Archiv der Kategorie: Ayasofya Zeitschrift

Ayasofya Zeitschrift

(24.01.2015) Berrin Göncü Işıkoğlu ile psikoloji konuştuk

Berrin Göncü Işıkoğlu ile psikoloji konuştuk

 

Unbenannt

Berrin Hanım, size Almanya´dan başvuran oluyormu? Oluyorsa Türkiye´den başvuranlarla kıyaslandığında bir fark varmı? Mesela en çok hangi konuda yardım istiyorlar?

 

Tabii ki, Almanya’dan gerek radyo ve TV, gerekse de e-mail aracılığıyla ya da bizzat terapilerini sürdürdüğüm danışanlarım mevcut.

 

Bunların bir kısmı ikili ilişkilerle ilgili gençlerin sorunları… Mesela bir gayri müslimle başlayan duygusal yakınlaşma sonucu gelişen sıkıntılar… Gençler bu tarz konuları ailelerine açamayınca sağlıklı bir karar verebilmek için danışacak bir makam arayışındalar. Görüştüğüm gençler Almanya da kendilerine gerekli yönlendirmeyi yapabilecek ve ilgili alanda ihtisas yapmış uzmanlara ulaşma noktasında zorluk yaşadıklarını aktarıyorlar. Almancası iyi olsa dahi Alman bir terapist yerine Türk bir danışmanla çalışmak istiyorlar. Esasında haklılık payı da yok değil! Çünkü kültürel ve manevi değerler dikkate alınmadan oluşturulan çözümler kendi içinde bir sürü çelişkiyi barındırmakta ve de yepyeni sorunlara kapı aralamakta.

 

Yardım için en çok başvurulan konulardan bir diğeri çocuk eğitimi ile ilgili konular. Tuvalet eğitiminden başlayarak tırnak yeme korku ve kaygı bozuklukları, sosyal çevreye uyum sorunları ve de buhran dönemi olarak adlandırdığım 1,5-4 yaş arası çocukların en sık karşılaştığı söz dinlememe, inatçılık kıskançlık gibi konular…

 

Öte yandan Türkiye‘ye tatil için gelen yada bir iki yıllığına geçici bir süre için dönen ailelerle ve çocuklarla çalışıyorum. Terapi süresince en sık karşılaştığım sorun dil meselesi… Psikoterapi esnasında Türkiye‘de yetişen genç ve çocuklarla doğal akışta kullandığım ya da anlattığım bir kıssa bir öykü bir metafor bir deyim ya da bir benzetmenin, bazen dinleyen tarafından karşılık bulmaması sürece zarar verebiliyor ve aksatabiliyor. Dolayısıyla psikoterapi biraz daha sığ bir çerçeveye mahkum oluyor.

 

Önemli gördüğüm bir başka konu, bir takım nedenlerden ötürü kısa ya da uzun süreliğine dönüş yapanlar… Bir kısmı babayı Almanya’da bırakarak geliyor. İşte burada ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Öncelikle bir baba özlemi baş gösteriyor. Bir zaman sonra anne çocukların sorunlarını çözmeye çalışırken tükenmişlik duygusunun eşiğine gelip depresyona girebiliyor. Her ne kadar kişilik yapısının da hissesi olsa alışılmış bir çevreden çok farklı bir kültürel ortama girmek adaptasyon sorunlarına yol açıyor. Üzülerek söylemek zorundayım ki Almanyadan gelen çocuklar Türk okullarında örtük bir dışlanmışlıkla karşılaşabiliyor. Bununla birlikte eğitim sisteminin birbirinden çok farklı olması da çocuğun sırtına yeni bir yük ekleyip özgüven sorunlarına kadar gidebilmekte. Çoğu durumda benzer sıkıntıları yaşayan çocuklar için sanal alem maalesef kurtarıcı rolünü üstleniyor.

 

Peki çocuk eğitiminde ve disiplin sorunları konusunda gurbetçilerimize ne önerirsiniz? Çünkü gurbetçilerimiz özellikle çocuk eğitimi konusunda sorun yaşıyorlar?

 

Aslında çocuk eğitimi konusunda Almanya‘da yaşayan gurbetçilerimiz değil, Türkiye’de ki ailelerde ciddi gel-gitler yaşanmakta. Bizzat Türkiye‘de farklı yerlerde, okulllarda bizzat danışman, psikolog ve yönetici olarak çalışmış biri olarak çoçuklarımızı doğal ortamlarında izleyerek çocuk yetiştirme tarzındaki hatalarımızı müşahade etme fırsatım oldu.

 

Maalesef çocuklarımız kendiliğinden büyüyor. Çok özür dileyerek söylemeliyim ki bahçedeki ot da kendiliğinden büyür. Amel defterimizi açık tutan arkamızdan bizi hayır dua ile yad edebilen, düşünce ve duygularını tanzim ederek yönetebilen bir çocuk nasıl kendiliğinden yetişir?

 

Hani bir söz vardır, dereye su gelir ama gelene kadar kurbağanın da gözü patlar diye. Genelde biz uzmanlara kurbağanın gözü patladıktan sonra başvuruluyor. Benin derdim gözü partlamadan dereye suyu ulaştırabilmek… Yani 12 yaşa kadar altın dönemi heba etmemek… Tren 12’de(yaş)kalkıyor. Sindirellanın ayakkabısı misali büyü 12‘de bozuluyor. Çocukluk treni kalkmadan ne yaptık yaptık.

 

Öyleyse anne-babalık mesleğine gönül veren herkesi bu alanda kariyer yapmaya davet ediyorum. Öyle bir kariyer ki, size hem dünyada hem de ötelerde bire bin kazandıran bir kariyer bu…

 

Peki ne yapmalıyız? Anne babalardan sık duyduğum bir serzeniş şöyle: Yediği önünde yemediği ardında, hocam bu çocuk neden böyle?

 

Acaba, fiziksel olarak ihtiyaçlarını gidermek için varımızla yoğumuzla çalışırken duygusal ihtiyaçlarının farkında mıyız, ne kadarını karşılayabiliyoruz, duygusal açıdan olgunlaşması için bebekliğinden itibaren nasıl bir yol izliyoruz. Karnı tok, ya kalbi? İlk yapılması gereken sorgulama bu bence…“Küçük bir delik kocaman bir gemiyi batırabilir“ der Mevlana. İşte bu yüzden çocuk yetiştirirken hiçbir sorunu küçümsememeliyiz. Çözüm konusunda ehil insanlara ve kitaplarına başvurmaktan çekinmemeliyiz.

 

Disiplin konusunda önerilerime gelince… Disiplin nedir? Disiplin davranış eğitimidir. Yani çocuğa doğruyu ve yanlışı öğreten, vicdanı ve merhameti geliştiren bir eğitim süreci. Bu eğitim iki şekilde verilir. Birincisi doğru model olarak…Lisanı hal lisanı kalden etkilidir, malumunuz….İkincisi öyküleme ve oyun teknikleriyle. Davranış eğitimi bu şekilde verilirse iç muhakeme yapabilen bir çocuk gelişir. Televizyondan uzak, oyunlarla öykülerle eğitilen çocuk değer verildiğini ve önemsendiğini hisseder. Değer gören çocuk da ileride bize ve değerlerimize değer verir.

 

Berrin Hanım, Almanya´da yaşayan ailelerde bir iletişim kopukluğunu görmek mümkün. Veliler çocukları anlamıyorlar, çocuklarda velileri. Bu iletişim kopukluğunu gidermek için neler yapılmalı, sizce?

 

Çocuk ve ebeveyn arasındaki ip bilinçli gayretlerle çocukluk döneminde halata dönüşebilir. Eğer bu evrede muhabbet ve duygusal bağ tesis edilememişse, halat oluşturulamamışsa iletişimde her daim kopukluk yaşanıyor.

 

Hasılı, evladımızın dünyasında bebeklikten itibaren var olmak, kök salmak için yanmamız lazım! Ekmediğimiz yerden biçemeyiz.

 

İletişimde açmaza girmemek için bilhassa çocukluk döneminden itibaren kurduğumuz duygusal alışverişte çek değil nakit kullanma gerektiğine inanmaktayım. “Biraz sonra, haydi ben yorgunum” ya da “şimdi dinleyememem, sen TV izle, bilgisayar oyna”… Bu replik tanıdık geliyorsa, erteleme sorunlarımızla yüzleşelim lütfen. Bugün biz ona “yorgunum, biraz sonra” dersek o da büyüyünce aynısını bize yapar. İletişim çöker ve aynı frekanstan yayın yapamayız.

 

Ve de saygı duymak… Saygı duyarsak saygı görürüz. Aile bireylerinin birbirlerine duyduğu saygı iletişimin olmazsa olmazı. Bunu evladımıza hissettirebilmekte maharet! Bakınız Hz Ali de “7 yaşına kadar çocuğunuzla oynayın, 15’e kadar arkadaş olun, 15’den sonra istişare yapın” der. Çok ilginçtir ki, Hz Ali 15 yaşına kadar bizim şu ana kadar anlattıklarımıza vurgu yapmakta. 15 ten sonraysa bir birey olarak çocuğu istişare makamında yani saygı duyulan danışılması gereken fikri alınması gerekli bir yerde konumlandırmakta…

 

Anlatmak için değil, anlamak için dinleyelim gençlerimizi… Onlar fırtınada açık denizde ilerlemekteler. Fırtına dinecek elbet… Ama kazasız belasız fırtınayı atlatma sürecinde bizler anne baba olarak deniz feneri olmaya çalışalım. Evet biraz uzak ama her ne olursa olsun her daim yanlarında…

 

Avrupa´da yaşayan türkler asimile edilmekten korkuyorlar. Alman devletinin uyum projelerine dahi bazen endişeyle bakıp, ´asimile´ olarak görebiliyorlar. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Kendi diline gelenek ve göreneklerine değerlerine inançlarına bağlı kalarak da uyum, uzlaşı ve hoşgörü içinde yaşamak mümkün diye düşünüyorum. Erimeden de çoğunluğun içinde var olabiliriz. Erimek başkalaşımdır, özünü kaybetmektir, yok olmaktır, yabancılaşmaktır.

 

Entegrasyon ve asimilasyon arasındaki ince bir çizgi var. Kesişen daireler yerine iç içe giren daireler şeklinde bir yaşamın varlığı söz konusu… Ama bunun için ilk önce biz kimiz, sorusunun vevabını verebilen bir yeterliliğe ulaşmamız lazım. Kendi kültürünü, tarihini tanımayan, içselleştirmeyen biri için değerler neyi ifade edebilir ki? Düşünün zırhsız bir insanı sıcak savaşa müdahil etmek ne kadar mantıklı? İşte bu zırh itinayla ilmek ilmek çocukluktan itibaren işlenirse kendi varlığını kaybetmeden uyum içinde yaşamak neden olmasın?

 

Asimile olmamak için ne yapılmalı?

 

Kanımca burada nitelikli bir eğitim ön plana çıkıyor. Önce anne babaların sürekli kendini geliştirmek için yatırımlar yapması lazım! Bir günümüz diğer güne eşit olmamalı. Hiç hatırımızdan çıkarmamalıyız ki; bilinçli nesli, bilinçli anne baba, irfan mektebi olan sıcak bir yuvada yetiştirir.

 

Burada eğitimden amaç ana maksat para kazanmak değil. Aile eğitim mevzunu nefes almak gibi ihtiyaç haline getirebilirse tıkanıklıklar yavaş yavaş çözülmeye başlar. Takip ettiğim kadarıyla Almanya’da çok sınırlı sayıda Türk çocuk üniversite tahsili alabiliyor. Esasında bu sayının artması hem Almanya hem de Türkiye’nin lehine…

 

Mesela, bu anlattığımız safhaları başarıyla tamamlamış Türk gençleri örnek bir rol model olarak tanıtılmalı. Türkçeyi güzel ve düzgün konuşmayla ilgili çalışmalara ağırlık verilmeli. Bebekliğinden itibaren düzgün bir Türkçeyle kitaplar okunmalı. Bu kitaplar aracılığıyla dil gelişimime katkıda bulunurken tarihi, kültürel ve manevi gelişimin alt yapısı sağlamlaştırılmalı.

 

Peki, röportaj için çok teşekkür ediyoruz, Berrin Hanım. Allah çalışmalarınızda yardımcınız olsun.

 

Teşekkür ederim, bende bu röportaj vesilesiyle gurbetçilerimizin dertleriyle dertlendiğiniz için, sürekli çözüm üretmeyi ve bu konuları gündeme taşımayı bir vazife bildiğiniz için sizi canı gönülden tebrik ediyorum. Allah muvaffak eylesin.

 

Ayasofya Dergisi, Nr. 50

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(10.11.2014) Ayasofya Nr. 49 erschienen

Die interkulturelle, unabhängige Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religion erscheint alle 3 Monate und kostet nur 2 Euro.

Ayasofya Nr.49 enthält u.a.:

– Interview mit Boxweltmeister Marco Huck
– Was sagte der Prophet zu IS?
– Was sagen die Gelehrten zu IS?
– Ein Spiegel unserer selbst? (Sulaiman Wilms)
– Mein Freund und geschätzter Gegner (Wolf D. Ahmed Aries)
Islamkritik, Islamfeindlichkeit, antimuslimischer Rassismus – Wo sind die Grenzen? (Yasin Bas)
– Islamophobie – Berechtigt oder unbegründet? (Oktay Kocaman)
– Islamfeindlichkeit in Deutschland. Was können Muslime tun? (Hüseyin Tugrul)
– Warum radikalisieren sich Jugendliche? (Cemil Sahinöz)
– Sand-Bucket-Challenge (Nebiye Uhlemayr)
– Die Erde ruht auf einem Stier und einem Fisch (Nurdan Kudu)
– Die Liebe zur Welt ist der Anfang aller Fehler (Efdal-Nur Kaya)
– Beweis der Glieder und Organe

und Türkisch:

İslam düşmanlığı ve Anti-Müslüman Irkçılık Zirvede (Yasin Bas)
– Camii yanginlari ve provokasyonlar (Cemil Sahinöz)
– Yerken Dikkat (Songül Sahinöz)

Die Zeitschrift ist auf Türkisch und Deutsch.

Zum Bestellen:
http://lesen24.com/product_info.php?pName=ayasofya-nr-49-islamfeindlichkeit-islamophobie-islamkritik

Das Ayasofya Jahresabonnement jetzt zum Vorteilspreis mit gratis Buch:
http://www.ayasofya-zeitschrift.de/?page_id=89

 

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, News, Berichte, Presse

(08.10.2014) Artikel für Ayasofya einsenden

Artikel senden

 

Gerne veröffentlichen wir Ihre Artikel in der Ayasofya. Hierzu müssen einige Richtlinien eingehalten werden:

 

Schriftart: Times New Roman

Schriftgröße: 12

Zeilenabstand: Einfach

Ausrichtung: Blocksatz

Länge: 1-4 Seiten

Wörterzahl: Nicht relevant

 

Einsendeschluss: Die Ayasofya erscheint in den Monaten Januar, April, Juli und Oktober. Einsendeschluss ist immer der 10. des Vormonats.

 

Zitate und Quellenangaben: Zitate und Quellen müssen unbedingt angegeben werden. Die Quellenangaben werden direkt im Text in Klammern gemacht. Keine Fußnoten. Eine Literaturliste ist am Ende anzuhängen. Für die Form der Quellenangaben siehe hier: https://misawatruth.wordpress.com/2008/06/19/21032007-wie-zitiert-man-richtig/

 

Thema: Jede Ausgabe hat ein bestimmtes Titelthema. Es muss aber nicht immer über das Titelthema geschrieben werden. Um Überschneidungen beim Titelthema zu vermeiden, macht es Sinn, sich vorher mit der Redaktion in Verbindung zu setzen. Das Titelthema wird auf der Facebook-Seite der Ayasofya verkündet: https://www.facebook.com/AyasofyaZeitschrift

 

Was wir nicht veröffentlichen sind Nachrichten, aktuelle Berichte oder aktuelle rein partei-politischen Themen.

 

Die Redaktion behält sich vor, Texte zu editieren. Eine Veröffentlichung kann leider nicht versichert werden, da immer mehr Texte kommen als wir für jede Ausgabe benötigen.

 

Einsendungen an: cemil@misawa.de

 

 

Cemil Sahinöz

http://www.ayasofya-zeitschrift.de/?page_id=1634

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift

(17.07.2014) Ayasofya Nr. 48 ist erschienen

Die interkulturelle, unabhängige Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religion erscheint alle 3 Monate und kostet nur 2 Euro.

Ayasofya Nr.48 enthält u.a.:

– Abhandlung über den Monat Ramadan (Said Nursi)
– Ramadan im Osmanischen Reich (Arif Agirbas)
– Teravih Statistik: Qauntitative Analyse über die Teilnahme am Teravih Gebet (Cemil Sahinöz)
– Das Gebet zwischen Routine und Bekenntnis (Wolf Ahmed Aries)
– Späte Einsicht: Einbürgerung und Vielfalt gehören zum „Neuen Deutschland“ (Yasin Bas)
– Du der „Andere“, wer bist du? (Hakan Celik)
– Misawa Forum ist wider Bestandteil einer Forschungsarbeit
– Gottesbeweise: Der Beweis der Eventualitäten

und Türkisch:

– Metin Karabasoglu ile özel söylesi
– Ruhumuzun Mescid-i Aksasi: Anne (Mehmet Ali Bulut)
– Üniversite adaylarinin dikkatine: Hayat tercihtir (Nevzat Tarhan)
– Insan bir cekirdek gibidir (Cuma Ülger)
– Yerken Dikkat (Songül Sahinöz)
– Said Nursi´nin mutlu evlilik sirlari

Die Zeitschrift ist auf Türkisch und Deutsch. 

Zum Bestellen:
http://lesen24.com/product_info.php?pName=ayasofya-nr-48-ramadan-der-monat-des-korans-und-des-fastens

Das Ayasofya Jahresabonnement jetzt zum Vorteilspreis mit gratis Buch:
http://www.ayasofya-zeitschrift.de/?page_id=89

Ein Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, News, Berichte, Presse

(02.05.2014) Sırrı Er ile röportaj

Sırrı Er ile röportaj

Unbenannt

 

Sırrı Bey, hiç Almanya´ya geldiniz mi? Geldiyseniz, ne için gelmiştiniz?

 

Evet, geldim. Burç İletişim Meslek Lisesi, Radyo-Televizyon, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nde okuyan talebelerimle birlikte gelmiştim. Öğrencilerimize bir yurtdışı tecrübesi yaşatmak; orada yayın yapan kurum ve kuruluşları gezdirmek için…

Peki izlemleriniz nasıldı? Oradaki gurbetçilerin durumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Arada sıkışmış kuşaklar olarak… Orada doğmuş, büyümüş insanlarımızın tamamı için bunu söylemek belki doğru olmaz ama; birçoğunun kendi kültürlerinden, âdetlerinden uzaklaştığını gördüm. Türkler, Almanya nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturuyor. O büyük yapı içerisinde ‘kendi’ olarak kalmak kolay olmayabilir. Ancak, ‘azınlık psikolojisi ile de hareket edilsin’ demek de doğru olmaz. Bu tek taraflı bir mesele değil. Türkiye’nin de mutlaka hassasiyet göstermesi gereken bir konu. Orada yaşayan insanımızla bağları koparmamalı… Bu da, sadece siyasi ve ekonomik kaygılarla değil, her şeyden önce bir aidiyet duygusuyla yapılmalı. Aksi halde, Almanya’da geçmişinden kopuk bir nesil yetişecektir.

Sizce Almanya´da en çok ne eksik?

Almanya, Avrupa’nın en düzenli ve sistemli ülkesi, bana göre. Dolayısıyla, Almanya açısından ciddi bir eksiklikten söz etmek haddime değil. Ancak, orada yaşayan kardeşlerimiz açısından, bir uyum eksikliği çok açık. Bunu ille de, girilen kaba benzemek olarak düşünmemeliyiz. Fakat, bulunulan ortamda yerlilerin de tepkisini çekmeyecek kadar uyumlu olmak, huzur açısından gerekli. Bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi iyi insan olmakla mümkündür! İyi insan olmak, iyi vatandaş olmayı da beraberinde getirir. İyi bir Almanya vatandaşı olmak, özünden kopmak olarak değerlendirilmemeli.

Peki bunu gerçekleştirebilmek için ne gibi projeler üretilmeli?

Bu konuda çok da düşünmeye gerek yok. Bir eğitimci olarak, aklıma eğitimden daha öncelikli ne gelebilir ki? Eğitimi bir bütün olarak düşünmek gerek; yani, sadece okul sıralarında değil, hayatın her safhasında. Orada yaşayan Türklerin Almanca’yı iyi öğrenmeleri şart. Meselenin en az bunun kadar önemli olan diğer ayağı da, anadilini iyi öğrenmek! Türkçe’yi ihmal edersek, çok şey kaybederiz… Çünkü Türkçe, bu köprüde temeli oluşturuyor! Yahya Kemal’in; ‘Bu dil ağzımda anamın ak sütüdür’ deyişini unutmamak şartıyla…

Evet özellikle anadil konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Anadil olarak, Türkçe´yi geliştirebilmek için neler yapılmalı sizce?

 

Türkçe, önce ailede, anne-babayla başlar. Anne-baba, Türkçeyi güzel ve doğru konuşmalı. Merkel’in ‘Çekirdek Aile Projesi’ni biliyorsunuz… Türk çocukların Almanca’yı öğrenemediği, konuşamadığı gerçeğini de biliyorsunuz. İşin aslı şu ki, dil teknik bir eğitimden çok, estetik yöne ağırlık verilerek daha etkili öğretilebilir. Gerek Almanca gerekse Türkçe’nin öğretilmesinde bu gerçeğe dikkat edilirse, daha başarılı bir sonuç elde edilebilir. Almanca’nın bir zorunluluk olduğu ortada. Fakat, Türkçe’nin orada doğan ve yaşayan yeni kuşaklar için de, hayati bir öneme sahip olduğu vurgulanmalı. Neticede insan, sadece fizikî ihtiyaçlarını gidererek ayakta kalabilen bir canlı değil. Moral değerlerini ihmal ederseniz, bir köksüzlük ortaya çıkabilir. General Douglas Macarthur, “Ölenleriyle henüz doğmamışları arasında köprü kuramayan milletlerin yaşamaya hakkı yoktur” der. Bu çerçevede; Avrupa Birliği’nin dil ve kültür başlıklarını dikkate aldığı ve bu yönde çalışmalar beklediği hatırlanmalı, ilgili fonlar bu alandaki projelerde değerlendirilmeli. Almanya’da Türkçe’yi doğru ve güzel kullanan bir nesil, bulunduğu ülkede hem kendi değerleri hem de lisân meselesine vereceği önemden dolayı, iyi bir temsil noktasında olacaktır. Almanca’ya bakışı da doğru bir çizgiye gelecektir.

Sayın Başbakan, Recep Tayyip Erdoğan, Almanya´da türk okullarının açılmasını tavsiye etmişti. Bu tavsiyeye nasıl bakıyorsunuz?

Bir siyasinin bu yöndeki tavsiyeleri, akla öncelikle politik kaygıları ve uluslar arası dengeleri getirebilir. Ancak, bu önerinin arkasında yatan gerçek; işin mânevî ve kültür yönüdür. Dilini bilmeyen bir insan kim olduğunu bilebilir mi? Buna, basit bir cevap bulsa bile, aidiyet noktasında sıkıntı yaşamaz mı? Dilini bilip, köklerine ait eserleri okuyabilen ve bundan dilini iyi bilme ölçüsünde lezzet alan bir nesil, neden köküne yabancılaşsın ki? Burada, Alman otoritelerinin bir uyum kaygısı söz konusu olabilir. Tam tersini düşünüyorum; ‘kimim’ sorusuna doğru cevap verebilen birey, bulunduğu ortama uyum konusunda her şeyden önce kendine güven duyacağı için daha problemsiz bir yaklaşım gösterecektir. Okullar meselesini ele aldığımızda, bunun iyi olmayacağını söylemek mümkün değil. Bu iyiliğin, iki taraflı olduğunun vurgulanması gerek.

Sırrı Bey, siz aynı zamandada iyi bir televizyoncusunuz. Bu bağlamdada sizin fikirlerinizi merak ediyoruz… Gurbetçiler Avrupa´da daha yeni kendi televizyon ve radyolarını kurmaya başladılar. Bir televizyoncu olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve daha iyi bir konuma gelebilmek için nasıl çalışılmalı?

İlk bakışta yayın kuruluşlarının kurulması geç kalmış gibi görünse de, bu tür gelişmeler biraz da işlerin doğası gereği yürür. Yani, şartlar henüz olgunlaştığı için yayın kuruluşları yeni yeni ortaya çıkıyor. Elbette, daha önce bu tür adımların atılması kültürel muhafaza, sosyal aidiyet gibi konularda ciddi bir rahatlama getirebilirdi. Fakat, zamanlama kadar önemli bir konu da; yayın içeriği. Dikkat çekici bir nokta şu ki; buralarda faaliyet gösteren yayın kuruluşlarının ticari kaygıları da çok öne çıkıyor. Tabii ki; meselenin maddi boyutunu görmezden gelemeyiz. Ancak, öncelik para olursa, diğer meseleler değil ihmale uğramak, bozulabilir de… Uzun uzadıya üzerinde durulması gereken bir başlığı özetleyeyim…

Yayın kuruluşlarının ciddi ekonomik dayanakları yoksa, ayakta kalabilmek için ticari yönlerini parlatmaları gerek. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak; böyle bir ortamda, gurbeti, farklı bir kültür atmosferini kast ediyorum, önceliğiniz değerlerinizi muhafaza, yaşatma ve gelen kuşağa aktarma olmazsa; ileride zengin olsanız bile, bugünkü siz olmayabilirsiniz. Fakat; ‘kendi’ olarak kalabilen ve bugünkü durumunu iyiye, hayra doğru geliştirebilenler, asıl zenginliğin ne olduğunu mutlaka ileride göreceklerdir.

Bu yayın kuruluşlarının daha iyi konuma gelmesi, hayatî önemde… Bunun için her şeyden önce, burada bulunan benzer kuruluşların bir araya gelerek bir fikir ve fiil birliği oluşturacak zeminde buluşmaları yerinde olacaktır. Yayın içeriklerinin hazırlanmasında, doğrular ve önemli ayrıntılar hamasî, hissî yaklaşımlara feda edilmemeli. Yani, birlik olmak, değerlerini korumak demek; bulunulan ortamdan yalıtılmak demek de değil. Hassas bir denge… Fakat, insanoğlu bu hassasiyeti gözetebilecek kabiliyetlerle donatılmış…

Cemil Sahinöz, Ayasofya Dergisi No 47

http://www.ayasofya-zeitschrift.de/sirri-er-ile-soeylesi/

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

(28.04.2014) Ayasofya Nr. 47 ist erschienen

AyasofyaNr47

Die interkulturelle, unabhängige Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religion erscheint alle 3 Monate und kostet nur 2 Euro.

Ayasofya Nr.47 enthält u.a.:

– Über das Prophentetum Muhammeds (Said Nursi)
– Der Prophet. Das rechtgeleitete Vorbild (Wolf Ahmed Aries)
– Die Namen des Propheten (Cemil Yildirim)
– Muhammed. Sein Leben, Seine Botschaft, Sein Vermächtnis (Cemil Sahinöz)
– Der Prophet und seine Barmherzigkeit gegenüber Tieren (Arif Agirbas)
– Unser Prophet verhielt sich würdevoll und zurückhaltend (Mehmet Paksu)
– Warum hat der Prophet Muhammed mehrmals geheiratet (Hüseyin Tugrul)
– Der Prophet Muhammed (Oktay Kocaman)
– Doppelspiel beim Doppelpass (Yasin Bas)
– Du brauchst eine neue Welt (Ömer Sevincgül)


und Türkisch:

– Sirri Er ile söylesi
– Bediüzzaman, Arap Bahari ve Misir (Prof. Dr. Ahmet Akgündüz)
– Bediüzzaman´in „ask“ sözü ne anlatir? (Prof. Dr. Nevzat Tarhan)
– Malcolm X (Hakan Albayrak)
– Vatan sevgisi icermeyen iman, iman mi? (Mehmet Ali Bulut)
– Yaslilar evlatlarindan ne bekler?
– Yerken Dikkat (Songül Sahinöz)

– Kissadan Hisseler
– Siir Sayfasi
– Mizah Sayfasi



Die Zeitschrift ist auf Türkisch und Deutsch. 

Zum Bestellen:
http://lesen24.com/product_info.php?pName=ayasofya-nr-47-muhammed-die-kr%F6nung-der-sch%F6pfung


Das Ayasofya Jahresabonnement jetzt zum Vorteilspreis mit gratis Buch:
http://www.ayasofya-zeitschrift.de/?page_id=89

3 Kommentare

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, News, Berichte, Presse

(06.02.2014) Ayasofya Nr. 46 ist erschienen

AyasofyaNr.46

 

Die interkulturelle, unabhängige Zeitschrift für Wissenschaft, Integration und Religion erscheint alle 3 Monate und kostet nur 2 Euro.

Ayasofya Nr.46 enthält u.a.:

– Muslime aller Länder vereinigt euch (Jürgen Todenhöfer)
– Minderheit, Minderheiten… Vielfalt (Wolf. D. Ahmed Aries)
– Die islamische Union (Oktay Kocaman)
– Brüderlichkeit im Islam (Said Nursi)
– Wer hat Angst vorm Muselmann? (Yasin Bas)
– Ein vollkommen moralisches Vorbild (Mehmet Paksu)
– Ich liebe Allah über Alles (Arif Agirbas)
– Du brauchst eine neue Welt (Ömer Sevincgül)

und Türkisch:

– Ittihad-i Islam mümkün mü? (Mehmet Ali Bulut)
– Ittihad-i Islam nedir, gereklesebilir mi? (Hekimoglu Ismail)
– Ehl-i iman neden zillet icinde? (Prof. Dr. Ahmed Akgündüz)
– Bediüzzaman´in Ittihad-i Islam´a katkilari (Burhan Sabaz)
– Ümmetin Kurucu Ortaklari: Türkler ve Araplar (Mustafa Özcan)
– Birlik, Adalet ve Özgürlük (Yasin Bas)
– Müslümanlari birbirine karsi düsürmek ile ilgili bir mektup (Zübeyir Gündüzalp)
– Hucurat Sosyolojisi (Cemil Sahinöz)
– Allah müslümanlara birlik olmayi emretmistir
– Kardeslik (Hüseyin Tugrul)
– Yaygin evlilik sorunlari (Prof. Dr. Nevzat Tarhan)
– Psikolog Fatih R. Civelekoglu ile söylesi
– Yerken Dikkat (Songül Sahinöz)

– Kissadan Hisseler
– Siir Sayfasi
– Mizah Sayfasi

Die Zeitschrift ist auf Türkisch und Deutsch. 

Zum Bestellen:
http://lesen24.com/product_info.php?pName=ayasofya-nr-46-ittihadi-islam-viele-muslime-eine-ummah&osCsid=ujmbdom3o01q81in413hp6fdu2

Das Ayasofya Jahresabonnement jetzt zum Vorteilspreis mit gratis Buch:
http://www.ayasofya-zeitschrift.de/?page_id=89

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, News, Berichte, Presse