Schlagwort-Archive: Nursi

(31.12.2010) Uzaylı Türkleri araştıran Alman ilim adamları

Uzaylı Türkleri araştıran Alman ilim adamları

„Kendi uydurduğun istatistikten başka bir istatistiğe inanma.“ Churchill

2010 senesine Almanya´da ki yabancılar ve göçmenler hakkında yapılan araştırmalar damgayı vurdu.

Tabiki bu gurubun en büyük temsilcileri türkler de nasibini aldılar.

Adeta bu sene alman ilim adamları türkleri keşfettiler.

Bu türkler ne yer? Ne içer? Nasıl giyinirler? Hangi okullara giderler? Hangi bayramları kutlarlar? Zeka seviyeleri nasıldır? Almanlar hakkında ne düşünürler?

Yüzlerce soru…
Onlarca araştırma…

Varılan sonuçlarda birbirinden o kadar ayrıkı.

Kimisi türkleri aptal yerine koyuyor, kimisi akıllı.
´Türkler dindar´ diyende var, ´Gittikçe dinsizleşiyorlar´ diyende var.
´Türkler almanca bilmez´ diyenler ve karşılarında ´Türkçeyi bilmiyorlar´ diyenler.

Araştırmalar tabiki olacak…

Ama bu şekil araştırmalar bize biraz faşist geliyor. Biraz ayrımcı kokuları sarsıyor etrafa.

Sanki türkler insan değilde, farklı yaratıklarmış gibi…. Mesela… mesela… Uzaylılar gibi.

Halbuki ´ayrı bir gezegenden gelen´ türkleri araştırmak yerine, bu araştırmalara sarf edilen bütçeler ırkçılığa karşı kullanılabilinirdi…

Yada yabancılara karşı yapılan ayrımcılığı engellemek için kullanılabilinirdir…

Yada Alman okullarını 3. defa PİSA´da „Ayrımcılık“ konusunda birinci sıraya oturtan faktörlerden temizlemek için kullanılabilinirdi.

Ne yazıkki bunların hiç biri yapılmadı…

Bunun yerine farklı bir insan türüymüş gibi, türkler ´araştırıldı´. Kemal Sunal´ın ´Hanzo´ filmine selamlar olsun…

Peki 2011´de ne olacak? Araştırmalar devam edecekmi?

Şimdi güzellik yarışmasını kazanan çirkinler gibi romantik romantik ´2011 kardeşlik yılı olsun´ diye gevelemeye gerek yok. Kafalardaki faşist düşünceler gitmeden, hiç bir toplumda kardeşlik olmaz.

Hiç bir ırkın başka bir ırka, hiç bir insanın başka bir insana üstünlüğü olmadığını anlamadan, Mahsun Kırmızıgül´ün ´Hepiiiimiiiiiz Gardaşızzzzz´ türküsünü söylemek nafile.

Onun için, önce kafaları ve düşünceleri değiştirmek gerekir.

 

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 31.12.2010

http://www.moralhaber.net/makale/uzayli-turkleri-arastiran-alman-ilim-adamlari/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(20.10.2010) Almanya´da ki türk cemaatleri daha ne kadar uyumayı düşünüyor?

Almanya´da ki türk cemaatleri daha ne kadar uyumayı düşünüyor?

Merak etmeyin… Başlığı bilerek bu şekilde seçtim.

Kafka´nın tabiriyle ´Abartıyorum, anlaşılabileyim diye´. Yoksa niyetim provokasyon yapmak değil…

Niyetimi arz edeyim:

Almanya´da yaklaşık 4 milyon müslüman yaşıyor.

Bunların 3 milyonu Türk.

Almanya´da en büyük dini cemaatler türklerin kurduğu cemaatler ve dernekler. Hangisini ararsanız var. Hem Türkiye´de olanlar, hemde Türkiye´de olmayanlar.

Camilerin büyük bir çoğunluğu da türklere ait.

Bu camilere girdiğinizde hepsinde aynı özellik ile karşılaşırsınız:

1.    Vaazlar, hutbeler, konuşlamalar, sohbetler hepsi türkçe.
2.    Gençler yok.

Henüz sosyolojik bir araştırma yapmamakla beraber, birincisinin ikinciyle bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü Almanya´da doğup, büyüyüp, yaşayan türk gençlerinin türkçesi zaten zayıf. Birde buna dini terimler eklenince, gençler için anlaması mümkün olmayan hutbeler, vaazlar ortaya çıkıyor.

Bir çok defa imamlarımızdan duyduk: „Öğrenciye ´tekbir getir´ diyorum. Tekbirin ne olduğunu bilmiyor. Secde diyorum, hiç duymamış.“

Bu nedenden dolayı büyük bir irtibat sorunu yaşanıyor.

Türkçe konuşan imamlarımız gençlere ulaşamıyorlar. Kültürel farklarıda göz önünde bulundurursak, onların dertlerini, sıkıntılarını da anlayamıyorlar.

Bu konuyu başka bir yazımızda işlediğimizden dolayı, burada detaya inmeyip ´Yabancı dilde eğitim´ konusuna değinmek istiyorum.

Dedik ki, gençler türk camilerinde değil.

Peki camiye giden türk gençleri, hangi camilerdeler?

Nerede almanca konuşuluyorsa, oradalar.

Aslında bunda fazla büyük bir sorun yok. İsteyen, istediği yere gitsin. ´İllahada benim camiye gelsinler´ diye bir mesele söz konusu olmaması gerekiyor…

Fakat…

Sorun başka bir yerde.

Sorun, Almanya´da tamamen almanca din eğitimi veren, hutbeleri, vaazları, sohbetleri almanca olan cemaat ve camilerin çoğu vahhabilerin ve selefilerin mekanları.

Örneğin internette bile almanca dini sohbet aradığınızda, karşınıza binlerce vahhabilerin çektigi sohbetler ve vaazlar geliyor.

Hatta sırf alman olduğu icin televizyondan televizyona, kanaldan kanala taşıdıkları meşhur ve populer bir vahhabi var.

Bu vahhabinin televizyona her çıkışında, internette her konuşmasında, Almanya´da ki müslümanlar büyük darbeler yiyorlar. Irkçılar bu sohbetler sayesinde müslümanlara saldırıyorlar. Çünkü bu şahısın temsil ettiği İslam hem radikal hemde korkutucu ve ürkütücü.

Ve türk gençlerinin çoğunluğu bu vahhabiyi dinliyorlar.

Onun sohbetlerini yüklüyorlar.

Onun derslerine katılıyorlar.

Neden onu dinlediklerini sorduğumuzda, büyük bir çoğunlugu sadece ´Almanca olduğu için´ diyorlar.

Özellikle doğruyu ve yanlışı ayıramayan gençler bu vahhabinin arkasından gidiyorlar ve hem sünni gelenekten çıkıyorlar hemde davranış, kılık, kıyafet ile adeta 7. asra geri dönüyorlar.

Bu tehlikeye karşı gelebilmek icin camilerimiz, medreselerimiz, tekkelerimiz muhakkak yabancı dilde eğitim vermeli.

Ve bu eğitimi iyi almanca bilenler yapmalı.

Yoksa sipariş üzerine almanca bilmeyenler tarafından okunan almanca hutbeleri hiç kimse anlamıyor.

Kaldıki genç kardeşlerimiz bu sipariş hutbeleri camiye gelmeden, cuma sabahı internettede okuyabiliyor. Bunun zerre kadar bir faydası yok, ki zaten insan fıtratınada aykırı.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 19.10.2010

http://www.moralhaber.net/makale/almanyada-ki-turk-cemaatleri-daha-ne-kadar-uyumayi-dusunuyor/

3 Kommentare

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(04.10.2010) Almanya Bediüzzaman Sempozyumuna hazırlanıyor

Almanya Bediüzzaman Sempozyumuna hazırlanıyor

Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde Almanlardan bahsederken, onlara “Bahtiyar Alman milleti“ diye hitap ediyor. Sanki, gurbetcilerin Almanya´ya işci olarak geleceklerini, fakat vatanlarına dönmeyip, bu ülkenin her köşesine camii inşa edeceklerini hissetmiş gibi.

Alman-Türk ittifakını destek mahiyetinde, Said Nursi şu sözleride ilave eder: “Almanlar ve türkler tarih boyunca dosttular.“ Bu dostlukları şu günlerdede devam ediyor. Nitekim Almanya´da yaklaşık dört milyon müslüman yaşıyor ve tahminen 3000 tane camii/mescid var.

Hatta Said Nursi, Tevâfuklu Kur’an´ın ya Almanya´da yada İtalya´da basılmasını istemiş. Bununlada kalmaz, 1950li yıllarda Said Nursi, kendi eserlerinden yaklaşık 50 tane Almanya´ya önemli mevkilere yollar.

Said Nursi kendiside Almanya´da kısa bir dönem bulunmuş. 1918 yaz mevsiminde rus esaretinden firar ederken, Berlin üzerinden İstanbula gidiyor ve Berlin´de tahminen iyi ay boyunca kalıyor. Burada elde ettiği deyimler nedeniyle, yukarıdaki sözleri sarf etmiş olabilir.

***

Şimdi Bediüzzaman tekrar Almanya´ya geri dönüyor….

İstanbul´daki muhteşem Sempozyumdan sonra, birde Almanya´da bir “Bediüzzaman Said Nursi“ Sempozyumu düzenlenecek.

8.11. ve 9.11. tarihlerinde Almanya´nın Osnabrück Üniversitesinde “50. Ölüm Yıldönümüne Özel Bediüzzaman Said Nursi“-Sempozyumu düzenlenecek. “Modernitede geleneksel bir alim“ başlıklı konferansta bir çok ilim adamı sunum yapacaklar.

İki gün sürecek olan konferansın özel misafirleri ve konuşmacıları şunlar:

Misafirlerimiz:

Mehmet Fırıncı
Abdullah Yeğin
Abdulkadir Badıllı
Refet Kavukcu
Hüsnü Bayram

Konuşmacılar:

Martina Blasberg-Kuhnke
Avni Altıner (Hannover)
Prof. Dr. Bülent Uçar (Osnabrück)
Ali Bulaç (Istanbul)
Prof. Dr. Egon Spiegel (Vechta)
Prof. Dr. Bekim Agai (Halle)
Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç (Istanbul)
Prof. Dr. Recep Şentürk (Istanbul)
Prof. Dr. Stefan Conermann (Bonn)
Prof. Dr. Dr. Ina Wunn (Bielefeld)
Dr. İsmail Yavuzcan (Köln)
Prof. Dr. Frederek Musall(Heidelberg)
Dr. Ute Hempelmann (Hamburg)
Dr. Ali Özgür Özdil (Hamburg)
Cemil Şahinöz (Gütersloh)
Prof. Dr. Arnulf von Scheliha (Osnabrück)
PD Dr. Martin Riexinger (Göttingen)
Esnaf Begic (Osnabrück)
Prof. Dr. Christoph Elsaß (Marburg)
Prof. Dr. Erna Zonne (Osnabrück)
Prof. Dr. Thomas Michel (Washington)
Prof. Dr. Lutz Berger (Kiel)
Dr. Andreas Renz (München)
Prof. Dr. Servet Armağan (Istanbul)
Dr. Colin Turner (Durham)
PD Dr. Dr. Bertram Schmitz (Hannover)
Ahmad Milad Karimi

Sempoyzumda Said Nursi ve Risale-i Nur´lar farklı bakış açılarından ele alınacak. Bediüzzamanın “Din ilimleri ve fen ilimleri ilişkisi”, “İnsan hakları ve felsefe”, “Din Eğitimi”, “Hürriyet Anlayışı“, “Dinler Arası Diyalog“ ve “Adalet ve Vahiy“ konularındaki düşünceleri ele alınacak.

Said Nursi ve eserlerine gönül vermiş gurbetçilerin bu sempozyuma akın edeceğini ve onu hakkıyla tanıtabileceklerini umut ederek…..

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 04.10.2010
http://www.moralhaber.net/makale/almanya-bediuzzaman-sempozyumuna-hazirlaniyor/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(30.09.2010) Ahmet Hakan´nın Fethullah Gülen kompleksi

Ahmet Hakan´nın Fethullah Gülen kompleksi

Daha önce Ahmet Hakan´ın “Nurculuk Hastalığını“ yazmıştık. Şimdide kendimi Ahmet Hakan Coşkun´un başka bir kompleksini yazmak mecburiyetinde görüyorum: Fethullah Gülen kompleksi.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, burada yazacaklarım benim diğer yazılarıma benzemeyecek. Ama ne yapayım? Ahmet Hakan´a kendi diliyle cevap vermek zorundayım. Hani magazinvari bir dil ile.

Çünkü nerede magazin, televole, polemik, orada maşaallah Ahmet Hakan Coşkun…

Polemik değince Türkiye´de ilk olarak akla, gününün 22 saatini Twitter´de geçiren ve Türkiye dışında hiç bir ülkede asla yazar olma ihtimali olmayan Ahmet Hakan gelir.

Ahmet Hakan, hiç şüphesiz ve tartışılmaz, Türkiye´nin en çok okunan köşe yazarı. Ama “en çok okunan“ olmak, “iyi“ manasına gelmez…

Örneğin en saçma ve ahlaksız dizileri milyonlar izler, ama ilmi belgeselleri bir kaç bin kişi izler.

En cahil kitapları milyonlar okur, ama akademik kitapları en fazla 1000-2000 kişi okur.

Demek kemiyet-keyfiyet meselesi….

Sayı çoğunluğu değil, kalite önemli…

Gelelim asıl konuya….

Ahmet Hakan´ın en çok zevk aldığı konu ´Okyanus Ötesi´yle, yani Fethullah Gülen´le uğraşmak…

Bunu bir psiko-analiz ile incelemeye çalışalım.

Eskiden bazı cemaatlerin takıntıları olurdu. Her taşın altında bir mason ararlardı. Bütün beceriksizlerini masonlara yüklerlerdi.

Şuan Ahmet Hakan aynısını Fethullah Gülen ile yapıyor. Herşeyin altında bir ´cemaat´ eli alıyor. Her konuya illahada Gülen´i sokmaya çalışıyor.

´Mahallesiz´ olduğunu iddia eden Hakan´ın mahallesi her başarısızlığı Gülen´e ve cemaate yüklemeyi maarifet biliyor.

Tabiki böyle yapmak ile kendiside çok iyi biliyorki, yazılarının reytingi çoğalıyor. Fethullah Gülen´i ağızına aldığında, yazısının binlerce defa yollanıp, okunacağını çok iyi biliyor. Bu şekilde populist olmayı iyi beceriyor.

Birde tabiki Gülen ile uğraşarak kendi egosunu tatmin etmeye çalışıyor. Fethullah Gülen hakkında bir şey yazmaz ise – velev ki sadece bir satır bile olsa – çatlıyor çünkü…

Fethullah Gülen´e ulaşamadığı için onu taşlamaya çalışıyor. Başka türlü onu muhatap alan yok. O zamanda aşağılık komplekslerine kapılıyor.

Onun için…

Hakan´ım, yüce Türk Milletine bir iyilik yap, lütfen acilen psikolojik terapiye başla. İstersen gel Almanya´ya, ben seni ücretsiz terapi ederim.

Çok zor olsada, kompleksten kurtarırım seni…

Kim bilir… belki sende ´Mahallesizlerin Hocaefendi´si olur, çıkarsın…

Cemil Sahinöz, Ikinci Vatan, 30.09.2010
http://ikincivatan.eu/ahmet-hakan%C2%B4nin-fethullah-gulen-kompleksi-makale,380.html

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(19.08.2010) Dogruluk

Doğruluk

´Emrolunduğun gibi dosdoğru ol´

(Hûd, 112)

Konuya üç kıssa hisse ile başlayalım:

1.

Rivayete göre, Ebu’d-Derda ile Resulullah (asm) arasında şöyle bir konuşma geçer:
– Ebu’d-Derda: Yâ Resulallah! Mümin hırsızlık yapar mı?
– Resulullah (asm): Evet bazen olabilir.
– Ebu’d-Derda: Peki, mümin zina edebilir mi?
– Resulullah (asm): Ebu’d-Derda hoşlanmazsa de “Evet!”.
– Ebu’d-Derda: Peki, mümin yalan söyler mi?
– Resulullah (asm): Yalanı ancak iman etmeyen kimse uydurur.” (Kenzu’l-Ummal, h No: 8994)

2.

Bir gün kendisine çeşitli sorular soruldu, ardından da bir mümin yalan söyleyebilir mi diye sordular. Sevgili Peygamberimiz, oturduğu yerden şöyle biraz doğruldular ve hiddetle “Müslüman asla yalan söylemez! Müslüman asla yalan söylemez” diye onlarca kez tekrar ettiler. Sahâbe-i Kirâm “Keşke bu soruyu sormasaydık. Hz. Peygamber’i çok üzdük.” diye pişmanlıklarını ifade ettiler.

3.

Bundan 100 yıl önce Bediüzzaman Said Nursiye soruyorlar:

Sual: Her şeyden evvel bize lâzım olan nedir?

Cevap: Doğruluk.

Sual: Daha?

Cevap: Yalan söylememek.

Sual: Sonra?

Cevap: Sıdk, ihlâs, sadakat, sebat, tesanüt.

Sual: Yalnız? (bunlar mı?)

Cevap: Evet!

*

Bir insan, herkes üzerine gelsede doğruyu söylemeye devam etmelidir. Çünkü inandığı doğrudan makam, mevki ve insan sevgisi için dönmemeli. Madem doğruya ´doğru´ olarak inandı, o zaman o doğruyu haykırabilmeli.

Çünkü doğru her zaman doğrudur…

Birilerine güzel gözükmek için doğruyu gizlemek ahlaksızlıktır. Nitekim Almanya´da bir çok sözde ´İslam Dini´-uzmanlarının yaptıkları bundan ibaret.

Bir-iki sure bilen ve kendini ´müslüman´ olarak nitelendiren bir çok uzaktan kumandalı şahıslar İslamı temsil etmeye kalkışıyorlar. Ama doğruluktan bi´haberler.

 

Elbette Said Nursi´nin ´Her zaman doğruyu söyle. Ama her doğruyu her yerde söyleme. Yanlış anlaşılabilinir´ ve Voltaire´nin ´Her söylediğin, doğru olsun. Ama doğru olan herşeyide her yerde söyleme´ sözlerinden çıkan kaide geçerlidir.

Ama bu medya maymunlarının yaptıklarının bu kaideyle uzaktan yakından alakası yok. Bunların yaptıkları, doğruyu gizleyip, yerine başka birşey koymak. Sebep? Sadece şirin gözükebilmek için. Yani İslam dinini kendi kafalarına göre değiştirip, asıl doğruları gizlemektir bunlar dertleri.

Halbuki bu şekilde yalakalık yapanlar her zaman kaybetmiştir. Kazananlar hep doğruyu haykıranlar olmuştur. Buna tarih şahit.

Mesela Ebu Bekir… Bu doğruluğu nedeniyle ulaştığı makama sahip oldu. Sırf doğruluğu nedeniyle Sıddık oldu.

Mesela Said Nursi… Yine bu doğruluk nedeniyle hayatı boyunca süründürüldü. Hiç bir kere mahkum edilmemesine rağmen yaklaşık 30 senelik ömrü hapishanelerde ve sürgünlerde geçti.

Ama tarih boyunca doğru söyleyenler sonunda kazandılar. Yalakalık için yalan söyleyip, gerçeği gizleyenler öldükleri gün unutuldular.

En komik olanlar, bir yerlere varabilmek için yalakalık veya takiyyecilik yapanlar. İnsan türünün en zavallılara bunlardır aslında. Çünkü inandıkları şeyi savunmaktan korkuyorlar. Demek ki inandıkları şey – her neyse – kendilerine dahi güven vermiyor. Böyle birşey nasıl ´doğru´ olabilir…

Halbuki birşeyin ´dogruluğuna´ inanan kişi, sapa sağlam o doğrunun arkasında durmalı. Yunus Emre der ki: ´Cümleler doğrudur, sen doğru ise, doğruluk yoktur, sen eğri isen.´ Yani öncelikle kendimiz ´doğru´ ve hakikatperver olmamız gerekiyor… Kendimiz Hz. Mevlana´nın dediği gibi ´Ya göründüğün gibi ol, yada olduğun gibi görün´meliyiz.

Bu nedenle İslamiyet sadece namaz kılmak, ibadet etmek değil. İslamiyet, insan olma kabiliyetidir. Ahlaklı, doğru ve dürüst olmaktır. Said Nursi der ki: ´İman, insanı insan eder, belki sultan eder.´ Eğer bizdeki iman, bizi doğru ve ahlaklı bir insan yapmıyorsa, orada bir sakatlık vardır demektir.

Yine Yunus Emre der ki: ´Bir kez gönül kırdıysan, kıldığın namaz, namaz değil.´

İmam Nebeviye göre dua´da da doğruluk çok önemli. Duadaki samimiyet için doğruluk gerekir. Yani şehadet isteyen tatil köyünde kısa donla gezmemeli. Şehitlik isteyipte, dünyaya bağlanmak, adeta gemiyi limana bağlamaktır. Allah´tan ahireti isteyen, dünyaya binalar dikiyorsa, duadaki doğruluğa erişememistir.

 

Hani Peygamberimiz (sav.) diyor ya: ´Ümmetimden hakikaten müflis, kıyâmet gününde namaz, oruç ve zekâtla gelecek olan kimsedir. Ama şuna sövmüş, buna zina iftirasında bulunmuş; şunun malını yemiş; bunun kanını dökmüş, diğerini de dövmüş olarak gelecek. Ve buna hasenâtından, şuna hasenâtından verilecektir. Şâyet dâvası görülmeden hasenâtı biterse, onların günahlarından alınarak bunun üzerine yüklenecek, sonra cehenneme atılacaktır.´ (Müslim – 2581). Hatta bir başka hadisde Peygamber Efendimiz (sav.) bazı namaz kılanları tavuğun yem yediği gibi süratle namaz kıldıklarını söylüyor.

Demek ki mesele papağan gibi Kuran okumak veya antreman yapar gibi namaz kılmakta değil. Sadece şekilcilik değil önemli olan. Mesele, insan olabilmek. Kıldığımız namazlar, tuttuğumuz oruçlar bizi ´Sıddık´yapmalı. İslamiyet bu olsa gerek.

http://www.moralhaber.net/makale/dogruluk/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(06.08.2010) Her köye bir deli lazım

Her köye bir deli lazım

Modernitenin bir özelliğide ´ayrımcılık´ yapması.

Faşistlik derecesinde olmasada, modern dünyada insanlar gruplara ayrılır: gençler, yaşlılar, hastalar, zenginler, fakirler, deliler, sakatlak vs. vs.

Herkes belli kriterlere göre ´insan gruplarına´ göre ayrılırlar. Ve bu ayrılık mekan sahasınıda kapsar.

Örnegin yaşlılar…

Özellikle Avrupa´da huzur evleri çok yaygın. Emekli yaşına geldikten sonra, kendisine bakamayacak hale gelen yaşlılar huzur evlerine yerleştirilirler. Bu gayet normal karşılanır. Aslında bu insanlara bakabilecek bir aileleri olsa dahi, gelenek haline gelmiştir. Yaşlılar huzur evinde yaşarlar.

Bizim kültürümüze göre huzur evleri ve ebeveynleri böyle ´beton binalara´ yerleştirmek, utanç verici bir durumdur.

Anne-Babaya öz evlatları bakar. Olmaz ise diğer akrabaları. Hadi oda olmadı, komşular. Ve bu daire bu şekilde devam eder. Belki en son dairede – ki oraya varmak aslında imkansız – devlet o görevi ele alır.

Yaşlıları huzur evine yerleştirmek ile, onları bir nevi hayattan uzaklaştırmış olunuyor. Hayatın içinde değil, hayatın dışında kalmış oluyorlar.

Nitekim gurbetçiler, Avrupa´da emekli olduktan sonra senenin yarısını Avrupa´da, yarısını Türkiye´de geçiriyorlar.

Çünkü Avrupa´da ne yapacaklarını bilmiyorlar. Yaşlılar hayattan dışlandığı için, ya kahveye yada camiye gidiyorlar. Başka alternatifleri yok.

Senenin sadece yarısını bir ülkede, yarısını diğer ülkede geçirmelerinin nedeni ise, Avrupa yasaları. Avrupa´nın bir çok ülkesinde, 6 aydan fazla yurt dışında bulunan birisinin oturumu otomatikman iptal ediliyor.

Deliler içinde aynısı ge.erli…

Eskiden her köyün bir delisi olurdu.

Bu gayet normaldi. Bu ´deli´ diğer insanlar ile hiç ayırt edilmeden onlarla beraber, onların içinde yaşardı. ´Normal insan´dı yani – ki zaten öyle.

´Deli´ diye terapiden terapiye, hastaneden hastaneye götürülmezdi.

Ama modern çağ ´deli´leride ayırdı.

Artık deliler toplumun içinde değiller. Onlarda dışındalar.

Onlarda ´anormal´ olarak kabul ediliyorlar.

Onlara, farklıymış gibi davranılıyor…

Halbuki insanları belli sıfatlar nedeniyle toplumdan ayırmanın hiç bir faydası yok. Özel bir durum olarak görülmediği vakitte, hiç bir şey ´anormal´ değildir. Zaten ´normal´ nedir ki? Çoğunluğun ittifak ettiği bir şey ´normal´ mi? ´Normal´in kaideleri ve sınırları ne?

Normal olan tek şey, güneşin her sabah doğup batması. Gerisi her kültürde farklıdır. Bir kültür için ´normal´ olan birşey, diğer bir kültür için ´anormal´ olabilir. Büyük bir saygısızlık olarak görülen bir davranış, başka bir anlayışa göre gayet ´normal´ olabilir.

Bu toplumsal yaşamın ayrımcılığı insanı modern sorun ve sorulara itti.

Çünkü bu şekil ayrımcılık ile farklı problemler başladı:

Bir ´deli´ daha önce ´problem´ değildi.

Bir yaşlı daha önce ´yük´ değildi.

Ayırdığımız için bu sorunlar ortaya çıktı.

Ama ütopyaya düşmeyelim, birleştirmek içinde çok geç….

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 06.08.2010
http://www.ikincivatan.eu/her-koye-bir-deli-lazim-makale,338.html

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(29.07.2010) Camileri bilardo salonuna çevirmek

Camileri bilardo salonuna çevirmek

Boş camileri doldurabilmek için hizmetkar ve fedakar insanlar günlerini, gecelerini veriyorlar. Dışı güzel, içi boş olan mescitleri gençlerle doldurmaya çalışıyorlar.

Bazende çaresizce her yönteme sarılıyorlar…

Yeterki gençler camiye gelsin diye, Avrupa´da son 10 yılın modası bilardo masaları, futbol takımları kurmak, langırt, futbol maçlarını gösteren şifreli kanallar ve masa tenisi.

Bu beş ´fenomenden´ en az üçünü her camide bulmak mümkün.

Maksat?

Camilere gençleri çekebilmek.

Peki maksat yerini buluyormu?

Hayır.

Bu durumu anlayabilmek icin piskolojik bir analiz yapmamız gerekiyor.

Soru şöyle: Bu yöntemlere neden başvuruluyor?

Cevap: Çünkü camiye gelmeyen gençler, başka mekanlarda en çok bunlardan etkileniyor.

Yani mantık şöyle:

Madem gençlerimiz bilardo oynamayı seviyorlar, gelsinler camide oynasınlar.
Madem gençlerimiz futbol takımlarına yazılıyorlar, gelsinler caminin futbol takımına girsinler.
Madem gençlerimiz langırt oynamayı seviyorlar, gelsinler camide oynasınlar.
Madem gençlerimiz futbol maçlarını izlemeyi seviyorlar, gelsinler camide izlesinler.
Madem gençlerimiz masa tenisi oynamayı seviyorlar, gelsinler camide oynasınlar.

Düz aristo mantığıyla bu doğru bir yöntem.

Fakat, amma velakin…

Aristo mantığı heryerde geçerli değil.

Hele hele sosyoloji ve piskolojide hiç geçerli değil.

Çünkü gençlere bu yöntemleri sunmak ile, bir alternatif sunulmuş olunmuyor. Gençleri camiye bağlayabilmek için gerçek manada ve ciddi alternatifler sunulmalı. Diğer mekanların aynısını yapmak alternatif değil!

Size bir misal: Bilardo salonuna bir mescit yapılsa, siz artik camiye değilde, cuma namazı için bilardo salonuna gidermisiniz?!

Yani, aynı bir oyunu farklı mekanlarda oynayabilmek, sadece genç için bir mekan alternatifidir. Bazen oraya gider, bazen buraya. Hiç bir şey değişmez.

Nitekimde cami yönetimleri bu vahim neticeyi daha yeni anlamaya başladılar. Bunların çare olmadığını daha yeni fark etmeye başladılar.

Demek ki gençlere, diğer mekanlarda olmayan bir şey sunulmalı.

Başka hiç bir yerde alamayacağı bir şey sunulmalı.

Başka hiç bir yerde bulamayacağı bir huzur sunulmalı.

Bir bilardo masası alınacağına, keşke gençlerin dilinden anlayan, onlarla gülen, onlarla ağlayan elemanlar yetiştirilse.

… yada keşke imamlarımız Avrupa´da yaşayan gençlerin problemlerini biraz daha benimseyebilseler.

… keşke imamlarımız görevlerinin namaz kıldırmak olduğunu değilde, bir topluma liderlik yapabilmek olduğunu benimseyip, gençlere yeri geldiğinde bir ağabey, yeri geldiğindede bir destekci olabilseler.

… keşke camilerimizde sadece namaz kılınmasa. Adı gereği, yani ´toplayan, birleştiren, cem ettiren´ manasında olan camiilerimiz, isimlerine layık olarak gençleri, onların anladığı bir dil ile kucaklayabilseler.

Keşkeler, keşkeler…

Bunları yapan ve gençlerle dolup taşan camiler ve imamlar elbette var. Bu camilerin en büyük görevi, projelerini diğer derneklerle paylaşmakır.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 29.07.2010
http://www.moralhaber.net/makale/camileri-bilardo-salonuna-cevirmek/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler