(14.05.2020) Korona bahane, mesele Tevekkül

Korona bahane, mesele Tevekkül

 

Koronanın çıkış sebepleri ne olursa olsun, ister ihmalkarlık olsun, ister komplo teorileri olsun, bizim için önemli olan neticelerine bakmak.

 

Kainatta hiçbirşey tesadüfen olmuyor. Herşeyin bir sebebi var, dolayısıyla bir sonucu ve neticesi de olacaktır.

 

Eğer dünyaya Kur´an ve Resulallah gözlüğüyle bakılmaz ise, herşey kötü gözükür. Kainat bir matemhane olarak görünür. Hakikat gizlenir. O gözlük takıldığı an insan karanlıktan aydınlığa kavuşur.

 

Cahillik döneminde herşeye bakış açısı kötüydü. Her şey bir rastlantı ve tesadüf idi. Hayat bir savaş idi. Peygamber Efendimiz geldiğinde bu gözlüğü değiştirdi. Yani bakış açısını değiştirdi. Aslında Kur´an-ı Kerim bize aynısını yaptırıyor. Bakış açımızı değiştiriyor. Daha “doğru” bakmamızı sağlıyor. Mana-yı ismiden mana-yı harfiye geçiriyor. Görülenden görülmeyene götürüyor, gerçek hakikate baktırıyor. Necip Fazıl´ın “Perdeler, perdeler, her yerde, her yerdeler” dediği perdeleri yırtmayı öğretiyor. Bir elma görüldüğünde sadece elmayı değil, elmayı yaratanı gösteriyor. Eşyanın, dünyanın, kainatın, olayların gerçek manasını bulmak için bu bakış açısı gerekli. Yoksa olayların içinde tıkanırız, boğuluruz, işin içinden çıkamayız.

 

Demekki “piyasada” iki farklı gözlük markası var. Birisi “Mana-yı ismi”, diğeri “Mana-yı harfi”. “Mana-yı ismi” markalı gözlük, yani bakış açısı, hem çok pahalı hem de çok kalitesiz. Gerçeği gizliyor, dünyayı sadece tek renkli olarak gösteriyor. Bu markalı gözlük üstünde “Made in İblis” ibaresini taşıyor. „Mana-yı harfi“ markalı gözlük ise hem ucuz hem de en son teknolojiyle yapılmış ve çok kaliteli, çünkü hakikati gösteriyor.

 

İnsan her zaman olayların hakikatini göremeye bilir. “Neden bu olay benim başıma geldi? Ben bunu hak etmiyorum? Bu olayda ben mahsumum?“ gibi sorular kafamızda zaman zaman oluşabilir. Halbuki kader zaman ve mekan ile sınırlı değildir. Başımıza bugün gelen bir olay, daha önce işlediğimiz bir zulümun cezası da olabilir. Henüz bilmediğimiz hakikat ve hikmetleri de içerebilir.

 

Bundan dolayı, her olayın hem maddi hem de manevi sebepleri olabilir. Örneğin bir araba kazası geçirdiğimizde, bunun maddi sebebi dikkatsizlik, kötü tekerlekler, yolda hasar vs. olabilir. Manevi sebebi ise, bambaşka olabilir. Bir günahımıza kefaret veya ceza olabileceği gibi, sabır ile imtihan da olabilir.

 

Hz. Mevlana´nın hikayesini hatırlayalım. Öğrencilerinden biri Mevlana’ya şeriat, tarikat, marifet ve hakikatin manasını sormuş. Mevlana ise karşı medresede dersine çalışan dört kişinin hepsinin ensesine bir tokat atmasını söylemiş. Öğrencisi gitmiş, birinci adamın ensesine tokatı atmış. Tokatı yiyen adam, ayağa kalkmış ve öğrenciye bir tokat atmış. Tokatı yiyen öğrenci geri döneyim diye düşünmüş, fakat öğretmeni Mevlana´ya güvenip ikinci adamın da ensesine tokatı atmış. O adam da hemen ayağa kalkmış, elini kaldırmış, tam tokatı atacakken vazgeçmiş. Sıra üçüncüye gelmiş. O da tokatı yiyince sadece kafasını çevirip bakmış, sonra dersine devam çalışmış. Dördünce ise tokatı yedikten sonra ne ayağa kalkmış, ne bakmış. Sanki hiçbir şey olmamış gibi çalışmasına devam etmiş. Öğrenci Mevlana´ya geri dönmüş. Mevlana başlangıçta sorduğu soruyu cevaplamış. Birinci adam şeriata uydu. Kısasa kısas yaptı. Tokat yedi, tokat attı. İkinci adam tarikat´ı temsil ediyor. Tam sana vuracak iken, iyilik yapması gerektiğini hatırladı ve tokat atmaktan vazgeçti. Üçüncü adam marifet kapısında. Yani iyiliğin ve kötülüğün sadece Allah´tan geldiğini biliyor. Başına gelen bu kötülüğe kimin alet olduğunu merak ettiği için dönüp baktı. Dördünce adam hakikati keşf etmiş birisi. O da herşeyin Allah´tan geldiğini biliyor, fakat kimin vesile olduğunu merak bile etmiyor.

 

Hedefimiz başımızdan geçen olayları hakikat penceresinden izlemek olmalı. Anlamadığımız birçok hadisenin arkasında da hikmetler var. İşte Kur´an bu hikmeti dile getiriyor: “Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Musa ona: ´Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?´ dedi. (Hızır) dedi ki: ´Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.´ ´İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?´ Musa: ´İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim´ dedi. (Hızır) dedi ki: ´O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!´ Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: ´Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.´ (Hızır:) ´Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?´ dedi. Musa dedi ki: ´Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma.´ Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: ´Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın´ dedi. Hızır dedi ki: ´Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?“ (Musa) dedi ki: ´Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.´ Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: ´İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın´ dedi. Hızır dedi ki: ´İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.´ ´Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.´ ´Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.´ ´İstedik ki Rableri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.´ ´Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.´“ (Kur´an, 18:65-88).

 

Başımıza gelen olayların hikmetini araştırdığımızda herşeyin bir imtihan olduğunu ve bu dünyanın lezzet ve ücret yeri olmadığını göreceğiz. Bu ise bakış açımızı değiştirecek, belki isyan yerine tevekkül edeceğiz, ve dolayısıyla sorunlarımızı çözmek basitleşecek. Peygamber Efendimiz, Allah´tan vahiy almasına rağmen “Ya Rabbi, eşyanın hakikatını bana göster“ diye dua ederdi.

 

Referans, Mayis-Haziran 2020

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.