Schlagwort-Archive: yalan

(30.03.2010) Modern Hurafeler

Modern Hurafeler

“Alimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır“ Hz. Muhammed (sav.)

Develere değilde, sırf hızlı ve büyük arabalara bindiğimiz için, internete girebildiğimiz için ve tüm dünyayı adeta avucumuzun içinde bildiğimiz için, kendimizi modern, medeni ve gelişmiş zannediyoruz. Geçmiste kalan hikayeler bizlere “hurafe“ veya “masal“ gibi geliyor.

Halbuki sadece postmodern hurafeler geçmişte kaldı. Ama hurafeler halen var. Artık çağımıza uygun, “medeni“ ve modern hurafeleri üretiyoruz, inanıyoruz ve yayıyoruz.

Bunları yine insan kendisi üretiyor ve bu yalanlar yayıldıkça, yalanı ortaya atan dahi, yalan olduğunu unutuyor ve kendi yalanına inanmaya başlıyor. Piskolojide böyle vakaalar çoktur. Şimdi sizlere “modern hurafeler“den sadece bir kaçını, en meşhurlarını, hatırlatmak istiyorum:

• “Allah“ diyen aslan: İnternet sağolsun, bu hurafeyi görmeyen veya duymayan yoktur herhalde. Bu görüntüyü cep telefonlarına kayıt edip “Gördünmü, aslan bile ´Allah´ diyor“ diye tebliğ yapmaya çalışanlar, internette kısa bir araştırma yapsalardı, bu görüntünün tamamen bir hile olduğunu öğrenebilirlerdi. Ama nafile. Zamanımızın en büyük evliyası Hz. Google sayesinde bu görüntünün ulaşmadığı köşe ve cep telefonu kalmadı herhalde. Halbuki bir aslanın insan diliyle “Allah“ demesi, tamamen imtihan sırrına aykırı. Hayvanlar ve nebatatlar dahi kendi lisan-ı halleriyle zaten “Allah“ dediklerini bilemeyen veya duyamayan “hurafeciler“, aslanın “Allah“ demesiyle imana geliyorlarsa, bizede “hayırlı olsun“ demek düşer.

• Almanyanın Duisburg şehrinde dirilien bir kadın: 2008 senesinde hızla yayılan bu haber gazetelerde dahi yayımlandı. Haberlere göre Duisburgta vefat eden bir kadını gömmüşler. Bu kadın, cenaze namazını kıldıran hocanın rüyasına girmiş ve kendisinin hamile olduğunu söylemis. Kadını tekrar mezardan çıkarmışlar ve hastahaneye yatırmışlar. Kadın orada doğumu yapmış. Ardından hemen tekrar (!) ölmüş ve gömülmüs. Anlatması ve yazması bile komik ve saçma olan bu haber hızla Almanya´da yayıldı. Haberde geçen camii imamı ve hastahane yetkilileri böyle bir saçmalığın gerçek dışı olduğunu söylemelerine rağmen, bu hurafe halen ağızlarda dolaşmakta.

• Cehennem sesleri: Bu haber TV´de dahi yayınlanınca, kendimi adeta Alice´nin Masallar Diyarında hissettim. Güya Rusya´da kazma çalışmaları esnasında yer altından sesler gelmiş. “Hellll… Helllll“ (yani Cehennem, Cehennem) diye bağıran insanların sesleri duyulmuş. Bu sesleri kayıt etmişler ve haber ajanslarına yollamışlar. Ama iki hafta sonra, bu ses kayıtını çeken adama, bir amerikan filim şirketi tarafından dava açıldığı haberini kimse yazmadı. Neden dava açılmıştı? Çünkü bu sesler, elbette cehennemden veya yer altından değil, bir amerikan filminden kopyalanmıştı…
Sayi, adamlar cehennemde neden ingilizce bağırıyorlar?!

• Maymuna dönüşen kız: Hurafeler arasında en meşhur hurafe bu olsa gerek. Hikayesi bile komik ve saçma olan bu masal şöyle: Bir anne evinde Kur´an okuyor. Kızıda odasında sesli sesli müzik dinliyor. Annesi kızına müziğin sesini kısmasını söylüyor. Ama kızda hareket yok. Aksine müziğin sesini daha çok açıyor. Annede Kur´an okumaya devam ediyor. Aralarında bağırma yükselince, kız odasından fırlıyor ve annesinin elinden Kur´an-ı Kerim´i alarak yere fırlatıyor. Fırlattığı an kız maymuna dönüşüyor. Vah vah… Tabiki internette bu haberin yanına birde maymun yüzlü bu kızın resmi koyulunca, “gerçek“ oluyor.
Peki işin aslı ne? İşin aslı şu: Yine bir internet cambazı, filimler için heykeller yapan bir sanatcının kişisel internet sitesinden maymun yüzlü bir kızın resmini kopyalıyor, bu haber ile süslüyor ve tüm dünyaya yolluyor… “Cehennemden sesler“ hurafesinde olduğu gibi, bu gencede dava açılıyor. Dava açılıyor, ama hurafe anlatılmaya halen devam ediliyor…

• 30 metrelik adam: Suudi Arabistanda kazma çalışmaları sırasında 30 metre boyunca bir iskelet bulunuyor. İmanları zayıf olan hurafeciler hemen bunu “Kur´an´daki kavimlerin bazıları bulundu“ diye çakma tebliğlere başlıyorlar. “Bak gördünüzmü? Ya….Biz size demiştik“ diye başlayan sözler çok kısa bir süre sonra kesiliyor. Çünkü bu resminde sahte olduğu, bir gencin “Paint Shop“ programıyla hazırladığı ortaya çıkıyor… Tabiki çakma tebliğcilerden ses yok… Ne yani, Kur´an´da geçen o uzun boylu kavimler, sizin inandığınız bu harefenin yalan çıkmasıyla, yokmu oldular?

• Neil Armstrong ayda ezanı duydu: Aya ilk ayak bastığı iddia edilen Neil Armstrong amcamız, güya aya ayak bastığında ezan sesini duymuş. Aynı sesi bir gezide Mısır´da duyunca, kulaklarına inanamamış ve hemen müslüman olmuş… Bu hikaye dillere destan olmuştur. Neil Armstrong hayatta olmasına rağmen bu şekilde bir konuşması veya yazılı bir metni yok. Hatta hiç bir şekilde biyografilerinde dahi geçmiyor. NASA´nın bu konuyla ilgili yaptığı açıklamaya göre, bu bilgi tamamen bir uydurmadan ibaret.

• Coca Cola yazısı: Coca Cola içeceğinin binlerce zararı olmasına rağmen, bizim insanlarımız illahada bir hurafe uydurmak zorundalar. Çok yaygın olan bir hurafeye göre, Coca Cola yazısını aynaya doğru tuttuğunuzda “Allah yok, Mekke yok“ yazıyormuş. Birazcık arapca bilenlerin bile bunun saçmalık olduğunu anlayabileceğine rağmen, yinede bu hurafeyi duymayan ve inanmayan kalmamıştır. Halbuki arapca hat sanatıyla istediğiniz yazıyı istediğiniz şekilde yazabilirsiniz. Yani Coca Cola yazısının aynada gözüken şekliyle isterseniz “Ali Şen başkan, Fenerbahçe şampiyon“ yazabilirsiniz…

• Bal´da “Allah“ lafzı: Hayvanların hurafelere alet edilmesi adet haline geldi. Bu meşhur resmi hepiniz görmüşsünüzdür. Arılar balı “Allah“ lafzı şeklinde yapmışlar. Gördüğünüz gibi hurafeler sınır tanımıyor. Arılara dahi iftira atılmaya kadar varan bu hurafe bir sahtekarlığı göstererek, gerçek mucizeyi tamamen kapatıyor. Halbuki mucizenin bizatihisi arının bal yapmasıdır. Asıl mucize budur. Hiç bir eğitim almadan, hiç bir zaman durmadan, hiç bir zaman şaşırmadan, doğduğu andan itibaren insanlara bal yapmak ile görevli olan arı da, yaptığı bal da mucizenin aslıdır. Bal ile “Allah“ yazan arılar, vazifelerini yapmıyorlar demektir.
Bu hurafeyi ilk duyduğumda, 12 yaşında olmama rağmen, inanmamıştım. Çünkü şekerleme ile arılara herşeyi “yazdırabileceğinizi“ tahmin ediyordum. Nitekim yıllar sonra, Moskovada rus gençleri aynen düşündüğümü uygulamışlar ve arılara “Stalin“ yazdırmışlar. Şimdi bu arılar komunist, diğer arılar müslümanmı?

• En çirkin hurafe, “Rüyada Peygamberimi (sav) gördüm. 10 kişiye bu mesajı yollamassan zalimlerdensin“ masalı: En çirkin, en rezil hurafelerden biriside Peygamberimizin (sav) alet edildiği saçmalıklar. E-Mail ile, mektup ile ve kısa mesaj ile yayılan bu çirkinliğin içeriği hep aynı: Güya birisi Peygamberimizi (sav) rüyasında görmüş. Peygamberimiz (sav) çok önemli şeyler söylemiş ve bunun yayılmasını arzu etmiş. Bu haberi 10 kişiye yollamayanın cehennemde yanacağını söylemiş… İşte ahlaksızlığın bu kadarıda mümkün. Sınırsız bir ahmaklık bu olsa gerek. Böyle mesajları “Hz. Muhammedi seviyorum“ diyenlerin dahi yayması, durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.

Bu hurafelerin ne boyutta olduğunu ve insanların hemen böyle şeylere sorgusuz, sualsiz inandıklarını ispat etmek için sosyolojik bir deney yaptım. Bu tarz hurafelere meraklı olan bir mecliste 15 kişiye şunu anlattım: „Arkadaşlar, Almanya´da bir çikolata türü var. İsmi “***“. (Çikolatayı masaya koyuyorum). Dikkat edin, bu çikolatanın görüntüsü neye benziyor? Evet Kabeye benziyor. Bilerek benzetmişler. İslam düşmanları alay etmek için bu çikolatayı Kabe şeklinde yapmışlar ve herkes “Kabe“yi yiyerek, ona hakaret etmiş oluyor.“ Mecliste bulunan istisnasız tüm 15 kişi anlattığıma inandılar, çünkü çikolata biraz hayal gücünüzü kullanırsanız Kabe´ye benziyor. Ardından bu haberi herkese yaydılar. E-Mailler, kısa mesajlar gelip durdu. İki hafta sonra bu haberi kendim uydurduğumu söylediysemde, herkesi inandıramadım. Bir kaç tanesi halen bunun gerçek olduğuna inanıyorlar…

Benim bir telefon şirketim olsa, kısa mesajlar ile para kazanmak için, herhalde böyle bir hurafe uydururdum. Hurafenin altınada “Bunu 10 kişiye yollayanın dilekleri gerçek olacak“ veya “Allahını seven bunu 10 kişi yollasın“ yazardım.

Peki insanlar böyle hurafelere neden ihtiyaç duyarlar?

Öncelikle şunu belirtelim ki, imanında büyük bir zayıflık olan insanlar böyle hurafelere daha açıklar. Yani “inanıyor“ fakat inancı tasdiklenmemiş insanlarda daha yaygındır. İman-ı taklitten iman-ı tahkike geçemeyenlerde hurafe anlatmak hobi haline gelir. Çünkü başka türlü imanlarına kendileri dahi inanacak delil bulamazlar. Bu tür yalanlara inanarak, imanlarını güçlendirdiklerini zannederler. Bu çok önemli bir nokta.

Kainatin tümünün bir mucize olduğunu göremeyen veyahut kainat kitabındaki mucizeleri okuyamayan insanlar, bu tür “mucizelere“ muhtaçlar. Ancak bu şekilde imanlarına kuvvet geliyor. Kendilerini bu şekilde tasdik ve tatmin ettiriyorlar. Halbuki kainat ayetlerle, yani delillerle dolu. Hurafelere veyahut aşağılık komplekslerine girmeye gerek yok.

Aşağılık kompleksi yaşadıkları için, imana manevi bir rüşvet veriyorlar. “İşte nihayet gerçekleşti“ tavrı ortaya konuluyor. Fakat bu gibi meselelerden medet umanlar, tersi olunca ne yapıyorlar acaba? Yani bu olayların sahterkarlık olduğu ortaya çıkınca ne oluyor? İmanları gidiyor mu? Nitekim yukarıda saydıklarımızın hepsi sahte çıktı. Şimdi imanımızdamı sahte? Arılar haşa Allah´a değilde, Stalinemi tapıyorlar?

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 30.03.2010
http://www.ikincivatan.eu/modern-hurafeler-makale,204.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(30.06.2009) Modern insanın kıblesi: Televizyon

Modern insanın kıblesi: Televizyon

 

1354132815

Oturma odalarında en güzel köşeyi televizyon kaplar. Tüm oda televizyona karşı yönelmiştir. Koltuk, dolap, oturuş şekli… televizyon evin ve odanın baş tacıdır. Evin en önemli odasına koyulur. Nedeni çok basit. Günde en az 5 vakit televizyona yönelmek.

Şimdi bu modern cahillik dönemini anlamaya çalışalım.

Peşinen belirtelim ki, televizyona karşı değiliz. Bir teknoloji harikası olan televizyonun doğru kullanılabileceğine inanıyoruz. Ama yanlız kullanılabileceğine… kullanıldığına inanmak elimde değil. Çünkü modern asr-ı cahillikte televizyonun konumu farklılaşmıştır…

Konuya girelim…

Weiterlesen

2 Kommentare

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(19.07.2008) Emperyalizm durmadan, dünyanın kan ağlaması durmaz

Emperyalizm durmadan, dünyanın kan ağlaması durmaz

İnsan doymayan bir varlıktır. Vicdanı sükut etmiş, ahlakı sönmüş, adalet terazisi bozulmuş olan bir insanın gözünü doyurmak neredeyse imkansızdır… Böyle bir insanın tek derdi mal varlığını çoğaltmaktır. Fakat bunu ahlaksız bir şekilde yapar. Yani başkasının hakkını gasp ederek. Komşusunun arabasının, evinin, telefonunun en azından aynısına sahip olmak için gece gündüz çalışır, gerekirse yandaşlarını dirsekleriyle iter. Rekabeti, karşısındaki ezmek olarak algılar…

Weiterlesen

3 Kommentare

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(12.11.2006) Halktan Kopuk Aydınlar

Halktan Kopuk Aydınlar

Bir milleti sadece siyasetciler yönetmez. Çoğu zaman siyasetcilerin fikirbabaları aydınlardır. Toplumun ve medeniyetlerin çok önemli unsurlarıdırlar aydınlar ve yazarlar. Bunların toplumu yöneltmekte çok büyük etkileri vardır. Ünlü Filozof Plato şöyle demiş: „Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var. Aptal konuşur, zira kendisinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.“ Descartes´te hemen ardına şunu ekler: „Akıllı olmak da bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.“ Yani aklını doğru yerde, doğru zamanda kullanmak önemlidir. İşte aydınlar bu zamanı ve zemini iyi seçerler. Söyleyecek kelimeleri özenle seçerler, çünkü “Her doğru her yerde söylenmez“ kaidesine uyarlar.

Sosyolojik olarak bir toplumun gelişmesi icin aydınların mutlaka bağımsız olmaları şarttır. İfade özgürlüğünü sonuna kadar kullanabilmelidirler. Bunun için bağımsızlık şarttır. Özellikle siyaset ve ticaretten bağımsız olmaları şarttır. Hani Lloyd George´in bir sözü vardır: „Türkler her şeyini feda eder, ama istiklalini asla.“ İşte yazarlar ve aydınlarda istiklalini asla bırakmamalı. Onların herkesten daha fazla kendi ideolojisini, ülkesini, olanları sorgulama sorumluluğu vardır. Yoksa medya imparatorluğunun meydana getirdiği canavarlar haline gelirlerse toplumun çöküşü başlamıştır.

Topluma faydalı olabilmek için aydınlar ve yazarlar eleştiri yapabilmeli. Eleştiri düşünceyi geliştirir. Gerekirse kimsenin söyleyemediğini, yazamadığını yazabilmeli. Yazarlar halkın menfaatini düşünenlerdir. Faydalı ve etkili olabilmek için, kimsenin gölgelerinde oturmamalıdırlar, çünkü onların görevi ışık saçmaktır. Her yeri aydınlatmaktır.

La Rochefoucauld der ki: „Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller.“ Bu söz de halktan kopuk aydınlar için geçerlidir. Halktan kopuk aydınlar ’mağarada’ yaşarlar. Mağaraları çoğu zaman villalarıdırlar. Villalarında bir çok hizmetci çalışır.

Bu aydınlar ekmeğin, peynirin, çayın fiyatını bilmezler. Yaşadıkları toplumun halini bilmezler. Toplum ile içiçe değildirler. Hayatlarında “standart“ insanlara yer yoktur. New York, Paris, Roma gibi şehirlerde alışveriş yaparlar. Halkın arasına girmedikleri halde akşam evde halk üzerine yorum yazarlar ve köşe yazarlığı yaptıkları belli başlı büyük gazetelere yazılarını yollarlar.

Bizim memlekette bu türden insan çok vardır. Aydın sıfatını hak etmeyen bu karanlık aydınları konuşmalarından tanırsınız. Kendi milletini küçümsemek için hep batılı olmaya çalışırlar. “Halbuki Avrupada…“ kelimeleriyle başlayan cümleler ağızlarında sakız gibi dolaşır. Sanki Türklükten bir kötülük görmüş gibi, türk olmamaya çalışırlar. Onun için bunlara “halkı küçümseyen entel grup“ desek yerindedir. Yazar Alev Alatlı bunları, „Batıcı aydının birinci vasfı ülkesinin temsil ettiği değerlerden iğreniyor olması“ olarak tanımlıyor. Bu aydınlar Batı’nın değer yargılarıyla topluma bakarlar ve dışarıdan yorum yapmaya çalışırlar.

Tüm toplumu kendileri gibi zannederler. Halbuki kendileri gibi olan ancak toplumun %5idir. Ama bilerek halktan kopuk bir hayatı tercih ederler ve halka yabancıdırlar. Bunlardan bazılarıda memleketimizi kendisinin kolay yaşayabileceği hale getirmeye çalışırlar. Mesela Beyoglu´nda Fransız sokağı yaparlar.

Bizim entel takılan danteller Anadolu insanını anlamazlar veyahut anlamak istemezler. Anadolu insanının neden hayırsever olduğunu, karşılıksız iyilik yaptığını, rüşvet yemediğini ve almadığını, gösterişten, şan ve şöhretten uzak olduğunu bir türlü akılları almaz. Halkın neden İstanbul´da yıldızsız, kimsenin bilmediği, sadece bilmesi gerekenlerin bildiği, menüsü sadece bir kaç yemekten oluşan bir lokantada, yarım-ekmek arası köfteyi ve yanında tavşan kanı çayı, Dubai´ın 7 yıldızlı hoteline tercih ettiğini anlayamazlar. Kendileri şöhret tutkusuyla, alkış arzusuyla, dalkavukluk ile bir ömür tüketirler.

Bu yüzden bizdeki halktan kopuk aydınlar toplumu yönetemez hale gelmişlerdir. Çünkü yukarıda bahsettiğimiz unsurlardan, yani bağımsızlık ve eleştirebilme kabiliyetinden, uzaktırlar. Halk ile aralarındaki bağ koptuğu için, insanlarımız bu aydınlara güvenmezler.

Tüm okurlara hayırlı bayramlar dilerim. Hepimize sağlık, huzur ve mutluluk, ülkemizede halkın içinden gelen, halkın dilini konuşan, aydınlar ve yazarlar diliyorum.

Cemil Şahinöz

Yayınlandığı gazete: Anadolu Kasım 2006

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler