(01.10.2020) Başkaları ne der? – Halk´mı Halık´mı?

Başkaları ne der? – Halk´mı Halık´mı?

Kültürümüzden gelen bir gerçek var. “Komşumuz ne der?” düşüncesinden dolayı birçok sorunu çözemez hale geliriz, hatta dahada büyütürüz. Çünkü “Kimse duymasın” düşüncesiyle sorun yokmuş gibi davranırız veya profesyonel desteğe başvurmayız. Kendi huzurumuz yerine başkalarının düşüncelerini önemseriz ve herkes bu şekilde davrandığı için kimse gerçek huzura kavuşamaz. Halbuki kararlarımızın kaynağı başkaları olmamalı. Başkalarının laflarıyla kendimizi değersizlik biçmememiz gerekir.

Hikem-i Ataiyyenin “Cenab-ı Hakkı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?” sözünde milletin veya halkın değil, Hakk´ın düşüncesinin önemli olduğuna vurgu yapılır. Herkesi değil, sadece Allah´ı razı etmemiz yeterlidir. Gerçek huzur bu şekilde nasip olur. Zaten herkesi memnun etmek mümkün değil. Elalemin rızasını kazanmak hiç bir zaman mümkün olmayacaktır. Boşu boşuna çabalarız. Bu çabanın sonu da gelmez. Ama Allah´ı razı etmenin yolları belli. O´nu razı edebildiğimiz zaman, biz de içten bir huzur hissederiz. Herkes hayatında bunu yaşamıştır. Bu huzuru başka hiçbir yerde bulmak mümkün değildir. Yani hareket noktamız halk değil Halık olmalı, “el alem ne der?” değil, “El Alim ne der?” olmalı, başkaları değil O ne der olmalı.

Bediüzzaman başkalarını memnun etmek yerine, sadece Allah´ı memnun etmemizin yeterli olduğuna vurgu yapar: “Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anahtarı O’nun yanında, herşeyin dizgini O’nun elindedir. Herşey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.“, “Hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira, hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra fedâ edilmemek gerektir.“ ve “Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder.“

Zaten başkalarını memnun etmek çok zordur. Nasrettin Hoca´yı hatırlayalım. Nasrettin hoca bir gün köyden şehre eşekle gitmektedir. Eşeğe oğlunu bindirmiş, kendisi eşeğin yularından tutmuş yürüyor, biraz gittikten sonra yolda iki kişi bunlara bakıp, “Baksanıza, eşek kadar genç delikanlı eşeğe binmiş yaşlı adam yürüyor, bu olacak işmi?” demişler, bunun üzerine Nasrettin hoca çocuğu eşekten indirip kendisi biniyor, biraz daha gittikten sonra bu sefer karşılarına çıkan biri “Yuh olsun be, bacak kadar çocuk yürüyor kazık kadar adam eşeğe binmiş, insan sakalından utanır” demiş ve bunun üzerine Nasrettin hoca kendisi de eşekten iniyor ve yürümeye devam ediyorlar. Biraz daha geçtikten sonra yine köylünün biri “Bunlar ne salak insanlar, eşeği yanlarına ne için almışlar acaba, kazık kadar iki adam yürüyor eşek boşta, anlamadım gitti” demiş, ve bunun üzerine Nasrettin hoca çocukla beraber eşeğe biniyor, az geçtikten sonra birileri “Bu zalimlere bakın, zavallı hayvana iki kişi biner mi? Bunlar ne biçim insan?” demişler, ve bunun üzerine Nasrettin hoca “Oğlum, gördün mü? İnsanların ağzı torba değil ki bağlayasın, herkes istediğini söyler, biz en iyisi bildiğimiz gibi yapalım” der.

Hz. Mevlana da der ki “İnsanlar dindar olduklarını Allah´a göstermeli, diğer insanlara değil.”

Aynı şekilde başkalarının dediğine çok fazla dikkat edersek, kendimizi de sıkmaya ve baskı altında tutmaya başlarız. Örneğin herkes “Sen ne kadar güçlüsün, herşeye dayanıyorsun” derse, biz de bunu benimseyip hayatın her alanında güçlü olmaya, bunu da başkalarına ispatlamaya çalışırsak, çok sıkıntı çekeriz. Çünkü hayatta bazen güçsüz de olmak gerekiyor. Yani insan esnek olması gerekir. Başkalarının söylediği etiketleri benimsersek esnek olamayız.

İnsanların sevgisini elde ederek mutlu olamayız. İnsanların alkışları veya övgüleri sadece kısa vadeli cüz´i bir lezzet verir insana. Birde o övgülere alışırsanız ve bağımlı olursanız övgüler gelmeyince depresif olursunuz, ki birçok popüler şahışlar bu duruma düşer.

Öyle bir devirde yaşıyoruz ki, sosyal paylaşım siteleri sayesinde herkes bir nevi “meşhurluk“ yaşıyor. Gerçek hayatta sevgiyi bulamayan, bu sitelerde “Lütfen beni sevin“ arayışında olan bir nesil yetişiyor. Andy Warhol´un “Herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olacak“ sözünün gerçek olduğu bir dönemdeyiz. Bu sözü bugünlere adapte ettiğimizde “Bir gün herkes Twitter´de TT olacak, hatta TT´nin ne olduğunu bilmeyenler bile.“ diyebiliriz.

İnsanların sevgisini toplamakda ve meşhur olmakda zirve yapmış olan Michael Jackson´a bir bakalım. Birçok araştırmada kendisi dünyada en çok tanınmış insan olarak ortaya çıkıyordu. Yani birçok popüler insanın varmak istediği noktaya o varmış. Fakat o noktada, o zirvede mutlu olmuş mu? Aradığını bulmuş mu? Tam aksine. Vefat etmeden önce yaptığı son röportajlarda dahi “İnsanların karşısına çıkmaktan korkuyorum. Acaba yaptıklarımı beğenirler mi? Acaba alkışlarlar mı? Acaba beni beğenirler mi?“ şeklinde konuşuyor. İnsanların teveccühünü almakta zirve yapmış olan birisi olarak bu teveccühden mutluluk elde edilemediğini kanıtlıyor.

İnsana hakiki manada huzur ve mutluluk verebilenen sadece Allah´dır. “Kalpler ancak Allah´ı anmakla huzur bulur.“ (Kur´an, 13:28).

Dr. Cemil Şahinöz, Öztürk, Ekim 2020

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.