Schlagwort-Archive: pusu

(05.10.2006) Derin Devlet – Derin Millet

Derin Devlet – Derin Millet

 

 

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın“

Şeyh Edebalinin Osman Gazi´ye yazdığı nasihattan

 

… Ömer Lütfi Mete´nin anısına…

 

 

Devlet aslında milletin teşkilatlanmış, organize olmuş şeklidir. Her devlette, görünen ve görünmeyen bir devlet vardır. Yani devlet içi bir devlet. İşte bu görünmeyen, devlet içi devlete “Derin Devlet“ deriz. 1950li yıllarda NATO, CİA ve Mİ6 “Gladio“ isminde bir gizli örgüt kurarlar ve yaklaşık 40 sene Yunanistan, Türkiye ve Batıavrupa ülkerinde faaliyetler gösterirler. Bu örgütün elemanları genellikle toplumu kışkırtmak için çeşitli faaliyetler düzenlerler ve etkili oldukları ülkede gerekirse rejimi çökertirler.

 

Türk literatürüne “Derin Devlet“ terimini eski MİT görevlisi Mahir Kaynak kazandırmıştır. 90lı yılların başından itibaren bu kavram televizyonlarda ilk defa duyulmaya başlar. Faili meçhul olaylar, mesela susurluk olayında olduğu gibi, hep “Derin Devlete“ mal oldu. Bazı aydınlar herşeyi kolayca açıklayabilmek için hep bu kavramı kullandılar.

 

Birde pek tanınmayan “Derin Millet“ kavramı vardır. Peki nedir “Derin Millet“? Veyahut “Derin Millet“ ne olabilir? Sosyolojik olarak kimlere “Derin Millet“ denilebilir? “Derin Millet“ kavramını, kendisine düşman besleyen, düşmansız yaşayamayan, her taşın altında gizli ajan arayan ve sürekli komplo teorileri üreten toplumlar için kullanıyorum.

 

Paranoik bir insanı andıran bu yapıya sahip ülkeler vardır. Sadece ülkeler değil, toplumlar, milletler, gruplar, cemaatler, sivil toplum örgütleri vs. vs.

 

Mesela bazı örgütler ve cemaatler “Yahudi“siz yaşayamazlar. Çünkü her olumsuz olayın arkasında muhakkak bir “Yahudi“ ararlar. Kendilerinin varoluşu ancak böyle bir düşmanın varlığına bağlıdır. Bu şekilde oy toplarlar, üye toplarlar, para toplarlar vs. vs. “Yahudi“ ve “Siyonist“ kelimelerinin arasındaki farkıda bilmezler.

 

Bazı gruplar vardır ki “irticasız“ yaşayamazlar. Çünkü onlara göre “irticanın“ varlığı kendilerine bir çıkar getirir. Kendilerini “irticanın“ düşmanı olarak nitelerler ve kendilerine benzemeyen her gruba “irticacı“ damgası vururlar.

 

Konuyu toplum bazında ele alırsak şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: “Derin Millet“ diye adlandırdığımız toplumlarda komplo teorileri ve paranoik yapılar kol gezer. Her türlü cinayet, toplumsal çöküş, ahlaki bozukluk ve ekonomik krizlerin sebebi gizli örgütlerdir. Herkes ajan, her sivil toplum örgütü yabancı istihbarat servislerinden beslenir ve diğer ülkelerin hepsi bize düşmandır.

 

Böyle bir toplumun insanları başka ülkelere özenirler. Mesela “American Dream“e (Amerikan Rüyasına) inanırlar. Adeta onların yaşamını kutsallaştırırlar. Amerikanca yaşamanın şaşasıyla geçirmek istedikleri bir ömürün rüyasıyla aslında ömürlerini tüketirler. Gökdelenler, arabalar, banka kartları, McDonaldslar “ideal“ haline gelir (bkz. Genç, Köpekleşmenin Tarihi). Özenti doğar insana.

 

Böyle bir toplum piskolojisi toplumu ister istemez hem paranoik (“Herkes bize düşman“) yapar hemde aşağılık duygusunu (“Herkes bizden daha iyi“) besler. İnsanlar arasında güven, sevgi, saygı, yardımlaşma ve hoşgörü gibi toplumun temel unsurları, olmazsa olmazları, ortadan kalkar ve yerini “Bana dokunmayan yılan bin sene yaşasın“ felsefesi alır.

 

Evet, şüphesiz iki söz vardır ki, bir toplumu çökertir (bkz. Nursi, İşaratü´l-İ´caz, s.49; Nursi, Mektubat, s.264, 456; Nursi, Sözler, s.373, 648). Bunlar şunlardır:

 

  1. Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne.
  2. Sen çalış, ben yiyeyim.

 

Tarih sahnesine baktığımızda görüyoruz ki, beşerin zulümleri, fesatları ve ahlak-ı reziliyeleri bu kelimelerden doğmuş. Birinci sözden ahlaksızlık, zulüm ve merhametsizlik, ikinci kelimeden kin, kıskançlık, kavga çıkmış. İnsan tarihinin belki en kanlı yüzyılı olan 20. Yüzyıl şüphesiz ki böyle bir hayat felsefesi yüzünden dünyaya onlarca savaş getirmiş. Milyonlarca insan öldürülmüş ve yüzbinlerce insan evsiz kalmış.

 

Müslüman toplumları bu iki yalnış görüşü ortadan kaldırmışlardır. Birinci sözü zekat ile, ikinci sözü faizi yasaklayarak yok etmişlerdir. Zekat vermeyen ve bolca faiz dağıtan toplumlar bu şekilde sosyal çöküntüye uğramışlardır, çünkü zenginin ve fakirin arasındaki uçurum büyümüştür. Zengin fakire merhamet duymaz hale gelmiş ve fakir zenginden nefret etmiş.

 

İşte “Derin Millet“lerde bu zengin ve fakir uçurumu çok derindir. Çünkü bu milletlerde herkes kendisi için yaşar. Herkes kendi tabağını ve cüzdanını düşünür.

 

Özetle “Derin Milletler“

 

  • paranoik,
  • sık sık komple teorileri üreten,
  • her olayın arkasında bir “Derin Devlet“ veya utopik bir düşman arayan,
  • yardımlaşmanın gittikçe azaldığı,
  • zengin ile fakirin, devlet ile milletin sürekli kavga halinde olduğu,
  • kendi devletine düşman besleyen,

 

toplumlardır. Bu milletler derindir. Çünkü olayların çözümlerini hep derinlikte ararlar ve toplumun bireyleride “derin“dirler.

 

Unutmayalım ki, toplumun gönlü kültürdür. Kültürlü, ilimli, müslümanlık ve türklükten utanmayan, başkalaşmaya hevesli olmayan, “Derin Millet“ten uzak bir nesil için ümitvarız.

 

 

 

Cemil Şahinöz

cemil@misawa.de

Yayınlandığı gazete: Anadolu Ekim 2006

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(12.04.2006) Sahte Kahramanlar

Sahte Kahramanlar…

„Bize kalan aziz borç, asırlık zamanlardan;

Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan…“

Necip Fazıl


Her milletin, toplumun kendine göre kahramanları vardır. Hatta her mesleğin dahi kendisine göre kahramanları vardır. Bu kahramanlar milletin ortak geçmişini sembolize eder. Bir nevi geçmişi şimdiki zamana taşırlar ve toplumun ortak hatıralarını, kahramanlıklarını taze tutarlar. Kahraman, „her sahada ve bütün hareket tecellilerinde üstün varlığa, üstün oluşa yol açan, kendisini ve cemiyetini aşan, insani ve cemiyeti yoğuran ve nefslerini aşmaya davet eden, zamanı delen ve mekanı yırtan, hamle örneği üstün insan“´dır (Necip Fazıl, Sahte Kahramanlar, s.13). Kahramanlar aynı zamanda toplumsal edimin temsilcisidirler. İçinden çıktıkları toplumun özlem ve tutkularını dile getirirler.

Bazı toplumlar da vardır ki kendilerine sahte kahramanlar üretirler. Bu hayal insanlara bir hayat, bir tarih, bir geçmiş giydirirler. Okullarda gerçek olmayan bu insanların hayatları anlatılır. Gençlere bir portre ve örnek çizilir.

21. asırda sahte kahramanları televizyon ve internet üretir. Dizilerde gerçek dışı karakterler, internette sanal erler vatanı, milleti kurtarırlar. Hakiki kahramanları olmayan toplumlar bu sahtelerle yetinirler, onlarla övünürler, çünkü tek dayanak noktaları bunlardır. Böyle hallere hiç gerek duymayan türk halkı son yıllarda aynı hevese takılmış vaziyette.

Miroğlu, Çakır, Memati, Polat Alemdar gibi aslı olmayan modern fakat sahte kahramanlar üretiliyor ve tüketiliyor. Şarkıcılar, futbolcular, evlilik-yarışmalarına katılanlar toplumun önüne “İşte sizde böyle olun“ diyerek çıkartılıyor ve perde arkasından dejenere olmuş, geçmişini bilmeyen bir gençlik yetiştiriliyor.

Adeta sahte kahraman türeten bir iklimimiz var bizim. Kabiliyetsiz, hiç bir yeteneği olmayan insanlar topluma örnek olarak gösterilir.

Halbukı türk milletini diğer milletlere karşılaştırınca ortaya şanlı ve gurur duyabileceğimiz bir geçmis ortaya çıkıyor. Bugün dünyanın “güçleri“ olan ülkelerin tarihleri ve kültürleri 500 seneyi geçmez. Kültürleri belli bir sınırı asla aşamaz.

Türk milleti öyle kahramanlar yetiştirmiş ki, sahte kahramanlara imtisal etmek, ancak geçmişimizi unutmamızı isteyenlerin ekmeğine bal sürecektir. Bu millet Mevlana, Gazi Osman Paşa, Yunus Emre, Said Nursi, Cemil Meriç, Zübeyir Gündüzalp, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Abdülhakim Arvasi, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Mimar Sinan, Osman Gazi, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve isimlerini sayıpta bitiremeyeceğim nice büyük insanlar gibi öyle kahramanlar yetiştirmiştir ki, hiç bir tarih hiç bir güç bu geçmişimizi ortadan silemez ve bize unutturamaz.

Madem, geçmişini unutanın geleceği yoktur, bize düşen görev milletimize, gençlerimize bu gurur duyabileceğimiz geçmişten bahsetmek – ki sahte ve sanal hayallerle geleceğimizi süslemeyelim.

Yazımıza Necip Fazıl ile başladık, Necip Fazıl ile bitirelim. Der ki büyük şairimiz:

“Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık; Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.”

Cemil Şahinöz

Yayınlandığı dergi: Ayasofya Nr.16, 2006, S.31

Yayınlandığı gazete: Anadolu Nisan 2006

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler