Schlagwort-Archive: fm

(05.10.2010) Tag der offenen Moschee in Hannover (LeineHertz Radio)

Tag der offenen Moschee in Hannover (LeineHertz Radio):

Download

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(30.03.2010) Modern Hurafeler

Modern Hurafeler

“Alimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır“ Hz. Muhammed (sav.)

Develere değilde, sırf hızlı ve büyük arabalara bindiğimiz için, internete girebildiğimiz için ve tüm dünyayı adeta avucumuzun içinde bildiğimiz için, kendimizi modern, medeni ve gelişmiş zannediyoruz. Geçmiste kalan hikayeler bizlere “hurafe“ veya “masal“ gibi geliyor.

Halbuki sadece postmodern hurafeler geçmişte kaldı. Ama hurafeler halen var. Artık çağımıza uygun, “medeni“ ve modern hurafeleri üretiyoruz, inanıyoruz ve yayıyoruz.

Bunları yine insan kendisi üretiyor ve bu yalanlar yayıldıkça, yalanı ortaya atan dahi, yalan olduğunu unutuyor ve kendi yalanına inanmaya başlıyor. Piskolojide böyle vakaalar çoktur. Şimdi sizlere “modern hurafeler“den sadece bir kaçını, en meşhurlarını, hatırlatmak istiyorum:

• “Allah“ diyen aslan: İnternet sağolsun, bu hurafeyi görmeyen veya duymayan yoktur herhalde. Bu görüntüyü cep telefonlarına kayıt edip “Gördünmü, aslan bile ´Allah´ diyor“ diye tebliğ yapmaya çalışanlar, internette kısa bir araştırma yapsalardı, bu görüntünün tamamen bir hile olduğunu öğrenebilirlerdi. Ama nafile. Zamanımızın en büyük evliyası Hz. Google sayesinde bu görüntünün ulaşmadığı köşe ve cep telefonu kalmadı herhalde. Halbuki bir aslanın insan diliyle “Allah“ demesi, tamamen imtihan sırrına aykırı. Hayvanlar ve nebatatlar dahi kendi lisan-ı halleriyle zaten “Allah“ dediklerini bilemeyen veya duyamayan “hurafeciler“, aslanın “Allah“ demesiyle imana geliyorlarsa, bizede “hayırlı olsun“ demek düşer.

• Almanyanın Duisburg şehrinde dirilien bir kadın: 2008 senesinde hızla yayılan bu haber gazetelerde dahi yayımlandı. Haberlere göre Duisburgta vefat eden bir kadını gömmüşler. Bu kadın, cenaze namazını kıldıran hocanın rüyasına girmiş ve kendisinin hamile olduğunu söylemis. Kadını tekrar mezardan çıkarmışlar ve hastahaneye yatırmışlar. Kadın orada doğumu yapmış. Ardından hemen tekrar (!) ölmüş ve gömülmüs. Anlatması ve yazması bile komik ve saçma olan bu haber hızla Almanya´da yayıldı. Haberde geçen camii imamı ve hastahane yetkilileri böyle bir saçmalığın gerçek dışı olduğunu söylemelerine rağmen, bu hurafe halen ağızlarda dolaşmakta.

• Cehennem sesleri: Bu haber TV´de dahi yayınlanınca, kendimi adeta Alice´nin Masallar Diyarında hissettim. Güya Rusya´da kazma çalışmaları esnasında yer altından sesler gelmiş. “Hellll… Helllll“ (yani Cehennem, Cehennem) diye bağıran insanların sesleri duyulmuş. Bu sesleri kayıt etmişler ve haber ajanslarına yollamışlar. Ama iki hafta sonra, bu ses kayıtını çeken adama, bir amerikan filim şirketi tarafından dava açıldığı haberini kimse yazmadı. Neden dava açılmıştı? Çünkü bu sesler, elbette cehennemden veya yer altından değil, bir amerikan filminden kopyalanmıştı…
Sayi, adamlar cehennemde neden ingilizce bağırıyorlar?!

• Maymuna dönüşen kız: Hurafeler arasında en meşhur hurafe bu olsa gerek. Hikayesi bile komik ve saçma olan bu masal şöyle: Bir anne evinde Kur´an okuyor. Kızıda odasında sesli sesli müzik dinliyor. Annesi kızına müziğin sesini kısmasını söylüyor. Ama kızda hareket yok. Aksine müziğin sesini daha çok açıyor. Annede Kur´an okumaya devam ediyor. Aralarında bağırma yükselince, kız odasından fırlıyor ve annesinin elinden Kur´an-ı Kerim´i alarak yere fırlatıyor. Fırlattığı an kız maymuna dönüşüyor. Vah vah… Tabiki internette bu haberin yanına birde maymun yüzlü bu kızın resmi koyulunca, “gerçek“ oluyor.
Peki işin aslı ne? İşin aslı şu: Yine bir internet cambazı, filimler için heykeller yapan bir sanatcının kişisel internet sitesinden maymun yüzlü bir kızın resmini kopyalıyor, bu haber ile süslüyor ve tüm dünyaya yolluyor… “Cehennemden sesler“ hurafesinde olduğu gibi, bu gencede dava açılıyor. Dava açılıyor, ama hurafe anlatılmaya halen devam ediliyor…

• 30 metrelik adam: Suudi Arabistanda kazma çalışmaları sırasında 30 metre boyunca bir iskelet bulunuyor. İmanları zayıf olan hurafeciler hemen bunu “Kur´an´daki kavimlerin bazıları bulundu“ diye çakma tebliğlere başlıyorlar. “Bak gördünüzmü? Ya….Biz size demiştik“ diye başlayan sözler çok kısa bir süre sonra kesiliyor. Çünkü bu resminde sahte olduğu, bir gencin “Paint Shop“ programıyla hazırladığı ortaya çıkıyor… Tabiki çakma tebliğcilerden ses yok… Ne yani, Kur´an´da geçen o uzun boylu kavimler, sizin inandığınız bu harefenin yalan çıkmasıyla, yokmu oldular?

• Neil Armstrong ayda ezanı duydu: Aya ilk ayak bastığı iddia edilen Neil Armstrong amcamız, güya aya ayak bastığında ezan sesini duymuş. Aynı sesi bir gezide Mısır´da duyunca, kulaklarına inanamamış ve hemen müslüman olmuş… Bu hikaye dillere destan olmuştur. Neil Armstrong hayatta olmasına rağmen bu şekilde bir konuşması veya yazılı bir metni yok. Hatta hiç bir şekilde biyografilerinde dahi geçmiyor. NASA´nın bu konuyla ilgili yaptığı açıklamaya göre, bu bilgi tamamen bir uydurmadan ibaret.

• Coca Cola yazısı: Coca Cola içeceğinin binlerce zararı olmasına rağmen, bizim insanlarımız illahada bir hurafe uydurmak zorundalar. Çok yaygın olan bir hurafeye göre, Coca Cola yazısını aynaya doğru tuttuğunuzda “Allah yok, Mekke yok“ yazıyormuş. Birazcık arapca bilenlerin bile bunun saçmalık olduğunu anlayabileceğine rağmen, yinede bu hurafeyi duymayan ve inanmayan kalmamıştır. Halbuki arapca hat sanatıyla istediğiniz yazıyı istediğiniz şekilde yazabilirsiniz. Yani Coca Cola yazısının aynada gözüken şekliyle isterseniz “Ali Şen başkan, Fenerbahçe şampiyon“ yazabilirsiniz…

• Bal´da “Allah“ lafzı: Hayvanların hurafelere alet edilmesi adet haline geldi. Bu meşhur resmi hepiniz görmüşsünüzdür. Arılar balı “Allah“ lafzı şeklinde yapmışlar. Gördüğünüz gibi hurafeler sınır tanımıyor. Arılara dahi iftira atılmaya kadar varan bu hurafe bir sahtekarlığı göstererek, gerçek mucizeyi tamamen kapatıyor. Halbuki mucizenin bizatihisi arının bal yapmasıdır. Asıl mucize budur. Hiç bir eğitim almadan, hiç bir zaman durmadan, hiç bir zaman şaşırmadan, doğduğu andan itibaren insanlara bal yapmak ile görevli olan arı da, yaptığı bal da mucizenin aslıdır. Bal ile “Allah“ yazan arılar, vazifelerini yapmıyorlar demektir.
Bu hurafeyi ilk duyduğumda, 12 yaşında olmama rağmen, inanmamıştım. Çünkü şekerleme ile arılara herşeyi “yazdırabileceğinizi“ tahmin ediyordum. Nitekim yıllar sonra, Moskovada rus gençleri aynen düşündüğümü uygulamışlar ve arılara “Stalin“ yazdırmışlar. Şimdi bu arılar komunist, diğer arılar müslümanmı?

• En çirkin hurafe, “Rüyada Peygamberimi (sav) gördüm. 10 kişiye bu mesajı yollamassan zalimlerdensin“ masalı: En çirkin, en rezil hurafelerden biriside Peygamberimizin (sav) alet edildiği saçmalıklar. E-Mail ile, mektup ile ve kısa mesaj ile yayılan bu çirkinliğin içeriği hep aynı: Güya birisi Peygamberimizi (sav) rüyasında görmüş. Peygamberimiz (sav) çok önemli şeyler söylemiş ve bunun yayılmasını arzu etmiş. Bu haberi 10 kişiye yollamayanın cehennemde yanacağını söylemiş… İşte ahlaksızlığın bu kadarıda mümkün. Sınırsız bir ahmaklık bu olsa gerek. Böyle mesajları “Hz. Muhammedi seviyorum“ diyenlerin dahi yayması, durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.

Bu hurafelerin ne boyutta olduğunu ve insanların hemen böyle şeylere sorgusuz, sualsiz inandıklarını ispat etmek için sosyolojik bir deney yaptım. Bu tarz hurafelere meraklı olan bir mecliste 15 kişiye şunu anlattım: „Arkadaşlar, Almanya´da bir çikolata türü var. İsmi “***“. (Çikolatayı masaya koyuyorum). Dikkat edin, bu çikolatanın görüntüsü neye benziyor? Evet Kabeye benziyor. Bilerek benzetmişler. İslam düşmanları alay etmek için bu çikolatayı Kabe şeklinde yapmışlar ve herkes “Kabe“yi yiyerek, ona hakaret etmiş oluyor.“ Mecliste bulunan istisnasız tüm 15 kişi anlattığıma inandılar, çünkü çikolata biraz hayal gücünüzü kullanırsanız Kabe´ye benziyor. Ardından bu haberi herkese yaydılar. E-Mailler, kısa mesajlar gelip durdu. İki hafta sonra bu haberi kendim uydurduğumu söylediysemde, herkesi inandıramadım. Bir kaç tanesi halen bunun gerçek olduğuna inanıyorlar…

Benim bir telefon şirketim olsa, kısa mesajlar ile para kazanmak için, herhalde böyle bir hurafe uydururdum. Hurafenin altınada “Bunu 10 kişiye yollayanın dilekleri gerçek olacak“ veya “Allahını seven bunu 10 kişi yollasın“ yazardım.

Peki insanlar böyle hurafelere neden ihtiyaç duyarlar?

Öncelikle şunu belirtelim ki, imanında büyük bir zayıflık olan insanlar böyle hurafelere daha açıklar. Yani “inanıyor“ fakat inancı tasdiklenmemiş insanlarda daha yaygındır. İman-ı taklitten iman-ı tahkike geçemeyenlerde hurafe anlatmak hobi haline gelir. Çünkü başka türlü imanlarına kendileri dahi inanacak delil bulamazlar. Bu tür yalanlara inanarak, imanlarını güçlendirdiklerini zannederler. Bu çok önemli bir nokta.

Kainatin tümünün bir mucize olduğunu göremeyen veyahut kainat kitabındaki mucizeleri okuyamayan insanlar, bu tür “mucizelere“ muhtaçlar. Ancak bu şekilde imanlarına kuvvet geliyor. Kendilerini bu şekilde tasdik ve tatmin ettiriyorlar. Halbuki kainat ayetlerle, yani delillerle dolu. Hurafelere veyahut aşağılık komplekslerine girmeye gerek yok.

Aşağılık kompleksi yaşadıkları için, imana manevi bir rüşvet veriyorlar. “İşte nihayet gerçekleşti“ tavrı ortaya konuluyor. Fakat bu gibi meselelerden medet umanlar, tersi olunca ne yapıyorlar acaba? Yani bu olayların sahterkarlık olduğu ortaya çıkınca ne oluyor? İmanları gidiyor mu? Nitekim yukarıda saydıklarımızın hepsi sahte çıktı. Şimdi imanımızdamı sahte? Arılar haşa Allah´a değilde, Stalinemi tapıyorlar?

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 30.03.2010
http://www.ikincivatan.eu/modern-hurafeler-makale,204.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(05.11.2009) Almanya´daki türklerin hedef ve gayeleri

Almanya´daki türklerin hedef ve gayeleri

Yapılan sosyolojik araştırmalara göre Almanya´daki yaşayan gurbetçilerimizin hedef ve gayeleri çok sınırlı kalıyor. Örneğin ortalama bir hayat serüveni şu sekilde oluşuyor: Lise diploması elde etmek, iyi bir işe girmek, evlenmek, iki çocuk dünyaya getirmek, faizli bir krediyle ev almak. Yapılan araştırmalara göre Almanya´da yaşayan türklerin %72sinin hedefleri bu şekilde oluşuyor.

Yani hayat bir şekilde ev aldıktan sonra duruyor… durgunluyor… ileri bir adım atılmıyor.

Yine aynı istatistiklere göre, 17-24 yaş arası türk gençlerin hedeflerinde ne bir üniversite diploması nede çalıştıkları işyerinde bir yükselme var.

Hedefinde üniversite olanların arasındakilerin %73ü bayanlardan oluşuyor. Erkeklerin hedeflerinde daha çok “iyi bir iş“ veya “iyi bir meslek eğitimi“ var.

Üniversiteye giden erkeklerin okuduğu bölümlere bakıldığında, %87si işletme, ticaret, ekonomi veya hukuk seçiyor. Sosyoloji, piskoloji, edebiyat veya felsefe fakültelerini tercih eden erkek üniversiteliler %5lik bir oranla marjinal bir grubu temsil ediyorlar.

Bayanlarda ise “sağlıklı“ bir dağılım gözüküyor. Sosyal bölümleri okuyanların oranı %52. Bayanlar arası marjinaller bilgisayar veya fizik fakültelerini tercih edenler oluyor.

Üniversiteyi bitirip, akademisyen olarak görev yapanlaron %60ı ise Türkiye´ye yerleşmek ve akademik kariyerlerini orada devam ettirmek istiyorlar. Çünkü Almanya´da eşit haklara sahip olmadıklarını düşünüyorlar. “Eşit haklar“ meselesini gelecek yazımızda ele alacağız…

Şimdi tekrar “hedef ve gayeler“ konusuna geri dönelim….

Almanya´ya yerleşen birinci nesilin düşüncesinde, bir traktör parası biriktirip geri dönmek vardı. Hedeflerinde burada kalmak, almanca dilini öğrenmek, çocuklarını alman okullarında yetiştirmek yoktu.

Dolayısıyla çocuklarınıda bu şekilde, bu düşünceyle yetiştirdiler. Yani hedefte daima “para kazanmak“ vardı. Bu nedenle üniversiteye giden gurbetçilerin oranı her zaman %5lerin altında olmuştur. Türk gençlerinin hedeflerinde liseyi bitirdikten sonra, meslek okuluna girip, ileride iyi maaşlı bir işe girmek var(dı).

Birçok gurbetçi ailelerin düşencelerinde bu meselenin halen değişmemesi ilginçtir.

Evet, aşağılık komplekslerimiz halen devam etmekte.

50 senedir türkler Almanya´da yaşıyorlar. Yüzbinlerce işci ve öğrenci Türkiye´den gelip, Almanya´ya yerleşmişler. Gelenler, kalmışlar, dönmemişler.

Fakat bütün yatırımlar, hedefler, gayeler halen hiç dönülmeyecek olan anavatan için yapılıyor.

Hesaplar Türkiye için yapılıyor…

Almanya´nın hesabı unutuluyor, Bu hesabı kim görüyor?

Bu hesapta, türk gençlerinin hedefsiz gayesiz olması yazıyor.

Bu hesapta, türk gençlerinin ellerinden tutan olmadığı yazıyor.

Bu hesapta, türk gençleri için bir yol harıtasının olmadığı yazıyor.

Bu hesapta, türklerin kendi anadillerini unutmaları yazıyor.

Bu hesapta, türklerin asimile edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları yazıyor.

Bu hesapta… daha neler yazıyor.

Bu hesabın sorumlusu elbette sadece biz gurbetçiler değiliz. Yukarıda bir satır ile değindiğim “Eşit Haklar“ konusu, bu hesabı körükleyen durumlardan en önemlisi. Bizim payımıza düsen faktörler ise sorumsuzluk, perspektifsizlik ve yanlızca “madde“ ve “para kazanma“ ağırlıklı düşüncelerimiz….

Yazımızın en başına tekrar dönelim:

Bir fabrikada çalışmak, evlenmek, çocuk dünyaya getirmek, ev satın almak…. ve bitti.

Bu şekilde devam eden bir hayat, adeta 30 yaşında sona eriyor.

Ne bir adım ileri atılıyor,

Nede gelecek nesillerin yollarına dökülen dikenler temizleniyor.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 05.11.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=13410&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(28.09.2009) Avrupa´da ölen yok mu?

Avrupa´da ölen yok mu?

Ölüm ile hayat iç içedir. Ölümsüz bir hayat yoktur. Hayatsız bir ölüm de yok. Hayat sahibi herkes ölecektir. Ölmek için, herkes hayat sahibi olacaktır. Yani ölüm, hayatın ta kendisidir. Hayatı sukut ettiren, hayatı anlamlı kılan, ama lezzetleride acılaştırandır.

Lezzetleri acılaştıran özelliğinden olsa gerek ki, bazı toplumlar ölümden ürkmüşler. Kendilerine ölümsüz bir hayat kurgulamışlar. Adeta ölüm yokmuş gibi, adeta hiç ölünmeyecekmiş gibi.

Ölümden korkan insanlar tüm yatırımlarını bu dünyaya yaptıkları için, lezzetleri acılaştıran ölümü hatırlamak, onları depresyona, psikolojik sıkıntılara sokar. Gerçek manada lezzet alabilmeleri için, ölümü unutmak, ölümsüz bir hayat tasavvur etmeleri gerekiyor.

Robert Anton Wilson bu durumu, “İlluminati Dokümanları“ kitabında çok güzel bir şekilde izah etmiş. Şöyle der Wilson kitabında: “Yaşamak çok güzeldir. İnsanın tek gayesi yaşamaktır. Keyif almaktır. Eğlenmektir. Tüm lezzetleri tatmaktır. Ama arkadaşlar… Öyle bir gerçek var ki, tüm lezzetleri ve eğlenceleri çekilmez hale getiriyor. Bu gerçeği durdurmamız gerekiyor. Bu gerçek: Ölümdür. Bütün elimizdeki ilim ve teknolojiyi, ölümü durdurmak için sarf ve seferber etmemiz gerekiyor. Ölümü kaldırmamız gerekiyor. 2010´lara vardığımızda ölümü kaldırmış olacağız.“

Wilson bu satırları 1980´de yazmış. Ve kendisi 2007 senesinde vefat etti. Acaba Wilson vefat etmeden önce, halen bu hayalle yaşıyormuydu, bilemeyiz. Acaba halen, “Bir gün ölümü durduracağız ve hayattan gerçek manada lezzet alacağız“ diye sayıklıyormuydu?

Ama Avrupa tam bu felsefesi sürdürmeye devam ediyor. Nasıl mı? İşte şöyle…

Avrupa´da tüm mezarlıklar şehirlerin uç köşelerindedir. Mezarlıkların genelde hepsi büyük duvarlarla, ağaçlarla kaplıdır. Dışarıdan neredeyse hiç bir tane mezar taşı göremezsiniz. Eğer bir mekanın mezarlık olduğunu bilmiyorsanız, asla mezarlık olduğunu anlayamazsınız. Cenaze törenine rastlamak mümkün değil. Avrupa´da yaşadığım sürece bir tane dahi cenaze törenine denk gelmedim.

Ya Avrupa´da insanlar ölmüyor….

Yada Avrupa´lı ölümü hayatından öldürmüş…

Ölümü, cenazeleri, mezarlıkları hayattan uzaklaştırmakla, lezzetleri kısa bir dönem için de olsa, acılaştırmamaya gayret ediyor. Yani dünya nimetlerinden, keyiflerinden ve eğlencelerinden sonuna kadar istifade edebilmek için, ölümü toplumdan uzaklaştırıyor. Ölümün hatıra gelmemesi için herşeyini sarf ediyor. Ölüm ölmediği için onu hayatlarından çıkarıyor.

… ama ölüm yinede birden ansızın çıkıp geliyor….

Hiç beklemediği, hazırlıklı olmadığı bir anda onu yakalıyor.
Avrupa´da herşeyi tartışabilirsiniz. Allah´ı, dini, kaderi… ama ölümü asla.

Cemil Şahinöz, Moral Haber, 28.09.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=12994&yazar=493

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler