(27.03.2022) Insani depresyona sokan filimler, müzikler

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(27.03.2022) Gercek lezzet ve gercek elem

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(27.03.2022) Hakiki elem ve hakiki lezzet

Hinterlasse einen Kommentar

März 27, 2022 · 6:00 pm

(24.03.2022) Bediüzzaman Anma Programi 2022

Hinterlasse einen Kommentar

März 24, 2022 · 8:53 pm

(20.03.2022) Kur´an´da kissalar ve hikayeler

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(20.03.2022) Kur’an’daki kissalar ve hikayeler

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(15.03.2022) Wichtig: stetiger Austausch

Westfalen Blatt, 15.03.2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(15.03.2022) Uçak korkusu

Uçak korkusu

Evinin üstünden uçaklar geçerken, Bediüzzaman derinden derine sevinçli bir halde “Ben bunlarla (uçaklarla) iftihar ediyorum. Benim nev’imin icadı olduğu için, sair kainat kardeşlerime karşı nevimin hesabına iftihar ediyorum“ der.

İnsan teknolojinin kölesi olunca, bağımlı olur, hayatını teknolojiye göre ayarlamaya başlar. Randevularını televizyondaki dizisine, telefonundaki oyunlara göre ayarlamaya başlar, önemli şeyleri ihmal eder, sorumluluklarını yerine getirmez. Fakat teknoloji nimeti insanın hizmetine verildiğinde, bereketlenir ve insana çok faydası olur.

Uçak da böyle bir nimettir. Fakat bu nimetin getirdiği özel bir psikolojik sorun da vardır: Uçak korkusu.

Literatürde Aviofobi olarak bilinen uçak korkusu aslında çok yaygındır. Kimisinde çok az bir şekilde bulunur ve bu şekilde bastırabilinir, kimisinde de korku kendisini belirli bir şekilde gösterir. Uçak korkusu, daha uçağa binmeden başlar ve insanı tedirgin eder. Fakat bir çok kişi, uçaktan korkmalarına rağmen, uçağa binerler ve uçuş süresince kendilerini rahatlatmaya çalışırlar.

Almanya´da yapılan bir araştırmaya göre toplumun %15´inde uçak korkusu var. Buna ilaveten %20´si ise uçakta kendisini huzursuz hissediyor.

Sayılara bakar isek uçak kazaları çok nadir gerçekleşiyor. 2014´de havalanan uçakların 0,0003% düşmüş, 2015´de 0,00028%, 2016´da 0,00021%, 2017´de 0,00024%, 2018´de 0,00026% ve 2019´da 0,00029%. Yani 2019´da 1 milyon uçaktan sadece 3 tanesi düşmüş.

Tabi korkan biri için bu sayılar pek birşey ifade etmiyor. Çünkü korkan kişinin aklında „Milyonda bir uçak düşse de, o düşen tek uçak, benim bindiğim uçak olabilir“ korkusu hakim oluyor.

Uçak korkusunun sebebleri farklı olabiliyor. Bazen genel bir yükseklik korkusu sebep olabilir. Panik atak olan kişiler de uçakda bulunmaktan rahatsız olabiliyorlar. Kapalı ortamlarda daralan insanlarda da uçak korkusu gelişebiliyor. Daha önce uçak ile kötü bir seyahat yapmış olanlarda ise uçak yolculuğu ile ilgili travmatik duygular oluşabiliyor.

Genel olarak ise vesvese hakim. Yani korkan kişi kafasında negatif bir senaryo çizer ve o senaryoya inanmaya başlar. Örneğin uçağın düşeceğini, arabada olduğu gibi direksiyonu ve kontrolü kendi elinde olmadığı için engelleyemeyeceğini düşünür. Dolayısıyla korkar ve endişe çeker.

Uçak korkusuyla bağlantılı en yaygın vesvese ise ölüm korkusuyla ilgili. „Uçak düşer, ölürüm“ vesvesesi bilinçaltında baskın hale gelir. Genç yaşlarda bu vesvese pek hissedilmese de, ilerleyen yaşlarda daha çok belirgin olmaya başlar. „Ölüme hazır değilim“, „Hesap veremem“, „Daha yapacaklarım çok“ düşüncesi bu korkuyu haliyle artırır.

Halbuki ölme ihtimali uçağa binince çoğalmıyor da azalmıyor da. İnsanın her an ölebilme ihtimali %50´dir. İster uçakta olsun ister evde rahat otururken olsun. Ölüm anımız bellidir zaten. Ne ileriye ne de geriye alabiliriz. Eğer uçak kazasıyla öleceksek, uçağa binmeyerek erteleyemeyiz. Bir şekilde o uçağa bineceğizdir. Eğer uçak kazasıyla ölmeyeceksek, uçağa bindik diye ölmeyiz. 

Dünyevi vesilelere baktığımızda uçak kazasıyla ölme ihtimali çok düşük, öyleyse vesvese yapmaya gerek yok. Uhrevi olarak olaya baktığımızda ise, her an ölebileceğimiz için ölüme ve hesaba hazırlıklı olmak gerekir. Hem uçakta hem uçağın dışında hazırlıklı olmak gerekir.

Dolayısıyla uçak fobisini yenebilmek için vesvese yerine, mantıklı düşünmek gerekir. Vesvese bir balon gibi, olmayan bir şeyi şişirir, mantık ise o balonu patlatır. Mantıklı bir şekilde uçağın güvenilir olduğunu ve varılan yerde neler yapılacağını düşünmek korkuyu hafifletir. Aynı şekilde rahatlatan bir eşyayı yanında bulundurmak da etkili oluyor. Hem uçak hakkında teknik bilgiler edinmek, hem de ölüm hakikatini iyi anlamak ile uçak korkusunu yenmek mümkündür. Sık sık uçuş tecrübesi yaşamak da, korkuyu yenmekte hızlandırıcı bir faktör olur.

Tabiki bunları yaparken bir uzmandan destek almak da mümkün. Korkunun şiddetine ve sebebine göre farklı tedaviler uygulanır. Örneğin simülasyon ile yapılan tedavi yöntemleri de mevcut.

Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk Gazetesi, Mart 2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(14.03.2022) Said Nursis Sicht auf die Philosophie

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(14.03.2022) Philosophie im Islam

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(14.03.2022) Philosophie im Islam

Hinterlasse einen Kommentar

März 14, 2022 · 9:10 pm

(13.03.2022) Materyalizm Felsefesi

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(13.03.2022) Kuran kendisini savunuyor

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(13.03.2022) Materyalizm Felsefesi

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(10.03.2022) Besuch der Moschee in Halle – VHS

Hinterlasse einen Kommentar

März 10, 2022 · 8:09 pm

(06.03.2022) Materyalizm Felsefesi

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(02.03.2022) Nesiller Çatışması

Nesiller Çatışması

„Günümüzün çocukları lüksü seviyor, kötü davranışları var, otoriteye baş kaldırıyorlar, yaşlılara saygıları yok, çalışmak yerine lak lak etmeyi seviyorlar. Çocuklar artık evlerinin hizmetçisi değil, tiranı. Anne babaları odaya girince ayağa kalkmıyorlar, onlara itiraz ediyorlar, destek olmak yerine laklak yapıyorlar, şapır şupur yiyorlar, bacak bacak üstüne atıyorlar, öğretmenlerine zulmediyorlar.“

Bu sözleri okuyunca belki „İşte tam bizim zamanımızı anlatıyor“ diye düşünmüş olabilirsiniz. Verilen örneklerin tam da şuanki zamanın gençlerine ve çocuklarına uyduğunu düşünüyorsunuzdur belki de. Halbuki bu sözlerin sahibi meşhur filozof Sokrat. Yaklaşık 2500 sene önce yaşamış olan Sokrat, kendi zamanının gençlerini ve çocuklarını tarif ediyor. Ne kadar tanıdık mı geldi?

Aslına bakılırsa bu tarzda bir düşünce insanlığın ilk günlerinden itibaren vardır. Her dönem yaşanan bir olgu. Her nesil, kendinden sonra gelen nesli bu şekilde değerlendirir. Ve her nesil bunun sadece kendi nesli için geçerli olduğunu zanneder.

Örneğin suçlamalar hep aynıdır. Yaşca daha büyük olan nesil, genç nesli Sokrat´ın yukarıda yaptığı gibi eleştirir. Sadece cümleler biraz değişir. „Biz babamızın yanında bunları yapamazdık“ gibi cümleler eklenir. Genç nesil de yaşlı nesli aynı şekilde suçlar ve „Bizi anlamıyorlar, sizin zamanınız geçti“ tarzında cümleler kurar. İşte bu bakış açısı, nesillerin oluştuğu günlerden itibaren var, dolayısıyla yeni bir olgu değildir.

Aynı şekilde nostaljik düşünceler de yeni değildir. Her nesil „Bizim zamanımız ne güzeldi. Herşey daha güzeldi. Arkadaşlarımızla buluşduğumuzda neler yapıyorduk. Ah nerede o eski günler, o eski bayramlar“ sözlerini sarf eder. Bu her nesil için geçerlidir. Çünkü nostaljik düşünce genelde insanı çocukluk ve gençlik zamanına geri götürür. Çocukluk ve gençlik yaşlarında sorumluluk daha az olduğu için, genelde o zamanın güzel anları bilinçaltında canlanır ve insan o zamanı özler: „Bizim çocukluğumuzda ne güzel çizgi filimler vardı. Bizim gençliğimizde ne filimler vardı. Bizim zamanımızda bayramlar tam anlamıyla bayramdı.“

Eski zamanları aslında güzel yapan, kişinin kendisinin o günlerde güzel bir zamanda olmasıdır. Bundan dolayı gelecek nesil de yaşlandığında kendi zamanı için aynısını düşünür ve bu hep böyle devam gider. Yani bugün çocuklarına ve gençlerine „Bizim zamanımızda herşey daha güzeldi“ diyen neslin çocukları ve gençleri de büyüdüklerinde çocuklarına ve gençlerine „Bizim zamanımızda herşey daha güzeldi“ diyecektir.

Rus edebiyatçı İvan Turgenyev, 1862´de kaleme aldığı “Babalar ve Oğullar“ (orijinalinde “Babalar ve Çocuklar“) adlı romanında bu meseleyi ele alır ve romanda şöyle bir cümle geçer: „İyi de o ilk anların güzelliği neden sonsuza kadar sürmüyor, neden sonsuz bir ömürleri olmuyor?“

Nesil çatışmasına götüren bu ve bunun gibi düşüncelerin oluşması gayet normaldir, yadırganacak bir durum da değildir. İnsanın kendisi değiştiği gibi, toplum da değişiyor. Yaşanan şartlar ve koşullar da değişiyor. Teknoloji iyi veya kötü ilerliyor.  


Olaya sosyolojik olarak baktığımızda, değişen nesiller değil. Nesillerin birbirlerine bakış açıları da değişmiyor. Değişen, toplumsal şartlar, kullanılan metotlar ve araçlar. Bundan dolayı, sanki ilk defa bir nesil diğer nesil ile çatışma halindeymiş gibi gözüküyor.

Bu değişimler sebebiyle kuşaklar hem lafzen hem de anlam olarak birbirlerinin dillerini anlamamaya başlarlar. Anlaşılmayınca da, doğal olarak bir çatışma meydana gelir. Bu anlaşılmamazlıktan dolayı da çatışma genelde gençlerin „Yaşlılar bizi hiç anlamıyorlar“ veya yetişkinlerin „Sen de anne-baba olduğunda anlarsın. Ah, ah, ben gençken…“ cümleleriyle sona erer ve herkes kendi yoluna devam eder.

Dr. Cemil Şahinöz, Referans Dergisi, Mart-Nisan 2022

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(20.02.2022) Sıkıntıları unutmak icin sefahete dalmak

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Misawa TV - Videos

(20.02.2022) Dalalet ve Sefahet

Hinterlasse einen Kommentar

Februar 20, 2022 · 11:44 am

(18.02.2022) İskandinavya ülkeleri ve Bediüzzaman

İskandinavya ülkeleri ve Bediüzzaman

Danimarka, Finlandiya, İsveç, Norveç ve İzlanda olarak tabir edilen İskandinavya ülkeleriyle ilgili Bediüzzaman Said Nursi bazı tespitlerde bulunuyor.

Örnegin 13. Söz´de ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi´de „Elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse, maddî veya manevî bir kıyamet başlarına kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’an’ı kabul etmeye çalışan meşhur hatipleri ve Amerika’nın din-i hakkı arayan ehemmiyetli cemiyeti gibi rûy-i zeminin geniş kıtaları ve büyük hükûmetleri Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar.“ ifadelerini kullanıyor.

Yine Emirdağ Lahikasında bir mektubunda İskandinavya ülkelerinden bahsediyor: „Aziz, sıddık kardeşlerim; Şimalin İsveç, Norveç, Finlandiya, Kur’ân’ı mekteplerinde en büyük halâskâr bir kitap olarak kabul ettikleri gibi, şimdi erkân-ı İslâmiyenin birincisi olan Ramazan sıyamını tutmak niyetiyle Câmiü’l-Ezhere “Şimalin pek uzun günlerinde bir çare-i tahfifi ve tehiri yok mu?” diye sormuşlar. Demek Avrupanın yalnız o küçük hükûmetleri değil, belki siyaset mânâsı verilmemek için kendini izhar etmeyen, eskide büyük ve dünyanın yüksek mevkiini tutmakla beraber, gayet dehşetli bir tarzda dünyanın fena ve fâniliğini dehşetli tokatla o yüksek mertebelerin hiçe indiğini görmekle hakikî teselli, yalnız ve ancak hakaik-i Kur’âniyede bulmasıyla, o küçüklerle mânen beraber tahmin edilebilir.“

Bediüzzaman´ın İskandinavya ülkerini neden bu şekilde metettiği, bazen Avrupa medreselerinde de konu oluyor. Bediüzzaman net olarak sebepler saymadığı için, sebebiyle ilgili ancak tahmin yapılabiliyor.

Bu bağlamda İskandinavyalı insanları ve toplumunu diğer Avrupalı insanlarla ve toplumlarla karşılaştırdığımızda, İskandinavyalı insanların daha mütevazi, sakin, mülayim, cana yakın, daha yardımsever olduğu tespit ediliyor. Yani Kur´an ve hadislerde zikredilen müslümanların sıfatları sanki bu insanlarda, diğer Avrupalılardan daha ziyade bulunuyor gibi. Belki bu manada İslam´a daha yakınlar.

Ayrıca dünya genelinde İslam İndex adıyla yapılan bir araştırma var. Bu araştırma İslami değerlerin hangi ülkelerde yaşandığını tespit etmeye çalışıyor. Araştırmanın metodunda ciddi sıkıntılar olsa da, İskandinav ülkeler hep zirvede yer alıyor. Bu da aslında Bediüzzaman´ın yukarıdaki sözlerini tasdiklemiş oluyor.

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler