Schlagwort-Archive: Ali

(30.09.2010) Ahmet Hakan´nın Fethullah Gülen kompleksi

Ahmet Hakan´nın Fethullah Gülen kompleksi

Daha önce Ahmet Hakan´ın “Nurculuk Hastalığını“ yazmıştık. Şimdide kendimi Ahmet Hakan Coşkun´un başka bir kompleksini yazmak mecburiyetinde görüyorum: Fethullah Gülen kompleksi.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, burada yazacaklarım benim diğer yazılarıma benzemeyecek. Ama ne yapayım? Ahmet Hakan´a kendi diliyle cevap vermek zorundayım. Hani magazinvari bir dil ile.

Çünkü nerede magazin, televole, polemik, orada maşaallah Ahmet Hakan Coşkun…

Polemik değince Türkiye´de ilk olarak akla, gününün 22 saatini Twitter´de geçiren ve Türkiye dışında hiç bir ülkede asla yazar olma ihtimali olmayan Ahmet Hakan gelir.

Ahmet Hakan, hiç şüphesiz ve tartışılmaz, Türkiye´nin en çok okunan köşe yazarı. Ama “en çok okunan“ olmak, “iyi“ manasına gelmez…

Örneğin en saçma ve ahlaksız dizileri milyonlar izler, ama ilmi belgeselleri bir kaç bin kişi izler.

En cahil kitapları milyonlar okur, ama akademik kitapları en fazla 1000-2000 kişi okur.

Demek kemiyet-keyfiyet meselesi….

Sayı çoğunluğu değil, kalite önemli…

Gelelim asıl konuya….

Ahmet Hakan´ın en çok zevk aldığı konu ´Okyanus Ötesi´yle, yani Fethullah Gülen´le uğraşmak…

Bunu bir psiko-analiz ile incelemeye çalışalım.

Eskiden bazı cemaatlerin takıntıları olurdu. Her taşın altında bir mason ararlardı. Bütün beceriksizlerini masonlara yüklerlerdi.

Şuan Ahmet Hakan aynısını Fethullah Gülen ile yapıyor. Herşeyin altında bir ´cemaat´ eli alıyor. Her konuya illahada Gülen´i sokmaya çalışıyor.

´Mahallesiz´ olduğunu iddia eden Hakan´ın mahallesi her başarısızlığı Gülen´e ve cemaate yüklemeyi maarifet biliyor.

Tabiki böyle yapmak ile kendiside çok iyi biliyorki, yazılarının reytingi çoğalıyor. Fethullah Gülen´i ağızına aldığında, yazısının binlerce defa yollanıp, okunacağını çok iyi biliyor. Bu şekilde populist olmayı iyi beceriyor.

Birde tabiki Gülen ile uğraşarak kendi egosunu tatmin etmeye çalışıyor. Fethullah Gülen hakkında bir şey yazmaz ise – velev ki sadece bir satır bile olsa – çatlıyor çünkü…

Fethullah Gülen´e ulaşamadığı için onu taşlamaya çalışıyor. Başka türlü onu muhatap alan yok. O zamanda aşağılık komplekslerine kapılıyor.

Onun için…

Hakan´ım, yüce Türk Milletine bir iyilik yap, lütfen acilen psikolojik terapiye başla. İstersen gel Almanya´ya, ben seni ücretsiz terapi ederim.

Çok zor olsada, kompleksten kurtarırım seni…

Kim bilir… belki sende ´Mahallesizlerin Hocaefendi´si olur, çıkarsın…

Cemil Sahinöz, Ikinci Vatan, 30.09.2010
http://ikincivatan.eu/ahmet-hakan%C2%B4nin-fethullah-gulen-kompleksi-makale,380.html

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(06.06.2010) Fethullah Gülen – Ak Parti kavgası

Fethullah Gülen – Ak Parti kavgası

Bir kaç aydır ortada bir söylenti var.

Gülen cemaati ve Ak Partinin arasına kara kedilerin girdiği iddia ediliyor….

Açıkcası bu durumu onaylayacak çok şeyin olduğu gibi, yalanlayacak deliller de var. İçin içinden şuan çıkmak biraz zor.

Ama özellikle Hocaefendinin Wall Street Journal’a verdiği söyleşinden sonra iddialar doğru gibi gözüküyor. Fethullah Gülen Hocaefendinin İsrail´in saldırısı hakkında söyledikleri ortalığı bayağı karıştırdı.

Gülen cemaatinin mensupları ´sözler çarptırıldı´ desede – acaba aynı sözleri Deniz Baykal söyleseydi ne olurdu? – bu röportajı iyi analiz etmek gerekiyor. Öncelikle röportajın orijinalini Wall Street Journal´in internet sayfasından okumak mümkün. Oradan komple metin okunabilinir.

Komplesi okunduğunda da anlaşılabileceği gibi, röportajın aslı bir kaç hafta önce yapılmış – bu doğru. Fakat röportaj için resimleri çekmeye gidildiğinde, İsrailin saldırısını da Hocaefendinin değerlendirmesini istemişler. Dolayısıyla bu sözleri röportajın ön planına geçmiş.

Röportajda öne çıkan ve şok etkisi yapan noktalar şunlar:

´İsrailden izin alınmalıydı. Bizim gruptan birileri gittiğinde, ben önce İsrailden izin istemelerini söylüyorum´

´İHH’nın politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil´

´otoriteye baş kaldırmak´

Bu sözlere elbette katılmak mümkün değil. Belkide Hocaefendi bir kaç gün sonra ortaya çıkıp, ´o sözleri keşke söylememiş olsaydım´ diyecek… ama biz yinede yaptığı etkiden dolayı bu sözlere biraz daha dikkat edelim…

Tanıdık geldi mi bu sözler?

Gelmediyse 15 sene geriye gidelim. Erbakan dönemine. Hocaefendi´nin o zamanki söylemlerini hatırlayalım. O zamanda benzer şeyler Erbakan´a karşı söylenmişti. Hatta dahada ağırları. Gülen cemaati Erbakan´dan sıyrılmak için, ´Ilımlı İslam´ görüntüsü verebilmek için, hem Siyasal İslam´dan, hem Refah Partisinden, hem Milli Görüşten, hem Erbakan´dan, hemde protesto gösterileri yapan türbanlılardan uzak duruyordu. Gerçi Fethullah Gülen Hocaefendi son çıkan kitabında Erbakan´a yanlışlık yaptığını ve o sözlerinden pişman olduğunu itiraf etti. Tam 15 sene sonra gelen bir özür… Ama acaba şuan aynısı yeniden mi yapılıyor?

Eğer aynısı yapılıyorsa, yukarıda bahsettiğim tahminler doğru.

Peki bir ayrım noktası gerçekten var ise, bu hangi sebeplerden dolayı olabilir?

Tekrar söylüyorum, eğer bir ayrım varsa….

O zaman sebebi açık ve net ortada..

Aynen Erbakan döneminde olduğu gibi, Ak Parti´den bilinçli bir şekilde uzaklaşmak. Tayyip Erdoğan ve AKP´lilerin söylemlerine ortak olmamak.

Neden?

Çünkü…

Amerikan lobisi Ak Partiyi gözden çıkardı. Daha önce destekledikleri Ak Partiyi Obama ajandasından sildi. Dikkat edin, Tayyip Erdoğanı ´radikal´, ´gittikce İslamcılaşan´ gibi gösterme çabası Türk Medyasında dahi hakim.

Sayın Başbakanı adeta İran´ın Ahmedinecad´ıyla aynı kefeye koymaya çalışıyorlar…

´One Minute´, ´Nüklear Anlaşma´ ve iki dizi yüzünden yaşanan ´Alçak Koltuk Krizi´ ile Ak Parti son derece sıkıntılı bir döneme girdi. Ard arda gelen olaylarla Tayyip Erdoğanı eski Milli Görüş gömleğine sokmak istiyorlar.

Gülen cemaati dolayısıyla stratejik olarak Ak Parti´den sanki yavaş yavaş uzaklaşıyor. Sanki kendilerini siperden geri çekiyorlar. ´Amerikayı karşısına alan´ Erdoğanın yanında olmak istemiyorlar gibi…

… eğer bir ayrım yoksa….

Bu ´Gülen-AKP soğuk savaşı´ yutturulmaya çalışılan bir muhalefet oyunuda olabilir. Oyları bölmek için stratejik bir oyun olabilir. Bu oyunu oynamanın tamda zamanı zaten…

Öte yandan Hocaefendinin sözlerine hükümetten farklı yorumlar geliyor. Bazıları eleştirirken, Bülent Arınç´ın ´Hocaefendi doğruyu söylüyor´ sözü, tekrar bir uzlaşma isteğinin göstergeside olabilir….

Ve diyelimki ortada gerçek manada bir uzaklaşma var – o zaman Ak Parti´nin alternatifi ne? CHP´nin şuanki durumu itibariyle, Gülen cemaati için bir alternatif yok gibi. Cemaatin tabanı Ak Partinin tabanıyla neredeyse tıpa tıp aynı. Fikrende Ak Partiye daha yakınlar.

Amma velakin fikren ortak noktaları olsada, Gülen cemaati her zaman olduğu gibi, siyasi analiz yapıp, kendi yol haritasını çiziyor. Nitekim Gülen cemaati fikren tamamen zıt olsada, Ecevit´i nasıl destekledikleri ortada. Siyasetin kuralları ve dinamikleri farklı…

Yani sonuç itibariyle soru şöyle: Gülenin yol haritasında Ak Parti var mı yok mu?

Şuan yanıtlanamayan soru bu…

Cevabı ve realite mutlaka gelecek aylarda – en geç gelecek genel seçimlerde (2014 / 2015) – daha kesin olarak göz önüne çıkacaktır…

Cemil Sahinöz, Ikinci Vatan, 06.06.2010
http://www.ikincivatan.eu/fethullah-gulen-%E2%80%93-ak-parti-kavgasi-makale,272.html

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(03.04.2010) Said Nursi Sempozyum

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter News, Berichte, Presse

(20.03.2010) Böyle bir İlaha kim inanır?

Böyle bir İlaha kim inanır?

“Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın“ Hz. Muhammed (sav)

Yukarıdaki söze binaen, halen müjdeleyen bir müslüman bekliyorum…

Çünkü düşünsenize…

Kainatın bir Yaratıcısı olduğunu öğreniyorsunuz.

Sonra o Yaratıcıyı haliyle tanımak istiyorsunuz.

Ve bakıyorsunuzki, karşınıza tabir-i caizse bir canavar, gökte oturup hükmeden bir varlık çıkıyor, çünkü bu Yaratıcı…

… parmağınızı namazda yanlış kaldırdığınızda namazınızı kabul etmiyor

… bebekken dolabı açtığınızda “cızzzz” ediyor

… çocukken çöpü dışarıya çıkarmadığınızda sizi taş ediyor

… bir ayeti yanlış telafuz ettiğinizde sizi dininden atıyor

… size büyü yapıldığı zaman saçma sapan üfürmelerle iyileşmenizi bekliyor

… matematik sınavını geçmeniz için günde 57 kere “La ilahe illallah” demenizi istiyor, halbuki aynısını gayri-müslimlerden istemiyor, onlar okumadanda sınavı geçiyorlar

… sizi cinlere mahkum bırakıyor

… Kuranı anlayabileceğiniz bir şekilde değilde, sadece arapca okumanızı istiyor

… Kabeyi tespit edebilmeniz için tespih sallamanızı bekliyor

Evet, böyle bir Allah´a kim inanır?

***

Yukarıda yazdıklarımızı elbette Cenab-ı Erhamürrahimin değil, bir takım insanlar istiyorlar. Amellerini İslama göre değilde, İslamı amellerine göre yorumlayanlar istiyorlar…

Halbuki biz Kur´an-ı Kerim´de böyle bir Allah´a rastlamıyoruz. Hadislerdede böyle tarifler yok. Peki o zaman Allah´ı kendi menfaatlerimiz içinmi ayarlıyoruz?

Şu hadisi hatırlayalım: Hz. Enes Radiyallahu Anh’tan rivayetle Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz şöyle buyurdular: „Allah (c.c.) buyurur: ‚Ben kulumun beni sandığı gibiyim. Hayır zannederse, benden hayır; şer zannederse şer bulur.‘ (Benimle karşılaştığında beni zannettiği gibi bulur.)“ (Şirazi). Allah´ı bu şekilde tanıyan biri, nasıl bir Allah ile karşılaşacak acaba?

Yanlış anlaşılmaya müsait bir yazı olduğu için, şunuda eklemek isterim: Şekilciliğe karşı değiliz. Elbette bazı kurallar olacak. FİFA dahi futbolcuların kılık kıyafetine veya topun ağırlığına karıştığı gibi, elbette Cenab-ı Erhamürrahimin ibadet için belli kurallar koyacaktır. Bu gayet normaldır. Buna karşı gelmek yanlıştır.

Bizim burada karşı çıktığımız olay, içi boş bir iman ve ibadet şeklidir. Kur´an´ın lafzını yüceltip, içini boşaltmaya karşıyız. Kur´an´ın lafzı ne kadar kudsi ise, manasıda en az o kadar kudsidir. Maalesef manasını anlamaya dönük çabalamalar olmuyor. Halbuki hiç kimse yeni aldığı televizyonun kullanma kılavuzunu japonca okumuyor, anladığı bir dilde okuyor.

İbadetin ruhu, maksadı veya gayesini göz önünde bulundurmadan, sadece şekile önem verip, adeta matematikmiş gibi hesapların yapılması, açıkcası koç komiğimize gidiyor.

Cemil Şahinöz, Ikinci Vatan, 20.03.2010
http://www.ikincivatan.eu/boyle-bir-allah%C2%B4a-kim-inanir-makale,197.html

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(08.05.2009) Bilderberg 2009a dikkat

Bilderberg 2009a dikkat

Gelecek hafta önemli bir toplantı olacak. Geleneksel Bilderberg toplantısı düzenlenecek. Yine bir kaç avuc insan, son derece gizli bir şekilde buluşup, dünyanın kaderi (!) hakkında „istişare“ edecekler. Ne basın, nede insanlar bundan bahsedecekler.

Bu sene toplantı Yunanistan´da düzenlenecek. 58. Bilderberg toplantısı 14.05. ve 17.05 tarihleri arasında 5 yıldızlı Nafsika Astir Palace Hotelinde yapılacak. Dünyanın „önemli“ insanları – daha doğrusu kendilerini önemli zannedenler – bunun için Yunanistan´ın Vouliagmeni şehrinde toplanacaklar.

Bilderberg-Araştırmacısı Daniel Estulin´e göre bu sene konuşulacak konulardan bazıları şunlar:

– Amerikan Dolar ve Amerikan ekonomisinin gelecekteki rolü
– Amerika´da büyüyen işsizlik
– Dünyada ekonomik krizler

Bizler için önemli olan Türk katılımcıları olacaktır. Türkiye´nin Ergenekon meselesiyle çalkalandığı bir zamanda, Bilderberg de bu yönde çıkacak olan bir sonuç iç siyaseti hiç şüphesiz etkileyecektir.

Ali Babacan´ın bu senede Bilderberge katılacağından emin olabiliriz. Bu nedenle özellikle Babacanın toplantıdan sonraki sözlerine iyi dikkat etmek gerekecek. Sözleriyle, Bilderbergde alınan kararları sezmeye çalışabiliriz.

Ayrıca Bilderberg toplantısı 1959, 1975 ve 2007 senelerinde Türkiye´de yapıldı. Bilderberg toplantılarına katılan Türklerin listesi şöyle:

2008 Türk katılımcıları: Ali Babacan, Zeynep Göğüş, Mustafa Koç, Faik Öztrak, Ferit Şahenk
2007 Türk katılımcıları: Ali Babacan, Kemal Derviş, Mustafa Koç, Fehmi Koru
Daha önceleri katılanlar: Adnan Menderes, Fatin Rüstü Zorlu, Muharrem Nuri Bilgi, Selahattin Beyazit, Semih Akbil, İhsan Sabri Çağlayangil, Süleyman Demirel, İhsan Doğramacı, Bülent Ecevit, Turhan Feyzioğlu, Oğuz Gökmen, Hasan Işık, Kamuran İnan, Gülten Kazgan, Memduh Yaşa, Halil Tunç, Selçuk Yaşar, İsmail Cem, Hikmet Çetin, Rahmi Koç, Sedat Ergin, Şerif Mardin, Nur Yalman, Uğur Bayar, Dinç Bilgin, Cem Boyner, Nuri Çolakoğlu, Gazi Ercel, Üstün Ergüder, Turan Feyzioğlu, Meral Gezgin Eriş, Oğuz Gökmen, Emre Gönensay, Vahit Halefoğlu, Kamuran İnan, Hasan Esat Işık, Nail Gidel, Gülten Kazgan, Suna Kıraç, Tugay Özçeri, Rüşdü Saraçoğlu, Erkut Yücaoğlu, Sinan Tara

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 08.05.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=11474&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(26.04.2008) Sport im Leben des Propheten Mohammed (s.a.v.)

Sport im Leben des Propheten Muhammed

In allen Lebenslagen spielt die Tradition des Propheten Muhammed für die Muslime eine große Rolle. Natürlich beginnt der Islam nicht mit ihm. Muhammed ist weder der erste, noch der einzige Prophet, an den die Muslime glauben. Die Muslime sind keine Muhammedaner. Mit ihm würde man den Islam stark eingrenzen. Nicht er steht im Zentrum des Islam, sondern der Koran. Die Biographie Muhammeds und seine Tradition, die Sunna, sind aber von außerordentlicher Wichtigkeit, um den Koran zu verstehen. Muhammed war quasi ein lebender Koran. Viele unverständliche Verse im Koran werden erst durch den Propheten für uns verständlich. Daher sind seine Sichtweisen zu jedem ersichtlichen Thema richtungweisend für die Gemeinschaft der Muslime. Welche Sichtweise er zum Thema Sport hatte, ist die Ausgangsfrage dieses kurzen Artikels.

Während Sport für die einen Mord ist, ist er für die anderen das Gesündeste der Welt. Unabhängig vom Alter begeistern sich Millionen von Menschen für ihn. Im Laufe der Zeit machte Sport eine Professionalisierung durch. Institutionen bildeten sich, Regelwerke wurden verschriftlicht und Wettkämpfe wurden institutionalisiert. Natürlich ist Sport auch ein so lukratives Geschäft, dass Wirtschaft und Medien ein ständiges Auge auf diese große Palette haben. Wir wollen aber nun in diesem Text nicht den modernen Sport analysieren, sondern eine Reise in die Vergangenheit zum Propheten Muhammed unternehmen.

Um zu schauen, welche Rolle Sport im Leben unseres Vorbildes Muhammed spielte, werden wir nun einen Blick zurück in die Geschichte werfen. Dabei müssen aber einige wichtige Punkte vergegenwärtigt werden, um keine inhaltlichen Fehler zu machen: Zunächst einmal war Sport im 6. Jahrhundert im arabischen Gebiet nicht institutionalisiert. Es gab keine professionellen Wettkämpfe. Vielmehr war Sport eine Möglichkeit des Ausdrucks von Stärke, welchen fast ausschließlich männliche Individuen innehatten. Wettkämpfe fanden z.B. zum Zwecke der Statuserhaltung oder -sicherung statt. Gesellschaftlich waren sportlich talentierte Menschen sehr angesehen.

Der Prophet Muhammed übte Sport nicht für Status oder Ansehen aus. Wie für viele andere, war für ihn Sport eine Art nützlicher Freizeittätigkeit. Man konnte sich durch ihn körperlich stärken und seinen Körper und Geist fit halten und in Disziplin üben. So wundert es nicht, dass der Prophet seinen Gefährten empfahl, sportlich zu sein.

Die verbreitetsten Sportarten im arabischen Gebiet waren Ringen und Pferde- bzw. Kamelreiten. Beim Propheten waren diese Sportarten sehr beliebt. Er verteilte sogar „Preise“ für die Sieger von Pferderennen (Hamidullah, 1980, S. S.1141ff). In einem Hadith sagt er: „Bei folgenden drei Sachen gibt es Geschenke: Kamelrennen, Pferderennen und Bogenschießen“ (Ebu Dâvûd, Cihad 67). Eines Tages trugen Muhammed , Abu Bakr und Umar ein Reitrennen aus. Unser ehrwürdiger Prophet belegte den ersten Platz. Abu Bakr wurde zweiter und Umar belegte den dritten Platz (Turan, 1988, S.13). Laut Ibn Umar bildete der Prophet sein Pferd stets aus und nahm mit ihm an verschiedenen Wettrennen teil (Ebu Dâvûd, Cihad 67).

Wettrennen unter Männern war auch eine sehr beliebte Sportart. Es gibt Überlieferungen, in denen bestätigt wird, dass auch unter Anwesenheit des Propheten Wettrennen stattfanden. Der vierte Khalif Ali war sogar ein sehr schneller im Rennen gewesen (Turan, 1988, S.14ff).

Im Ringen war ein Mann namens Rukâne bin Abdulyezid sehr erfolgreich. Durch sein Talent erreichte er schnell Berühmtheit und Ansehen. Als dieser sich entschloss, Muslim zu werden, bestand er darauf, mit dem Propheten zu ringen. Sollte der Prophet verlieren, würde Rukâne nicht zum Islam übertreten. Überraschenderweise wurde Rukâne dreimal hintereinander besiegt. Nach diesem Vorfall wurde er Muslim (Ebu Dâvûd, Libas 21; Sünen-i Tirmizi Tercümesi, III, 281).

Ringen spielte eine weitere wichtige Rolle im Leben der Araber. Durch das Ringen konnten sie ihre Stärke beweisen. Jugendliche, die dem Propheten zeigen wollten, dass sie inzwischen erwachsen sind, rangen mit anderen (Hamidullah, 1980, S. S.1142). Auch Muhammed rang mit anderen. Seine Enkel Hasan und Hussein rangen des Öfteren in seiner Anwesenheit gegeneinander. Der Onkel des Propheten, Hamza, wurde sogar als Bester unter den Ringern bezeichnet.

Auch Schwimmen ist eine vom Propheten sehr gelobte Sportart. Er erlernte das Schwimmen im jungen Alter, als er mit seiner Mutter nach Medina reiste. Er empfand dies als so wichtig, dass er es unter den wichtigsten Dingen, die ein Vater seinen Kindern beibringen sollte, aufzählte (Canan, 1980, S.258; Turan, 1988, S.18ff). Dass er mitten in der Wüste so großen Wert auf das Schwimmen legte, verdeutlicht noch einmal die außerordentliche Wichtigkeit, die unser Prophet dieser Sportart, bei der gleich dutzende Muskeln trainiert werden, beimaß. Auch der zweite Khalif Umar empfahl stets das Schwimmen.

Eine Art Fußball war in Mekka ebenfalls verbreitet. Das Spiel hieß „Kurre“. Dabei wurde, ähnlich wie beim heutigen Fußball, ein kleiner Gegenstand mit den Füßen umhergetreten. Es gab sogar überall in Mekka Spielfelder. Es gibt keine Überlieferungen, in denen der Prophet diese weitverbreitete Sportart anprangerte oder gar verbot (Hamidullah, 1980, S. S.890).

Auch sprach sich der Prophet nicht gegen Steineheben aus. Als er einmal Spazieren ging, begegnete er Personen, die versuchten, schwere Steine zu erheben. Dabei wollten sie ermitteln, wer von ihnen der stärkere ist. Dass Muhammed auch in diesem Fall nichts Negatives aussprach, ist ein Anzeichen der Legitimität derartiger Sportarten mit dem Ziel eines Wettkampfs (Hamidullah, 1980, S. S.1142).

Die Frauen waren damals nicht unbedingt für Sport zu begeistern. Aus Überlieferungen wissen wir aber, dass Muhammed mindestens zweimal mit seiner Frau A’ischa Wettrennen austrug. Das erste Rennen gewann A’ischa, das zweite der Prophet (Hamidullah, 1980, S. S.1143). Daraufhin sagte er: „Nun sind wir Quitt“ (Ebu Dâvûd, Cihad 67).

Auffallend ist, dass die Sportarten, die in der Sunna vorkommen, zielgerichtet und nützlich sind. Die Individuen sollen nicht nur Spaß daran haben, sondern auch gesundheitlich fit werden. Ihre Körper sollen gestärkt werden. So kann man diese Sichtweise auf die meisten der heutigen Sportarten ohne Bedenken übertragen.

Sportlich tätig zu sein, steht also weder im Gegensatz zum Islam noch zur Tradition des Propheten. Ganz im Gegenteil: Es ist gern gesehen und wurde von Muhammed selbst angeregt und gefördert.

Es braucht natürlich nicht erwähnt zu werden, dass die Tätigkeit und Beschäftigung mit Sport nicht dazu führen darf, den Gottesdienst, allen voran das fünfmalige tägliche Gebet, zu vernachlässigen. Auch müssen die Kleidungsvorschriften des Islams eingehalten und die Logik des Glücksspiels ausgeschlossen werden. Ein Wettkampf darf nicht zu Hass, Feindschaft oder Neid unter den Sportlern führen.

Cemil Şahinöz

Literatur:

• Canan I.: Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye. Ankara, 1980
• Ebu Davud: Es Sünen. k.A.: Beirut, k.A.
• Hamidullah M.: İslâm Peygamberi. Band 2, k.A.: İstanbul, 1980
• Tirmizi: Es Sahih. k.A.: Kairo, k.A.
• Turan A.: İslâmiyette Spor ve Önemi. Ankara, 1988

Erschienen in:

Yeni Genclik, Nr.14, 2008, S. 41-42

Islamische Zeitung
http://www.islamische-zeitung.de/index.cgi?id=19127

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Deutsche Kolumne