europas. Auch die Politik, z.B. in Gestalt der Deutschen Islam Konferenz oder in den verschiedenen Ministerien der Bundesländer, hat sich des Themas angenommen.

In vielen Bereichen und Seelsorgedisziplinen gibt es inzwischen Ausbildungsmöglichkeiten und Einsatzgebiete, wobei die Frage der Finanzierung größtenteils nicht geklärt ist. In den Bereichen Krankenhausseelsorge, Gefängnisseelsorge, Telefonseelsorge und Notfallseesorge hat sich in vielen Regionen etwas getan.

Militärseelsorge: Bedarf vorhanden, Lösung fehlt

Die Militärseelsorge wird seit ca. einem Jahrzehnt diskutiert. Das zentralste Problem hierbei besteht gegenwärtig darin, dass juristisch und politisch auf eine bestimmte Struktur bestanden wird, die es im Islam jedoch nicht gibt. Laut dem Grundgesetz steht jedem Soldaten ein Seelsorger seiner Religionsgemeinschaft zu. Die islamischen Gemeinschaften erfüllen jedoch nicht die gesetzlichen Kriterien einer Religionsgemeinschaft, wie sie im Grundgesetz definiert sind. Soziologisch betrachtet sind sie ganz gewiss Religionsgemeinschaften, aber die juristische Definition aus dem Grundgesetz wird hier scheinbar nicht erfüllt. Entsprechende Anträge werden immer wieder abgelehnt.

Da aber ein großer Bedarf für eine muslimische Militärseelsorge besteht, macht es Sinn, alternative Wege zu gehen. Dass bedeutet, es müsste möglich sein, Zwischenlösungen zu finden, wie z.B., dass man mit den bestehenden muslimischen Gemeinschaften einen Vertrag über die muslimische Seelsorge abschließt und auf der Basis dieses Vertrages muslimische Militärseelsorger einstellt. Der zuständige Bundesinnenminister erklärte schon im September 2016, dass ein Bedarf an muslimischen Seelsorgern bei der Polizei und der Bundeswehr besteht.

Auch Polizisten brauchen seelsorgerische Begleitung

Während also das Thema Militärseelsorge zumindest auf der Tagesordnung von verschiedenen Institutionen auftaucht und in regelmäßig in den Medien thematisiert wird, finden die Bereiche Feuerwehrseelsorge und Polizeiseelsorge bisher kaum Beachtung, obwohl auch hier ein Bedarf klar erkennbar ist.

Über den Anteil der Muslime bei der Polizei und der Feuerwehr gibt es keine Zahlen, da die muslimische Zugehörigkeit in den Statistiken nicht erfasst wird. Jedoch gibt es einige Studien zum Migrationshintergrund der eingestellten Personen bei der Polizei. So lag der Anteil der neu eingestellten Personen mit Migrationshintergrund bei der Polizei im Jahre 2019 in Baden-Württemberg bei 27,2%, in Berlin bei 32,5%, in Bremen bei 14,7%, in Hamburg bei 15,5%, in Hessen bei 21,7%, in Niedersachsen bei 12,1%, in Nordrhein-Westfalen bei 13,3%, in Rheinland-Pfalz bei 13,3% und in Sachsen-Anhalt bei 7,3%. Für die anderen Bundesländer liegen keine Daten vor (Quelle: Mediendienst Integration, 2019).

Da im gleichen Jahr 28,3% der Migranten in Deutschland Muslime waren, kann man davon ausgehen, dass viele muslimische Polizeibeamte im Dienst sind. Wie auch ihre nichtmuslimischen Kollegen, brauchen diese Seelsorge, um mit den verschiedenen seelischen Konflikten und Belastungen, die bei Polizeieinsätzen entstehen können, umzugehen. Nicht nur die Polizeibeamten selbst, sondern auch ihre Angehörigen haben einen Bedarf nach seelsorgerischen Gesprächen. Daher scheint der Aufbau einer islamischen Polizeiseelsorge sehr sinnvoll zu sein, um diesen Bedarf decken zu können.

Ohnehin sind einige Polizeieinrichtungen jetzt schon involviert in die Ausbildung von muslimischen Notfallseelsorgern. Diese muslimischen Notfallseelsorger werden bei verschiedenen Situationen eingesetzt, sind jedoch überwiegend nicht für die Polizeibeamten, sondern für die Betroffenen und Angehörigen von Notsituationen zuständig.

Der Bedarf nach Seelsorgern für Polizeibeamte, die nicht christlich sind, besteht auch für Personen anderer Glaubensrichtungen als dem Islam. So wurde ein erster jüdischer Polizeiseelsorger Dezember 2020 gemeinsam mit dem Land Baden-Württemberg ernannt und Juni 2021 der erste jüdische Militärseelsorger.

Zum Migrationshintergrund bei der Feuerwehr gibt es keine zuverlässigen Zahlen. Jedoch bietet sich auch in diesem Bereich an, jetzt schon zu planen, damit nicht erst dann gehandelt wird, wenn es “brennt“.

Dr. Cemil Şahinöz

Islamische Zeitung, Mai 2021
https://islamische-zeitung.de/fuer-die-geistliche-betreuung-braucht-es-neue-wege/


IslamIQ, 30.05.2021
https://www.islamiq.de/2021/05/30/bundeswehr-und-polizei-brauchen-auch-muslimische-seelsorger/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne

(05.05.2021) Türk kumar bağımlılarına yeni bir hizmet

Türk kumar bağımlılarına yeni bir hizmet

Almanya´da her geçen gün artan Türk kumar bağımlıları artık internetten de danışma imkanı bulacak. Alman Sağlık Bakanlığının desteğiyle daha önce ücretsiz ve Türkçe telefon hattı kurmuştu.

Almanya´da her geçen gün artan Türk kumar bağımlıları artık internetten de danışma imkanı bulacak. Alman Sağlık Bakanlığının desteğiyle daha önce ücretsiz ve Türkçe telefon hattı kurmuştu. Danışma hattına 0800-3264762 numaradan her pazartesi 18-20 saatleri arası ve her çarşamba 20-22 saatleri arası ulaşmak mümkün.  

Bakanlık, yoğun ilgiden dolayı artık internetten Türkçe yazılı ve görüntülü danışma imkanını da devreye soktu. http://www.gluecksspielsucht-nrw.de/onlineberatung sitesinden Türkçe olarak danışmak mümkün. 

Kumar bağımlılarına telefon ve internet danışmanlığı yapan ve daha önce de Türk kumar bağımlıları ile ilgili kitap yazan aile danışmanı Dr. Cemil Şahinöz yeni hizmetlerinin gerekçesini anlattı: „Araştırmalara göre Almanya´da en hızlı büyüyen kumar bağımlıları grubu maalesef türk kökenliler. Bunu engellemek için yıllar önce ücretsiz telefon hattını kurduk. Yoğun ilgiden dolayı Sağlık Bakanlığı artık internet üzerinden de danışma sitesi kurdu. Bağımlılar veya yakınları, dostları, uzmanlar Türkçe olarak sitemize girip tamamen anonim bir şekilde, mail adresini bile vermeden, danışabilirler. Chat ve mail ile yazışarak veya görüntülü olarak yardım almak mümkün.“  

e-Haber Ajansı (e-ha), 05.05.2021

https://www.e-haberajansi.com/home/news_description/7055/T%C3%BCrk-kumar-ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1lar%C4%B1na-yeni-bir-hizmet

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(30.04.2021) Die große Angst vor der Spritze

Die große Angst vor der Spritze

[…]

Doch Vorbehalte, da sind sich Expertinnen und Experten einig, lassen sich nicht allein mit Broschüren und Merkblättern ausräumen. „Mundpropaganda und mündliche Aufklärung sind sehr wichtig“, sagt der Soziologe, Religionspsychologe und Vorsitzende des Bündnisses Islamischer Gemeinden in Bielefeld, Cemil Şahinöz. In seiner Gemeinde organisiert er deshalb Online-Vorträge von muttersprachlichen Ärztinnen und Ärzten. Das scheint zu funktionieren: „Trotz aller Hürden nehme ich eine hohe Impfbereitschaft wahr“, sagt Şahinöz. „Wir werden in unseren Gemeinden ständig gefragt: Wo kann ich mich impfen lassen? Wann bin ich dran?“

Spiegel, 30.04.2021

https://www.spiegel.de/gesundheit/corona-impfskepsis-in-armen-vierteln-die-grosse-angst-vor-der-spritze-a-9022165b-21e6-49a3-b1aa-432fc481edbd

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(23.04.2021) Neunjähriger veröffentlicht sein erstes Buch

Steinhagener Schaufenster, 23.04.2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(14.04.2021) „Nicos Notizbuch“: Neunjähriger aus Steinhagen schreibt erstes Buch

„Nicos Notizbuch“: Neunjähriger aus Steinhagen schreibt erstes Buch

Ensar Şahinöz ist erst neun Jahre alt. Die Corona-bedingten Schulausfälle hat der Viertklässler genutzt, um sein erstes Buch herauszubringen. Der Verlegersohn aus dem westfälischen Steinhagen hat sogar schon Pläne für eine Fortsetzung.

Der neunjährige Ensar Şahinöz hat immer schon gerne gelesen. Aber auch das Schreiben ging ihm schon in der frühen Kindheit leicht von der Hand. Die Corona-Pandemie, die von Unterrichtsausfällen und Homeschooling gekennzeichnet war, hat er auf seine eigene Weise genutzt: Acht Monate lang, so berichtet das „Haller Kreisblatt“, schrieb Ensar selbst kreierte Geschichten auf. Am Ende der Bemühungen stand „Nicos Notizbuch – Wie das schlimmste Jahr meines Lebens verlief“, so der Titel seines Erstlingswerkes.

Ungeachtet des Titels und des Anlasses seiner Entstehung geht es in dem Buch nicht um Corona. Der Viertklässler aus Steinhagen beschreibt stattdessen, wie sein Protagonist Nico versucht, ins Buch der Rekorde zu kommen und dabei viele Abenteuer erlebt. Außerdem erzählt Ensar, welche verrückten Abenteuer Nico mit seinen Freunden, in der Schule, mit seiner Familie und im Fußballverein erlebt.

An seiner Grundschule in Künsebeck hat der Nachwuchsautor auch schon seine erste Lesung durchgeführt.

Auf eine Fortsetzung dürfen sich seine Fans jetzt schon freuen. An Ideen fehlt es dem Neunjährigen nicht. Im zweiten Teil von Nicos Abenteuern wird der Titelheld eine Weltreise unternehmen. Dabei wird dieser auch Frankreich und die Türkei besuchen, verrät der junge Autor.

Der eigene Vater tippte Ensars mit der Hand geschriebene Geschichten an seinem Computer ab. Was Verlagswesen und Bücher betrifft, fällt im Hause Şahinöz der Apfel nicht weit vom Stamm: Vater Cemil ist Diplom-Soziologe und bekannt als Gründer und Chefredakteur der Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religion „Ayasofya“. Er glaubt ganz fest an das Talent seines Sohnes.

TRT Deutsch, 14.04.2021

https://www.trtdeutsch.com/kultur/nicos-notizbuch-neunjahriger-aus-steinhagen-schreibt-erstes-buch-5142858

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(10.04.2021) Dokuz yaşında yazar oldu

Hinterlasse einen Kommentar

April 10, 2021 · 4:35 pm

(07.04.2021) Pozitif bakış açısı

Pozitif bakış açısı

Hüsn-ü zan meselesi, pozitif bakış açısını gösteriyor. Hüsn-ü zan edebilme imkanı var iken, su-i zan etmeye, yani pozitif düşünme imkanı var iken, negatif düşünmeye, gerek yoktur.

“Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır“ sözü bu kadar kısa ve veciz kelimelerle dünyaya bakış açımızın hayatımızı nasıl etkilediğine vurgu yapıyor. Ne kadar müsbet (pozitif) bakar isek, hayatımız da o kadar müsbet olur. Neticede stres dediğimiz olay dahi sadece bizim kafamızda oluşan bir olgu. Stres, olayları yorumlama şeklimiz. Başımıza gelen bir olayı nasıl değerlendirirsek ona göre ya stres oluşur yada oluşmaz. Bundan dolayı algı ve olgu meselesini iyi yönetmek gerekir.

Bir bakış açısı örneğini Peygamber Efendimiz sergiliyor. Medine´de sahabeler ile beraber gezerken çöplükte kokmuş bir köpek leşi görüyorlar. Sahabeler “Çok kötü kokuyor” derken Peygamber Efendimiz olayın müsbet yönüne dikkat çekiyor: “Dişlerine bakın, ne güzeldir.” Aynı şekilde eşini şikayet eden birine Hz. Muhammed (sav) ”Sen de güzel yönlerine bak” diyor.

Herşeyin güzel olduğunu Allah kendisini bildiriyor: “Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.“ (Kur´an, 32:7).

Dolayısıyla Allah´ın yarattığı herşey güzeldir. Güzel veya çirkin olarak görmemiz bizim bakış açımız ile bağlantılıdır. Nereden, nasıl baktığımız önemlidir.

Menfi (negatif) baktığımızda iyiyi dahi, kötü olarak görmeye başlarız. Aynı şekilde günlük hayatımızda, örneğin gazetede veya televizyonda, gördüğümüz kötü, iğrenç veya şiddetli görüntüler bilinçaltımıza yerleşir ve bu çoğaldıkca hayattan, ibadetlerimizden, sevdiğimiz şeylerden lezzet almamaya başlarız, hakikattan uzaklaşırız, onu anlayamaz hale geliriz. Huzursuz ve mutsuz oluruz, fakat sebebini başka yerlerde ararız.

Bütün dünya´da romanlardan sonra en çok satan kitaplar mutluluk ve başarı vaad eden kitaplar. Kitapçılar ve kütüphaneler “21 günde başarı“, “Oku, mutlu ol“ kitaplarıyla dolu. Hatta bazı ülkelerde okullarda “Mutluluk“ dersi veriliyor. Bu derse katılan öğrenciler mutlu olma duygusunu hissetmeye (?!) çalışıyorlar. Bununla da kalmıyor örneğin Almanya´da bir “Gülme Derneği“ var. Dernekte, mutluluğun gülmekten kaynaklandığı ifade ediliyor. Meğer insanlar gülmeyi beceremiyorlarmış, onun için mutsuzlarmış. Bu dernek de insanlara gülmeyi öğretecekmiş. Derneğin üyeleri her hafta birer saat gülme-antremanı yapıyorlar. Aslında mutsuz etmesi gereken olay budur. Yani gülmek için dernek kuran mutsuz insanların bu konuda ciddi olması bizi toplumsal bazda “mutsuz“ etmeli. Gülmeyi öğrenmeye ihtiyaç duyan tek varlık insandır galiba!

Kapitalizm elbette insanların huzursuzluğunu ve mutsuzluğunu kendisine kar payı yapma peşinde. Mutluluk ve huzuru adeta bir ürün olarak satma çabasında. Bunu başarabildiğinin en büyük delili, insanlar mutluluklarını banka´daki hesaplarıyla ölçmeleri. Ne kadar çok paran varsa o kadar mutlusun felsefesi.

Elbette bu bir kısırdöngüdür. Bu şekilde hiçbir zaman mutlu olma ihtimali dahi yoktur. Çünkü bu şekilde düşünen bir insan her zaman daha çok para ister. “Daha çok parası“ olduğu zaman bir anlık mutlu olur, fakat bir an sonra yine “daha çok“ olsun diye yine mutsuzluğa düşer. Yani kapitalizm bizlere ekmek arası huzur ve pilav yanı mutluluk satma peşinde.

Evet, insanlık mutsuzluğu hep beşeri sistemlerde aradı. Kapitalizm, konunizm, sosyalizm ve daha nice sistemler mutluluk peşinde koşan mutsuz insanlar yetiştirdiler.

Modernite´nin kalabalığı, hızlı yaşam tarzı, sesler, gürültüler, renkler insanlığı bozmaya namzed oldular.

Halbuki mutluluk dediğimiz olay satın alınamaz, satılmaz.

Konfüçyüs “Her şeyde güzellik vardır ama herkes görmez” der. Evet, herşey ya bizzat güzeldir, örneğin bir çiçek gibi, veyahut neticesi itibariyle güzeldir, örneğin başımıza gelen bir musibetin bizi olgunlaştırması veya bazı şeyleri daha iyi görebilmemizi sağlaması gibi. Zahiren bakıldığında musibetler ve hastalıklar kötü gözüküyor, fakat neticeleri pozitif olabiliyor.

Bir şeyin varlığı kötü anlamına gelmez. Siz o varlığı nasıl algılar veya “kullanırsanız“ size o şekilde yansır. Güzele yönlendirirseniz güzel olur. Bazen kötü zannetiğiniz şeyler hayır, hayır zannetikleriniz şer olabiliyor: “Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz“ (Kur´an, 2:216).

Müsbet düşünce insanın tüm dertlerini çözmeye vesile olabilir ve bu sayede bir ilaçtan dahi daha etkili olur.

Dolayısıyla mutluluk ve huzur temelinde bakış açısıyla ilgili bir meseledir. Olayları algılayış şeklimiz dünyamızı etkiler.

İnsan, beyniyle yapamayacağı birşey yoktur. Beyin, bütün vücudu hatta duyguları ve davranışlarımızı etkiler. Vücudumuzun herhangi bir azasını hareket ettirmek istediğimizde bunu beynimizin istemesiyle yaparız. Bize sadece istemek düşer. Bu isteme duygusu neticesinde vücudumuz hareket ettirilir.

Beynimizin o kadar muhteşem bir çalışma sistemi varki, olmayan bir hastalığı bile size varmış gibi gösterebilir. Ve siz gerçekten o hastalığa yakalanabilirsiniz. Psikolojik hastalıkların bazıları da böyledir. Her duygunun bedensel bir bileşeni vardır. Fazla stres, gerginlik ve sıkıntı vücuda vurur ve bel, diz, omuz ağırlıkları başlar. Aynı şekilde var olan bir hastalığı beyin gücünüzle yeniden hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Bu nedenle kendisi için dua edildiğini ve destek verildiğini düşünen hastalar diğer hastalara oranla çok daha çabuk iyileşirler.

Çünkü birşeye ne kadar çok inanırsanız, beyniniz o konuya yoğunlaşır. Önce aklınızda, fikrinizde, zihninizde gelişir, daha sonra dışarıya yansır. Bunun neticesinde o enerjiyi kainata yaymış olursunuz, ya pozitif veya negatif. Bu pozitif (olumlu, müsbet) veya negatif (olumsuz, menfi) enerji sayesinde hayatınızda birçok şeyi etkiler veya değiştirirsiniz.

Siz dünyaya pozitif bir enerji yayarsanız bu dünyada bir iyilik olarak karşınıza çıkar. Negatif enerji saldığınızda negatif bir olay olarak kendisini gösterir. Yani aslında başınıza gelen olaylar sizin daha önce yaydığınız enerjiye bağlı. “İyilik eskimez, günah unutulmaz. Deyyan (Allah Teala) ölmez. Dilediğini yap, ettiğini bulursun.“ buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Buna şöyle bir örneği verebiliriz. Aklınızdan kötü birşey geçtiğinde veya kötü bir şeyi dile döktüğünüzde hemen “Allah korusun” dersiniz. Yani daha olmamış bir kötü olayı, sırf siz söylediniz veya aklınızdan geçirdiniz diye gerçekleşebileceğine inanırsınız ve “Allah korusun” dersiniz. Kötü sözlerimizin kötü enerji yayıp ve bundan dolayı o kötü olayın gerçekleşeceğine inanırız. Yani bir nevi dua niyetine gireceğini düşünürüz. “Düşündüğüm başıma geldi”, “Söyledim oldu” gibi sözler bunun ile alakalı. Örneğin nazar denen olay da bu negatif enerji sayesinde oluşur.

Pozitif ve negatif enerjiler ise tamamen bakış açınıza bağlıdır. Bu ise yine beyindeki işlemlere bağlıdır. Bakış açımız pozitif ise, beyin bunu olumlu olarak dışarı yansıtır. Bunun için dilimizi bile kullanmamıza gerek yok.

Örneğin ilk defa gördüğünüz bir insan ile anlaşıp anlaşamayacağınızı ilk saniyerde anlarsınız. Hatta karşınızdaki hiç konuşmasa bile. Bunun önyargı ile bir ilgisi yoktur. Karşınızdakinin saldığı enerjiyle ilgilidir. Eğer o enerji sizinki ile bağdaşıyorsa, yani aynı hatlarda, frekanslarda buluşuyorsa, o kişiyle çok iyi anlaşacağınızı düşünürsünüz. “Elektrim aldım / alamadım“ deyimi gibi. Tabiki bunda yanılma payıda vardır, ama beyninizi kontrol edebilme ve düşünce tarzınızı pozitif olarak yönlendirme kabiliyetini geliştirirseniz isabet etme oranı da yükselir. Hatta insanlar başkalarının söylediklerini unuturlar, onların kendilerine hissettirdiklerini hatırlarlar ve ona göre kişiye ya soğuk yada sıcak davranırlar.

Pozitif ve negatif enerjiyi sadece yetişkinler değil, bebekler dahi fark eder. Siz bir bebeğe hiçbir şey söylemeseniz dahi, sizi anlamasa bile, yaydığınız enerji sayesinde ya huzurlu olur yada huzursuz olur. Ve bu algı anne karnında başlar. Yani daha doğmamış olan bebek anne karnında psikolojik gelişimine başlar.

Çocukların önünde kavga etmeseniz bile, kavganın kötü enerjisi her yeri sarar ve birşeylerin doğru gitmediğini çocuk dahi sezer.

Körlerde de bu durumu fark ederiz. Gözleri görmez, fakat görüyormuş gibi sinyalleri alırlar ve üzücü birşey “gördüklerinde“ görmedikleri halde üzülürler. Bunu körler ile yapılan birçok araştırma ispat ediyor.

Aynı işlemi bitkilerde de görürüz. 2 hafta boyunca 24 saat agresif ve gürültülü bir müzik dinlettirdiğinizde bitki soluyor, ölüyor, enerjisi bitiyor. Ama sakin ve rahatlatıcı bir müzik dinlettirdiğinizde çiçek açıyor, bitki büyüyor, enerji topluyor.

Bu sadece canlılar için geçerli değil. Cansızlar için de geçerli. Su damlası agresif ve gürültülü müzikde bozuluyor, molekülleri kirleniyor. Sakin ve rahatlatıcı bir müzikde temizliği ve duruluğu bozulmuyor. İnsan bedeninin %70´inin su olduğunu düşünürsek bu hakikati daha iyi anlarız.

Hatta Çin´den gelen Feng Shui felsefesine göre bir odadaki eşyalar pozitif enerji aktarabilecek şekilde düzenlenir.

Canlıların ve cansızların bizim yaydığımız enerjiden etkilendiğini düşünürsek, dünyamızı ve dünyayı beynimizin ve düşünce tarzımızın yönelttiğini kabul etmemiz gerekiyor.

Birisi mavi bir gözlük ile dolaşıyorsa tüm dünyayı mavi görür. Bu kişiye diğer renklerin varlığından bahsetseniz ve hatta size inansa dahi o gözlüğü çıkarmadan diğer renkleri göremez. Sadece inanması yetmez, o gözlüğü de çıkarması gerekiyor. Bakış açısını, düşünce tarzını değiştirmesi gerekiyor.

Yani bir olayı nasıl görür, değerlendirir ve algılar isek, o şekilde beynimizde canlanır ve senaryolar halinde biz o olayı beynimizde devam ettiririz. Ya pozitif, ya negatif. Bu nedenle su-i zan ve kötü düşünce zararlıdır.

Olaylara bakışımız ise göz ile de ilgili değildir. Örneğin zahiren baktığımızda güneş dünyanın etrafında dönüyor. Ama hakikat tam tersi. Kainatta ve hayatımızda da birçok şey böyle. Bakmak veya Görmek. Bakarken bir de görmek lazım. Her bakmak, görmek manasına gelmez. Bakan, sadece madde görür. Gören, herşeyde Allah’ın tevhid olduğunu görür. Bu nedenle maarifet gözde değil. Göz sadece bir ışık yansıması yapar. Göz aslında hiçbir şey görmez. Herşeyi gören yine beynimizdir. Beynimizdeki yansıma gördüğümüzün yorumudur. Biz dünyayı görürken, aslında beynimizdeki yorumlanmış halini görüyoruz. Bu yoruma göre hareket ediyoruz. Yine ya pozitif veyahut negatif.

Şizofrenleri buna örnek olarak verebiliriz. Birçok şizofren örneğin karşılarında bir insan madde olarak olmamasına rağmen birini gördüklerini söylerler. O insan madde olarak aslında orada yoktur. Fakat beyni kendisine orada bir insan varmış gibi gösterir ve gerçektende “gözleriyle” görür. Nitekim bu bir beyin hatasıdır ve tedavi edilmeli. Ama bizi ilgilendiren nokta beynin böyle bir fonksiyonu olabilmesi. Yani maddeten olmayan birşeyi gözümüze varmış gibi gösterebilmesi. Bu algılayışı pozitife çevirebilir ve hayrımıza kullanabiliriz.

O zaman bütün olay algılayış şeklinde bitiyor. Algılayış şekli hareketlerimizi ve davranışlarımızı etkiliyor. Biz dünyayı ve hayatımızı nasıl görmek istersek, dünyamız ve hayatımız o şekli alır.

Çocuğunuz bir bardağı kırdığında, bardağı düşünüp çocuğa çok kızabilirsiniz. Bu çok materyalist bir hareket olur. Fakat bardağın geçici ve fani bir madde olduğunu, geçici birşeyin hiçbir değeri olmadığını düşünürseniz o an sıkıntı yaşamassınız. O yüzden olayları dışarıdan seyretme imkanını geliştirmek gerekiyor.

Dışarıdan seyrettiğinizde yeni bir algılayış şekli, yeni bir paradigma geliştirmiş oluyorsunuz. Olaylar değişiyor. İyi veya kötü diye birşey kalmıyor. Herşey sadece sun-i bir imtihan olarak karşınıza çıkıyor. Sizin problemli ve sorunlu olarak gördüğünüz mesele basit bir olay oluyor ve çözülmesi de kolaylaşıyor. Her olay, her an sahte ve geçici olarak kendini gösteriyor. Hakiki güzellik bu perdelerin arkasında gizleniyor.

Dr. Cemil Şahinöz

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(06.04.2021) Neunjähriger aus Steinhagen veröffentlicht sein erstes Buch

Neunjähriger aus Steinhagen veröffentlicht sein erstes Buch

Das Schreiben wurde Ensar Sahinöz in die Wiege gelegt. Der Protagonist seines Erstlingswerks hat verrückte Ideen und erlebt chaotische Ereignisse.

Steinhagen. Der Lockdown ist wohl die beste Phase, um sich entweder ganz neuen Dingen zu widmen oder aber Hobbys auszubauen, für die man bis dahin zu wenig Zeit hatte. Ensar Sahinöz hat sich für die zweite Variante entschieden. Der Neunjährige hat immer schon gerne Bücher gelesen, aber auch selbst gerne geschrieben. Plötzlich war er nicht mehr zu bremsen.

Nach und nach stapelte sich das Papier, auf dem er seine eigenen Geschichten handschriftlich festgehalten hatte. Acht Monate lang sammelte er und kam schließlich auf 39 Geschichten, in denen Protagonist Nico – gleichalt wie Ensar und ihm auch sonst recht ähnlich – viele spannende Dinge erlebt. „Nicos Notizbuch – Wie das schlimmste Jahr meines Lebens verlief“ ist der Titel des Buches, in dem es um verrückte Abenteuer geht, die der kleine Nico mit seinen Freunden, in der Schule, in der Freizeit, mit seiner Familie oder im Fußballverein erlebt.

„Corona spielt allerdings keine Rolle“, sagt Ensar. Denn sonst hätte er ja kaum in Zeiten von Kontaktverboten gute Geschichten erleben können. Das Schreiben wurde ihm sicherlich auch ein wenig in die Wiege gelegt, denn sein Vater ist der Diplom-Soziologe Cemil Sahinöz, Gründer und Chefredakteur der Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religion „Ayasofya“. Er war es schließlich auch, der Ensars mit der Hand geschriebenen Geschichten am Computer abtippte und den Papierstapel in einzelne Dateien umwandelte. Schließlich veröffentlichte er die Geschichten in dem Verlag, der auch seine Bücher publiziert. Das Buch ist in allen Buchhandlungen und auch über Amazon als „Book on demand“ erhältlich, wird also auf Bestellung gedruckt und ausgeliefert.

„Einige Dinge sind wirklich so passiert, andere frei erfunden“

„Einige Dinge sind wirklich passiert, andere Geschichten sind frei erfunden“, sagt Ensar, der die vierte Klasse der Grundschule Künsebeck besucht und im Sommer zur Realschule Steinhagen wechselt, zum Inhalt seines Erstlingswerks. Wie ein roter Faden ziehen sich durch das Buch die Versuche Nicos, irgendwie ins Buch der Rekorde aufgenommen zu werden. Daher kommt er auf die verrücktesten Ideen und erlebt dabei viele chaotische Ereignisse, teilweise auch gemeinsam mit seiner Buch-Schwester Elisa, die seiner realen Schwester Semira (6) durchaus ähnlich ist. „Ich bin ein großer Fan von Comic-Romanen. Ich wollte so etwas dann selber schreiben“, sagt Ensar. Seine Lieblingsbücher sind die erfolgreiche Kinderbuchreihe „Gregs Tagebücher“, womit auch klar wird, dass sein Buchtitel nicht ganz zufällig gewählt worden ist.

„Wir sind richtig stolz. ich hätte nicht gedacht, dass es so spannend wird“, lobt Songül Sahinöz das Buch ihres Sohnes, der Fan von Borussia Dortmund ist und selbst seit gut fünf Jahren beim TSV Amshausen kickt. „Ich interessiere mich aber auch für Wrestling. In meiner Lieblingsgeschichte fährt Nico zu einer Wrestling-Show“, verrät Ensar. Aber natürlich verläuft die Anfahrt nicht so wie geplant.

Schon jetzt steht fest, dass es eine Fortsetzung geben wird. Darin wird Nico eine Weltreise unternehmen und auch in Frankreich und der Türkei Station machen. „Ich schreibe im Moment nicht mehr ganz so häufig, aber ich habe schon Ideen bis zum vierten Teil im Kopf“, sagt der Neunjährige. Er könne sich durchaus vorstellen, auch mal beruflich etwas in dieser Richtung zu machen.

In seiner Schule durfte Ensar schon seine ersten Lesungen durchführen. Und das Buch liegt auch schon in der Bibliothek der Schule. „Meine Lehrerinnen und Lehrer unterstützen mich sehr“, sagt Ensar, der wohl auch nach Homeschooling und dem Ende der Corona-Pandemie an seinem großen Hobby festhalten wird.

Haller Kreisblatt, 06.04.2021

https://www.haller-kreisblatt.de/lokal/steinhagen/22985520_Neunjaehriger-aus-Steinhagen-veroeffentlicht-sein-erstes-Buch.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(03.04.2021) Goethe und der Koran

Goethe und der Koran

In Bezug auf den Islam, kennt man von Goethe Zitate, wie z.B.:

„Jesus fühlte rein und dachte
Nur den Einen Gott im Stillen;
Wer ihn selbst zum Gotte machte
Kränkte seinen heil’gen Willen.
Und so muß das Rechte scheinen
Was auch Mahomet gelungen;
Nur durch den Begriff des Einen
Hat er alle Welt bezwungen.“
(West-östlicher Divan, WA I, 6, 288 ff)

„Oberhaupt der Geschöpfe – Muhammed.“
(West-östlicher Divan, WA I, 6, 482)

„Wenn Islam »Gott ergeben« heißt, In Islam leben und sterben wir alle.“
(West-östlicher Divan)

„Ob der Koran von Ewigkeit sei?
Darnach frag‘ ich nicht!
Daß er das Buch der Bücher sei
Glaub ich aus Mosleminen-Pflicht.“

Diese und andere Zitate und Begebenheiten führten in der Vergangenheit dazu, dass das Verhältnis von Goethe zum Islam immer wieder thematisiert wurde. Die Spannbreite der Diskussionen fängt bei „Goethe bewunderte den Islam“ an und hört bei „Goethe konvertierte zum Muslim“ auf.

Diesen Diskussionen leisten Karl-Josef Kuschel und Shahid Alam mit ihrem Werk “Goethe und der Koran“ (erschienen im Patmos Verlag) einen großen Beitrag. In ihrem fast 450 seitigen Werk dokumentieren sie vollständig alle Texte Goethes zum Islam und geben damit einen umfassenden Überblick über die Gedanken des Dichters zur islamischen Religion.

Auch einige Schreibübungen der arabischen Schrift von Goethe sind Bestandteil des Werkes. So schrieb Goethe u.a. die 114. Sure des Korans in Arabisch ab. Eine Zeittafel am Ende des Buches zeigt die wichtigsten Daten zu Goethe und Islam.

Die Textstellen Goethes werden auf dem gegenwärtigen Stand der Goethe-Forschung von Kuschel ausführlich kommentiert. Die Kalligrafien des Buches stammen vom renommierten Kalligrafen Shahid Alam.

Besonders bedeutend wird im Buch Goethes Westöstlicher Divan. Dieser ist wie ein Dialog zwischen Goethe und dem muslimischen Dichter Hafiz, den Goethe als sein “Zwillingsbruder“ bezeichnete. Im Westöstlichen Divan kommen daher viele Gedanken und Sichtweisen Goethes zum Islam hervor. So schreibt er in einer Notiz, laut dem ein Gerücht besagen würde, dass er selbst ein Muslim sei, dass er nicht geneigt sei, dieses Gerücht abzulehnen.

Insgesamt ist das Werk von Kuschel und Alam ein umfassendes Werk zum Thema “Goethe und Islam“, dass nicht nur alle Textstellen Goethes zum Islam herausarbeitet, sondern diese auch in einen historischen Kontext bringt.

Nicht zuletzt ist das Buch auch ein Dialogbuch, dass den Leser einlädt, in einen aufrichtigen Dialog der Kulturen und Religionen zu treten.

Cemil Sahinöz, Islamische Zeitung, 03.04.2021
https://islamische-zeitung.de/buchvorstellung-goethe-und-der-koran-dokumentiert-schriften-des-dichters/

Zum Bestellen:

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne

(28.03.2021) 9 yaşında kitap yazdı

Öztürk, Nisan 2021

9 yaşında kitap yazdı

Hikayelerde küçük Nico’nun günlük hayatta, okulda, arkadaşlarıyla, futbol antremanında başına gelen komik ve maceralı anlar ele alınıyor.

STEINHAGEN (Öztürk)

Almanya´nın Steinhagen kentinde yaşayan ve yazarımız Cemil Şahinöz’ün oğlu, 9 yaşındaki Ensar Şahinöz kitap yayınladı. Korona döneminde evde hikayeler yazmaya başlayan Ensar‚ın anlatımları “Nicos Notizbuch“ (türkçesi: Nico´nun not defteri) ismiyle piyasya çıktı.

Ensar Şahinöz, babası Cemil Şahinöz’ün yolunda gitmeye gidiyor.

KORONA SÜRECİNİ YAZDI

Ensar, hikayelerini korona sürecinde Mayıs 2020´den Ocak 2021´e kadar, 8 ay boyunca kaleme almış. Hikayelerde küçük Nico’nun günlük hayatta, okulda, arkadaşlarıyla, futbol antremanında başına gelen komik ve maceralı anlar ele alınıyor.

İKİNCİ KİTABI NİCOS DÜNYA TURUNA ÇIKIYOR

Zamanla hikayeler birikince kitap haline gelmiş ve alman yayınevi tarafından yayınlanmış. Kitap çıktıktan sonra, Ensar, gittiği okuldan ve öğretmenlerinden çok destek görmüş ve sınıflarda ilk okumalarını gerçekleştirmiş. Bazı okullar da kitabı kütüphanesine koymuşlar. Kendisinin bu durumdan çok mutlu olduğunu belirten Ensar, ikinci kitabının ilk sayfalarını da yazdığını dile getirdi. İkinci kitap’da „Nico dünya turuna çıkıyor“ olacak.

Kitabı; Amazon ve Thalia gibi kitap satış sitelerinden temin etmek mümkün.

Öztürk, 28.03.2021

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(26.03.2021) Vesvese, takinti, OKB ve bilincaltimizn calisma sekli

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(26.03.2021) Psikoterapi ve Manevi Bakim´da Risale-i Nur

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(26.03.2021) Psikoterapi ve Manevi Bakim´da Risale-i Nur

Hinterlasse einen Kommentar

März 26, 2021 · 12:12 pm

(18.03.2021) Die neue Ayasofya-Zeitschrift (Nr.64) ist erschienen!

Die neueste Ausgabe der interkulturellen, unabhängigen Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religionswissenschaften „Ayasofya“ ist erschienen.

Die 64. Ausgabe der Ayasofya enthält u.a.:

Auf deutsch:

Die Tierliebe des Propheten Muhammed (Mehmet Paksu)
Tiergeschützte Pädagogik (Zehra Arslan)
Die Kamelin Qaswa unter Gottes Befehl (Hasan Sama)
Said Nursi und die Ameisen
Schweinefleischgebot im Islam
Zeugnis der Erschaffung (Said Nursi)
Spiritueller Impfstoff gegen das Corona-Virus (Cemil Sahinöz)
60 Jahre Anwerbeabkommen (Yasin Bas)

Auf türkisch:

Bir Yaratilis Mucizesi: Kedi (Mustafa Reyhanli)
Medeniyetimizde Hayvan Sevgisi (Beyazit Cankurtaran)
Köpege su veren kadin ve kediyi ac birakan kadin
Din ve Dünyevilesme (Mehmet Evren)
Firinci Agabeyin büyük ve kücük isleri (Ümit Simsek)
Mehmet Nuri Gülecyüz Firinci Agabey (Mehmet Evren)
Yerken Dikkat (Songül Sahinöz)
Mizah Kösesi

Zum Bestellen:

https://www.lesen24.com/detail/index/sArticle/77/sCategory/20

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift

(17.03.2021) Ensar 9 Yaşında Kitap Çıkarttı

Almanya´nın Steinhagen kentinde yaşayan 9 yaşındaki Ensar Şahinöz kitap çıkarttı. Korona döneminde evde hikayeler yazmaya başlayan Ensar´ın anlatımları “Nicos Notizbuch“ (Türkçesi: Nico´nun not defteri) ismiyle yayınlandı. Ensar, hikayelerini korona sürecinde Mayıs 2020´den Ocak 2021´e kadar, 8 ay boyunca kaleme almış. Hikayelerde küçük Nico´nun günlük hayatta, okulda, arkadaşlarıyla, futbol antremanında başına gelen komik ve maceralı anlar ele alınıyor. Zamanla hikayeler birikince kitap haline gelmiş ve alman yayınevi tarafından yayınlanmış. Kitap çıktıktan sonra, Ensar gittiği okuldan ve öğretmenlerinden çok destek görmüş ve sınıflarda ilk okumalarını gerçekleştirmiş. Bazı okullar da kitabı kütüphanesine koymuşlar. Kendisinin bu durumdan çok mutlu olduğunu belirten Ensar, ikinci kitabının ilk sayfalarını da yazdığını dile getirdi. İkinci kitap´da Nico dünya turuna çıkıyor.

Ege Time, 17.03.2021
https://egetime.com/ensar-9-yasinda-kitap-cikartti/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(17.03.2021) Ensar 9 Yaşında Kitap Çıkarttı

Ensar 9 Yaşında Kitap Çıkarttı

Almanya´nın Steinhagen kentinde yaşayan 9 yaşındaki Ensar Şahinöz kitap çıkarttı. Korona döneminde evde hikayeler yazmaya başlayan Ensar´ın anlatımları “Nicos Notizbuch“ (Türkçesi: Nico´nun not defteri) ismiyle yayınlandı.

Almanya´nın Steinhagen kentinde yaşayan 9 yaşındaki Ensar Şahinöz kitap çıkarttı. Korona döneminde evde hikayeler yazmaya başlayan Ensar´ın anlatımları “Nicos Notizbuch“ (Türkçesi: Nico´nun not defteri) ismiyle yayınlandı. 

Ensar, hikayelerini korona sürecinde Mayıs 2020´den Ocak 2021´e kadar, 8 ay boyunca kaleme almış. Hikayelerde küçük Nico´nun günlük hayatta, okulda, arkadaşlarıyla, futbol antremanında başına gelen komik ve maceralı anlar ele alınıyor. 

Zamanla hikayeler birikince kitap haline gelmiş ve alman yayınevi tarafından yayınlanmış. Kitap çıktıktan sonra, Ensar gittiği okuldan ve öğretmenlerinden çok destek görmüş ve sınıflarda ilk okumalarını gerçekleştirmiş. Bazı okullar da kitabı kütüphanesine koymuşlar. Kendisinin bu durumdan çok mutlu olduğunu belirten Ensar, ikinci kitabının ilk sayfalarını da yazdığını dile getirdi. İkinci kitap´da Nico dünya turuna çıkıyor. 

E-Haber Ajansi, 17.03.2021

https://www.e-haberajansi.com/home/news_description/6886/Ensar-9-Ya%C5%9F%C4%B1nda-Kitap-%C3%87%C4%B1kartt%C4%B1

https://www.ehaberajansi.com.tr/haber/ensar-9-yasinda-kitap-cikartti-h4664.html

Zum Bestellen:

Hardcover: https://amzn.to/3jWgLut

Softcover: https://amzn.to/3jTQ6yF

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(12.03.2021) Vortrag – Islamische Seelsorge. Theorie und Praxis

Hinterlasse einen Kommentar

März 12, 2021 · 5:29 pm