Schlagwort-Archive: schule

(14.07.2010) Ne Alamancı Nede Yabancı

Ne Alamancı Nede Yabancı

Kimlik çok önemlidir.

Cüzdanda taşınan kimlikten bahsetmiyorum… O kimliği kaybedince, tekrar çıkarmak mümkün.

Benim bahsettiğim kimlik kaybedilince sıkıntılar meydana getiren kimlik…

Yani insanın ´kimsin?´, ´nesin?´ sorularına cevap olarak verdiği yanıt… bir nevi kimliktir…

Sağlam bir kişiliğin oluşması için, bir insan kendi kimliğini çok iyi bilmeli. ´Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? Vazifen ne?´ soruları kimliği bulmakta yardımcı olabilir…

Öteyandan kimlik krizleri geçiren insanların piskolojik yapıları bozuktur. Çoğu zaman aidiyet duygusu kaybolur, kendilerini hiç bir yere ait hissetmezler…

Bu sorunu Avrupa´daki gurbetçiler arasında gözlemlemek mümkün.

Gurbetçilerin 1. nesli böyle bir kimlik krizi geçirmemiş. Onlar nereden geldiklerini, ne olduklarını çok iyi biliyorlar.

Genelde 2. nesildede böyle bir sorundan bahsetmek mümkün değil.

Fakat 3. nesil ve gelmekte olan 4. nesil tam bu buhranın içinde.

Kendilerini ne türk nede alman olarak görenler…

Veya türk olmalarına rağmen türklükten utananlar…

Türk olmalarına rağmen Almanya´da yaşamakta olmalarını benimseyemeyenler…

kimlik krizi yaşarlar…

Bu piskolojik vakaa küçümsenmemeli.

Ortada kalan bu gençliğe iyice bir dikkat edelim. Ne türkçeyi nede almancayı biliyorlar. Göğsünde gururla Türkiye-bayrağı-resimli T-Shirt taşıyan, ama türkçe konuşmakta zorluk çeken binlerce genç var sokakta.

Nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğinide bilemez….

Nitekimde böyle oluyor zaten. Hedefsiz, gayesiz bir gençlik ile karşı karşıya kalabiliriz.

Düşünün bu gençler, Almanya´da ´yabancı´, Türkiye´de ´alamancı´…. Ne Almanya´da almancayı iyi biliyor nede Türkiye´de türkçe konuşabiliyor… Hani ´bir lisan, bir insan´ derler ya… yarı lisan ne yapar o zaman? Veyahut iki tane yarı lisan, bir bütün lisan edermi?!…

Gençlerdeki kimlik krizini aşabilmek için, onlara sağlıklı bir ortam hazırlamak gerekiyor. Her zaman yazdığımı mecburen burada papağan gibi tekrarlamak zorunda kalıyorum: Türkçe´yi küçük yaşta çocuklara çok iyi bir şekilde öğretmek gerekiyor. Kültürümüzü, lisanımızı, dinimizi, tarihimizi, örf ve adetlerimizi küçük yaşta öğretmemiz gerekiyor….

Daha anaokuluna başlamadan önce…

Anaokuluna başladıktan sonra bir kelime dahi öğretmek, nafile… Çok geç kalınmış olunur..

3. nesil ne alamancı nede yabancı, onlar Almanya´da yaşayan Türk gurbetçileridir. Bunu benimsettirmemiz gerekiyor.

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 14.07.2010
http://www.ikincivatan.eu/ne-alamanci-nede-yabanci-makale,310.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(12.07.2010) Dikkat Alamancılar geliyor

Dikkat Alamancılar geliyor

Almanya´nın bazı eyaletlerinde tatil sezonu başladı bile… Gelecek haftalarda kalan eyaletlerde okul tatiline girecek…

Dolayısıyla yine onbilerce gurbetçi, nam-ı diğer Alamancılar Türkiye´ye, yani vatan-ı asliyelerine yol alacaklar…

Kimileri arabayla, kimileri uçakla, bazılarıda gemiyle gidecekler…

Alamancıları Türkiye´de ayırt etmek aslında çok basit.

Trafikte korkakca ve ´dikkatli´ sürmeye çalışanların çoğu Alamancıdır…
Sokakta gezerken, sağına soluna garip bir şekilde gözleri sonuna kadar açık olarak bakanlar Alamancıdır…
Alış-verişte, mağzanın içindeki elemanların ´yardımcı olabilirmiyiz?´ sorusuna ´yok sağolun´ diye yanıt veren Alamancıdır…

Bunların bir çoğu Türkiye´de doğmuştur. 60lı ve 80li yıllar arasında işci olarak Almanya´ya gitmişlerdir. Tabiki hepsinin kafasında geri dönmek vardı. Traktör parası kazanıp geri dönmek…

Geri dönemediler tabiki, ama yinede senede bir veya iki senede bir anavatana yolculuğu hiç kesmediler… Her ne olursa olsun, Türkiye´de tatil yapmaktan hiç vazgeçmediler.

Eskiden Türkiye´dekilerin beklentileride çok farklıydı.

Alamancılar zengiydi. Valiz dolusu hediyelerle gelirlerdi. Tabiki meşhur alaman çikolatası hiç eksik olmazdı. ´Süper zengin´ler en sok teknolojik harikalarıyla gelip, ´hava´ atarlardı..

Bunlar tabiki eskide kaldı.

Şimdi ne Alamancılarda para kaldı, nede Türkiye´de birşey eksik…

Globalleşen dünya´ya Türkiye sırt dönecek değildi ya. Dünyada ne ararsanız, Türkiye´de de var. Öylede olması gerekiyor zaten.

Alamanya´da da ne isterseniz var…

Yinede bazı adetler değişmez…

Çikolata ve valiz dolusu olmasada, torba dolusu hediyeler yine Alamancılar getirir.
Ve 40 sene önce olduğu gibi, yine, Alamancılar Almanya´ya geri dönerken, sucuk, pastırma, erik, yoğurt ve ´memleket´ kokan herşeyi yanında götürürler. Bunların hepsinin Almanya´da da var olması önemli değil, çünkü bunlar ´memleket´ kokuyor.

Hatta ´bunları uçakta taşıyarak rezil olmaya ne gerek var´ diyen gençler dahi, bir gün kendileri bile bunu uygularlar ve güldükleri vaziyete düşerler…

Evet Almanya´da yaz sezonu başladı..

Alamancılar yola çıktılar..

Bizden duyurulur…

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 12.07.2010
http://www.moralhaber.net/makale/dikkat-alamancilar-geliyor/

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(11.12.2009) Çocuğumu hangi okula göndereyim?

Çocuğumu hangi okula göndereyim?

Okul döneminin ilk yarısı sona eriyor. Ve Almanya´da yaşayan velilerin her sene tekrarlanan telaşı yine başladı. Daha doğrusu 4. sınıfı veya 10.sınıfı bitirecek öğrencilerin velileri yeni bir soru ile karşı karşıya, “Çocuğumu hangi okula göndereyim?“. Aslında bu soru her yıl eğitim döneminin sonunda tekrar sorulur. Soru değişmez, ancak veli ve öğrenci değişir. Bu önemli ve çocuğun geleceğini etkileyecek soruyu istatistiksel veriler ile analiz etmeye çalışalım.

Öncelikle 4. sınıftan sonra seçilen okul hangisi olur ise olsun, ileride çocuğun ilmi seviyesini belirleyecek. PİSA araştırmasının sonuçlarına göre Gymnasium´a giden öğrenciler en yüksek okuma seviyesine ulaşıyor. Bunun yanında Hauptschule´de öğretilen okuma ve ingilizce dili çok düşük bir seviyede.

Tabiki her veli çocuğunu en iyi okula göndermek ister. Kimse çocuğunun kötülüğünü istemez. Yinede realist olmak lazım. İdealist olup, realist düşündüğümüzde çocuğumuzun kabiliyetine göre en iyi okulu seçebiliriz. Yoksa utopik düşünceler ile kimse alim veya deha olamaz.

Okul seçimini yapmadan önce sizin için önemli olanları belirleyin. Önceliklerinizi belirleyin ve ona göre bir okul seçin. Çünkü bu çocuğunuz için son derece önemli bir seçim olacaktır. Çocuğunuzun ilgi alanlarını tesbit etmeye çalışın. Eğer 4. sınıftan sonra bir okul seçiyorsanız bu seçeneği çocuğunuza bırakmayın. Çocuklar böyle bir kararı verebilecek olgunlukta olmadığı için bu sorumluluğu sizin üstlenmeniz gerekiyor.

Sonrada öğrencinin seviyesini ve anlayış kabiliyetini ortaya koymak gerek. Eğer çocuğun anlama kabiliyeti yüksek ve mantıksal düşünebiliyorsa büyük bir ihtimal Gymnasium´a gidebilir. Notları iyi fakat kendi başına çözüm yolları bulamıyor ise, Realschule en uygun okul olacaktır. Hauptschule´ye gelince. Eğer notlar kötü ise, öğrenci okula ilgisiz ise çocuğunuzu Gesamtschule´ye yollamakta fayda var. Her halihazır´da çocuğunuzu Hauptschule´ye göndermemeye bakın. Hautpschule yerine Gesamtschule´yi seçmeniz çocuğun geleceği icin etkili olacaktır. 10. sınıftan sonra çocuğunuzda kabiliyet ve istek görüyorsanız, Abitur yapması icin teşvik edin. En azından Fachabitur yapması iş ve ilmi kariyeri için çok faydalı olacaktır.

Öğretmenlerin tavsiyesine gelince. Kesinlikle dinlememek gerek. Yapılan tüm sosyolojik araştırmaların sonucu, istisnasız aynı sonucu veriyor: Yabancı öğrenciler ve işci ailelerin öğrencileri dışlanıyor ve kalitesiz okullara gönderiliyor. PİSA tarafından araştırılan 35 ülke arasında Almanya “yabancılar ve işci çocuklarını dışlama“da birinci sırada yerini alıyor. Bu konuyla ilgili bir örnek verelim:

Araştırmacılar iki sayfalık bir makale hazırlıyorlar. Bu makaleyi Bielefeld şehrinde görev yapan 20 alman öğretmenlere veriyorlar. Makaleyi, bir tıp profesörün çocuğunun yazdığını ve çocuğun ilmi dergiler okumasını çok sevdiğini, söylüyorlar. Öğretmenlerin 12 tanesi makaleye en iyi notu (sehr gut) veriyorlar. 3 tanesi iki (gut) veriyor. Geriye kalan 5 öğretmen “orta“ (befriedigend) notunu veriyorlar. Aynı makale başka bir öğretmen grubuna veriliyor ve bu sefer „içci bir ailenin, kitap okumayı sevmeyen ama müstehcen dergiler okuyan bir çocuğu yazdı“ deniliyor. Bu sefer aynı makaleye öğretmenlerin hiç biri “pekiyi“ notunu vermiyor. Sadece dört tanesi iki (gut) notunu veriyor. Geriye kalanlar kötü notlar veriyorlar. Demek ki öğretmenler kendi kafalarında oluşturdukları öğrenci tipine uygun notlar veriyorlar.

Bielefeld Belediyesi için yaptığım araştırmadan bir kaç örnek daha:

* 1995´den 2006´a kadar yüzlerce öğrenci sonradan Hauptschule, Realschule veyahut Gymnasium´a gönderilmiş. Bunlardan %94,88´i Hauptschule´ye gönderilmiş. %1,08i Realschule´ye gitmiş. %4,04´ü Gymnasium okuluna gitmiş. Burada iki ihtimal var: Ya gerçekten yabancıların çocukları cahil, yada açıkca bir dışlama mekanizması işliyor. Uluslararası araştırmalar ikincisinin, yani dışlamanın, işlediğini ispatlıyor.
* 4. sınıftan sonra karnesini alan bir çok türk öğrencimiz “Almancası yetmez“ diye düşük kaliteli okullara gönderiliyor. Halbuki kayıtları araştırdığımda çarpıcı sonuçlara vardım. Karne ortalaması 1,7 olan bir çok öğrencimiz dahi Realschule´ye yönlendirilmiş. Birçok velimiz öğretmen veya rektör ile konuşmaktan çekindiği için, çocuklar maalesef hakettiği okullara gidememişler.

Bu veriler yukarıdaki veriyi teyit ediyor. Yabancı öğrenciler dışlanıyor. Bu nedenle çocuğunuzu eğer kabiliyetli ise yüksek bir okula göndermekten çekinmeyin. Bu hakkınızı kimse elinizden alamaz.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 11.12.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=13805&yazar=493

4 Kommentare

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(30.05.2009) Alman mahkemenin ‚şeriat‘ kararı

Alman mahkemenin ‚şeriat‘ kararı

Almanya okullarındaki zorunlu yüzme derslerine Müslümanların yaptığı itirazlar mahkeme tarafından olumlu karşılandı

Risale Haber-Almanya okullarındaki zorunlu yüzme derslerine Müslümanların yaptığı itirazlar mahkeme tarafından olumlu karşılandı.

Moral Haber yazarı Cemil Şahinöz, Almanya okullarındaki zorunlu yüzme derslerine Müslümanların yaptığı itirazların mahkeme tarafından nasıl anlayışla karşılandığını yazdı.

Mahkemenin kararının hakperstlik örneği olduğunu ifade eden Şahinöz’ün aktardığı olay şöyle:

„Almanya’da müslüman öğrenciler okullarda zorunlu yüzme derslerinde sıkıntı çekiyorlar. Erkek-Kız karışımı olsun, tesettür meselesi olsun, tartışılan bir çok mesele var. Okul toplantıları, veli toplantıları, medya, eleştirmenler… bir çok sekilde bu konu tartışıldı, ele alındı.
Olaylar mahkemeye intikal etti ve karar verildi:

“Müslümanların bu tavrı, dinleri gereğidir. Yoksa alman okullarını protesto için değil. Bu nedenle, yüzmeyi öğrenebilmeleri için, imkan sunmamız gerekiyor. Tesettüre uyabilmeleri için, okuldaki yüzme derslerinde haşema giyebilirler. Yüzme derslerinde erkek-kız ayırımı isteyebilirler. Bunlara hiç bir okul itiraz edemez. Haklarıdır.“

Şahinöz mahkeme kararını şöyle yorumladı:

„Karar bu. Yani mesele “Bu müslümanları nasıl yoldan çıkarıpta, şu havuza sokabiliriz“ değil. “Başlarını açalım, dinleri gereği günah işlesinler“ değil… Mesele “Yüzme öğrenmek“.
Şimdiye kadar bu iznin verilmemesi, müslümanları anlamamaktan ileri geliyordu. Yani onların itirazlarının dinleri gereği olduğu anlaşılmamıştı. Hz. Ali’nin dediği gibi: ”İnsan bilmediğinin düşmanıdır.“ Ama durum anlaşıldıktan sonra, ortada bir inat değil, hakiki bir dini gerekçe olduğu ortaya çıkınca, net bir karar verildi. Müslümanların yüzmeye karşı olmadıkları ortaya çıktı…
Yoksa Peygamber Efendimiz (sav.) 1400 sene önce, çölün ortasında, neden yüzmeyi teşvik etsin, neden bir babaya evlatlarına yüzmeyi öğretme görevini versin?
Alman makamlarını bu hakperest davranışları ve anlayışları yüzünden, adaletli kararları için tebrik ediyoruz…“

Risale Haber, 30.05.2009

http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=57785

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(28.05.2009) Alman okullarında haşema izni

Alman okullarında haşemi izni

Hakperest ve adeletli olmak, iki önemli vasıflardır. Bu vasıflar, kimin elinde olursa olsun, karşıdaki insana güven verir. Öte yandan inatçılık ve adaletsizlik karmaşa doğurur. Anlaşmazlık ve kavga meydanı ortaya çıkar. İkincisi için örnekler boldur. Bu nedenle biz birinciye, yani hakperestliğe bir örnek getirelim…

Olay şu: Almanya´da müslüman öğrenciler okullarda zorunlu yüzme derslerinde sıkıntı çekiyorlar. Erkek-Kız karışımı olsun, tesettür meselesi olsun, tartışılan bir çok mesele var. Okul toplantıları, veli toplantıları, medya, eleştirmenler… bir çok sekilde bu konu tartışıldı, ele alındı.

Olaylar mahkemeye intikal etti…

… ve karar verildi:

“Müslümanların bu tavrı, dinleri gereğidir. Yoksa alman okullarını protesto için değil. Bu nedenle, yüzmeyi öğrenebilmeleri için, imkan sunmamız gerekiyor. Tesettüre uyabilmeleri için, okuldaki yüzme derslerinde haşema giyebilirler. Yüzme derslerinde erkek-kız ayırımı isteyebilirler. Bunlara hiç bir okul itiraz edemez. Haklarıdır.“

Karar bu.

Yani mesele “Bu müslümanları nasıl yoldan çıkarıpta, şu havuza sokabiliriz“ değil. “Başlarını açalım, dinleri gereği günah işlesinler“ değil… Mesele “Yüzme öğrenmek“.

Şimdiye kadar bu iznin verilmemesi, müslümanları anlamamaktan ileri geliyordu. Yani onların itirazlarının dinleri gereği olduğu anlaşılmamıştı. Hz. Ali´nin dediği gibi: ”İnsan bilmediğinin düşmanıdır.“ Ama durum anlaşıldıktan sonra, ortada bir inat değil, hakiki bir dini gerekçe olduğu ortaya çıkınca, net bir karar verildi. Müslümanların yüzmeye karşı olmadıkları ortaya çıktı…

Yoksa Peygamber Efendimiz (sav.) 1400 sene önce, çölün ortasında, neden yüzmeyi teşvik etsin, neden bir babaya evlatlarına yüzmeyi öğretme görevini versin?

***

Alman makamlarını bu hakperest davranışları ve anlayışları yüzünden, adaletli kararları için tebrik ediyoruz…

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 28.05.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=11698&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(05.03.2009) Buchrezension: Mein Islambuch 1/2

İlk okullar için bir ilk: İslam din dersi kitabı

ALMANYA´nın Osnabrück Üniversitesinde İslam Din Eğitimi Profesörü  Ankara´lı Prof. Dr. Bülent Uçar İslam Din Dersi Kitabı çıkardı. Bu alanda ilk türk kökenli müslüman profesör olan Uçar, görevine kış Sömesteri 2007/2008de başlamış. Uçar, “Mein Islambuch” isimli kitap için üç meslektaşıyla beraber, üç sene çalışmış. İlkokul sınıfları (Grundschule) için hazırlanan kitap hakkında Uçar şunları söyledi: “Çalışmalarımız üç sene sürdü. Başka hiç bir örnek kitap olmadığı için, çok dikkatli çalıştık. Yazarlar Almanya´da ki müslümanlarlar uyumlu kişiler. Yani ihtiyaçlara cevap verebilecek insanlar. Almanya´da ki yaşayan müslümanların iç bakışlarını temsil etmeye, İslam geleğeniyle uyumlu olmasına, hakım görüşlerle, içma anlayışlarıyla uyumlu olmasına dikakt ettik. Tabiki Alman anayasasını ve genelde yasaları, hukuku ve eğitimin amaçlarını göz önünde bulundurduk. Hazırladığımız kitap çocuklarin seviyesine uygun. Uslubunu öyle hazırladık. Uydurulmuş veya dayatılmış anlayış değil, otantik ve günümüz şartlarına uygun bir ilk okul kitabı oldu. Almanyadaki hayatın gerçeği neyse, kitabı ona aktardık. Nitekim İlkokul için bakanlıklar ve elayetler tarafından kabul ve onay gören ilk kitap oldu. Bu sahada başka bir kitap yok. Hedefimiz birinci sınıftan onuncu sınıfa kadar İslam Din Dersi kitapları hazırlamak. 5. ve 6. Sınıfların kitapları bitmek üzere. 3. Ve 4. Sınıfların kitabı içinde çalışmalara başladık.”

Cemil Sahinöz, Hürriyet, 05.03.2009

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Rezensionen

(19.11.2008) Buchrezension: Interreligiöses Lernen (Stephan Leimgruber)

Das vorliegende Buch von Stephan Leimgruber ist wieder einmal ein wichtiger Beitrag des Kösel Verlags in Bezug auf den Religionsunterricht. Mit steigender multikulturalität der Schülerschaft in den Schulen sind die Lehrer, aber auch die Schüler überfordert. Es ist ein Umdenken, vor allem im Religionsunterricht, von Nöten. Diesem möchte die Arbeit von Leimgruber auf die Sprünge helfen. Nicht nur werden grundsätzliche Themen der verschiedenen Religionen vorgestellt, sondern auch wie man diese im Unterricht umsetzen kann. Verschiedene Projekte und Konzepte werden im Band detailliert vorgestellt. Ein Unterrichtskonzept für Lehrer ist dem Buch auch angefügt, so dass es ideal in der Praxis umgesetzt werden kann.

Cemil Sahinöz

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Rezensionen