Schlagwort-Archive: spor

(23.08.2010) Almanyadaki türk gençlerinin bir numaralı hastalığı: Kumar

Almanyadaki türk gençlerinin bir numaralı hastalığı: Kumar

Alman Sağlık Bakanlığının Ocak 2010`da yayınladığı istatistiklere göre Almanya´da 100.000 kumar bağımlısı var. Bunların yaklaşık 32.bini Spor-Totto (Oddset) bağımlısı. Yine 30.000`i Casino-Oyunlarına bağımlı. Diğer 25 bini kumarhanelerdeki otomatlara bağımlı. Geriye kalan 13.000`i Piyango (Lotto) bağımlısı.

Etnik olarak olaya bakarsak, rus gençlerinde kumar bağımlılığı neredeyse hiç bulunmuyor. Onların dertleri alkol bağımlılığı. Kumar bağımlılığı istatistiklerinde hemen göze çarpan grup türk gençleri.

Verilere göre türk gençlerinde kumar bağımlılığı her yıl fazlalaşıyor. Özellikle Spor-Totto (Oddset) bağımlılıkları ve internette oynanan Casino oyunlari türk gençlerini çekiyor. Geçmiş yıllarda türk gençlerinin bağımlısı olduğu kumarhane otomatlarının rakamları düşüyor.

Bağımlılık yaşıda düşüyor. Sadece Aşağı-Saksonya eyaletinde yaklaşık 15.000 14-yaşındaki türk gençleri kumar bağımlısı. Bunların büyük bir çoğunluğu yine internetteki kumar oyunlarına ve Spor-Totto (Oddset) bağımısı olarak gözüküyor.

Bağımlı olmaktan daha kötü bir durum, bu bağımlılığı kabul etmeyip yardım aramamakta yatıyor. Araştırmaya göre türk erkekleri genellikle bağımlı olduklarını kabul etmiyorlar ve profesyonel yardıma ihtiyaç duymuyor. Özellikle türk gençleri Spor-Totto (Oddset) oyunlarını kumar olarak dahi görmüyorlar.

Hakikatende psikolog veya psikiyatristlere başvuranların neredeyse büyük bir çoğunluğu genelde bayanlar, anneler veya bağımlıların eşleri. Halbuki kumar bağımlılığını çözebilmek için profesyonel bir terapi almak şart. Bu bağımlılıktan kurtulabilmek için gereken ilk şart, bağımlının hastalığını ve yardım almayı kabul etmesi.

Kumar bağımlılığını ´sorun´ olarak görmememiz, sosyalizasyonumuzdan kaynaklanıyor. Küçük yaştan itibaren babanın kahveye gitmesi, orada kahve içmeyipte kumar oynaması neredeyse bütün göçmen ailelerinde çok yaygın bir fenomen. Bu hastalık olarak değil, ´normal´ olarak algılanıyor. Böyle bir ortamda yetişen çocuklar ve gençler kumar oynamanın bir hastalık olduğunu kavrayamıyorlar. Bunun, hayatın bir parçası olduğunu zannediyorlar.

Halbuki yine istatistiklere baktığımız zaman, bir çok boşanmanın sırf kuman nedeniyle olduğunu görüyoruz. Evet kumar aileleri dağıtıyor. Bu nedenle kumar yüzünden aile içi şiddet ve aile yıkımları çok yaygın.

Alman devletide bunun farkında olduğu için son yıllarda bir çok türk ´kahvesi´ baskına uğradı. Birçok ´türk kahve´si görünümde olan küçük Casino´lar basıldı ve yasa dışı kumar şebekeleri çökertildi.

Tabiki asıl mesele bu kahvehaneler değil. Yukarıdada yazdığımız gibi, kahvelerdeki kumar oranı düşmekte. Yükselmekte olan oranlar Spor-Totto (Oddset) oyunları ve internetteki kumar oyunları.

Bunların önüne geçebilmek için öncelikle bir toplumsal bilinçlenmeye ihtiyaç var.

– Kumarında bir hastalık olabileceğini
– Kumar bağımlılığının çok tehlikeli olduğunu
– Ve kumar oynamanın ´normal´ olmadığını

yeni yetişen cocuklara ve gençlere çeşitli şekillerde empoze etmek gerekiyor.

Bunları önleyebilecek mekanızmalar oluşturulmalı.

Ne zaman?

Çocuk bağımlı olduktan sonra değil.

Daha önceden.

Mesela internetteki kumar sitelerini bilgisayarınızda kapattırabilirsiniz. Çoğu zaman gençler bildiklerinden değil, merak ettiklerinden, kendi kendine açılan kumar-reklamlarına tıklıyorlar.

Yani küçük yaştan itibaren çocuğa ´kumarın´ tehlikeli olduğu anlatılmalı.

Kumarın

– Para kazanmak için bir yol olmadığını
– Eğlenmek icin 1001 başka yolun olduğunu
– Kafayı rahatlatmak için baska alternatiflerin olduğunu

anlatmak gerekiyor.

Şayet kumar bağımlılığına yakalanıldığında, muhakkak profesyonel yardıma başvurulmalı. Psikoloğa gidilmeli. Aksi taktirde bu bağımlılıktan kendi başına kurtulmanın yolları çok zayıf.

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 23.08.2010
http://ikincivatan.eu/almanyadaki-turk-genclerinin-bir-numarali-hastaligi-kumar—–makale,353.html

40 Kommentare

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(22.07.2009) Sporun Anatomisi – Ticaret, Siyaset ve Medyanın Spor ilişkisi

Sporun anatomisi: Ticaret, Siyaset ve Medyanın Spor ilişkisi

Bir anekdot ile başlayalım: Beyaz adamın Amerika´yı işgal ettiği günlerden biriydi… “Medeni” beyaz adam, “vahşi” kızıldereliye yarışmayı ve rekabeti öğretmek ister… Bir koşu yarışı düzenlenir. Koşacak olan kişiler gruplara ayrılırlar. Yarış başlar… Yarışı kazanan grup sevinçten zıplar, hoplar. Kaybedenler üzüntülü olurlar. Kızıldereliler kazananların neden sevindiklerini anlayamazlar. Kaybendelere sarılıp, onlarla beraber ağlarlar. Beyaz adam şaşkın şaşkın bakar. O da bu duruma anlam veremez. Kızılderelilerin lideri açıklamaya çalışır: “Kardeşimiz ağlarken, biz sevinemeyiz. Sırf ´eğlence´ için bile olsa, kardeşimizi üzeceksek onunla yarışmayız. Kazandığımızda, aslında kardeşimizin kaybettiğine sevinmiş oluyoruz. Bunu bizim vicdanımız kabul etmez.

 

***

 

Spor´un ruhunda musabaka vardır. En az iki kişi, kendilerini ispat etmek için, rekabet için birbirleriyle her hangi bir şekilde yarışırlar. Kazanan ya fiziksel bir ödül elde eder, ya da kendini tatmin etme ödülüyle mükafatlandırılır.

 

M.Ö. 776´dan MS. 393´e kadar Eski Yunan´lar her dört senede bir meşhur Olimpiyat oyunlarını sergilemişlerdir. Yunan dünyasının en iyi atletleri, daha doğrusu bunu ölçecek kurumlar doğal olarak olmadığı için, kendini en iyi zanneden atletler, Olimpiyatlara katılmışlardır.

 

Romalılar ise biraz daha vahşi bir spor anlayışına sahiptiler. Büyük arenalarda gladyatörleri dövüştürürlerdi. At arabası yarışları da sevilirdi. Bu musabakaları kazanan atletlerin namları tüm imparatorluğa yayılırdı.

 

Bunlar ve bunlara benzer spor oyunlarının her zaman farklı gelirleri vardı. Hedef, bazen imparatorluğun ismini yaymak, bazen şehre yeni insan kazanmak, bazen de rakip milletleri korkutmaktı. Ama her zaman düzenleyenler için bir çıkarı olurdu.

 

Bu çıkar yüzyıllar geçtikçe büyümeye başlar. 19. Yüzyıla gelindiğinde ise artık büyük spor musabakaları yaygın bir şekilde büyük çıkarlara hizmet etmeye başlar. Endüstri devrimi ve özellikle 20. Yüzyılda spor musabakaları da bir devrim geçirir. Artık spora sadece ticaret değil, siyasette el atar. Özellikle uluslararası musabakalar siyasetin göz bebeği haline gelir. Hitler ve komunist ülkeler Olimpiyat oyunlarını kendi emelleri için kullanmaya başlarlar.

 

Spor sektörüne 20. Yüzyılın yarısında büyük bir pençe saplanır: Ticaret sektörü. Zaten her zaman var olan bu pençe, bundan sonra sporun ruhunu emmeye başlar. Her spor dalında milyonlarca doların saklı olduğu keşfedilir. Büyük şirketler, büyük paralar işin içine girer ve “spor“ yeniden devrim geçirir.

 

Fakat bu sefer sporun ruhu da değişir. Artık ticaret ve spor kanka olurlar. Et ve tırnak gibi olurlar. En büyük yarayı futbol alır. Futbol klübleri zenginler tarafından satın alınır, takımlara büyük paralar yatırılır, futbolcular milyonlar kazanır, şike olayları başlar, maçlar özel kanallara satılır, ardından şifreli kanallar devreye girer. Sadece “parası“ olan maçı izler… Parası olan takımlar yükselir.

 

Almanya´nın birinci liginde oynayan Hoffenheim takımını misal olarak verebiliriz. 5000 nüfuslu bir köy takımı olan Hoffenheim Futbol Takımı´nı bir milyoner satın alır. Ardından dünyaca ünlü futbolcuları köy takımına transfer eder. Antreman sahasını lüks bir hale getirir. O kadar ki köy takımı, maçlarını başka bir şehrin stadında oynamaya başlar. Ve “mucize” gerçekleşir: Köy takımı Hoffenheim 1. Lige çıkar ve hatta ilk hafta birinci sıraya oturur. Şimdi sormak lazım: Hoffenheim futbol takımının Hoffenheim köyüyle ne bağlantısı var? İsimden başka bir bağlantısı var mı?

 

Olayın başka bir boyutu daha ortaya çıkar: Ulus ve yabancılar. Daha önce herkes kendi milleti için yarışırken, artık yabancı akımı ve küreselleşen dünya, sporu da değiştirir. Futbolda önce takım başı 3 yabancı, ardından 5, daha sonrada neredeyse sınırsız yabancı taransferleri mümkün olur.

 

Özellikle Amerika´da yaşayan zenci kesim için, yani Afro-Amerikan kesimi için, spor ve rap müziği yoksulluk ve sefillikten kurtulmak için bir kaçış yolu haline gelir. Basketbol´da zenci oran oldukça fazladır. Atletizmde de aynısı geçerlidir. Acaba Olimpiyatlarda altın madalyaları Amerika´ya mı yoksa Nijerya´ya mı vermek lazım?!

 

Evet spor değişti.. Sporun ruhu da değişti. Ama vahşiliği değişmedi…. Aslında halen vahşi dediğimiz roma gladyatörlüğü devam ediyor. Sadece şekil degiştirmiş. Vahşi olarak nitelendirdiğimiz insanların yaptıklarının aynısını bizler de yapıyoruz. Fakat biz daha profesyonel yaptığımız için, vahşilik ön plana çıkmıyor. Bizler de büyük stadlara binlerce insanı tıkıyoruz. Ve bu insanlar iki kişinin birbirini vahşice dövmesinden haz alıyorlar. Acaba bizim stadlarımızda televizyon kameraları, renkli tabelalar, şaşaalı görüntüler, sesli müzikler olduğu için, vahşilik algılanmıyor mu?

 

Sporcunun da ruhu değişti. Onu da büyük medya mektörü değiştirdi. 20 sene önce 25-26 yaşında profesyonel bir futbolcuya “genç“ denilirken, bugün “yaşı geçmiş“ deniliyor. Eğer bir futbolcu 17-18 yaşında profesyonel bir anlaşma yapmamış ise, işi zorlaşıyor demektir.

 

Atletler de değişti. Eskiden senede bir kaç rekor kırılırken, artık 80´den fazla rekor kırılıyor. Rekor kırabilmek için normal insan vücudunun sınırlarını aşmak gerekiyor. Çünkü insanın fiziği sınırlı. Belli bir kapasiteden sonrasını doğal şartlar ile yapabilmesi neredeyse imkansız. Yani doğa dışı imkanlara başvurmak gerekiyor. Sporcu aşırı rekabet hissine kapılır ve kendisinden beklenenleri yerine getirememe ihtimalinden dolayı psikolojik baskı yaşar. Sporcunun ruhu ölür… öldürülür… Bazı devletler radikal metodlar uygulamaya başlarlar. Mesela komunizm altında olan Çin, sporcuları çocuk yaşında ailelerinden alır ve spor kamplarına yerleştirir. Bu şekilde daha küçük çocuk olmalarına rağmen sporcu olarak yetiştirilirler. Bu şekilde insan bir robot haline getirilir.

 

Evet, spor hem iyidir, hem faydalıdır… velev ki ticaret, siyaset ve medya karışmamış ise.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 22.07.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=12313&yazar=493

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(13.05.2009) Hepimiz Sivaslıyız

Hepimiz Sivaslıyız

“Hepimiz…“ ile başlayan kelimeler demode oldu. İçeriklerini kaybettiler. Örneğin “Hepimiz Ermeniyiz“, “Hepimiz Filistiniz“, “Hepimiz iki gözlü insanız“ gibi kelimelerin anlamları kalmadı. Bugün birisi “Hepimiz Kıbrıslıyız“ dese, kimse oralı olmaz… Bu gerçeği göz önünde bulundurarak, bende yinede „Hepimiz Sivaslıyız“ demek istiyorum.

Çünkü…

Futbol´dan hiç anlamam. İzlememde. Takımda tutmam. Eger tutsaydım ……. yi tutardım. Çocukluğumda dört büyük takımın durmadan şampiyon olmaları beni futboldan soğutmuştu. (Belki kapitalizm düşmanlığım o zamanları başlamıştır, kim bilir?).

Gençlerbirliği, Sakarya, Bursa, Gaziantep, Kayseri, Kocaeli… hepsi bir zamanlar şampiyonluğa adaydı. Ama hiç biri 15 haftadan fazla İstanbul takımlarına dayanamıyordu.

Ama şimdi birşeyler değişmiş…

Sivasspor diye bir takım futbol ligini alt üst etmiş. Birinciliği kapmış gidiyor. Oyuncularına milyonlar yatıran klüplerde arkadan Sivas´ın dumanında kalmışlar…

Ligin bitmesine 3 hafta kalmış…

Ve Sivasspor halen şampiyonluğa aday. Çocukluk rüyam gerçekleşiyor herhalde. Küçük adam, büyük adamı eziyor.Türkiye Futbol Ligi değer kazanıyor. Heyecan kazanıyor..

İşte bu yüzden “Hepimiz Sivaslıyız” demeden geçemiyorum.

Evet şimdi “Hepimiz Sivaslıyız“. Fenerbahçeliside, Galatasaraylısıda, Futbolseveride ve sevmeyenide… Bende dahil.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 13.05.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=11530&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler