Schlagwort-Archive: türkce

(29.07.2010) Camileri bilardo salonuna çevirmek

Camileri bilardo salonuna çevirmek

Boş camileri doldurabilmek için hizmetkar ve fedakar insanlar günlerini, gecelerini veriyorlar. Dışı güzel, içi boş olan mescitleri gençlerle doldurmaya çalışıyorlar.

Bazende çaresizce her yönteme sarılıyorlar…

Yeterki gençler camiye gelsin diye, Avrupa´da son 10 yılın modası bilardo masaları, futbol takımları kurmak, langırt, futbol maçlarını gösteren şifreli kanallar ve masa tenisi.

Bu beş ´fenomenden´ en az üçünü her camide bulmak mümkün.

Maksat?

Camilere gençleri çekebilmek.

Peki maksat yerini buluyormu?

Hayır.

Bu durumu anlayabilmek icin piskolojik bir analiz yapmamız gerekiyor.

Soru şöyle: Bu yöntemlere neden başvuruluyor?

Cevap: Çünkü camiye gelmeyen gençler, başka mekanlarda en çok bunlardan etkileniyor.

Yani mantık şöyle:

Madem gençlerimiz bilardo oynamayı seviyorlar, gelsinler camide oynasınlar.
Madem gençlerimiz futbol takımlarına yazılıyorlar, gelsinler caminin futbol takımına girsinler.
Madem gençlerimiz langırt oynamayı seviyorlar, gelsinler camide oynasınlar.
Madem gençlerimiz futbol maçlarını izlemeyi seviyorlar, gelsinler camide izlesinler.
Madem gençlerimiz masa tenisi oynamayı seviyorlar, gelsinler camide oynasınlar.

Düz aristo mantığıyla bu doğru bir yöntem.

Fakat, amma velakin…

Aristo mantığı heryerde geçerli değil.

Hele hele sosyoloji ve piskolojide hiç geçerli değil.

Çünkü gençlere bu yöntemleri sunmak ile, bir alternatif sunulmuş olunmuyor. Gençleri camiye bağlayabilmek için gerçek manada ve ciddi alternatifler sunulmalı. Diğer mekanların aynısını yapmak alternatif değil!

Size bir misal: Bilardo salonuna bir mescit yapılsa, siz artik camiye değilde, cuma namazı için bilardo salonuna gidermisiniz?!

Yani, aynı bir oyunu farklı mekanlarda oynayabilmek, sadece genç için bir mekan alternatifidir. Bazen oraya gider, bazen buraya. Hiç bir şey değişmez.

Nitekimde cami yönetimleri bu vahim neticeyi daha yeni anlamaya başladılar. Bunların çare olmadığını daha yeni fark etmeye başladılar.

Demek ki gençlere, diğer mekanlarda olmayan bir şey sunulmalı.

Başka hiç bir yerde alamayacağı bir şey sunulmalı.

Başka hiç bir yerde bulamayacağı bir huzur sunulmalı.

Bir bilardo masası alınacağına, keşke gençlerin dilinden anlayan, onlarla gülen, onlarla ağlayan elemanlar yetiştirilse.

… yada keşke imamlarımız Avrupa´da yaşayan gençlerin problemlerini biraz daha benimseyebilseler.

… keşke imamlarımız görevlerinin namaz kıldırmak olduğunu değilde, bir topluma liderlik yapabilmek olduğunu benimseyip, gençlere yeri geldiğinde bir ağabey, yeri geldiğindede bir destekci olabilseler.

… keşke camilerimizde sadece namaz kılınmasa. Adı gereği, yani ´toplayan, birleştiren, cem ettiren´ manasında olan camiilerimiz, isimlerine layık olarak gençleri, onların anladığı bir dil ile kucaklayabilseler.

Keşkeler, keşkeler…

Bunları yapan ve gençlerle dolup taşan camiler ve imamlar elbette var. Bu camilerin en büyük görevi, projelerini diğer derneklerle paylaşmakır.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 29.07.2010
http://www.moralhaber.net/makale/camileri-bilardo-salonuna-cevirmek/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(06.06.2010) Fethullah Gülen – Ak Parti kavgası

Fethullah Gülen – Ak Parti kavgası

Bir kaç aydır ortada bir söylenti var.

Gülen cemaati ve Ak Partinin arasına kara kedilerin girdiği iddia ediliyor….

Açıkcası bu durumu onaylayacak çok şeyin olduğu gibi, yalanlayacak deliller de var. İçin içinden şuan çıkmak biraz zor.

Ama özellikle Hocaefendinin Wall Street Journal’a verdiği söyleşinden sonra iddialar doğru gibi gözüküyor. Fethullah Gülen Hocaefendinin İsrail´in saldırısı hakkında söyledikleri ortalığı bayağı karıştırdı.

Gülen cemaatinin mensupları ´sözler çarptırıldı´ desede – acaba aynı sözleri Deniz Baykal söyleseydi ne olurdu? – bu röportajı iyi analiz etmek gerekiyor. Öncelikle röportajın orijinalini Wall Street Journal´in internet sayfasından okumak mümkün. Oradan komple metin okunabilinir.

Komplesi okunduğunda da anlaşılabileceği gibi, röportajın aslı bir kaç hafta önce yapılmış – bu doğru. Fakat röportaj için resimleri çekmeye gidildiğinde, İsrailin saldırısını da Hocaefendinin değerlendirmesini istemişler. Dolayısıyla bu sözleri röportajın ön planına geçmiş.

Röportajda öne çıkan ve şok etkisi yapan noktalar şunlar:

´İsrailden izin alınmalıydı. Bizim gruptan birileri gittiğinde, ben önce İsrailden izin istemelerini söylüyorum´

´İHH’nın politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil´

´otoriteye baş kaldırmak´

Bu sözlere elbette katılmak mümkün değil. Belkide Hocaefendi bir kaç gün sonra ortaya çıkıp, ´o sözleri keşke söylememiş olsaydım´ diyecek… ama biz yinede yaptığı etkiden dolayı bu sözlere biraz daha dikkat edelim…

Tanıdık geldi mi bu sözler?

Gelmediyse 15 sene geriye gidelim. Erbakan dönemine. Hocaefendi´nin o zamanki söylemlerini hatırlayalım. O zamanda benzer şeyler Erbakan´a karşı söylenmişti. Hatta dahada ağırları. Gülen cemaati Erbakan´dan sıyrılmak için, ´Ilımlı İslam´ görüntüsü verebilmek için, hem Siyasal İslam´dan, hem Refah Partisinden, hem Milli Görüşten, hem Erbakan´dan, hemde protesto gösterileri yapan türbanlılardan uzak duruyordu. Gerçi Fethullah Gülen Hocaefendi son çıkan kitabında Erbakan´a yanlışlık yaptığını ve o sözlerinden pişman olduğunu itiraf etti. Tam 15 sene sonra gelen bir özür… Ama acaba şuan aynısı yeniden mi yapılıyor?

Eğer aynısı yapılıyorsa, yukarıda bahsettiğim tahminler doğru.

Peki bir ayrım noktası gerçekten var ise, bu hangi sebeplerden dolayı olabilir?

Tekrar söylüyorum, eğer bir ayrım varsa….

O zaman sebebi açık ve net ortada..

Aynen Erbakan döneminde olduğu gibi, Ak Parti´den bilinçli bir şekilde uzaklaşmak. Tayyip Erdoğan ve AKP´lilerin söylemlerine ortak olmamak.

Neden?

Çünkü…

Amerikan lobisi Ak Partiyi gözden çıkardı. Daha önce destekledikleri Ak Partiyi Obama ajandasından sildi. Dikkat edin, Tayyip Erdoğanı ´radikal´, ´gittikce İslamcılaşan´ gibi gösterme çabası Türk Medyasında dahi hakim.

Sayın Başbakanı adeta İran´ın Ahmedinecad´ıyla aynı kefeye koymaya çalışıyorlar…

´One Minute´, ´Nüklear Anlaşma´ ve iki dizi yüzünden yaşanan ´Alçak Koltuk Krizi´ ile Ak Parti son derece sıkıntılı bir döneme girdi. Ard arda gelen olaylarla Tayyip Erdoğanı eski Milli Görüş gömleğine sokmak istiyorlar.

Gülen cemaati dolayısıyla stratejik olarak Ak Parti´den sanki yavaş yavaş uzaklaşıyor. Sanki kendilerini siperden geri çekiyorlar. ´Amerikayı karşısına alan´ Erdoğanın yanında olmak istemiyorlar gibi…

… eğer bir ayrım yoksa….

Bu ´Gülen-AKP soğuk savaşı´ yutturulmaya çalışılan bir muhalefet oyunuda olabilir. Oyları bölmek için stratejik bir oyun olabilir. Bu oyunu oynamanın tamda zamanı zaten…

Öte yandan Hocaefendinin sözlerine hükümetten farklı yorumlar geliyor. Bazıları eleştirirken, Bülent Arınç´ın ´Hocaefendi doğruyu söylüyor´ sözü, tekrar bir uzlaşma isteğinin göstergeside olabilir….

Ve diyelimki ortada gerçek manada bir uzaklaşma var – o zaman Ak Parti´nin alternatifi ne? CHP´nin şuanki durumu itibariyle, Gülen cemaati için bir alternatif yok gibi. Cemaatin tabanı Ak Partinin tabanıyla neredeyse tıpa tıp aynı. Fikrende Ak Partiye daha yakınlar.

Amma velakin fikren ortak noktaları olsada, Gülen cemaati her zaman olduğu gibi, siyasi analiz yapıp, kendi yol haritasını çiziyor. Nitekim Gülen cemaati fikren tamamen zıt olsada, Ecevit´i nasıl destekledikleri ortada. Siyasetin kuralları ve dinamikleri farklı…

Yani sonuç itibariyle soru şöyle: Gülenin yol haritasında Ak Parti var mı yok mu?

Şuan yanıtlanamayan soru bu…

Cevabı ve realite mutlaka gelecek aylarda – en geç gelecek genel seçimlerde (2014 / 2015) – daha kesin olarak göz önüne çıkacaktır…

Cemil Sahinöz, Ikinci Vatan, 06.06.2010
http://www.ikincivatan.eu/fethullah-gulen-%E2%80%93-ak-parti-kavgasi-makale,272.html

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(28.01.2010) Kaybedilen bir nesil? Almanya´daki Göçmenlerin Eğitim Seviyesi

Kaybedilen bir nesil? Almanya´daki Göçmenlerin Eğitim Seviyesi

Hafta başı Almanya´daki eğitim seviyesiyle ilgili yapılan son araştırmanın sonuçları yayımlandı. Devlet İstatistik Bakanlığının yaptığı “Mikrozensus“ araştırması yine yankı yaptı. Ve yankının merkezinde – her sene olduğu gibi – göçmenlerin eğitim seviyesi var.

Federal Alman Hükumetinin Göç, Sığınma ve Uyumla Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Maria Böhmerin yaptığı açıklamaya göre, göçmenlerin eğitim seviyesinin yükseltilmesi için yeni projelerin üretilmesi gerekiyor. Dr. Böhmerin dediğine göre, göçmenlerin eğitim seviyesi “sıkıntı“ verici.

Araştırmaya göre, göçmenlerin %14,2sinin hiç bir diploması yok. Bu oran almanlar arasında sadece %1,8. İş konusundada aynı karamsar sonuçlar ortaya çıkıyor. Göçmenlerin %44,3ü meslek eğitimi almamış ve dolayısıyla iş bulma imkanları oldukça düşük. Almanların sadece %19,9unun meslek eğitimi yok. Yani arada yine ciddi bir fark var.

Aynı araştırmada çıkan sonuclara göre, Almanya´daki yaşayan insanların sayısı gittikçe azalıyor, fakat yabancıların ve göçmenlerin oranı yükseliyor. 82,1 milyon vatandaştan 15,6 milyonu (%19) göçmen. Bu sayı 2007ye göre %0,3 artmış.

Ve buna ilaveten göçmenlerin yaş ortalaması düşerken, almanların yaş ortalaması yükseliyor. 2080de Almanya´da yaşayan insanların yarısının ya yabancı veya göçmen olacakları belirtiliyor.

Şimdi bu senaryoyu tekrar bakalım, yani

1. Yabancılar ve göçmenler çoğalıyor
2. Almanlar azalıyor
3. Yabancıların ve göçmenlerin eğitim seviyesi çok düşük

Tabiki durum bundan ibaret olunca, yani göçmenlerin eğitim seviyesinin ortalama almanların seviyesinden çok düşük oldugunda, siyasetçiler ister istemez sıkıntıya giriyorlar. Bu devletin gelecekte halen bir dünya gücü kalmasını isteyenler, bu yönde çalışmalar yapmak zorundalar.

Peki göçmenlerin eğitim seviyeleri neden bu kadar düşük?

Göçmenlerin eğitim seviyesinin düşük olmasının sebebi elbette sadece “ilime ve bilgiye“ uzak durmalarından değil. Durum bundan ibaret olsaydı, bu araştırmadan çıkan sonuçları ırkçılar kendi lehlerinde kullabilirlerdi. Fakat göçmenlerin eğitim seviyesinin düşük olmasının başka bir nedeni daha var.

“Eşit Haklar“ yazımızdada belirttiğimiz gibi, dünya genelinde yapılan araştırmalara göre Almanya´da göçmen çocuklarına, özellikle türk gençlerine, okul ve iş dünyasında eşit haklar tanınmıyor. Kaliteleri aynı seviyede olsa daha, göçmenler hakkında kafalarda oluşan önyargılardan dolayı, kendilerine kaliteli bir iş verilmiyor veya kaliteli okullara alınmıyorlar.

Bu eşitsizlik sadece göçmenler için geçerli değil, aynı uygulama alman işci ailelerine dahi yapılıyor. PİSA ve İGLU gibi araştırmaların sonuçları gösteriyorki, sistematik bir önyargı hakim. Fakat bu önyargı ırkçılıktan dolayı gelmiyor.

Dr. Böhmerde bunun farkında ki, bugün yaptığı açıklamada, eşit hakların verilmesini talep ediyor. Eyaletlerin bu konuda çaba göstermelerini istiyor. 2012de Alman öğrencilerin ve göçmen öğrencilerin seviyesinin aynı olması gerektiğini vurguluyor. Tabiki bunun neredeyse imkansız olduğunu kendiside biliyor.

Yazımıza Dr. Böhmerin yaptığı açıklamasındaki bir söz ile son verelim: „Göçmen ailelerin çocukları kaybettiğimiz nesil olmamalı.“

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 28.01.2010
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=14342&yazar=493

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(05.11.2009) Almanya´daki türklerin hedef ve gayeleri

Almanya´daki türklerin hedef ve gayeleri

Yapılan sosyolojik araştırmalara göre Almanya´daki yaşayan gurbetçilerimizin hedef ve gayeleri çok sınırlı kalıyor. Örneğin ortalama bir hayat serüveni şu sekilde oluşuyor: Lise diploması elde etmek, iyi bir işe girmek, evlenmek, iki çocuk dünyaya getirmek, faizli bir krediyle ev almak. Yapılan araştırmalara göre Almanya´da yaşayan türklerin %72sinin hedefleri bu şekilde oluşuyor.

Yani hayat bir şekilde ev aldıktan sonra duruyor… durgunluyor… ileri bir adım atılmıyor.

Yine aynı istatistiklere göre, 17-24 yaş arası türk gençlerin hedeflerinde ne bir üniversite diploması nede çalıştıkları işyerinde bir yükselme var.

Hedefinde üniversite olanların arasındakilerin %73ü bayanlardan oluşuyor. Erkeklerin hedeflerinde daha çok “iyi bir iş“ veya “iyi bir meslek eğitimi“ var.

Üniversiteye giden erkeklerin okuduğu bölümlere bakıldığında, %87si işletme, ticaret, ekonomi veya hukuk seçiyor. Sosyoloji, piskoloji, edebiyat veya felsefe fakültelerini tercih eden erkek üniversiteliler %5lik bir oranla marjinal bir grubu temsil ediyorlar.

Bayanlarda ise “sağlıklı“ bir dağılım gözüküyor. Sosyal bölümleri okuyanların oranı %52. Bayanlar arası marjinaller bilgisayar veya fizik fakültelerini tercih edenler oluyor.

Üniversiteyi bitirip, akademisyen olarak görev yapanlaron %60ı ise Türkiye´ye yerleşmek ve akademik kariyerlerini orada devam ettirmek istiyorlar. Çünkü Almanya´da eşit haklara sahip olmadıklarını düşünüyorlar. “Eşit haklar“ meselesini gelecek yazımızda ele alacağız…

Şimdi tekrar “hedef ve gayeler“ konusuna geri dönelim….

Almanya´ya yerleşen birinci nesilin düşüncesinde, bir traktör parası biriktirip geri dönmek vardı. Hedeflerinde burada kalmak, almanca dilini öğrenmek, çocuklarını alman okullarında yetiştirmek yoktu.

Dolayısıyla çocuklarınıda bu şekilde, bu düşünceyle yetiştirdiler. Yani hedefte daima “para kazanmak“ vardı. Bu nedenle üniversiteye giden gurbetçilerin oranı her zaman %5lerin altında olmuştur. Türk gençlerinin hedeflerinde liseyi bitirdikten sonra, meslek okuluna girip, ileride iyi maaşlı bir işe girmek var(dı).

Birçok gurbetçi ailelerin düşencelerinde bu meselenin halen değişmemesi ilginçtir.

Evet, aşağılık komplekslerimiz halen devam etmekte.

50 senedir türkler Almanya´da yaşıyorlar. Yüzbinlerce işci ve öğrenci Türkiye´den gelip, Almanya´ya yerleşmişler. Gelenler, kalmışlar, dönmemişler.

Fakat bütün yatırımlar, hedefler, gayeler halen hiç dönülmeyecek olan anavatan için yapılıyor.

Hesaplar Türkiye için yapılıyor…

Almanya´nın hesabı unutuluyor, Bu hesabı kim görüyor?

Bu hesapta, türk gençlerinin hedefsiz gayesiz olması yazıyor.

Bu hesapta, türk gençlerinin ellerinden tutan olmadığı yazıyor.

Bu hesapta, türk gençleri için bir yol harıtasının olmadığı yazıyor.

Bu hesapta, türklerin kendi anadillerini unutmaları yazıyor.

Bu hesapta, türklerin asimile edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları yazıyor.

Bu hesapta… daha neler yazıyor.

Bu hesabın sorumlusu elbette sadece biz gurbetçiler değiliz. Yukarıda bir satır ile değindiğim “Eşit Haklar“ konusu, bu hesabı körükleyen durumlardan en önemlisi. Bizim payımıza düsen faktörler ise sorumsuzluk, perspektifsizlik ve yanlızca “madde“ ve “para kazanma“ ağırlıklı düşüncelerimiz….

Yazımızın en başına tekrar dönelim:

Bir fabrikada çalışmak, evlenmek, çocuk dünyaya getirmek, ev satın almak…. ve bitti.

Bu şekilde devam eden bir hayat, adeta 30 yaşında sona eriyor.

Ne bir adım ileri atılıyor,

Nede gelecek nesillerin yollarına dökülen dikenler temizleniyor.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 05.11.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=13410&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(16.07.2009) Ey Türk evladı, anadiline sahip çık

Ey Türk evladı, anadiline sahip çık

“Bir toplumu yok etmek için, silahlara gerek yok. Lisanını unutturmak yeterlidir.“
Konfüçyus

Ne milliyetçiğim, nede ırkçı.

Fakat şuna inanıyorum: her insan kendi vatanını sever ve sevmeli. Bunda art niyet aramamak gerekir. Vatanını sevmek, onun daimi kalmasını istemekle eşittir. Kültürünün, adetlerinin, bayrağının, şiirlerinin vs. yok olmamasını arzu etmektir. Zaten bunu istemek ırkçılık değildir. Her insanın doğal hakkıdır.

Peki bir millet nasıl daimi kalır?

Bazı temel unsurlar vardır. Bu unsurların en önemlisi anadildir.

Anadil nesilleri birbirine bağlar. Kültürün, dinin, mentalitenin aktarılması için bir vazgeçilmezdir. Aynı dili konuşan insanlar, duygularını, fikirlerini, yüreklerini, dertlerini, paylaşabilirler. Veliler çocuklarına kendi mentalitelerini aktarabilirler. Dil kelimesinin kökü gönül kelimesinden gelir. Dil ile gönül kültürü de aktarılır.

Fakat anadil unutuldumu, bağlar kopar, ipler bir daha bağlanmaz. Misal olarak Almanya´yı ele alalım.

Nesiller arası bir kopukluk var. Almanya´da yaşayan 1. nesil 2. nesil ile irtibat haline geçemiyor. 2. nesil ve 3. nesil arasındada zorluklar yaşanıyor. Çünkü birbirlerini anlamıyorlar. Hele bir de 1. nesil ve 3. nesil biraraya gelince, artık farklı “türkçeler“ ortaya çıkıyor. Bildiğimiz türkçe ve almanca-türkçe remixler…

Peki dilini unutan insan kendi kültürünü, dinini, örf ve adetlerini nasıl, nerede ve kimden öğrenecek? Okulda mı? Alman siyasetine bir bakalım. Tüm okullardan türkçe anadil dersleri kaldırılıyor. Emekli olan türkçe öğretmenlerinin yerlerine öğretmenler alınmıyor…

Peki bu çocuklar kendi dillerini nasıl öğrenecekler?

Kendi dilleriyle yazı yazmayı ve konuşmayı kim öğretecek?

Kendi dilleriyle nasıl kızacaklar, sevecekler, aşık olacaklar, dua edecekler… nasıl mektup yazacaklar?

Halbuki bütün dil bilimcileri bilir ki, anadilini iyi bilen, başka dilleride kolaylıkla öğrenebilir. Ama gelin görün ki, var olan bir dilin (türkçe) unutulması isteniliyor, yerine başka sun-i dillerin geçmesi icin çaba, zaman ve para sarf ediliyor…

Dilini unutan asimile olmaya mahkumdur!

Bir yalan vardır, çok güzeldir. Ben dahi kendimi avutmak için her zaman söylerim. Güzel bir masaldır aslında: „Türkler hiç bir zaman asimile olmazlar. Dünyanın her yerinde türk vardır. Ve hiç bir zaman asimile olmamışlardır. Türk heryerde Türktür.“

Kulağa nede hoş geliyor… Fakat bu yalana halen inanmak çok zor. Acaba Avrupada yaşayacak olan 4. “türk“ nesili halen kendini türk olarak tarif edecekmi? Veyahut etmek isteyecekmi?

***

Erimek, asimile edilmek, kaybolmak istiyorsak, aynen şuan oturduğumuz şekilde oturmaya devam edelim.

Fakat dilimize, dinimize, milletimize, kültürümüze sahip çıkmak istiyorsak… çocuklarımızın bu kültür ile yetişmelerini istiyorsak… oturduğumuz yerden kalkıp hareket etmemiz gerekiyor. Harekette bereket vardır.

Yapılabilecek bazı hareketler:

1. Türkçe dilinin önemini her zaman göz önünde bulundurup, bunu çocuklarını türkçe derslerine göndermeyenlere anlatmak.

2. Türkçe derslerinin okullarda devam etmesi için, okul müdürleriyle görüşmek.

3. Türkçe derslerinin kaldırılmaması için türk velilerden imzalar toplayıp, okul müdürlüklerine göndermek.

4. Veliler Dernekleri kurup, anadil için siyasi çabalar sarf etmek.

vs. vs.

Az bir çabayla çok sey elde etmek mümkündür. Yeterki dilimiz “sahipsiz“ kalmasın… ve sahipsiz zannetmesinler.

Son ama önemli bir not daha: Türkçe ögretmenleri ideolojik ve siyasi saplantılarını bırakmalılar. Birçok veli, çocuklarını sırf bu nedenden dolayı türkçe derslerine göndermediklerini göz önünde bulundurursak, bunun hiçde küçünsenmeyecek bir problem olduğunu anlayabiliriz.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 16.07.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=12236&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(19.05.2009) Türk´lerin Gabisi ve Almanya´da ki Türk´lerin tek çaresi

Türk´lerin Gabisi ve Almanya´da ki Türk´lerin tek çaresi

Almanya´da bir siyasetci için açık bir şekilde Türk´leri desteklemek hiçde kolay bir mesele değil. Fedakarlık ister. Oylar güme gidebilir. Birde meslektaşlarınız tarafından aşağılanma durumu var. Onuda her yiğit kaldıramaz.

İşte Gabriele Pauli böyle bir yiğit bayan. Türkiye´nin AB´ye girmesi için çaba veren Gabriele Pauli´yi, Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinden Bernd Posselt, “Türken Gabi“, yani “Türklerin Gabisi“ diye tanımladı. Bu tanımlama hiç şüphesiz ki, tebrik için değil, aşağılanmak için kullanıldı. Ve medya bu meseleyi kaptı, Gabriele Pauli “Türken Gabi“ oldu.

Burada siyasi bir analizin yerine, sosyolojik bir gerçeğe parmak basmak gerekiyor.

Evet, Almanya´da 3 milyon Türk yaşıyor.

Evet, Almanya´da yaklaşık 1 milyon Türk Alman vatandaşlığını aldı.

Evet, Almanya´da 5000 Türk cemiyeti, derneği ve camisi var.

Evet, Almanya´nin bir çok siyasi partisinde Türk´ler bulunuyor.

Evet, Almanya´nin bir çok futbol klübünde başarılı Türk´ler top koşturuyor.

*

Fakat…

Almanya´da Türk´ler halen 5. sınıf vatandaş muamelesinden çıkamadı.

Almanya´da Türk´ler halen “Entegrasyona karşılar“ diye yargılanıyorlar.

Almanya´da Türk´ler okul ve iş hayatından sistematik bir şekilde dışlanıyorlar.

Almanya´da Türk´ler halen bir-iki kendini bilmez “Türk“ gençleri yüzünden sorguya çekiliyorlar.

Almanya´da ırkcı partiler halen Türk´lere karşı propagandalarını serbestce yürütüyorlar.

Halen… 40 senedir…

*

40 senedir Almanya´da yaşayan ve hiç bir zaman memleketlerine dönmeyecek olan üç milyon Türk´e halen hiç bir siyasi parti sahip çıkmıyor. Türkleri desteklemek halen bir “sıra-dışı“ olarak kabul ediliyor. Bir Robin Hood´luk olarak gözüküyor. Türk´leri destekleyenlerde aşağılanıyor, dışlanıyor ve onlar ile alay geçiliyor. Belki bu yüzden Gabriele Pauli büyük partilerden değilde, Bağımsız Seçmenler’den (FW) Avrupa Parlamentosunun listebaşına koyuldu.

Bu durumu değiştirmek için Almanlara değil, kendimize bakmamız gerekiyor. Eğer Almanya´da yaşayan Türk´ler söz sahibi olmak istiyorlarsa, eğer Almanyada kalıcı iseler – ki kalıcılar -, ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Projeler üretilmesi gerekiyor.

Bu çalışmanın ismini ister “Türk lobisi“ ister “Eğitimleşme“ koyun. Söz sahibi Türk´lerin yetişmesi için, Türk´lerin istekleri, talepleri ve arzuları ciddi alınması için, akademisyen ve elit bir Türk tabakası yetiştirmek gerekiyor…

Tek hedefi para kazanmak, hiç dönmeyeceği Türkiye´ye evleri katları dikmek, Alman 1. Futbol Liginde topun peşinden koşmak olmayan bir elit tabaka gerekiyor…

Birbiriyle uğraşmayan, kavga içinde olmayan, 5 adım beraber yürüdükten sonra 10 adam geri atmayan, türk dernekleri lazım…

Alman siyasetine atılmak için Türk´lerin oylarını alan, sonrada Türk´leri gözü görmeyen, Alman´lara dalkavukluk yapan sözde Türk siyasetcilerine bu milletin artık karnı tok.

Türk kültürüne sahip çıkan, Türk dilini benimseyen, asimile değil, ama entegre olan bir türk nesli…

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 19.05.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=11602&yazar=493

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler