(13.01.2023) Avrupa’da yükselen irkcilik, radikallesme, sol ve iklim aktivistleri ve Solingen faciasinin 30. Yili (TRT Türk, Istanbul Saati, 13.01.2023, 100. Bölüm)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(06.01.2023) Al-Ghazali über Kommunikation

Lesetipp: Al-Ghazali über Kommunikation

Wir leben nicht erst seit Einführung und massenhaften Verbreitung sozialer Medien mehr als ein Jahrhundert in einer Welt der Massenmedien. Von Tageszeitungen, über das Radio, bis zum Fernsehen und nun auf diversen Plattformen – und mit Hilfe immer ausgefeilterer Technologien – hat sich auch unsere Art und Weise der Kommunikation mehr geändert als in den beiden Jahrtausenden zuvor. Von Laila Massoudi

(iz). Das ist – im Guten wie im Schlechten – nicht folgenlos geblieben. Sprache, das Fundament jeder Kommunikation (inklusive der nonverbalen), ist eines der Kernmomente der menschlichen Existenz. Nicht umsonst lehrte „Allah Adam alle Namen“. Obwohl seit Jahrzehnten Forschungen und Studien vorliegen, welchen Wandel der zwischenmenschliche Austausch und das nötige Werkzeug genommen hat, ist dieser Prozess nicht abgeschlossen. Und er beschränkt sich nicht auf den Anderen, sondern betrifft Muslime gleichermaßen.

Nun hat sich der Autor, Soziologe, Religionspsychologe und Familienberater Dr. Cemil Şahinöz des Themas angenommen. In seinem neuen Buch „Rhetorik und die Kunst der Kommunikation nach Imam Ghazali“ führt er uns in die diesbezüglichen Überlegungen und praktischen Ratschläge des großen Gelehrten ein. Und leistet damit einen wichtigen Beitrag, uns jenseits aller heutigen Einflüsse daran zu erinnern, wie wir als Muslime kommunizieren sollten.

Şahinöz kam 1981 zur Welt und ist einer der produktivsten Autoren der muslimischen Gemeinschaft in Deutschland. Er hat diverse Texte veröffentlicht, deren Themenbreite von Soziologie, Psychologie bis zu theologischen Fragen reicht. Sein erstes Buch erschien bereits, als er 15 Jahre alt war. In seinem sehr breiten Engagement ist er unter anderem Vorsitzender des Bündnisses Islamischer Gemeinden in Bielefeld.

In dem handlichen Buch über „Kommunikationsformen nach Imam Ghazali“ nimmt sein Autor uns mit auf eine umfassende Reise durch die Grundlagen des Austausches, verschiedene Sprechweisen, Gefahren von Streit, Tratsch und unnötige Diskussionen. Nicht grundlos ist das letzte Kapitel dem „Reden über theologische Themen ohne Kenntnis über die Grundlagen“ gewidmet. Seitdem islamische Fragen massenhaften Eingang ins Internet gefunden haben, werden die negativen Aspekte dieser Plattform für „theologische“ Diskussionen ohne Fachkenntnis beklagt.

Als Basis für diese relevante Einführung in die Kommunikation nach Al-Ghazali dient das Kapitel „Das Buch der Gefahren der Zunge“ aus dem Standardwerk des Imams „Die Wiederbelegung der religiösen Wissenschaften“. Laut dem Autor sei es diesem Gelehrten gelungen, „in seinen Werken ethische Werte und mystische Erkenntnisse mit dem traditionellen Glauben zu verschmelzen. (…) Lernen und Bildung sollten dann dazu dienen, die Seele des Menschen und gute Charaktereigenschaften zu stärken“.

Da Al-Ghazali viele Bereiche des menschlichen Lebens behandelt habe, kann es nicht verwundern, dass er über die Kommunikation (in die Dr. Cemil Şahinöz zu Beginn grundlegend einführt) geschrieben hat. Laut dem Autor sei der Imam davon ausgegangen, dass „die Zunge“ eine göttliche Gabe sei und dementsprechend positiv zum Einsatz kommen müsste. „Daher entwirft er anhand der theologischen Quellen ein Kommunikationsmodell.“ Dass Al-Ghazali dabei überwiegend negative Faktoren aufzähle, sei typisch für seine Zeit und könne nicht mit Verhältnissen oder Verständnissen der Gegenwart bewertet werden.

Zu den von Şahinöz erwähnten Prinzipien muslimischer Kommunikation nach dem Gelehrten gehören: Die Zunge als Geschöpf Gottes wahrnehmen und dementsprechend nutzen. Positiv kommunizieren. Die Fähigkeit zum Schweigen. In entsprechenden Situationen und bei bestimmten Themen Andeutungen verwenden. Geheimnisse für sich behalten. Verzicht auf nutzlose, sinnlose und überflüssige Rede. Keine Feindschaften hegen.

* Dr. Cemil Sahinöz, Rhetorik und die Kunst der Kommunikation nach Imam Gazali, Astec Verlag 2022, Softcover, 168 Seiten, ISBN 978-3-948-244057, Preis: EUR 7,99

Laila Massoudi, Islamische Zeitung, Ausgabe 331, 06.01.2023
https://islamische-zeitung.de/lesetipp-al-ghazali-ueber-kommunikation/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar

(02.01.2023) İslam İlahiyatı okuyan öğrencilerin meslek tercihleri

İslam İlahiyatı okuyan öğrencilerin meslek tercihleri

Almanya´da doğan, burada sosyalize olan ve almancayı anadili olarak kullanan genç imamlar yetiştirmek için camilerin çatı dernekleri yıllardır farklı projeler, eğitim yolları vs. oluşturmaktalar. Kimisi Almanya´da ve Türkiye´de bulunan üniversitelerle beraber çalışıyor, kimisi üniversitelere ek olarak pratik eğitim kursları sunuyor.

Aynı zamanda 2011´den itibaren Almanya´nın farklı şehirlerinde, örneğin Erlangen-Nürnberg, Frankfurt-Gießen, Münster, Osnabrück, Berlin ve Paderborn´da, İslam İlahiyatı Fakülteleri kuruldu. Yaklaşık 2500 öğrenci bu fakültelerde okuyorlar.

Bu fakültelerden mezun olan öğrenciler ile ilgili Frankfurt Üniversitesinde bulunan “Bilim ve Toplumda İslam Akademisi“ (AIWG), Mainz ve Gießen Üniversiteleriyle beraber bir araştırma yaptı. Araştırmada, 2016-2019 seneleri arasında Frankfurt am Main, Erlangen-Nürnberg, Gießen, Münster, Osnabrück ve Tübingen üniversitelerinde İslam İlahiyatı okumuş olan yaklaşık 570 mezundan 200´den fazlasının meslek seçimleri ele alındı.

Araştırmanın sonuçlarına göre İslam İlahiyatı okuyan öğrencilerin %75´i bayanlardan oluşuyur. Genel olarak öğrenciler İlahiyat fakültelerinden memnun olduklarını belirtiyorlar. Temel akademik yeterliliklerin öğretilmesini öğrenciler olumlu yorumluyor. Ayrıca fakülte sayesinde kendilerinin müslüman olarak savunmaları gerekmediği bir alanın olmasını da müsbet olarak dile getiriyorlar.

Öğrenciler ve mezunlar tek eksik olarak daha fazla pratik eğitim almak istediklerini belirtiyorlar. Bu eksiklik geçmiş yıllarda da sürekli dile getiriliyordu. İlahiyat öğrencileri haklı olarak üniversiteyi bitirince, diplomalarını elde edince nerede çalışacaklarını soruyorlardı. Normalde hepsinin camide imam olabilecek kapasitede olması gerekirken, bir çok öğrenci „İlahiyat okuduk, ama hutbe bile veremiyoruz!“ diyorlardı. Fakat bu eksiklik büyük bir ölçüde artık giderildi. Üniversitedeki eksik pratik eğitimini camilerin çatı dernekleri farklı kurs ve seminerlerle vermeye çalışıyorlar.

Üniversiteyi bitirmeden bırakanların oranı ise her sene düşüyor. İlk zamanlar bu oran %50´nin üstündeydi. Çoğu öğrenciler, üniversiteyi bitirmeden bırakıyorlardı. Fakat bu oran gittikçe düşüyor. Yani artık çoğunluk, fakülteyi başarıyla bitiriyor.

İslam İlahiyatı mezunlarının %13´ü camilerde görev yapıyorlar, %7´si Maneve Bakım (Spiritual Care, Seelsorge) alanında, örneğin hastanede veya hapishanede, mesleklerini icra ediyorlar. Öğrencilerin %44´ü pedagojik alanlarda meslek hayatlarına devam ediyorlar. %26 ise sosyal alanlarda görev yapıyor. %15´i akademisyen olarak kalıyor.

Öğrencilerin çoğu mezun olduktan sonra kendilerine uygun bir meslek aramak zorundalar. Çünkü ilahiyat eğitimiyle, eğer camide görevli olmak istemiyorsanız, çok fazla meslek seçimi olmuyor. Mezunlar, ayrıca mesleklerinin ilk yıllarında sadece geçici görevler alabildiklerini ifade ediyorlar. Meslek hayatına girenlerin %47´si tam gün çalışıyorlar. Araştırmaya göre İlahiyat mezunlarının yarısından azı tekrar İlahiyatı seçermişti, yani seçimlerinden pişman değiller, aldıkları eğitimden memnunlar.

İslam Din Dersi mezunlarının ise %66´sı bu bölümü okumaktan memnun olduklarını belirtiyorlar. Üniversiteden sonra okula geçiş çoğunluk için kolay olmuş, fakat İslam Din Dersi henüz okullarda tam oturmadığı için farklı sorunlar yaşadıklarını belirtiyorlar.

Araştırmayı yapan ekibe göre İslam İlahiyatı mezunları genelde topluma katkıda bulunuyorlar ve örneğin gönüllü olarak dini veya sosyal alanlarda görevler alıyorlar. Bu ise öğrencilerin toplumsal sorumluluk bilincinin yüksel olduğunu gösteriyor.

Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk, Ocak 2023

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(26.12.2022) Uyusturucu, Kumar ve Alkol bagimliliklari ve cözümler (TRT Türk, Günaydin Hayat, 156. Bölüm, 26.12.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(13.12.2022) Genclik Dairelerinin görevleri (TRT Türk, Rehber, 145. Bölüm, 13.12.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(12.12.2022) Menschenbild bei Said Nursi

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(12.12.2022) Menschenbild im Islam

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(12.12.2022) Gottesbild im Islam

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(12.12.2022) Gottesbild und Menschenbild im Islam

Hinterlasse einen Kommentar

Dezember 12, 2022 · 1:28 pm

(09.12.2022) Sadschda – Höchst mögliche Erniedrigung oder Stärkung durch Offenbarung der eigenen Schwäche?

Sadschda – Höchst mögliche Erniedrigung oder Stärkung durch Offenbarung der eigenen Schwäche?

Beim rituellen Gebet (salat) werfen sich Muslime nieder. Diese Niederwerfung (sudschud oder sadschda genannt) beinhaltet, dass Stirn, Nase, Hände, Knie und Zehen gleichzeitig den Boden berühren. In dieser Position sagt der Gläubige dreimal „Preis sei meinem Herrn, dem Allerhöchsten“ (Subhana rabbijal-ala).

Diese Niederwerfung könnte äußerlich betrachtet als eine Erniedrigung wahrgenommen werden. So sieht man öfters auf historischen Tafeln und Zeichnungen, die die entfernte Vergangenheit abbilden sollen, Sklaven oder Diener, die sich vor ihren Herrschern, z.B. vor den Pharaonen, verbeugen oder niederwerfen.

Auch später zum Islam konvertierte Menschen berichten manchmal, dass sie vor der ersten Sadscha gemischte Gefühle hatten. Vor allem Personen, die sich beruflich in höheren Positionen fühlen, mussten sich erst überwinden und das eigene Ego begießen, um sich niederzuwerfen. Nach der Niederwerfung berichten sie jedoch, dass sie eine große Erleichterung und einen großen inneren Frieden spürten.

Was also äußerlich vielleicht als Erniedrigung betrachtet werden könnte, führt zum genauen Gegenteil. Jedoch trifft dieses Gefühl nur dann zu, wenn die Niederwerfung vor dem Schöpfer stattfindet, und nicht vor einem Menschen.

Sich selbst ständig makellos und perfekt zu betrachten, ist erschöpfend. Wenn man jedoch seine eigene Schwäche akzeptiert, kann man daraus Kraft schöpfen. In dem Moment, in dem der Mensch seine Schwäche wahrnimmt und sich vor dem Schöpfer niederwirft, seine Stirn den Boden berührt, offenbart er seine Hilflosigkeit. Mit dieser Verbeugung und Offenbarung, erlebt er jedoch keine Erniedrigung, sondern einen Aufstieg. Er legt sich selbst damit in die Hände des Barmherzigen Gottes und erhält durch seine Allmacht Größe in der Schwäche.

Laut Überlieferungen des Propheten Muhammed, ist der Mensch in der Position der Niederwerfung dem Schöpfer am Nächsten. So heißt es in einem Hadith: „Der Diener ist seinem Herrn in der Niederwerfung (im Gebet) am nächsten, also verrichtet oft die Bittgebete, während ihr euch niederwerft!“ (Muslim, Salat, 215, 482; Abu Dawud, Salat, 152, 875).

Wie Babys, die durch ihre Schwäche die Barmherzigkeit ihrer Eltern magnetisch anziehen, zieht der Mensch, der seine Schwäche durch die Niederwerfung offenbart, die Barmherzigkeit Gottes auf sich. Gottes Gnade erhalten wir also, weil wir unendlich schwach und Er unendlich barmherzig ist.

Unsere unendliche Schwäche gilt aber nur in der Stillung unserer Bedürfnisse. Da ist der Mensch ein höchst schwaches Wesen. In Bezug auf seine Position innerhalb der Schöpfung, kann er jedoch als Stellvertreter Gottes auf Erden (khalifa) zur wichtigsten Frucht der Schöpfung erlangen, wenn er eben seine eigene Schwäche wahrnimmt und akzeptiert.

Dem Grad unserer Schwäche und Hilflosigkeit entsprechend, lässt Gott Seine Barmherzigkeit erscheinen, eilt uns zur Hilfe und wird somit für uns zur größten Hoffnung und zum stärksten Licht.

Gott, der uns sowieso näher ist als unsere eigene Schlagader (Koran, 50:16), ist uns also im Moment der Schwächeoffenbarung am nächsten. Im dem Er mit seiner Barmherzigkeit uns so nah ist, macht er den schwachen Menschen zu einem starken Menschen.

Dr. Cemil Şahinöz, Islamische Zeitung, Dezember 2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne

(06.12.2022) Almanya´da Cocuk Hastaliklari, Astec Kitap Fuari ve Sokak Müzisyenleri (TRT Türk, Istanbul Masasi, 72. Bölüm, 06.12.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(05.12.2022) Aile Kavrami (TRT Türk, Almanak, 24. Bölüm, 05.12.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(05.12.2022) Hayata bakis acimizi degistirmek, yasam doyumu elde etmek (TRT Türk, Rehber, 139. Bölüm, 05.12.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(05.12.2022) Hayata bakis acimizi degistirmek, yasam doyumu elde etmek

Hinterlasse einen Kommentar

Dezember 5, 2022 · 7:10 am

(03.12.2022) “Pozitif Ol Pozitif Bak- Psikolojik Terapide Risale-i Nur” Latif Erdogan

“Pozitif Ol Pozitif Bak- Psikolojik Terapide Risale-i Nur”

Zıtlıklar hayatın gerçeğidir. Yaratılış nizamı böylesi bir denge üzerine kuruludur. Onu aşmak imkansız, aksine gayretler faydasızdır. 

Olmasını şiddetle arzuladığımız halde daha sonra olmadığı için şükrettiğimiz ya da tam tersine olmaması için olanca gücümüzü sarf etmemize rağmen daha sonra olduğundan dolayı bayram coşkusu yaşadığımız olayların sayısı hiç de az değildir. 

Külli kader olgusuna baştan bütüncül bakabilmek huzuru besleyen erdem bilgeliğidir. Geleceğin üzerine atılan örtü, aynı zamanda gaflet perdesinin aralanmasına vesiledir. Ömrün bütünü zehir olmasın diye ölüm vaktinin, ölüm yerinin gizliliği şeker şerbettir. Tedbirlerimiz, dikkatlerimiz, korkularımıza ve endişelerimize ilmeklidir. 

İyimserlik şükre davetiyedir. Şükür ise nimeti celbeden cazibedir. Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır. İyimserliğin yanılgıları, kötümserliğin isabetlerinden daha isabetli, daha hayırlıdır. Hüsnü zan mümkün oldukça suizanna düşmemek önemli bir ilkedir. Kutsi hadiste, “Kulum Beni nasıl bilirse, Ben ona öyleyim”  şeklinde ifadesini bulan ilahi düstur, iyimserlere cennet muştusu olmanın yanında, oldurucu ve olgunlaştırıcı bir ahlak öğretisidir.

Psikolojik yanımızın telkinlere karşı ne denli hassas olduğu malumdur. Kötü bir insana, iyisin diye diye iyileşmesi, iyi bir insanın aksi uyarılara yenik düşerek kötüleşmesi pratikte az değildir.

Başkalarının bizim hakkımızdaki müspet kanaat ve düşüncelerini de aynı bağlamda değerlendirerek verimli kılmak mümkündür. İmam Azam, kendi hakkındaki söylentiyi işitince artık öyle yapar. Tam kırk yıl yatsı abdestiyle sabah namazını eda eder…

Bedbin, kötümser insanın çevresine sürekli negatif enerji yaymasına mukabil, nikbin, iyimser insan da çevresine sürekli pozitif enerji neşreder. Bu çerçevede iyimserlik önemli bir toplumsal yardım işlevi görür.

Özellikle, kötümserliğin kurumsallaşarak yaygınlaştığı günümüzde, iyi niyetli, iyi düşünceli, iyiyi gören, iyiyi söyleyen, duru gönüllü nikbin kişilere ihtiyacımız her dönemden daha fazla. Bizim de, bir denge izdüşümü olan iyimserliği, bütün hayata yayarak kurumsallaştırmamız gerekiyor.

İyimserlik, hiçbir zaman realitelere göz yummak ve ütopyaya sığınmak anlamına gelmez. Belki, realitenin zıtlardan oluşan bir ahenk olduğunu baştan bilmek ve beklentileri bu ahenge uygun akort etmek anlamına gelir. İyimser kişi, olumsuzlukları da aynen olumlu olaylar gibi reel dünyanın bir parçası olarak görür. Olumlu ya da olumsuz her olayı hayırlı neticeye irca etmeye çalışır. Çünkü bizler, hem hayırla hem de şerle imtihan olunmak mevkiindeyiz. (Enbiya, 35) Bunlardan hangisi ile imtihan olunduğumuz değil, imtihanı kazanıp kazanmamız önemlidir. Şerle imtihan olunup kazanırsak sonuç hayırdır. Hayırla imtihan olunup kaybedersek sonuç şer demektir. Öyleyse önemli olan, imtihanın her iki halini de hayra tebdil edebilmektir. İyimser insanın gayreti de bu istikamettedir…  

İyiye, güzele, faydalıya talip olmak; kötüyle, çirkinle, zararlıyla yüzleştiğinde ise daha kötüsünden, daha çirkininden, daha zararlısından korunmuş bulunmaya şükürle mukabele etmek… İyimserliğin en özlü tanımı bu hal olsa gerektir.

“Pozitif Ol Pozitif Bak- Psikolojik Terapide Risale-I Nur” çok yönlü mükemmel, çok yönlü güzel bir kitap. Adeta bir kültür harmanı. Hazmedilmiş bilginin, fikir ve düşüncenin emrine verilişi; orjinalitenin peşinde sürüklenmeden, orjinal tespitlerde bulunmak mahereti kitapta en güzel kıvamda vücut bulmuş. Kitabın varlığını duyar duymaz hemen aldım okudum, Sizleri de haberdar edeyim istedim. Yazar Cemil Şahinözü bu faydalı, bu isabetli çalışması vesilesiyle tebrik ediyor, çalışmalarının bütününde başarılar diliyorum..

Latif Erdogan, 05.12.2022
https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/latif-erdogan/pozitif-ol-pozitif-bak-psikolojik-terapide-risale-i-nur-40760.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Bücher / Kitaplar, News, Berichte, Presse

(02.12.2022) Dizilerden etkilenmemek mümkün mü?

Dizilerden etkilenmemek mümkün mü?

Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye´de ortalama 80 dizi yayınlanıyor. Bu dizilerin konusu ise büyük bir çoğunluk ile mafya konuları veya geniş anlamda aile-aşk konuları. Geriye kalanlar ise örneğin komedi dizileri, uzattıkça gerçek dışı olayları içeren tarih dizileri veya hazırlanmış senaryolardan ibaret olan, fakat gerçekmiş gibi gösterilen “yarışmalar“.

Dizilerin içerikleri de çoğu zaman birbirine benziyor.

Mafya dizilerinde, aslında kötü olan şahıslar, sanki iyilik yapıyorlarmış gibi kahraman ve kurtarıcı olarak gösteriliyorlar. Gerekçe olarak da, devlet bu işleri çözemediği için, mecburen iyi kalpli mafyanın çözmesi gerektiği anlatılır.

Aile-aşk dizilerinde ise, çoğunluk olarak ya zengin aileler ya da reklam şirketlerinde çalışan, fakat çalışmak yerine bambaşka işlerle uğraşan gençler tematize ediliyor. Konu ise her zaman aynıdır. Kavuşulmayan aşklar, uzattıkça uzatılan problemler, cinnet geçirecek kavgalar ve herkesin herkesi herkez ile aldatmalar. Çizilen resime bakılırsa, aile çok kötü birşey, sürekli kavgalar var ve kimse kimseye güvenmiyor.

Özetleyecek olursak, mafya dizilerinde, yasa dışı işler çevirenler iyi, aile-aşk dizilerinde ise aile anlayışını tamamen yok eden anlayışlar mevcut.

Tamamen hakikate zıt olan ve insanın fıtratıyla ve realitesiyle bağdaşmayan bu senaryolar, izleyicileri menfi, negatif şekilde etkileyebiliyor, özenti meydana getirebiliyor. Fakat bu tarz dizileri izleyenlere sorulduğunda ise „ben kesinlikle etkilenmiyorum“ sözünü sıkca duyarsınız. Hiç kimse kendisinin etkilendiğini düşünmez veya fark etmez.

Fakat gerçekten etkilenmemek mümkün mü?

Başka bir araştırmaya göre Türkiye´deki dizilerin ortalama 200-300 bölümü oluyor. Her bölüm ise, anormal bir şekilde 2 saaten fazla sürüyor. Bu da Türkiye´ye has bir durum olsa gerek.

İnsan duyduğu, gördüğü, izlediği, okuduğu, bilerek veya bilmeyerek algıladığı herşeyi bilinçaltına kayıt eder. Üstelik bu kayıt anne karnında başlar. Hayatımız boyunca bilinçaltımızı bu şekilde bilerek veya bilmeyerek doldururuz. Düşüncelerimiz, davranışlarımız, hayallerimiz, korkularımız, endişelerimiz, hatta vesveselerimiz bile bu bilinçaltından beslenir.

Bilinçaltımızda bulunan tüm bilgiler bizim gerçekten inandığımız bilgiler değildir. Adeta bir çöplük gibi orası hayatımız boyunca birikir durur.

Dolayısıyla insanın yapısına ve fıtratına tamamen ters olan bu senaryolar sürekli kafamızda, bilinçaltımıza birikmeye başlar. Üstelik senelerdir, 10-20 sene bu tarz dizileri izlediğimizi düşünürsek. ne kadar çok birikim oluştuğunu anlarız.

Bilinçaltımıza yerleştirdiğimiz bu senaryolar, biz fark etmeden güncel hayatımıza yansımaya başlar. Dizilerde gördüğümüz herşey, küçük bir söz bile olsa, hepsi yavaş yavaş birikim oluşturur ve biz de senaryodaki davranışa meyl etmeye başlarız. Örneğin dizideki şahıslar gibi davranmaya, konuşmaya başlarız, kendimizi diziden birinin yerine koyarız, oradaki çözümleri normal olarak algılarız. Dizideki mafya hareketlerini ve çökmüş aile yapılarını normal olarak algılamaya başlarız. Bu saydıklarımın hepsini bilmeden ve fark etmeden yaparız, bu sebeple de etkilenmediğimizi düşünürüz.

Halbuki dizilerden etkilenmemek mümkün değil. Etkilenmemek için bilinci ve duyguları olmayan bir robot olmak gerekir.

Bilinçli dizi tüketimi

Gıda konusunda bilinçli bir tüketim sağlarız. Vücudumuza zarar veren şeyleri vücudumuza sokmayız. Aynısı bilinçaltımız için de geçerli olmalı. Bilinçaltımıza yerleşecek olan bilgileri kendimiz seçmemiz gerekir. Bu nedenle bilinçli bir dizi tüketimi gerekir.

Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk, Aralık 2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(01.12.2022) Siber Zorbalik, Mobbing, Akran Zorbaligi – Sebepleri ve Careleri (TRT Türk, Rehber, 137. Bölüm, 01.12.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(01.12.2022) Siber Zorbalik, Mobbing, Akran Zorbaligi – Sebepleri ve Careleri (TRT Türk, Rehber, 137. Bölüm, 01.12.2022)

Hinterlasse einen Kommentar

Dezember 1, 2022 · 11:18 am

(28.11.2022) Hadithverwendung in Said Nursis Risale-i Nur

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(29.11.2022) Ist Said Nursis Risale-i Nur ein Tafsir?

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos