Schlagwort-Archive: Türkler

(04.10.2010) Ayna Dergisi: Türkler ve Almanlar

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(11.12.2009) Çocuğumu hangi okula göndereyim?

Çocuğumu hangi okula göndereyim?

Okul döneminin ilk yarısı sona eriyor. Ve Almanya´da yaşayan velilerin her sene tekrarlanan telaşı yine başladı. Daha doğrusu 4. sınıfı veya 10.sınıfı bitirecek öğrencilerin velileri yeni bir soru ile karşı karşıya, “Çocuğumu hangi okula göndereyim?“. Aslında bu soru her yıl eğitim döneminin sonunda tekrar sorulur. Soru değişmez, ancak veli ve öğrenci değişir. Bu önemli ve çocuğun geleceğini etkileyecek soruyu istatistiksel veriler ile analiz etmeye çalışalım.

Öncelikle 4. sınıftan sonra seçilen okul hangisi olur ise olsun, ileride çocuğun ilmi seviyesini belirleyecek. PİSA araştırmasının sonuçlarına göre Gymnasium´a giden öğrenciler en yüksek okuma seviyesine ulaşıyor. Bunun yanında Hauptschule´de öğretilen okuma ve ingilizce dili çok düşük bir seviyede.

Tabiki her veli çocuğunu en iyi okula göndermek ister. Kimse çocuğunun kötülüğünü istemez. Yinede realist olmak lazım. İdealist olup, realist düşündüğümüzde çocuğumuzun kabiliyetine göre en iyi okulu seçebiliriz. Yoksa utopik düşünceler ile kimse alim veya deha olamaz.

Okul seçimini yapmadan önce sizin için önemli olanları belirleyin. Önceliklerinizi belirleyin ve ona göre bir okul seçin. Çünkü bu çocuğunuz için son derece önemli bir seçim olacaktır. Çocuğunuzun ilgi alanlarını tesbit etmeye çalışın. Eğer 4. sınıftan sonra bir okul seçiyorsanız bu seçeneği çocuğunuza bırakmayın. Çocuklar böyle bir kararı verebilecek olgunlukta olmadığı için bu sorumluluğu sizin üstlenmeniz gerekiyor.

Sonrada öğrencinin seviyesini ve anlayış kabiliyetini ortaya koymak gerek. Eğer çocuğun anlama kabiliyeti yüksek ve mantıksal düşünebiliyorsa büyük bir ihtimal Gymnasium´a gidebilir. Notları iyi fakat kendi başına çözüm yolları bulamıyor ise, Realschule en uygun okul olacaktır. Hauptschule´ye gelince. Eğer notlar kötü ise, öğrenci okula ilgisiz ise çocuğunuzu Gesamtschule´ye yollamakta fayda var. Her halihazır´da çocuğunuzu Hauptschule´ye göndermemeye bakın. Hautpschule yerine Gesamtschule´yi seçmeniz çocuğun geleceği icin etkili olacaktır. 10. sınıftan sonra çocuğunuzda kabiliyet ve istek görüyorsanız, Abitur yapması icin teşvik edin. En azından Fachabitur yapması iş ve ilmi kariyeri için çok faydalı olacaktır.

Öğretmenlerin tavsiyesine gelince. Kesinlikle dinlememek gerek. Yapılan tüm sosyolojik araştırmaların sonucu, istisnasız aynı sonucu veriyor: Yabancı öğrenciler ve işci ailelerin öğrencileri dışlanıyor ve kalitesiz okullara gönderiliyor. PİSA tarafından araştırılan 35 ülke arasında Almanya “yabancılar ve işci çocuklarını dışlama“da birinci sırada yerini alıyor. Bu konuyla ilgili bir örnek verelim:

Araştırmacılar iki sayfalık bir makale hazırlıyorlar. Bu makaleyi Bielefeld şehrinde görev yapan 20 alman öğretmenlere veriyorlar. Makaleyi, bir tıp profesörün çocuğunun yazdığını ve çocuğun ilmi dergiler okumasını çok sevdiğini, söylüyorlar. Öğretmenlerin 12 tanesi makaleye en iyi notu (sehr gut) veriyorlar. 3 tanesi iki (gut) veriyor. Geriye kalan 5 öğretmen “orta“ (befriedigend) notunu veriyorlar. Aynı makale başka bir öğretmen grubuna veriliyor ve bu sefer „içci bir ailenin, kitap okumayı sevmeyen ama müstehcen dergiler okuyan bir çocuğu yazdı“ deniliyor. Bu sefer aynı makaleye öğretmenlerin hiç biri “pekiyi“ notunu vermiyor. Sadece dört tanesi iki (gut) notunu veriyor. Geriye kalanlar kötü notlar veriyorlar. Demek ki öğretmenler kendi kafalarında oluşturdukları öğrenci tipine uygun notlar veriyorlar.

Bielefeld Belediyesi için yaptığım araştırmadan bir kaç örnek daha:

* 1995´den 2006´a kadar yüzlerce öğrenci sonradan Hauptschule, Realschule veyahut Gymnasium´a gönderilmiş. Bunlardan %94,88´i Hauptschule´ye gönderilmiş. %1,08i Realschule´ye gitmiş. %4,04´ü Gymnasium okuluna gitmiş. Burada iki ihtimal var: Ya gerçekten yabancıların çocukları cahil, yada açıkca bir dışlama mekanizması işliyor. Uluslararası araştırmalar ikincisinin, yani dışlamanın, işlediğini ispatlıyor.
* 4. sınıftan sonra karnesini alan bir çok türk öğrencimiz “Almancası yetmez“ diye düşük kaliteli okullara gönderiliyor. Halbuki kayıtları araştırdığımda çarpıcı sonuçlara vardım. Karne ortalaması 1,7 olan bir çok öğrencimiz dahi Realschule´ye yönlendirilmiş. Birçok velimiz öğretmen veya rektör ile konuşmaktan çekindiği için, çocuklar maalesef hakettiği okullara gidememişler.

Bu veriler yukarıdaki veriyi teyit ediyor. Yabancı öğrenciler dışlanıyor. Bu nedenle çocuğunuzu eğer kabiliyetli ise yüksek bir okula göndermekten çekinmeyin. Bu hakkınızı kimse elinizden alamaz.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 11.12.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=13805&yazar=493

4 Kommentare

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(21.09.2009) Almanya´da Türk (oy) açılımı

Almanya´da Türk (oy) açılımı

Almanya´da herhangi bir siyasetci “Türk açılımı“ndan veya “Türk sorunundan“ bahsette, herhalde – haklı olarak – biz gurbetçiler kıyameti koparırız.

Çünkü bir toplumu, bir ırkı, bir milleti “sorun“ veya “problem“ olarak nitelendirmek, son derece büyük bir hakarettir. Düşünsenize, birileri sizi “sorun“ olarak görüyor. Toplumda sorun meydana getirdiğinizi düşünüyor…

Aynısı “Açılım“ kelimesi içinde geçerli. Adeta bir ülkenin milyonlarca vatandaşını,

sanki hiç o ülkede yaşamamışlar gibi,

sanki hiç oranın suyunu, ekmeğini, havasını paylaşmamışlar gibi,

sanki uzaydan gelmişler gibi,

sanki farklı bir toplummuşlar gibi,

“açılım“ ile onları topluma sokma gayreti, talihsiz bir olay olacaktır.

Zaten alman siyasetcilerinde böyle bir niyeti yok.

Onların, ortalama her 3-5 sene, başka dertleri var: Oy açılımı. Haydi biz buna “Türk oy açılımı“ diyelim.

Evet, genel seçimler yaklaştı. “Açılımlarda“ başladı. 27 Eylül 2009´da Almanya´da Genel Seçimler yapılacak. Tüm partiler, özellikle büyük partiler, türk oyları için elleri, kolları, hatta bazıları bacaklarını bile sıvadılar.

Dernek, dernek, cami, cami dolaşan garip insanlar görürseniz, sakın şaşırmayın. Bunlar Alman siyasetcilerdir.

Seçimlere katılacak olan parti ve milletvekilleri, türk oylarının ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorlar. Bu nedenle son hızla devam eden seçim çalışmalarının odağında türkler ve türk oyları var. İşin ucunda yaklaşık 800.000 oy var. Evet, Almanya´da yaklaşık 800.000 alman vatandaşı olan türk, oy kullanma hakkına sahip.

Ve siyasetcilerde çok iyi biliyorki, türk seçmenleri oylarını toplu halde verirler. Yani herhangi bir derneği, lokali, klubü etkileyebilirseniz, o derneğin tüm oylarını almış olursunuz. Onun için bu araları siyasetciler harıl harıl türk derneklerini, lokalleri, spor klüplerini ve camileri gezmektedirler. Adeta bir “açılım” peşindeler…

Olaya birde diğer yandan bakmakta fayda var: Türklerin yapması gereken açılım.

Yani, biz bu 800.000 oyu nasıl kendi lehimize çevirebiliriz?

Mesela bu 800.000 oyu

* Alman-Türk vatandaşlığı meselesinde
* Almanca dil kursları konusunda
* Türkiye´den evlenme durumlarında
* Okullarda İslam din dersi tartışmasında
* Yine okullarda türkçe dil dersinin kaldırılmamasında
* Eşit haklar için

vs. kullanmak mümkün değil mi?

Mesela derneklerde, camilerde oy kullanma hakkına sahip olan vatandaşlarımız bu konular hakkında bilgilendirilse, biraz lobi çalışması yapılsa, daha faydalı olmaz mı?

Elemizdeki bu firsatı, bu gücü, maalesef her seçimde kaçırıyoruz. Daha doğrusu, kullanamıyoruz. Adeta sesi çıkmayan 800.000 kişiyiz. Bu secimlerdede bu imkanı kaybettik. Darısı artık gelecek seçimlere….

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 21.09.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=12933&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(02.07.2009) Milliyetçilik ve Vatanseverlik

Milliyetçilik ve Vatanseverlik

Milliyetçilik, Faşizm, Irkçılık ve Vatanseverlik birbirine benzetilen, hatta çoğu zamanda karıştırılan kelimelerdir. Sosyolojik anlamları çok farklı olan bu kelimeleri kısa bir şekilde açıklamaya çalışalım.

İnsan, topluma bağlı bir varlıktır. Toplumda yaşar ve kendini topluma ait hisseder. ‚Aidiyet ‚ ve ‚mensubiyet‘ her insan için önemlidir. İnsan kişiliğini ve özelliklerini, bağlı olduğu toplumdan alır.

´Millet´ kelimesi 19.yüzyılda Batı´da ilk defa kullanılır. Genelde ´nation´ olarak kullanılmaya başlanır. Milliyetçilik ise modernleşmenin dayandığı ulus-devlet ideolojisini ifade eder. Ünlü Sosyolog Durkheim kelimeyi genişletir ve ´beraberliğe dayanan toplum´ olarak kullanır. 19.asrın sonlarına doğru Ziya Gökalp tarafından ´millet´ kelimesi Türkiye´ye ulaşır.

Daha önce ´İslam Milleti´, ´Ümmet´ veyahut ´Millet-i İbrahim´ şeklinde din ve inanç birliğini ifade etmek için kullanılan kelimeyi, Ziya Gökalp ‚Türk Milletindenim, İslâm Ümmetindenim, Garp Medeniyetindenim‘ diye yorumlar ve ekler ´dil, din bir ise, millet de birdir’. Bu şekilde türk literatürüne yeni bir tarif girmiş olur. Bugünkü sözlüklerde ´millet´in tarifi şu şekildedir: ´Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu, ulus.´

Gelelim ´Milliyetçilik´ kavramına. Bu kavram Avrupa´da ´nasyonalizm´ şeklinde kullanılır ve ırkçılığı kasteder. Hatta Almanya´da 2.Dünya Savaşından sonra ´faşizm´ ve ´milliyetçilik´ aynı manada kullanıldı. Halbuki Türkiye´de ki ´milliyetçilik´ kavramının ırkçılık ile alakası yok. Amerikan literatüründe ´patriotizm´ manasına gelen ´vatanseverlik´ kavramı Türkiye´de ki ´milliyetçilik´ kavramına daha uygundur. Yani Türkiye´de ki ´milliyetçilik´ kelimesi ´vatansever´ manasına geliyor. Irk esasına dayalı milliyetçilik tanımı ise ´menfi milliyetçilik´dir ve zararları açık ve beyan ortadadır.

Irkçı toplumlarda iki söz vardır ki, bunlar bir toplumu külliyen çökertir. Bunlar şunlardır:

1.Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne.
2.Sen çalış, ben yiyeyim.

Tarih sahnesine baktığımızda görüyoruz ki, beşerin zulümleri, fesatları ve ahlak-ı reziliyeleri bu kelimelerden doğmuş. Birinci sözden ahlaksızlık, zulüm ve merhametsizlik, ikinci kelimeden kin, kıskançlık vs kavga çıkmış. İnsan tarihinin belki en kanlı yüzyılı olan 20.Yüzyıl şüphesiz ki böyle bir hayat felsefesi yüzünden dünyaya onlarca savaş getirmiş. Milyonlarca insan, ırkçılık ve komunizm yüzünden, öldürülmüş ve yüzbinlerce insan evsiz kalmış.

**
Ara not: Fakat bizim toplumumuz bu iki yalnış görüşü ortadan kaldırmıştır. Birinci sözü zekat ile, ikinci sözü faizi yasaklayarak yok etmiştir. Zekat vermeyen ve bolca faiz dağıtan toplumlar bu şekilde sosyal çöküntüye uğramışlardır, çünkü zenginin ve fakirin arasında ki uçurum büyümüştür. Zengin fakire merhamet duymaz hale gelmiş ve fakir zenginden nefret etmiş.
**

Yüzlerce sene Türkiye topraklarında yaşayan çeşitli etnik gruplar ´menfi milliyetçilik´ sevdasına kapılmadıkları sürece, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamışlar. Türkler, Kürtler, Aleviler, Lazlar, Çerkezler kendi değerlerinden taviz vermeyip, ırka dayalı milliyetçiliği redederek, Avrupa´nın hayal ettiği pluraltoplumu bu topraklarda barış içinde gerçekleştirmişlerdir. Bu şekile hiç bir zaman soykırım yaşanmamıştır. Bu kardeşliği çekemeyenler ´Ermeni Komedyası´ oyununu oynuyorlar.

Son zamanlarda ´ırkçılık´ manasına gelen ´faşizm´ ve Avrupa´nın mayasında olan ´ırkçılık´ halkımıza empoze edilmeye çalışılsa da, milletimiz bu oyuna gelmemiştir ve gelmeyecektir. ´Faşizm´i Yugoslavya´da ve Irak´ta yerleştirmeyi başaran ve bu şekilde koca devletleri küçük devletlere bölen emperyalist ve sömürücü zihniyet Türkiye topraklarında avucunu yalamıştır.

Son olarak Mehmet Akif Ersoy´u dinleyelim:

“Arabın, Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e
Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış nerde.
İslâmiyette anasır mı olurmuş ne gezer
Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber
En büyük düşmanıdır ruh-u Nebi tefrikanın
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın.”

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 02.07.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=12091&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler