Schlagwort-Archive: yazi

(01.06.2010) Maymundan gelmiyoruz ama maymuna gidiyoruz

Maymundan gelmiyoruz ama maymuna gidiyoruz

Son yazımızda Evrim Teorisinin teori dahi olmadığını yazmıştık. İlmi anlamda bir teori olması için gereken şartların olmadığını söylemiştik ve bundan dolayı teori değil ancak bir hipotez olabileceğini vurgulamıştık.

Hatta çoğu cevrelerce hipotez dahi değil, tamamen bir din haline getirildiğini söylemeye ve aktarmaya çalıştık. Tamda buradan devam etmeye çalışacağız.

Ancak öncelikle ´maymun´ kelimesini biraz irdeleyelim…

Malumdur, maymun bir hayvandır. Çok nazik, şirin görümlü maymunların olduğu gibi sert, korkutucu ve ürkütücü maymunların olduğuda bir gerçek.

Halk ağızında maymun kelimesi daha fazla menfi manada kullanılır.

Yani birisine ´maymun gibisin´ denildiğinde, bu müsbet ve onur verici değil menfi ve negatif manada kullanılır.

Peki menfi manada kimlere ´maymun´ denilir?

Bir çok manada kullanılsada genel hatları ile şu noktalarda birisine ´maymun´ benzetmesi yapılır:

1. Sürekli fikrini değiştirene (`maymun iştahlı´)
2. Şımarık olana (´maymun gibi hareket etme´)

Bu bilgileri göz önünde bulundurarak gelelim son yazımızda ve yukarıda tekrar belirttiğimiz noktaya. Dedik ki, ´Evrim´ dinine bağlı olan müridler, hiç bir delili olmayan bu dini ayakta tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Gerekirse manipüle ediyorlar, yalan söylüyor, sonuçları yanıltıyorlar vs.

Evrim dininden çıkan bir çok ilim adamı olmasına rağmen ve bunların birçoğunun ´Hata ettik. Senelerce hayatımızı bir hiç uğruna harcadık´ demelerine rağmen, ´evrim kalesinin´ son ´mücahidleri´, ölmüş olan bu dini diriltmeye çalışıyorlar.

Peki bunu nasıl yapıyorlar?

Cevap: Maymunluklarıyla.

Maymundan geldiğimize inanan bu ´maymunlar´ maymunluklarıyla maymunları dahi güldürüyorlar.

Çünkü yukarıdaki maymun benzetmesine uygun bir şekilde hareket ediyorlar.
Nasıl mı? İşte böyle:

1. Sürekli fikir degiştiriyorlar
Önce evrim diyorlar, sonra neo-evrim diyorlar, sonra mutasyon diyorlar, sonra ara fosiller diyorlar… tutmuyor hiç biri. Baktılar müridler azalıyor, kimse bu maymunluğa inanmıyor, yeni bir fikir ortaya atıyorlar, ´eee canım İslam´dada evrim var´. Birde utanmadan buna ayet, hadis veya İskilipli Atıf Hoca gibi İslam alimlerini alet ediyorlar. Kur´an´da ve İslam´da var olan gelişmeyi, evrim teorisiyle bağdaşıyormuş gibi göstermeye çalışıyorlar ve bu şekilde saf zihinleri kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar. Tabiki bir gelişme var. Bir hücre bebek oluyor, ardından büyüyor, gelişiyor…. Veya bir böcek gelişerek kelebek oluyor. Fakat EVRİMLEŞMİYOR, DEĞİŞMİYOR, aynı yaratık kalıyor. Kendi içerisinde bir değişiklik oluyor.
Misal: 10 parmaklı insanlar olduğu gibi, bazen 9 veya 11 parmaklı insanlarda olabiliyor. Fakat bu bir değişim veya evrim değildir. Evrim olması için tamamen başka ve yeni bir şey ortaya çıkması gerekiyor. Bu kesinlikle kainatta yoktur. Bir tane dahi delil yoktur.
Elbette bu “İslamı evrime göre uydurma” fikirleri dahi tutmayacak… ve en geç beş sene sonra yeni fikirlerle ortaya çıkacaklar… Yeni bir maymunluk ortaya atacaklar.

2. Şımarıyorlar
Evrimciler, evrim hipotezi söz konusu olduğunda, inatçı insanlardır. Küçük bir örnek: Almanya´da bir biyoloji profesörüyle üniversitede tartışıyoruz. Profesör masallarını anlatıyor. Sonuna kadar dinliyoruz. Anlattığı ´evrim masalı´ bittikten sonra, Darwinin orijinal kitaplarını ve Dawkins gibi modern evrim müridlerinin kitaplarını çıkarıyoruz. Tamamen bu kitaplar ile evrim hipotezini çürütüyoruz. İnatçı evrimci profesör inadına devam ediyor. Bizde profesörün inadına tuz katmak için Darwinin ´Problemler´ ismi verdiği bölümü okuyoruz. Soruyoruz, ´Aradan 150 sene geçti. Bu problemlerden bir tanesi dahi çözüldümü? Buna ne yanıt veriyorsunuz?´. Cevap, ´Yanıt manıt vermiyorum´ diyor ve kalkıp gidiyor.
Bu bir istisna değil. Buna benzer durumları evrimcilerle tartışan herkes yaşamıştır. Evrimin bir ilmi mesele olmadığını, şımarıklık ve inatçılıktan başka hiç bir şey olmadığını kabul etmek gerekiyor. Evrimciler adam gibi ´hiç bir ilmi delil yok, ama biz yinede inanıyoruz´ deseler, diyecek bir sözüm yok. Ama bunu ilmi delillere bağlama çabası, şımarıklık değilde ne?

Evrimcileri eskiden en azından ciddi alabiliyorduk. İlmi ve mantıki cevaplar verebiliyorduk, fakat artık tüm dünyada gelinen nokta şu: Evrimcilerle ilmi bir tartışma sürdükmek neredeyse imkansız.

Buna örnek olarak Dawkinsi alabiliriz. Dawkins şuan evrimcilerin fikir babası. Ama kendisi dahi son kitabında ´Kainatta öyle bir düzen varki, tesadüfen olması mümkün değil´ diyor. Aferin Dawkins. İyi tespit etmişsin. Kainatta tesadüfe tesadüf edilmez. Peki nasıl oluştu o zaman bu kainat? Dawkinsin düşüncesi, ´Olsa olsa bu harika ve kusuruz düzen evrimleşe evrimleşe oluşmustur´. Es Sukut. Tesadüf deseydi daha mantıklı bulacaktım, ama ´evrimleşe evrimleşe bu hale geldi´ demek, nasıl bir maymunluk? Ne zaman bir patlamadan veya bir kaosdan sonra düzen olmuştur? Hangi matbaanın patlamasından sonra kağıtlar ve mürekkepler evrimleşe evrimleşe kitap haline gelmiştir?

İşte bu yüzden ilmi ve mantıki bir cevap vermeye dahi gerek yok. Fikir babaları dahi böyle düşünüyorsa, daha neyi tartışabilirsinizki?

Gelinen nokta bu. Bir maymunlaşma. Ve bu maymunlaşma ileriki yıllarda dahada çoğalacak. Çünkü tüm kaleleri yıkılıyor. Ve yıkıldıkca yeni maymunluklar icat etmeye devam ediyorlar…

Etsinler….

Ama mübarek maymunları dahi kendi maymunluklarına alet etmesinler….

Esenle kalın efendim….

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 01.06.2010
http://www.moralhaber.net/makale/maymundan-gelmiyoruz-ama-maymuna-gidiyoruz/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(26.04.2010) Almanyanın İlk Türk Bakanının İlk İcratı: „Başörtüye hayır“

Almanyanın İlk Türk Bakanının İlk İcratı: „Başörtüye hayır“

„Politikacılar her sabah iki defa tıraş olmak zorunda, çünkü iki yüzlüdürler.“ Mark Twain

Bazen kendimi Muz Cumhuriyetinde hissediyorum… bazen Patagonyada… Bazende Yalakalar Adasında.

Geçen hafta Almanya´da ilk defa bir türk kökenli bayan Bakan oldu. Aşağı Saksonya eyaletinde avukat Aygül Özkan, Sosyal İşler, Kadın, Aile ve Sağlık Bakanlığı görevine getirildi.

Hıristiyan Demokrat Birliği Partisinden olan Özkan, alman Focus dergisine verdiği röportajda ilk icraatınıda açıklamış oldu: „Okullarda başörtüye hayır“. Gerekçeleride bildiğimiz klasik sözlerden ibaret: „Dini semboller olmasın. Devlet ve din ayrılsın“ vs. vs.

Açıkcası şaşırdım desem, yalan olur. Zaten bekliyordum. Ama bukadar çabuk, hemde seçilmesinin ardından sadece bir kaç gün geçtikten sonra, birde ilk icraatı olunca… pes vallahi.

Öncelikle neden şaşırmadığımı açıklayayım.

Malum, Almanya´da siyasete atılan bir çok türk kökenli insanımız var. Hepsi milletimizin ve insanlarımızın destekleriyle biryerlere geldiler..

Fakat, amma velakin…

Aradan çok zaman geçmeden bir çoğu kendi milletine, ırkına, dinine ve kültürüne çamur attı. Yada atmak durumunda hissetiler kendilerini. Kendi kimliklerini inkar ettiler. Ne için? Kimlere yaranmak için?

Kendi kimliklerini inkar ederek makam sahibi olmak isteyenler…

veyahut taviz verenler …

veyahut takiyye yapanlar…

Bunların arasında zerre kadar fark yok.

Para, mal, şan ve şöhret için kendi kimliklerini satan veya gizleyen insanların makam sevdası için yaptıkları hesapları er geç boşa çıkıyor. Durum bundan ibaret olmasına rağmen, yinede aynı filimi her sene yeniden izliyoruz. Çünkü İbn Haldunun dediği gibi ´Tarih tekerrürden ibarettir´. İnsan bu işte… Her zaman yeniden deniyor…

Halbuki Almanya´da yaşayan Türklerin fazla beklentileri yok. Destekledikleri insanların sadece kendi kimliklerine sahip çıkmalarını istiyorlar.

Yani…

Dini hassasiyeti olmayan birisi kalkıpta o makamdan başörtüye karşı gelmemeli.

Dini hassasiyeti olan biride yine o makamdan laikliğe laf atmamalı.

Çünkü madem sen Türk kimliğiyle biryerlere vardın, Türklerin desteğiyle bir makama ulaştın, elbette seni destekleyen insanları birazda olsun düşünmelisin. ´Köprüyü geçtim, bundan sonra size ihtiyacım yok´ diyenleri çok gördük….

Seni o makama çıkaranlar, seni yine indirebilirler….

Kaldıki hemen ilk icraat olarak böyle bir sözü sarf etmenin ne gereği var? Eline ne geçebilirki? Yoksa birilerine mesajmı verilmeye çalışılıyor? Şimdi seni bu sözlerden dolayı parti başkanımı yapacaklar?

Tam aksine….

Avukat Aygül Özkan´ın „Başörtüye hayır“ sözlerine kendi partisi karşı geldi. Evet, tabiki yine Almanlar karşı geldi. Kendi partisinin Genel Sekreteri Stefan Müller bu açıklamaları „saçma ve ürkütücü“ buldu.

Yani müslüman biri „hayır“ diyor, Hıristiyanlar „evet“ diyor…

Bu ne lahana? Ne turşu?

Parti yetkilileride böyle durumlarda şaşkın şaşkın kalıyorlar. Bir çok alman partisi doğal olarak türklerin oylarını kazanabilmek için partilerine türkleri alıyorlar. Ama gel gör ki, az bir zaman sonra içlerine aldıkları insanlar kendi insanlarına hakaret ediyorlar. Çünkü içlerine girenler, kendilerinin bu makamlara ancak taviz vererek gelebileceklerini zannediyorlar. Tabiki bu nedenle beklenen türk oylarıda gelmiyor. Alman siyasetcilerde aynen „Bu ne lahana? Ne turşu? Anlamadık gitti“ durumlarına düşüyorlar… yani „Hem sizin içinizden birilerini aldık, hemde siz bu kişiye karşı çıkıyorsunuz“ vaziyetleri komik bir durum meydana getiriyor. Dikkat edin, türklerin çoğu Türk siyasetcilerini değil, Alman siyasetcilerini destekliyorlar.

İşin başka bir lahana tarafıda şu: Daha iki gün önce Aygül hanım gazetelerde beyan verdi. Aşırı sağcılar ve aşırı sağ partiler kendisini tehdit etmişler. Şimdi ise bu aşırı sağcılar, aradan iki gün geçtikten sonra, Aygül hanımı bu açıklamalarından dolayı alkışlıyorlar. “Anlayan arap olsun” deyip arapları küçük düşürmektense biz yine “Bu ne lahana? Ne turşu?” diyelim geçelim….

Almanya´daki türk gurbetçileri halen

kendi kimliğini inkar etmeyen,

takiyyecilik yapmayan,

taviz vermeyen,

entegre olmus,

türk ve alman kültürünü çok iyi bilen ve ikisinide benimseyen,

Almanya´daki tüm yabancıları bir çatı altında toplayabilecek

olduğu gini görünen ve göründüğü gibi olan

bir siyasetci bekliyor… Buradan duyurulur…

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 26.04.2010
http://www.ikincivatan.eu/almanyanin-ilk-turk-bakaninin-ilk-icrati-%E2%80%9Ebasortuye-hayir%E2%80%9C-makale,237.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(30.03.2010) Modern Hurafeler

Modern Hurafeler

“Alimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır“ Hz. Muhammed (sav.)

Develere değilde, sırf hızlı ve büyük arabalara bindiğimiz için, internete girebildiğimiz için ve tüm dünyayı adeta avucumuzun içinde bildiğimiz için, kendimizi modern, medeni ve gelişmiş zannediyoruz. Geçmiste kalan hikayeler bizlere “hurafe“ veya “masal“ gibi geliyor.

Halbuki sadece postmodern hurafeler geçmişte kaldı. Ama hurafeler halen var. Artık çağımıza uygun, “medeni“ ve modern hurafeleri üretiyoruz, inanıyoruz ve yayıyoruz.

Bunları yine insan kendisi üretiyor ve bu yalanlar yayıldıkça, yalanı ortaya atan dahi, yalan olduğunu unutuyor ve kendi yalanına inanmaya başlıyor. Piskolojide böyle vakaalar çoktur. Şimdi sizlere “modern hurafeler“den sadece bir kaçını, en meşhurlarını, hatırlatmak istiyorum:

• “Allah“ diyen aslan: İnternet sağolsun, bu hurafeyi görmeyen veya duymayan yoktur herhalde. Bu görüntüyü cep telefonlarına kayıt edip “Gördünmü, aslan bile ´Allah´ diyor“ diye tebliğ yapmaya çalışanlar, internette kısa bir araştırma yapsalardı, bu görüntünün tamamen bir hile olduğunu öğrenebilirlerdi. Ama nafile. Zamanımızın en büyük evliyası Hz. Google sayesinde bu görüntünün ulaşmadığı köşe ve cep telefonu kalmadı herhalde. Halbuki bir aslanın insan diliyle “Allah“ demesi, tamamen imtihan sırrına aykırı. Hayvanlar ve nebatatlar dahi kendi lisan-ı halleriyle zaten “Allah“ dediklerini bilemeyen veya duyamayan “hurafeciler“, aslanın “Allah“ demesiyle imana geliyorlarsa, bizede “hayırlı olsun“ demek düşer.

• Almanyanın Duisburg şehrinde dirilien bir kadın: 2008 senesinde hızla yayılan bu haber gazetelerde dahi yayımlandı. Haberlere göre Duisburgta vefat eden bir kadını gömmüşler. Bu kadın, cenaze namazını kıldıran hocanın rüyasına girmiş ve kendisinin hamile olduğunu söylemis. Kadını tekrar mezardan çıkarmışlar ve hastahaneye yatırmışlar. Kadın orada doğumu yapmış. Ardından hemen tekrar (!) ölmüş ve gömülmüs. Anlatması ve yazması bile komik ve saçma olan bu haber hızla Almanya´da yayıldı. Haberde geçen camii imamı ve hastahane yetkilileri böyle bir saçmalığın gerçek dışı olduğunu söylemelerine rağmen, bu hurafe halen ağızlarda dolaşmakta.

• Cehennem sesleri: Bu haber TV´de dahi yayınlanınca, kendimi adeta Alice´nin Masallar Diyarında hissettim. Güya Rusya´da kazma çalışmaları esnasında yer altından sesler gelmiş. “Hellll… Helllll“ (yani Cehennem, Cehennem) diye bağıran insanların sesleri duyulmuş. Bu sesleri kayıt etmişler ve haber ajanslarına yollamışlar. Ama iki hafta sonra, bu ses kayıtını çeken adama, bir amerikan filim şirketi tarafından dava açıldığı haberini kimse yazmadı. Neden dava açılmıştı? Çünkü bu sesler, elbette cehennemden veya yer altından değil, bir amerikan filminden kopyalanmıştı…
Sayi, adamlar cehennemde neden ingilizce bağırıyorlar?!

• Maymuna dönüşen kız: Hurafeler arasında en meşhur hurafe bu olsa gerek. Hikayesi bile komik ve saçma olan bu masal şöyle: Bir anne evinde Kur´an okuyor. Kızıda odasında sesli sesli müzik dinliyor. Annesi kızına müziğin sesini kısmasını söylüyor. Ama kızda hareket yok. Aksine müziğin sesini daha çok açıyor. Annede Kur´an okumaya devam ediyor. Aralarında bağırma yükselince, kız odasından fırlıyor ve annesinin elinden Kur´an-ı Kerim´i alarak yere fırlatıyor. Fırlattığı an kız maymuna dönüşüyor. Vah vah… Tabiki internette bu haberin yanına birde maymun yüzlü bu kızın resmi koyulunca, “gerçek“ oluyor.
Peki işin aslı ne? İşin aslı şu: Yine bir internet cambazı, filimler için heykeller yapan bir sanatcının kişisel internet sitesinden maymun yüzlü bir kızın resmini kopyalıyor, bu haber ile süslüyor ve tüm dünyaya yolluyor… “Cehennemden sesler“ hurafesinde olduğu gibi, bu gencede dava açılıyor. Dava açılıyor, ama hurafe anlatılmaya halen devam ediliyor…

• 30 metrelik adam: Suudi Arabistanda kazma çalışmaları sırasında 30 metre boyunca bir iskelet bulunuyor. İmanları zayıf olan hurafeciler hemen bunu “Kur´an´daki kavimlerin bazıları bulundu“ diye çakma tebliğlere başlıyorlar. “Bak gördünüzmü? Ya….Biz size demiştik“ diye başlayan sözler çok kısa bir süre sonra kesiliyor. Çünkü bu resminde sahte olduğu, bir gencin “Paint Shop“ programıyla hazırladığı ortaya çıkıyor… Tabiki çakma tebliğcilerden ses yok… Ne yani, Kur´an´da geçen o uzun boylu kavimler, sizin inandığınız bu harefenin yalan çıkmasıyla, yokmu oldular?

• Neil Armstrong ayda ezanı duydu: Aya ilk ayak bastığı iddia edilen Neil Armstrong amcamız, güya aya ayak bastığında ezan sesini duymuş. Aynı sesi bir gezide Mısır´da duyunca, kulaklarına inanamamış ve hemen müslüman olmuş… Bu hikaye dillere destan olmuştur. Neil Armstrong hayatta olmasına rağmen bu şekilde bir konuşması veya yazılı bir metni yok. Hatta hiç bir şekilde biyografilerinde dahi geçmiyor. NASA´nın bu konuyla ilgili yaptığı açıklamaya göre, bu bilgi tamamen bir uydurmadan ibaret.

• Coca Cola yazısı: Coca Cola içeceğinin binlerce zararı olmasına rağmen, bizim insanlarımız illahada bir hurafe uydurmak zorundalar. Çok yaygın olan bir hurafeye göre, Coca Cola yazısını aynaya doğru tuttuğunuzda “Allah yok, Mekke yok“ yazıyormuş. Birazcık arapca bilenlerin bile bunun saçmalık olduğunu anlayabileceğine rağmen, yinede bu hurafeyi duymayan ve inanmayan kalmamıştır. Halbuki arapca hat sanatıyla istediğiniz yazıyı istediğiniz şekilde yazabilirsiniz. Yani Coca Cola yazısının aynada gözüken şekliyle isterseniz “Ali Şen başkan, Fenerbahçe şampiyon“ yazabilirsiniz…

• Bal´da “Allah“ lafzı: Hayvanların hurafelere alet edilmesi adet haline geldi. Bu meşhur resmi hepiniz görmüşsünüzdür. Arılar balı “Allah“ lafzı şeklinde yapmışlar. Gördüğünüz gibi hurafeler sınır tanımıyor. Arılara dahi iftira atılmaya kadar varan bu hurafe bir sahtekarlığı göstererek, gerçek mucizeyi tamamen kapatıyor. Halbuki mucizenin bizatihisi arının bal yapmasıdır. Asıl mucize budur. Hiç bir eğitim almadan, hiç bir zaman durmadan, hiç bir zaman şaşırmadan, doğduğu andan itibaren insanlara bal yapmak ile görevli olan arı da, yaptığı bal da mucizenin aslıdır. Bal ile “Allah“ yazan arılar, vazifelerini yapmıyorlar demektir.
Bu hurafeyi ilk duyduğumda, 12 yaşında olmama rağmen, inanmamıştım. Çünkü şekerleme ile arılara herşeyi “yazdırabileceğinizi“ tahmin ediyordum. Nitekim yıllar sonra, Moskovada rus gençleri aynen düşündüğümü uygulamışlar ve arılara “Stalin“ yazdırmışlar. Şimdi bu arılar komunist, diğer arılar müslümanmı?

• En çirkin hurafe, “Rüyada Peygamberimi (sav) gördüm. 10 kişiye bu mesajı yollamassan zalimlerdensin“ masalı: En çirkin, en rezil hurafelerden biriside Peygamberimizin (sav) alet edildiği saçmalıklar. E-Mail ile, mektup ile ve kısa mesaj ile yayılan bu çirkinliğin içeriği hep aynı: Güya birisi Peygamberimizi (sav) rüyasında görmüş. Peygamberimiz (sav) çok önemli şeyler söylemiş ve bunun yayılmasını arzu etmiş. Bu haberi 10 kişiye yollamayanın cehennemde yanacağını söylemiş… İşte ahlaksızlığın bu kadarıda mümkün. Sınırsız bir ahmaklık bu olsa gerek. Böyle mesajları “Hz. Muhammedi seviyorum“ diyenlerin dahi yayması, durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.

Bu hurafelerin ne boyutta olduğunu ve insanların hemen böyle şeylere sorgusuz, sualsiz inandıklarını ispat etmek için sosyolojik bir deney yaptım. Bu tarz hurafelere meraklı olan bir mecliste 15 kişiye şunu anlattım: „Arkadaşlar, Almanya´da bir çikolata türü var. İsmi “***“. (Çikolatayı masaya koyuyorum). Dikkat edin, bu çikolatanın görüntüsü neye benziyor? Evet Kabeye benziyor. Bilerek benzetmişler. İslam düşmanları alay etmek için bu çikolatayı Kabe şeklinde yapmışlar ve herkes “Kabe“yi yiyerek, ona hakaret etmiş oluyor.“ Mecliste bulunan istisnasız tüm 15 kişi anlattığıma inandılar, çünkü çikolata biraz hayal gücünüzü kullanırsanız Kabe´ye benziyor. Ardından bu haberi herkese yaydılar. E-Mailler, kısa mesajlar gelip durdu. İki hafta sonra bu haberi kendim uydurduğumu söylediysemde, herkesi inandıramadım. Bir kaç tanesi halen bunun gerçek olduğuna inanıyorlar…

Benim bir telefon şirketim olsa, kısa mesajlar ile para kazanmak için, herhalde böyle bir hurafe uydururdum. Hurafenin altınada “Bunu 10 kişiye yollayanın dilekleri gerçek olacak“ veya “Allahını seven bunu 10 kişi yollasın“ yazardım.

Peki insanlar böyle hurafelere neden ihtiyaç duyarlar?

Öncelikle şunu belirtelim ki, imanında büyük bir zayıflık olan insanlar böyle hurafelere daha açıklar. Yani “inanıyor“ fakat inancı tasdiklenmemiş insanlarda daha yaygındır. İman-ı taklitten iman-ı tahkike geçemeyenlerde hurafe anlatmak hobi haline gelir. Çünkü başka türlü imanlarına kendileri dahi inanacak delil bulamazlar. Bu tür yalanlara inanarak, imanlarını güçlendirdiklerini zannederler. Bu çok önemli bir nokta.

Kainatin tümünün bir mucize olduğunu göremeyen veyahut kainat kitabındaki mucizeleri okuyamayan insanlar, bu tür “mucizelere“ muhtaçlar. Ancak bu şekilde imanlarına kuvvet geliyor. Kendilerini bu şekilde tasdik ve tatmin ettiriyorlar. Halbuki kainat ayetlerle, yani delillerle dolu. Hurafelere veyahut aşağılık komplekslerine girmeye gerek yok.

Aşağılık kompleksi yaşadıkları için, imana manevi bir rüşvet veriyorlar. “İşte nihayet gerçekleşti“ tavrı ortaya konuluyor. Fakat bu gibi meselelerden medet umanlar, tersi olunca ne yapıyorlar acaba? Yani bu olayların sahterkarlık olduğu ortaya çıkınca ne oluyor? İmanları gidiyor mu? Nitekim yukarıda saydıklarımızın hepsi sahte çıktı. Şimdi imanımızdamı sahte? Arılar haşa Allah´a değilde, Stalinemi tapıyorlar?

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 30.03.2010
http://www.ikincivatan.eu/modern-hurafeler-makale,204.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(26.02.2010) “Dini Sosyeteleştirme Sektörü“ veya „İşi ehline değil, kerizine vermek“

“Dini Sosyeteleştirme Sektörü“ veya „İşi ehline değil, kerizine vermek“

21. Yüzyılda kum´dan daha fazla ne var? Tabiki hoca var. Daha doğrusu hocalığa soyunan gayri-hocalar var. Sübhanekeyi bilen herkes fetva verme makamına hevesleniyor…

Durum böyle olunca, herkes istediği fetvayı bulabiliyor. Yani arayan fetvasınıda bulur, belasınıda.

Haydi diğelim ki, hayli kritik bir mesele hakkında bir fetva bulamadınız. Problem değil. Demokraside çağre tükenmez. „Mahallesizlerin Şeyhi“ Ahmet Hakan´a danışırsınız. Sayın Hakan maşaallah köşesinden her türlü fetva yağdırıyor. Sizi mi kıracak?

Farz edelim Ahmet Hakan vicdana geldi ve size istediğiniz fetvayı vermedi. Hiç sorun değil. Aramaya devam. „Ben bu makamdan ayrılmam“ların İmamı İmam Baykal´a sorunuzu yönetin. Sayın Baykal her türlü fetvayı hiç çekinmeden verebilir. Kendisinin dini bilgisi siyaset bilgisi kadar azdır. İşte bu „azlık“ yüzünden kolaylıkla istediğiniz cevabı alabilirsiniz.

Haydi oda olmadı… Birisi var ki, ekmek gibi fetva üretir. Kendisi adeta „fetva makinesi“. Onu kimse durduramaz. Her soru ve soruna, çağre ve çağresizlere, tam yerinde, hurafelerden en uzak bir cevap verebilen “hocamız” var. Kendisi sosyetenin Şeyhül İslamı, namı değer Zekeriya Beyaz. Süt gibi beyaz olan hocamıza, en saçma ve en olamayacak sorularınızı sorabilirsiniz. Size veremeyeceği fetvası yoktur. Kendisini bu konuda kimse durduramaz.

***

Bizler alışmışız. Alışmışta, kudurmuştan beterdir. Her zaman işi ehline değil, kerizine veririz… Dolayısıyla işlerimizde yarım yamalak, çürük gider. Bu sadece dini konularda değil. Her konuda böyledir.

Sağlık hariç… Kimse kanser hastası olunca, marangoz olan komşusuna gitmez. Veya beyin cerrahı yerine, doktor dizileri izleyen ve karpuz satan yan mahallenin esnafına gitmez…

Ama fetva için, herkese başvurulur…

Piskolojik konularda, herkese başvurulur…

Sosyolojik konularda, köşe yazarları cirit atar..

Fakat unutmayalım ki… Yarı doktor candan, yarı imam imandan eder.

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 26.02.2010
http://www.ikincivatan.eu/%E2%80%9Cdini-sosyetelestirme-sektoru%E2%80%9Crnveyarn%E2%80%9Eisi-ehline-degil-kerizine-vermek%E2%80%9C-makale,167.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(09.02.2010) Alman bir öğretmen: “Şu Türkler başörtüyü ne zaman bırakacaklar?“

Alman bir öğretmen: “Şu Türkler başörtüyü ne zaman bırakacaklar?“

“Kişi bilmediğinin düşmanıdır.“ Hz. Ali

Devlete ait bir kurumda özel seminer veriyorum. Seminere sadece alman öğretmenler katılıyor. Yaklaşık 80 öğretmen var. Konumuz: Türk kültürü…

 

Seminerin ortasında yaşlı bir öğretmen elini kaldırıyor ve bir soru soruyor: “İstanbul´da kimse başörtü takmıyor, peki Almanya´daki Türkler neden halen başörtüde ısrar ediyorlar? Biz Almanya´da yaşıyoruz, burada başörtü takmamaları gerekiyor.“

 

Diğer öğretmenler bu sorudan dolayı rahatsız oluyorlar.

 

Mırıldanmalar başlıyor.

 

Genç bir öğretmen, “Sanane, ister şapka takar, ister başörtü“ diyor.
Soruyu soran öğretmen şaşkın şaşkın etrafa bakıyor. Soruyu sorduğuna pişman oluyor.
Müdahale ediyorum… “Bir dakika arkadaşlar, beyefendiyi anlamaya çalışalım.”

 

Soruyorum: “Siz hiç İstanbul´a gittiniz mi?”

 

“Hayır gitmedim.”

 

“Peki nasıl böyle bir kanaate varıyorsunuz?”

 

“Gazetelerde okudum” diye yanıt veriyor.

 

“Benim elimde böyle bir veri veya istatistik yok. Birşey söyleyemeyeceğim, ama isterseniz kendiniz bir gün İstanbul´a gidin ve kendi gözlerinizle görün.”

 

Ve öğretmene bir soru soruyorum…
“İstanbul meselesinin dışında eğer müsaade ederseniz size bir soru sormak istiyorum.“

 

“Buyurun tabiki.“

 

Katolik papazlar evlenmiyorlar. Onlara evlenmelerini hiç söylediniz mi?

 

“Hayır, neden söyleyeyim ki? Anlayamadım…“

 

“Ama onlar Almanya´da yaşamıyorlar mı? Almanya´da herkes evleniyor. Onlarda uyum sağlayıp, evlensinler.“

 

Öğretmenden ses yok…

 

Bir soru daha soruyorum..
“Almanya´da bir çok budist yaşıyor. Bunların hiç biri et yemiyorlar. Hiç bunlara ´Madem Almanya´da yaşıyorsunuz, et yiyeceksiniz´ dediniz mi?“

 

“Hayır, demedim. Bu hoşgörüye aykırı olur“.

 

“Ama onlar da Almanya´da yaşıyorlar?“

 

“Tamamda, onlar dinleri gereği böyle hareket ediyorlar.”

 

Konuyu istediğim yere getiriyorum ve son bir soru daha soruyorum.

 

“O zaman son bir soru daha sormak istiyorum. Rahibeler de tesettüre bürünüyorlar. Hatta müslüman bayanlardan daha aşırı bir derecede. Evlerinde dahi tesettüre uyuyorlar. Müslüman bayanlarda en azından mahrem ve namahrem diye ayırım var. Ama rahibilerde yok. Peki bunlar niye açılmıyorlar? Bunlara niye ´açılın´ demiyoruz? Yoksa bunlar Almanya dışındamı yaşıyorlar?

 

Öğretmen tabiki ne demek istediğimi anlıyor ve şöyle cevap veriyor:

 

“Eğer müslümanlar dinleri ve inançları gereği örtünüyorlarsa, bir diyeceğim yok.“

 

Seminer devam ediyor….

 

Peygamberimizin (sav.) hadisleriyle süslediğim seminerin sonunda aynı öğretmen tekrar söz alıyor ve özür mahiyetinde şöyle söylüyor: “Bu Muhammed hakikaten çok iyi bir insanmış.

 

***

 

Yukarıdaki geçen olayda araştırılması gereken bir çok nokta var:

 

  1. Öğretmenin algısı, Türkiye´de – daha doğrusu İstanbul´da – tesettürün önemsiz olması. Bu durum nereden kaynaklanıyor acaba?

 

Acaba Türkiye´nin dışarıya yönelik çizdiği resim gerçeği yansıtmıyor mu?

 

  1. Öğretmen genelde dinlere ve inançlara saygı duyuyor ama başörtüye aynı hoşgörüyü gösteremiyor…

 

buna ilaveten üçüncü nokta

 

  1. Tesettürün, inanç gereği yapıldığını bilmiyor. Bir bilgi eksikliği var yani.

 

  1. Peygamberimizi de (sav.) tanımıyor olmalı ki, sözünde “hakikaten çok iyi bir insanmış” diyor.

 

Üçüncü ve dördüncü noktadaki eksiklikleri gidermek Almanya´daki müslümanların boyun borcu olsa gerek…  

 

  1. Genç ve yaşlı öğretmenler arasında fark var. Genç öğretmenler yabancılarla beraber büyüdükleri için, daha hoşgörülü olabiliyorlar.

 

***

 

Almanya´da çok farklı kültürlerden, dinlerden ve ırklardan insanlar yaşıyor. Ne kadarda “Biz göçmen ülkesi değiliz” dense dahi, çok farklı kültürden insanlar bu ülkede yan yana yaşıyorlar.

 

Bu beraberliğin huzurlu bir ortamda gerçekleşmesi için anlayış önemli. Diğer kültürleri ve dinleri en azından anlayama çalışmak lazım. Yapılan bazı hareketleri inançları veya dünya felsefeleri gereği yapan insanları hor görmemek lazım. Konu ne olursa olsun. Bu sadece tesettür için geçerli değil. Eğer samimi bir şekilde uyum (entegrasyon) için çabalıyorsak, her iki tarafta – azınlık ve çoğunluk – birbirini anlamaya çalışmalı.

 

Hz. Ali´nin “Kişi bilmediğinin düşmanıdır” sözüyle hareket ile… insan bilmeye başlayınca sevmeyede başlar. Önce marifet sonra muhabbet.. Ve sonunda anlayış gösterir.

 

Nasıl Almanlar İslam dinini ve Türk kültürünü öğrenmekte çaba gösteriyor iseler, bizlerde aynı şekilde onların kültürlerini ve dinlerini öğrenmeye çalışmalıyız. En azından temel bilgileri bilmeliyiz ki, hangi hareketi hangi nedenden dolayı yaptıklarını kavrayabilelim.

Cemil Şahinöz, İkinci Vatan, 09.02.2010

http://ikincivatan.eu/alman-bir-ogretmen-%E2%80%9Csu-turkler-basortuyu-ne-zaman-birakacaklar%E2%80%9C-makale,141.html

Cemil Şahinöz, Moral Haber, 10.02.2010
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=14475&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(28.01.2010) Kaybedilen bir nesil? Almanya´daki Göçmenlerin Eğitim Seviyesi

Kaybedilen bir nesil? Almanya´daki Göçmenlerin Eğitim Seviyesi

Hafta başı Almanya´daki eğitim seviyesiyle ilgili yapılan son araştırmanın sonuçları yayımlandı. Devlet İstatistik Bakanlığının yaptığı “Mikrozensus“ araştırması yine yankı yaptı. Ve yankının merkezinde – her sene olduğu gibi – göçmenlerin eğitim seviyesi var.

Federal Alman Hükumetinin Göç, Sığınma ve Uyumla Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Maria Böhmerin yaptığı açıklamaya göre, göçmenlerin eğitim seviyesinin yükseltilmesi için yeni projelerin üretilmesi gerekiyor. Dr. Böhmerin dediğine göre, göçmenlerin eğitim seviyesi “sıkıntı“ verici.

Araştırmaya göre, göçmenlerin %14,2sinin hiç bir diploması yok. Bu oran almanlar arasında sadece %1,8. İş konusundada aynı karamsar sonuçlar ortaya çıkıyor. Göçmenlerin %44,3ü meslek eğitimi almamış ve dolayısıyla iş bulma imkanları oldukça düşük. Almanların sadece %19,9unun meslek eğitimi yok. Yani arada yine ciddi bir fark var.

Aynı araştırmada çıkan sonuclara göre, Almanya´daki yaşayan insanların sayısı gittikçe azalıyor, fakat yabancıların ve göçmenlerin oranı yükseliyor. 82,1 milyon vatandaştan 15,6 milyonu (%19) göçmen. Bu sayı 2007ye göre %0,3 artmış.

Ve buna ilaveten göçmenlerin yaş ortalaması düşerken, almanların yaş ortalaması yükseliyor. 2080de Almanya´da yaşayan insanların yarısının ya yabancı veya göçmen olacakları belirtiliyor.

Şimdi bu senaryoyu tekrar bakalım, yani

1. Yabancılar ve göçmenler çoğalıyor
2. Almanlar azalıyor
3. Yabancıların ve göçmenlerin eğitim seviyesi çok düşük

Tabiki durum bundan ibaret olunca, yani göçmenlerin eğitim seviyesinin ortalama almanların seviyesinden çok düşük oldugunda, siyasetçiler ister istemez sıkıntıya giriyorlar. Bu devletin gelecekte halen bir dünya gücü kalmasını isteyenler, bu yönde çalışmalar yapmak zorundalar.

Peki göçmenlerin eğitim seviyeleri neden bu kadar düşük?

Göçmenlerin eğitim seviyesinin düşük olmasının sebebi elbette sadece “ilime ve bilgiye“ uzak durmalarından değil. Durum bundan ibaret olsaydı, bu araştırmadan çıkan sonuçları ırkçılar kendi lehlerinde kullabilirlerdi. Fakat göçmenlerin eğitim seviyesinin düşük olmasının başka bir nedeni daha var.

“Eşit Haklar“ yazımızdada belirttiğimiz gibi, dünya genelinde yapılan araştırmalara göre Almanya´da göçmen çocuklarına, özellikle türk gençlerine, okul ve iş dünyasında eşit haklar tanınmıyor. Kaliteleri aynı seviyede olsa daha, göçmenler hakkında kafalarda oluşan önyargılardan dolayı, kendilerine kaliteli bir iş verilmiyor veya kaliteli okullara alınmıyorlar.

Bu eşitsizlik sadece göçmenler için geçerli değil, aynı uygulama alman işci ailelerine dahi yapılıyor. PİSA ve İGLU gibi araştırmaların sonuçları gösteriyorki, sistematik bir önyargı hakim. Fakat bu önyargı ırkçılıktan dolayı gelmiyor.

Dr. Böhmerde bunun farkında ki, bugün yaptığı açıklamada, eşit hakların verilmesini talep ediyor. Eyaletlerin bu konuda çaba göstermelerini istiyor. 2012de Alman öğrencilerin ve göçmen öğrencilerin seviyesinin aynı olması gerektiğini vurguluyor. Tabiki bunun neredeyse imkansız olduğunu kendiside biliyor.

Yazımıza Dr. Böhmerin yaptığı açıklamasındaki bir söz ile son verelim: „Göçmen ailelerin çocukları kaybettiğimiz nesil olmamalı.“

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 28.01.2010
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=14342&yazar=493

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler