Schlagwort-Archive: hürriyet

(30.09.2010) Ahmet Hakan´nın Fethullah Gülen kompleksi

Ahmet Hakan´nın Fethullah Gülen kompleksi

Daha önce Ahmet Hakan´ın “Nurculuk Hastalığını“ yazmıştık. Şimdide kendimi Ahmet Hakan Coşkun´un başka bir kompleksini yazmak mecburiyetinde görüyorum: Fethullah Gülen kompleksi.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, burada yazacaklarım benim diğer yazılarıma benzemeyecek. Ama ne yapayım? Ahmet Hakan´a kendi diliyle cevap vermek zorundayım. Hani magazinvari bir dil ile.

Çünkü nerede magazin, televole, polemik, orada maşaallah Ahmet Hakan Coşkun…

Polemik değince Türkiye´de ilk olarak akla, gününün 22 saatini Twitter´de geçiren ve Türkiye dışında hiç bir ülkede asla yazar olma ihtimali olmayan Ahmet Hakan gelir.

Ahmet Hakan, hiç şüphesiz ve tartışılmaz, Türkiye´nin en çok okunan köşe yazarı. Ama “en çok okunan“ olmak, “iyi“ manasına gelmez…

Örneğin en saçma ve ahlaksız dizileri milyonlar izler, ama ilmi belgeselleri bir kaç bin kişi izler.

En cahil kitapları milyonlar okur, ama akademik kitapları en fazla 1000-2000 kişi okur.

Demek kemiyet-keyfiyet meselesi….

Sayı çoğunluğu değil, kalite önemli…

Gelelim asıl konuya….

Ahmet Hakan´ın en çok zevk aldığı konu ´Okyanus Ötesi´yle, yani Fethullah Gülen´le uğraşmak…

Bunu bir psiko-analiz ile incelemeye çalışalım.

Eskiden bazı cemaatlerin takıntıları olurdu. Her taşın altında bir mason ararlardı. Bütün beceriksizlerini masonlara yüklerlerdi.

Şuan Ahmet Hakan aynısını Fethullah Gülen ile yapıyor. Herşeyin altında bir ´cemaat´ eli alıyor. Her konuya illahada Gülen´i sokmaya çalışıyor.

´Mahallesiz´ olduğunu iddia eden Hakan´ın mahallesi her başarısızlığı Gülen´e ve cemaate yüklemeyi maarifet biliyor.

Tabiki böyle yapmak ile kendiside çok iyi biliyorki, yazılarının reytingi çoğalıyor. Fethullah Gülen´i ağızına aldığında, yazısının binlerce defa yollanıp, okunacağını çok iyi biliyor. Bu şekilde populist olmayı iyi beceriyor.

Birde tabiki Gülen ile uğraşarak kendi egosunu tatmin etmeye çalışıyor. Fethullah Gülen hakkında bir şey yazmaz ise – velev ki sadece bir satır bile olsa – çatlıyor çünkü…

Fethullah Gülen´e ulaşamadığı için onu taşlamaya çalışıyor. Başka türlü onu muhatap alan yok. O zamanda aşağılık komplekslerine kapılıyor.

Onun için…

Hakan´ım, yüce Türk Milletine bir iyilik yap, lütfen acilen psikolojik terapiye başla. İstersen gel Almanya´ya, ben seni ücretsiz terapi ederim.

Çok zor olsada, kompleksten kurtarırım seni…

Kim bilir… belki sende ´Mahallesizlerin Hocaefendi´si olur, çıkarsın…

Cemil Sahinöz, Ikinci Vatan, 30.09.2010
http://ikincivatan.eu/ahmet-hakan%C2%B4nin-fethullah-gulen-kompleksi-makale,380.html

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(18.04.2010) Ahmet Hakan´ın ‚Nurculuk‘ hastalığı

Ahmet Hakan´ın ‚Nurculuk‘ hastalığı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ´Said Nursi´ ismini ağızına aldıktan sonra, Bediüzzaman hakkında konuşmak meşhur oldu. Gündeme gelmek için herkes Bediüzzamanı konuşur hale geldi. Hem aleyhinde hem de lehinde bir çok yazılar yazılıyor.

Bu tabunun yıkılması ve Bediüzzaman´ı anlama sürecinin başlamasi elbette çok güzel bir gelişme…

Yanlız bazıları varki, ne aleyhindae yazıyorlar, nede lehinde. Sadece günlük polemik üretmek için Bediüzzamanı yazılarına alet ediyorlar..

Polemik değince Türkiye´de ilk olarak akla Ahmet Hakan Coşkun gelir. Gününün 22 saatini Twitter´de geçiren ve Türkiye dışında hiç bir ülkede asla yazar olma ihtimali olmayan Ahmet Hakan dün gece yine Twitter´de ´nurculuk´ hakkında polemiklerine devam etti. Ahmet Hakan dün şunları yazdı:

*

meğer ülkemizde ne çok nurcu varmış ya…

her türlü cemaatin, hizbin, grubun içine girip çıktım… bir tek nurcu olmadım. nedenlerini anlatacağım ama çok üşeniyorum.

aslında nurcular iyi insanlardır. ama nasıl derler, üzerinize afiyet biraz renksizdirler ve biraz fazla disiplinli…

„yeni başlayanlar için nurcular“ diye bir konferans mı versem acaba? biletli falan…

nurcular farklı hiziplere bölünmüştür: yazıcılar, okuyucular, yeni asyacılar, fethullah hocacılar, medresetüzzehracılar…

ben bir nurcunun hangi gruba mensup olduğunu da beş yüz metreden çakarım.

burada da bir nurcu yoğunlaşması var…

bir „hocaefendim“ bile yok, anlıyor musun?

*

Üşenme Ahmet Hakan, yaz niye Risale-i Nur cemaatine gir(e)mediğini.

Hadi gel istersen, konferanslarınıda biz ayarlayalım. Anlatta bizde öğrenelim, 500 metreden bir nurcunun hangi grubu ait olduğunu.

Ayrıca ´Hocafendim yok´ diye üzülmene hiç gerek yok. Sen kendin ´Sosyetenin Şeyhi´ ve ´Mahallesizlerin Hocaefendi´si değilmisin?

İstediğin zaman fetva veriyorsun, istediğin zaman eski cemaatlerine laf konduruyorsun… sonra ´benim mahallem yok´ diye yapmacık bir melankoli haline giriyorsun. Sana senden daha iyi bir ´Hocaefendi´ olmaz, Ahmet Hakan Coşkun.

Üstelik sen Türkiye´desin.
Yani ´Ahmet Hakan Coşkun Hocaefendi ne zaman Türkiye´ye dönüyor´ polemiklerinide yapmamıza gerek yok.

Sadece ´Ahmet Hakan Coşkun Hocaefendi ne zaman Twitter´den çıkacak´ polemikleri yaparız´ dostum.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 18.04.2010

http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=15208&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(15.06.2009) Bir sabah kahvaltısı ve çelişkiler

Bir sabah kahvaltısı ve çelişkiler

Gece “Meksika Sınırı“ ve “Ceviz Kabuğunu“nun yorgunluğunu atmak için, arkadaşlarla anlaştık. Sabah kahvaltıya bana gelecekler. Mütevazi evime CanTezcan, Hacı İmre ve Sifum Gökhan gelecekler…

 

Kahvaltıyı hazırlamak bana düştü. Ben bu işlerden hiç anlamadığım için, önce kendi kahvaltımı hazırladım: Nihat Genç, Kafka, Dostoyewski, İsmail Kılıçarslan, Mevlana, Said Nursi ve Gazali aynı menüde. Nede güzel, nede tatlı.. doyurucu… (Ben bunların aynı sınıfta tarafsız bir şekilde okunma ihtimalini sevdim, geceleri sessizce balkonda elimde bir kalem ve çay bardağı ile dinlenirken)

 

Herneyse, evden çıktım. Kahvaltılık alınacak. Benim gibi çay, kitap ve simitten beslenen biri, kahvaltıda neyin hazırlanacağını nereden bilsin? Kafamda ikinci sınıf karakter oyuncuları dolu diziler canlandı.

 

Yola çıktım. Düşündüm, “Nereden alışveriş yapılır? Aldi? Lidl? Edeka? Hepside büyük süpermarketler.“ Direksiyonu hayatım boyunca kapitalistlere çevirmediğim için, herhalde Allah bana acıdı ve aklıma getirdi ki, “Hem müslüman, hem sevdiğim bir ağabeyin marketi var: Doğan abi“.

 

Uzak da olsa Doğan abinin marketine geldim. Sordum “Ne iş?“. Doğan abi: “Cemilim, hiç türk müşterim yok. Müşterilerim hep yabancılar.“ Aklıma gelen cevap şuydu: “İyiya işte. Avrupa Birliğine almışlar seni.“

 

Gurbette bir müslüman ağabeyime katkıda bulunma sevinciyle tekrar yola koyuldum. Eve vardım. Şöyle dört-beş toz aldıktan sonra, gazeteleri inceledim. Hürriyet ve Yeni Şafak. İkisi de lazım olurdu nasıl olsa birgün.

 

İbrahim Sadri ağabeyimin eşliğinde kahvaltıyı hazırladım. Daha doğrusu hazırlamaya çalıştım. Çay yapmaya çalıştım…. Türk ve alman kahvaltı kültürüyle karışmış bir masa buldum önümde. Gökhan, “Abi bu ne? Bırak bu işleri. Sen git akşam konferens için hazırlan. Hacı İmreyle biz bir menemen yaparız“ teklifinde bulundu. Eyvallah…

 

CanTezcan ile beraber benim asıl kahvaltıma döndük. Bu sefer Necip Fazıl ve Nazım Hikmet. Olur, ikiside olur, bal gibi olur. “Solcumusun-Sağcımısın, Yandaşmısın-Karşıdanmısın. Hangi mahalledensin?“ manzaralarına çok şükür girmeden menemen hazır oldu.

 

***

 

Hayat çelişkilerle doludur…

 

Önemli olan, bir insanın kimliğini belirtmesi ve oturtmasıdır. Kimliğinizi sapa sağlam kurduğunuz zaman “öteki“ kavramı kaybolur. Çünkü “öteki“de bir kimliktir. Saygı duyarsınız. Bu sayede, toplumsal kamplaşmalar engellenebilinir. Şucu, bucu kavramlarının ürettiği huzursuz ortamdan kurtulmak için, ancak sağlam bir kimlik gerekir….

 

Evet, kalbinizle yaptığınız herşey, size geri dönecektir.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 15.06.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=11892&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler