(14.11.2019) Avrupa´da yeni STK´lar, yeni cami dernekleri

Avrupa´da yeni STK´lar, yeni cami dernekleri

 

50-60 sene önce farklı ülkelerden Almanya´ya işci olarak gelen insanlar, kendi kültür derneklerini, spor kulüplerini, camilerini, STK`larını kurdular. Bu dernekler hem kendi insanlarına hem de dışarıya yönelik bir çok hizmet sundu ve sunuyor.

 

Zaman ile bu STK´ların yapıları da değişmeye başladı. Başlangıçta sadece kendi iç dünyalarını muhafaza etmek ile sınırlı olan derneklerimiz, daha sonra Almanya´da doğan kendi çocuklarının yeni soru ve sorunlarına karşı çözümler üretmeye başladılar. Geldiğimiz bugünki noktada ise derneklerimizin bir paradigma değişikliği ile artık göçmen dernekler olmadıklarını, bilhassa yaşadıkları ülkenin sorunlarına çözümler üreten ve hizmet sunan STK´lar olarak algılanmaları gerektiğini söylemek mümkün.

 

Bu arada elbette sadece Almanya´ya değil, tüm Avrupa´ya 50-60 sene öncesinde de yaşandığı gibi, farklı ülkelerden insanlar akın etmeye başladı. Bu sefer göç sebepleri farklı olsa da, gelen insanlar aynı şekilde daha önce gelenler gibi Avrupa´da kalıcılar. O zaman burada sorulması gereken soru, yüzbinlerce yeni gelen insanlar da kendi STK´larını, derneklerini, camilerini açacaklar mı? Örneğin mülteci olarak Almanya´ya gelen Suriye´liler kendi insanlarına hizmet eden camileri, kültür derneklerini, hatta lokantalarını, manavlarını açacaklar mı yoksa bu sadece bizin kültürmüze has bir olgumudur?

Öncelikle dünya genelindeki göçün sosyolojisine baktığımızda, göç edenlerin belli safhalardan geçtiğini görüyoruz.

 

Birinci safhada, göç edenler öncelikle yaşayabilmek icin gereken ihtiyaçların peşine düşerler, yani bir nevi yaşam mücadelesi verirler. İş ve aş peşinde koşarlar. Yaşayabilecekleri iyi bir ev isterler. Bu süreç bazen 3-5 sene sürebilir.

 

Ev, aile, iş gelir meseleleri “garanti“ altında olduktan sonra ikinci safha başlar. Göç edenler bu safhada kendi kimliklerini, dillerini, kültürlerini muhafaza etmek ve korumak için çaba verirler. Bunu öncelikle bireysel olarak yapmaya çalışırlar. Zamanla bunun zor olduğunu görürler ve başkalarının da aynı kendileri gibi bir durumda olduğunu fark ederler. Bu nedenle bir şehirde çok sayıda bulunanlar biraraya gelirler ve ortak problemlerini veya ortak ihtiyaçlarını giderebilecek dernekler, STK´lar kurarlar.

 

Üçüncü aşamada ise, asıl uyum süreci başlar. Özgüveni artmış olan gruplar, yaşadıkları topluma ayak uydurmaya, entegre olmaya başlarlar. Kendi kimliklerini benimseyenler daha bir özgüvenli hareket ederler ve daha çok uyum sağlarlar. Kendisini dışlanmış hissedenler veya toplumda haksızlığa maruz kalanlar bu üçüncü aşamada kendilerini daha çok geri çekerler. Kimliklerinin kabul görmediğini düşünürler. Bir toplumda ırkçılık veya düşmanlık daha yaygın ise, uyum süreci de o kadar uzar. Farklı kimliklerin kabul gördüğü toplumlar da ise açılım daha çabuk gerçekleşir. Yani bu üçüncü aşama insanların karşılaştığı tecrübelerle değişebiliyor.

 

Sosyolojinin kurucusu İbn-i Haldun „Tarih tekerrürden ibarettir“ ve „Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.“ der. Dolayısıyla bu süreçlerin hepsi daha önce de, bilhassa Almanya´da da yaşandı. Yukarıda bahsettiğimiz gibi daha önce büyük kitleler halinde gelen işciler kendi derneklerini kurdular, önce içe hizmet, sonra dışa hizmet gösterdiler ve zamanla bu ülkenin önemli bir parçası haline geldiler. Sadece Türkiye´den gelen insanlar değil, diğer ülkelerden gelen işciler dahi kendi STK´larını, derneklerini kurdular. Gelen en büyük grup türkler olduğu için, en çok türklerin kurduğu dernekler, lokaller göze çarpıyor.

Aynı safhalardan yeni gelen mülteciler de geçiyorlar. Birinci aşamayı mültecilerin bir çoğu geçtiler bile. Almanca öğrendiler, kendi evlerine sahip oldular, bazıları çalışma imkanı buldu ve aileleri de yanlarına geldi. Şimdi ise ikinci aşamaya geçtiler. Bu aşamanın bir neticesi olarak elbette Suriye´li lokaller, lokantalar, kültür dernekleri, camiler, STK´lar oluşacaktır.

 

Kendi insanlarına özel hizmetler sunan STK´ların oluşacağı gibi, kendi dini anlayışlarını aktaran camiler de kurulacaktır. Aynı zamanda ülkesinin lezzetlerine hasret kalanlara hitap edebilmek için lokantalarını, manavlarını vs. de kuracaklar.

 

Burada özellikle cami derneklerini ilgilendiren konu kültür meselesi olacaktır. Yarım asırdır müslümanlarla iletişim halinde olduklarında hep türk kültürüyle de temasa geçmiş olanlar, artık İslam içerisinde farklı kültürlerin olduğunu da daha fazla algılayacaklardır. İslam dininin belli bir kültüre has olmadığı, her kültürden, her milletten insanı içerisinde barındırdığı belki daha net ortaya çıkacaktır.

 

Bu bağlamda cami dernekleri daha fazla yaşadıkları ülkelere yönelik projeler çizip, kalıcı hizmetler geliştirmek zorundadır. Özellikle yukarıda bahsettiğimiz paradigma değişikliğini gerçekleştirip, yani bakış açısını değiştirip, kendilerini göçmen dernekleri olarak değil, bizzat yaşadıkları ülkelerin dernekleri olarak görmeleri gerekir. Hem kendileri, hem diğer milletlerin insanları. Yoksa cami derneklerine, STK´lara vs. göçmenlerin dernekleri olarak bakıldığı müddetçe, bilinçaltında halen misafir, gidici gözüyle bakılıp öyle muamele edilecektir.

 

Dr. Cemil Şahinöz, Referans Dergisi, Kasim, Aralik 2019

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.