Schlagwort-Archive: siyonist

(06.06.2010) Fethullah Gülen – Ak Parti kavgası

Fethullah Gülen – Ak Parti kavgası

Bir kaç aydır ortada bir söylenti var.

Gülen cemaati ve Ak Partinin arasına kara kedilerin girdiği iddia ediliyor….

Açıkcası bu durumu onaylayacak çok şeyin olduğu gibi, yalanlayacak deliller de var. İçin içinden şuan çıkmak biraz zor.

Ama özellikle Hocaefendinin Wall Street Journal’a verdiği söyleşinden sonra iddialar doğru gibi gözüküyor. Fethullah Gülen Hocaefendinin İsrail´in saldırısı hakkında söyledikleri ortalığı bayağı karıştırdı.

Gülen cemaatinin mensupları ´sözler çarptırıldı´ desede – acaba aynı sözleri Deniz Baykal söyleseydi ne olurdu? – bu röportajı iyi analiz etmek gerekiyor. Öncelikle röportajın orijinalini Wall Street Journal´in internet sayfasından okumak mümkün. Oradan komple metin okunabilinir.

Komplesi okunduğunda da anlaşılabileceği gibi, röportajın aslı bir kaç hafta önce yapılmış – bu doğru. Fakat röportaj için resimleri çekmeye gidildiğinde, İsrailin saldırısını da Hocaefendinin değerlendirmesini istemişler. Dolayısıyla bu sözleri röportajın ön planına geçmiş.

Röportajda öne çıkan ve şok etkisi yapan noktalar şunlar:

´İsrailden izin alınmalıydı. Bizim gruptan birileri gittiğinde, ben önce İsrailden izin istemelerini söylüyorum´

´İHH’nın politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil´

´otoriteye baş kaldırmak´

Bu sözlere elbette katılmak mümkün değil. Belkide Hocaefendi bir kaç gün sonra ortaya çıkıp, ´o sözleri keşke söylememiş olsaydım´ diyecek… ama biz yinede yaptığı etkiden dolayı bu sözlere biraz daha dikkat edelim…

Tanıdık geldi mi bu sözler?

Gelmediyse 15 sene geriye gidelim. Erbakan dönemine. Hocaefendi´nin o zamanki söylemlerini hatırlayalım. O zamanda benzer şeyler Erbakan´a karşı söylenmişti. Hatta dahada ağırları. Gülen cemaati Erbakan´dan sıyrılmak için, ´Ilımlı İslam´ görüntüsü verebilmek için, hem Siyasal İslam´dan, hem Refah Partisinden, hem Milli Görüşten, hem Erbakan´dan, hemde protesto gösterileri yapan türbanlılardan uzak duruyordu. Gerçi Fethullah Gülen Hocaefendi son çıkan kitabında Erbakan´a yanlışlık yaptığını ve o sözlerinden pişman olduğunu itiraf etti. Tam 15 sene sonra gelen bir özür… Ama acaba şuan aynısı yeniden mi yapılıyor?

Eğer aynısı yapılıyorsa, yukarıda bahsettiğim tahminler doğru.

Peki bir ayrım noktası gerçekten var ise, bu hangi sebeplerden dolayı olabilir?

Tekrar söylüyorum, eğer bir ayrım varsa….

O zaman sebebi açık ve net ortada..

Aynen Erbakan döneminde olduğu gibi, Ak Parti´den bilinçli bir şekilde uzaklaşmak. Tayyip Erdoğan ve AKP´lilerin söylemlerine ortak olmamak.

Neden?

Çünkü…

Amerikan lobisi Ak Partiyi gözden çıkardı. Daha önce destekledikleri Ak Partiyi Obama ajandasından sildi. Dikkat edin, Tayyip Erdoğanı ´radikal´, ´gittikce İslamcılaşan´ gibi gösterme çabası Türk Medyasında dahi hakim.

Sayın Başbakanı adeta İran´ın Ahmedinecad´ıyla aynı kefeye koymaya çalışıyorlar…

´One Minute´, ´Nüklear Anlaşma´ ve iki dizi yüzünden yaşanan ´Alçak Koltuk Krizi´ ile Ak Parti son derece sıkıntılı bir döneme girdi. Ard arda gelen olaylarla Tayyip Erdoğanı eski Milli Görüş gömleğine sokmak istiyorlar.

Gülen cemaati dolayısıyla stratejik olarak Ak Parti´den sanki yavaş yavaş uzaklaşıyor. Sanki kendilerini siperden geri çekiyorlar. ´Amerikayı karşısına alan´ Erdoğanın yanında olmak istemiyorlar gibi…

… eğer bir ayrım yoksa….

Bu ´Gülen-AKP soğuk savaşı´ yutturulmaya çalışılan bir muhalefet oyunuda olabilir. Oyları bölmek için stratejik bir oyun olabilir. Bu oyunu oynamanın tamda zamanı zaten…

Öte yandan Hocaefendinin sözlerine hükümetten farklı yorumlar geliyor. Bazıları eleştirirken, Bülent Arınç´ın ´Hocaefendi doğruyu söylüyor´ sözü, tekrar bir uzlaşma isteğinin göstergeside olabilir….

Ve diyelimki ortada gerçek manada bir uzaklaşma var – o zaman Ak Parti´nin alternatifi ne? CHP´nin şuanki durumu itibariyle, Gülen cemaati için bir alternatif yok gibi. Cemaatin tabanı Ak Partinin tabanıyla neredeyse tıpa tıp aynı. Fikrende Ak Partiye daha yakınlar.

Amma velakin fikren ortak noktaları olsada, Gülen cemaati her zaman olduğu gibi, siyasi analiz yapıp, kendi yol haritasını çiziyor. Nitekim Gülen cemaati fikren tamamen zıt olsada, Ecevit´i nasıl destekledikleri ortada. Siyasetin kuralları ve dinamikleri farklı…

Yani sonuç itibariyle soru şöyle: Gülenin yol haritasında Ak Parti var mı yok mu?

Şuan yanıtlanamayan soru bu…

Cevabı ve realite mutlaka gelecek aylarda – en geç gelecek genel seçimlerde (2014 / 2015) – daha kesin olarak göz önüne çıkacaktır…

Cemil Sahinöz, Ikinci Vatan, 06.06.2010
http://www.ikincivatan.eu/fethullah-gulen-%E2%80%93-ak-parti-kavgasi-makale,272.html

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(05.10.2006) Derin Devlet – Derin Millet

Derin Devlet – Derin Millet

 

 

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın“

Şeyh Edebalinin Osman Gazi´ye yazdığı nasihattan

 

… Ömer Lütfi Mete´nin anısına…

 

 

Devlet aslında milletin teşkilatlanmış, organize olmuş şeklidir. Her devlette, görünen ve görünmeyen bir devlet vardır. Yani devlet içi bir devlet. İşte bu görünmeyen, devlet içi devlete “Derin Devlet“ deriz. 1950li yıllarda NATO, CİA ve Mİ6 “Gladio“ isminde bir gizli örgüt kurarlar ve yaklaşık 40 sene Yunanistan, Türkiye ve Batıavrupa ülkerinde faaliyetler gösterirler. Bu örgütün elemanları genellikle toplumu kışkırtmak için çeşitli faaliyetler düzenlerler ve etkili oldukları ülkede gerekirse rejimi çökertirler.

 

Türk literatürüne “Derin Devlet“ terimini eski MİT görevlisi Mahir Kaynak kazandırmıştır. 90lı yılların başından itibaren bu kavram televizyonlarda ilk defa duyulmaya başlar. Faili meçhul olaylar, mesela susurluk olayında olduğu gibi, hep “Derin Devlete“ mal oldu. Bazı aydınlar herşeyi kolayca açıklayabilmek için hep bu kavramı kullandılar.

 

Birde pek tanınmayan “Derin Millet“ kavramı vardır. Peki nedir “Derin Millet“? Veyahut “Derin Millet“ ne olabilir? Sosyolojik olarak kimlere “Derin Millet“ denilebilir? “Derin Millet“ kavramını, kendisine düşman besleyen, düşmansız yaşayamayan, her taşın altında gizli ajan arayan ve sürekli komplo teorileri üreten toplumlar için kullanıyorum.

 

Paranoik bir insanı andıran bu yapıya sahip ülkeler vardır. Sadece ülkeler değil, toplumlar, milletler, gruplar, cemaatler, sivil toplum örgütleri vs. vs.

 

Mesela bazı örgütler ve cemaatler “Yahudi“siz yaşayamazlar. Çünkü her olumsuz olayın arkasında muhakkak bir “Yahudi“ ararlar. Kendilerinin varoluşu ancak böyle bir düşmanın varlığına bağlıdır. Bu şekilde oy toplarlar, üye toplarlar, para toplarlar vs. vs. “Yahudi“ ve “Siyonist“ kelimelerinin arasındaki farkıda bilmezler.

 

Bazı gruplar vardır ki “irticasız“ yaşayamazlar. Çünkü onlara göre “irticanın“ varlığı kendilerine bir çıkar getirir. Kendilerini “irticanın“ düşmanı olarak nitelerler ve kendilerine benzemeyen her gruba “irticacı“ damgası vururlar.

 

Konuyu toplum bazında ele alırsak şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: “Derin Millet“ diye adlandırdığımız toplumlarda komplo teorileri ve paranoik yapılar kol gezer. Her türlü cinayet, toplumsal çöküş, ahlaki bozukluk ve ekonomik krizlerin sebebi gizli örgütlerdir. Herkes ajan, her sivil toplum örgütü yabancı istihbarat servislerinden beslenir ve diğer ülkelerin hepsi bize düşmandır.

 

Böyle bir toplumun insanları başka ülkelere özenirler. Mesela “American Dream“e (Amerikan Rüyasına) inanırlar. Adeta onların yaşamını kutsallaştırırlar. Amerikanca yaşamanın şaşasıyla geçirmek istedikleri bir ömürün rüyasıyla aslında ömürlerini tüketirler. Gökdelenler, arabalar, banka kartları, McDonaldslar “ideal“ haline gelir (bkz. Genç, Köpekleşmenin Tarihi). Özenti doğar insana.

 

Böyle bir toplum piskolojisi toplumu ister istemez hem paranoik (“Herkes bize düşman“) yapar hemde aşağılık duygusunu (“Herkes bizden daha iyi“) besler. İnsanlar arasında güven, sevgi, saygı, yardımlaşma ve hoşgörü gibi toplumun temel unsurları, olmazsa olmazları, ortadan kalkar ve yerini “Bana dokunmayan yılan bin sene yaşasın“ felsefesi alır.

 

Evet, şüphesiz iki söz vardır ki, bir toplumu çökertir (bkz. Nursi, İşaratü´l-İ´caz, s.49; Nursi, Mektubat, s.264, 456; Nursi, Sözler, s.373, 648). Bunlar şunlardır:

 

  1. Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne.
  2. Sen çalış, ben yiyeyim.

 

Tarih sahnesine baktığımızda görüyoruz ki, beşerin zulümleri, fesatları ve ahlak-ı reziliyeleri bu kelimelerden doğmuş. Birinci sözden ahlaksızlık, zulüm ve merhametsizlik, ikinci kelimeden kin, kıskançlık, kavga çıkmış. İnsan tarihinin belki en kanlı yüzyılı olan 20. Yüzyıl şüphesiz ki böyle bir hayat felsefesi yüzünden dünyaya onlarca savaş getirmiş. Milyonlarca insan öldürülmüş ve yüzbinlerce insan evsiz kalmış.

 

Müslüman toplumları bu iki yalnış görüşü ortadan kaldırmışlardır. Birinci sözü zekat ile, ikinci sözü faizi yasaklayarak yok etmişlerdir. Zekat vermeyen ve bolca faiz dağıtan toplumlar bu şekilde sosyal çöküntüye uğramışlardır, çünkü zenginin ve fakirin arasındaki uçurum büyümüştür. Zengin fakire merhamet duymaz hale gelmiş ve fakir zenginden nefret etmiş.

 

İşte “Derin Millet“lerde bu zengin ve fakir uçurumu çok derindir. Çünkü bu milletlerde herkes kendisi için yaşar. Herkes kendi tabağını ve cüzdanını düşünür.

 

Özetle “Derin Milletler“

 

  • paranoik,
  • sık sık komple teorileri üreten,
  • her olayın arkasında bir “Derin Devlet“ veya utopik bir düşman arayan,
  • yardımlaşmanın gittikçe azaldığı,
  • zengin ile fakirin, devlet ile milletin sürekli kavga halinde olduğu,
  • kendi devletine düşman besleyen,

 

toplumlardır. Bu milletler derindir. Çünkü olayların çözümlerini hep derinlikte ararlar ve toplumun bireyleride “derin“dirler.

 

Unutmayalım ki, toplumun gönlü kültürdür. Kültürlü, ilimli, müslümanlık ve türklükten utanmayan, başkalaşmaya hevesli olmayan, “Derin Millet“ten uzak bir nesil için ümitvarız.

 

 

 

Cemil Şahinöz

cemil@misawa.de

Yayınlandığı gazete: Anadolu Ekim 2006

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler