(26.04.2015) NSU davası, istihbarat ve binlerce soru işareti

NSU davası, istihbarat ve binlerce soru işareti

Irkçı terör örgütü NSU (Nationalsozialistischer Untergrund) davasını nereden tutsanız, elinizde kalıyor. Hangi konuya uzaktan dahi bakmak isteseniz onlarca soru işareti ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir çok kitap, belgesel ve yakında film çıkmasına rağmen çok eksik bilgiler var.

 

NSU terör örgütü 8´u türk olan 10 kişiyi Almanya genelinde öldürmüştü: 09.09.2000 Nürnberg´de Enver Şimsek (38), 13.06.2001 Nürnberg´de Abdurrahim Özüdoğru (49), 27.06.2001 Hamburg´da Süleyman Taşköprü (31), 29.08.2011 München´de Habil Kılıç (38), 25.02.2004 Rostock´da Mehmet Turgut (25), 09.06.2005 Nürnberg´de İsmail Yaşar (50), 15.06.2005 München´de yunan Theodoros Boulgarides (41), 04.04.2006 Dortmund´da Mehmet Kubaşık (39), 06.04.2006 Kassel´de Halit Yozgat (21) ve 25.04.2007 Heilbronn´da polis Michèle Kiesewetter (22). Bunlar bilinen cinayetler.

 

Bunun dışında örgüt 19.01.2001 günü Köln´de iranlı birinin dükkanına bomba yerleştirmişti ve bir kişi yaralanmıştı. 09.06.2004 günü ise türklerin yoğun olarak yaşadığı Köln´deki Keupstrasse isimli caddeye yerleştirilen bomba saldırısında 22 kişi yaralanmıştı.

 

Bu cinayetlerin ve saldırıların hiçbirinde ırkçılık ihtimali üzerine gidilmedi, hatta türklerin birbirlerini öldürdükleri ima edildi. Cinayetlerin organize mafyanın işi olduğuna dair haberler yayınlandı. Ölümlere çirkin bir şekilde „Döner Ölümleri“ ve „Bosporus Cinayetleri“ denildi. Ölenlerin yakınlarına ve akrabalarına senelerce zanlı gözüyle bakıldı.

 

NSU terör örgütü, üç baş aktörlerinden iki tanesi, Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos, birbirlerini öldürmeleriyle ortaya çıktı. Örgüt 04.11.2011´de Eisenach´da bir bankayı soyuyorlar. Uwe Mundlos soygundan sonra Uwe Böhnhardt´ı öldürüyor, ardından kiraladıkları kamp arabasını yakıyor ve silahı kendisine doğrultarak intihar ediyor. Fakat otopsi sonucunda intihar ile ilgili büyük şüpheler ortaya çıkıyor. Ayrıca olay yerine ilk gelen itfaiyeciler ve daha sonra gelen polisler tamamen farklı ifadeler veriyorlar. İtfaiyeciler ilk defa Haziran 2015´de Thüringen Eyaleti soruştuma komisyonunda ifade veriyorlar ve yangın ve intihar konusunda büyük bir soru işareti oluşturuyorlar. Örneğin silahlar ve ölülerin yatma şekliyle ilgili verilen bilgiler tamamen farklı. İtfaiyecilerin söylediklerini ele alırsak iki Uwe´nin birbirlerini vurmuş olmaları ihtimal dışında. Sanki intihar süsü verilmiş gibi. Ayrıca itfaiyecilerin ifadelerine göre, polisler işlerini doğru dürüst yapmalarını engellemişler. Bu çok büyük bir iddia. Örneğin iki itfaiyecinin ifadesine göre olay yerine geldiklerinde, patlayan kamp arabasının kapısını açıyorlar ve içeride bacak görüyorlar. Polis ise hemen devreye giriyor ve ateşi söndürmemelerini (!) söylüyor. Halbuki bir itfaiyecinin ilk vazifesi ateşi söndürmektir ve muhtemel canlıları kurtarmaktır. Çok ilginç başka bir konu ise, itfaiyecilerin olay yerinde çektikleri tüm fotoğraflar istisnasız polis tarafından alınıyor ve siliniyor. Bugüne kadar resimler ortaya çıkmadı!

 

Örgütün diğer lideri, Beate Zschäpe, bu olaydan sonra evlerini yangına veriyor, kaçıyor, aynı gün, yani 04.11.2011 günü, NSU´yu tanıtan DVD´ler gönderiyor ve polise teslim oluyor. Gönderilen DVD´ler sayesinde terör örgütü NSU yüz üstüne çıktı. Ardından adreslerle dolu DVD´ler de ele geçirildi. Bu DVD´lerde Almanya´nın her şehrinde, her köyünde nerede bir müslümanın veya müslüman dostu almanın yaşadığı fişlenmişti.

 

Tam 1,5 sene sonra, 17.04.2013´de München´de dava başlayacaktı fakat 3 hafta ertelendi ve Mayıs´da başladı. Davaya tüm dünyadan 50 gazeteci alındı. Başlangıçta geç başvurdular gerekcesiyle hiç bir türk gazeteci akredite olamadı. Berlin Türk konsolosu ve TBMM´den insan hakları sorumlusu da davaya alınmadılar. Kamuoyu baskıları neticesinde akreditasyonda hataların yapıldığı ortaya çıktı ve bazı türk medya kuruluşları davaya alındı.

 

Beate Zschäpe mahkeme karşısına çıktı. Zschäpe mahkemede zerre kadar pişmanlık göstermiyor, aksine bir kahraman gibi her mahkeme duruşuna özenle hazırlanıyor ve durusmaları tiyatro haline getiriyor. Kendisi bugüne kadar bir kelime dahi konuşmadı, ismini dahi söylemedi. Haziran 2015´de avukatları Zschäpe´nin avukatlığından geri çekilme talebinde bulundular, fakat mahkeme kabul etmedi. Zschäpe ilk defa 09.12.2015´de ifade verdi. Fakat kendisi yine konuşmadı. 55 sayfalık ifadesini avukatı okudu. İfadesinin özetine bakıldığında, kendisi değil, hep başkaları suçlu. Önce çocukluğunda anne-babası suçlu, gençliğinde kötü çevresi ve uyuşturucular suçlu. Daha sonra ırkçı gruplara karışıyor ve iki Uwe´ler ile tanışıyor. Tüm olan olaylardan da bu iki Uwe´ler suçlu. Zschäpe´nin, ifadesine göre, ne bombalardan ne de cinayetlerden haberi varmış. Hep olaylar olduktan bittikten sonra haberi oluyormuştu. Hatta NSU diye bir örgüt yokmuş, kendisi de böyle bir örgüte üye değilmiş.

 

Zschäpe´ye ilaveten 4 kişi yatakcılık yaptıkları için hukuğun karşısında hesap veriyor. Fakat bunun dışında daha kimler bu terör örgütünün elemanı, toplam kaç kişiler gibi soruların yanıtı yok. Tahminen 129 kişi oldukları belirtiliyor.

 

En büyük soru işareti ise Almanya´nın iç istihbaratı Anayasayı Korumu Teşkilatı (Verfassungsschutz) ile ilgili. İstihbarat 1998´de terör örgütü NSU´nun üç baş aktörünü Jena´da bomba imal ederken tespit ediyor, fakat hiç bir işlem yapılmıyor. Ardından grup cinayetleri, banka soygunları vs. gerçekleştiriyor, ama istihbarat devreye girmiyor.

 

2011´de örgütün yanan evleri (!) arandığı sırada CD´lerin ve adreslerin yanı sıra sahte ama geçerli kimlikler ortaya çıkıyor. Böyle kimlikleri genelde istihbarat kendisi için çalışan gizli muhbirlere veriyor. Bu kimlikleri örgütü kimin nasıl ne zaman verdiği bilinmiyor.

 

NSU istihbaratın dosyalarında ilk defa 28.04.2000´de geçiyor. Daha cinayetler başlamadan istihbarat terör örgütü´nün varlığından haberdarmış. Hatta Mayıs 2000´den Agustos 2000´e kadar örgüt takip edilmiş. İlk cinayet ise bir ay sonra, yani Eylül 2000´de gerçekleşiyor.

 

Dava sürecinde gariplilik devam etti ve ediyor. Örneğin terör örgütünün ortaya çıktığı günden bir kaç gün sonra (11.11.2011´de) istihbaratta konuyla ilgili tonlarca dosyalar ve belgeler imha edildi. İmha eden ve ettiren memurlar tespit edilmeye çalışıldı fakat hiç bir zaman aydınlanmadı.

 

Bir başka örnek, istihbaratta çalışan ve ırkçı örgütte ajan olan Andreas Temme 10 cinayetten 6 tanesinde olay yerinde (!) bulunuyor. Ama cinayetler önlenmiyor.

 

İstihbarata ajanlık veya muhbirlik eden nazilerin NSU cinayetlerinde olay yerlerinde olduğu her zaman konuşuluyor zaten. Haziran 2015´de bu açık ve net bir şekilde kanıtlandı. Gizlilik sıralamasında en üst derecede olan bir dosya gazetecilere sızdırıldı. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, NSU örgütü 2001´de Köln´de iranlı birinin dükkanına bomba yerleştirmişti ve bir kişi yaralanmıştı. Bu sızdırılan çok gizli dosyada yer alan bilgiye göre, 1989´dan itibaren istihbarat için muhbirlik yapan Johann Helfer isimli bir şahsın bu bomba saldırısıyla ilgili bir bağlantısı var. Hatta saldırıyı yapan kişinin robot resmi bu şahısa uyuyor. Dönemin Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti İstihbarat Başkanı Mathilde Koller adamın NSU patlamasında bir ilişkişi olduğunu deşifre ediyor, fakat bir çok konuda olduğu gibi, buradada hiç bir işlem yapılmıyor. Ardından Koller 4 ay sonra görevinden istifa ediyor. Neden istifa edildiği bilinmiyor, sadece „şahsi nedenlerden dolayı“ diye bildiriliyor.

 

NSU terör örgütü üyeleri Uwe Mundlos ve Beate Zschäpe de 2000-2002 seneleri arasında, yani cinayetlerin işlendiği bir zamanda, gizli kimliklerle istihbarat için muhbirlik yapan “Primus“ kod adlı Ralf Marschner´in şirketinde çalışmışlar. Marschner´in dosyası ise 2010´da Sachsen´deki sel felaketinde yok olmuş.

 

Heilbronn´da ölüdürülen polis Michèle Kiesewetter´in cinayetini ise müslüman cemaatlerde istihbarat için muhbirlik yapan İrfan Peçi´nin Amerikan istihbaratı CİA ile beraber izlediği iddia ediliyor.

 

Tüm bu araştırmaların sonucunca istihbaratın ırkçı örgütlerde bir çok muhbirleri olduğu, fakat bunların çoğunun aslında kendi örgütlerinin değil istihbaratın aleyhine çalıştıkları ortaya çıktı. Üstelik bu ajanlara binlerce Euro ödenmiş. (Ek bilgi: Ajanlar ihtihbaratın kendi görevlileridir. Gizli olarak gruplara girerler. Muhbirler ise, asıl olarak ihtihbarat görevlisi değillerdir, grupların içerisinde olan kişilerdir. İstihbarat ´uygun´ kişileri tespit eder, muhbirlik teklif eder ve bilgi getirdikleri durumlarda para öder. Yeri gelmişken belirtelim, elbette sadece ırkçı örgütlerde değil, sol örgütlerde ve islami cemaatlerde de muhbirler bulunuyor.)

 

Hatta bu ilişki 1960´lara dayanıyor. 2. Dünya Savaşından yaklaşık 15-20 sene sonra Almanya´da tekrar ırkçı NPD siyasi partisi kurulmaya başlıyor. Kuruluşunda istihbarat için çalışan bir çok ajan ve muhbir yer alıyor. Örneğin NPD´nin kurucu üyelerinden olan Wolfgang Frenz yaklaşık 36 sene istihbarat için çalışmış ve bu bağlamda yaklaşık 1,6 milyon Alman Markı almış. Kendi ifadelerine göre bu paralar sayesinde NPD kurulabildi. 2001´de NPD kapatılmak istenildiğinde, içlerinde bir çok istihbarat ajanı ve muhbiri olduğu için ve bu nedenden dolayı bir çok devlet sırrı ortaya çıkacağı için kapatılamadı.

 

Sadece NPD´de değil, bir çok ırkçı derneğin kuruluşunda, gösteri organizelerinde, çıkarılan dergilerde istihbarat ajanları ve muhbirleri kullanılmış. Yani istihbarat 1960´li senelerden beri ırkçı grupların tam göbeğinde, herşeyden haberdar, fakat müdahale yok.

 

Araştırmalarda ortaya çıkan başka bir konu, Almanya genelinde hapishanelerde ırkçılar kendi sistemlerini kurmuşlar ve ırkçı mahkumların yakınlarına ciddi maddi yardımlar yapılıyor. Terör örgütü üyesi Beate Zschäpe de bu maddi yardımlardan faydalanan birisi.

 

Örgütün kullandığı silahlardan bir tanesi Česká CZ 83 isimli bir silah. Bu silah ile cinayetlerin 9 tanesini gerçekleştirmişler. Piyasada çok nadir bulunan ve zorlukla elde edilebilinen bu silahın örgütün eline nasıl geçtiği bilinmiyor.

 

Ortaya çıkan başka bir gerçek ise istihbaratın ırkçıların arasında bulunan kendi muhbirlerini polislerin ve emniyet güçlerinin attıkları adımlarından haberdar etmesi. Bu şekilde polisler ırkçı örgütleri yakalamakta son derece zorlanıyor. Emniyet dairesi bu hamleleri ilk defa 1997´de fark ediyor ve gereken mecralara şikayette bulunuyor, fakat işlem yapılmıyor.

 

Örneğin, 1994´de alman istihbaratın ırkçı örgütlerde bulunan ajanları Luxemburg´da büyük bir ırkçı yürüyüşü düzenliyorlar, fakat ishtibarat bu bilgileri önceden emniyete bildirmiyor.

 

1993´de istihbarat için çalışan “Piatto“ lakablı Carsten S. isimli muhbir NSU üçlüsüyle ilgili önemli bilgiler veriyor, örneğin banka soygunu yapıp Güney Afrika´ya kaçacaklarını ve ırkçı “Blood & Honour“ grubunun liderleri kendilerine yardım edeceğini bildiriyor. Fakat istihbarat harekete geçmiyor. NSU davasında bu muhbir ile ilgili soruları yanıtlayan Brandenburg Eyaleti İstihbarat dairesinde muhbirlerle sorumlu görevli Reiner G.´nin davaya getirdiği dosya mahkeme tarafından alınıyor, fakat Brandenburg Eyaleti İçişleri bakanlığı dosyanın tamamını gizli olarak belirliyor ve bu nedenle davada kullanılamaz hale getiriyor. Hazırladıkları rapora göre dosyanın içeriği belli olursa Alman devleti veya belli eyaletlere ciddi sıkıntılar doğar. Rapora göre dosyada istihbarat servislerinin nasıl çalıştığı, nasıl muhbir topladıkları, onlar ile nasıl irtibata geçtikleri vs. yazıyormus.

 

2003´de bir istihbarat görevlisi Almanya´nın doğusunda NSU terör örgütünün varlığından haberdar oluyor, fakat üst yetkili görevlisi bu bilgiyi imha etmesini emrediyor. Hatta ırkçı bir dergide 2002 senesinde NSU´ya açıktan teşekkür ediliyor ve bu sayede varlığı kanıtlanmış oluyor.

 

10.03.2004 tarihinde ZDF´de yayınlanan polisiye dizisi “Die Küstenwache“´de inanılmaz bir olay gerçekleşiyor. Dizide, o zamanları tamamen önemsiz olan bir sahne NSU olayı ortaya çıktıktan sonra “bu kadar tesadüf olamaz“ dedirtiyor. Sahnenin birisinde radikal islamcı gruplarıyla bağlantılı oldukları tespit edilen kişilerin dosyası var. Dosyada 3 kişi yer alıyor. İki erkek, bir bayan. İki erkeğin resimleri Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos´un gerçek resimleri. Hemde 2011´de yangından sonra tüm medyada yayınlanan resimleri. Hatta Uwe Mundlos kendi ismiyle dizide geçiyor. Pes dedirten bu “tesadüfün“ aynısı ARD´de, 25.11.2001´de yayınlanan meşhur polisiye dizisi “Tatort“ dizisinde de gerçekleşiyor. Burada da yine bir dosyada aynı resimle Uwe Mundlos gösteriliyor.

 

Ağustos 2013´de NSU soruşturma komitesinin yayınladığı belge´den İçişleri Bakanlığı 118 yerin değiştirilmesini ve bunlardan 47 tanesinin tamemen çıkarılmasını talep etmişti.

 

Thüringen Emniyet dairesinde çalışanlar, yapılan araştırmalar sonrasında, terör örgütü NSU´nun devletin bazı kurumlarından ciddi yardım aldıklarını belirtiyorlar. Thüringen NSU soruşturma komitesinin Ağustos 2014´de yayınladığı 1800 sayfalık açıklamada ciddi bir şekilde istihbarat-NSU ilişkisi ortaya çıkıyor. Ardından Thüringen Eyalet meclisi öldürenlerin yakınlarından özür diliyor.

 

Garip bir şekilde davanın kilit şahitleri de ölmeye başlıyor. Örneğin 2007´de Heilbronn´da polis cinayetinin şahidi Florian Heilig 16.09.2013´de arabasında bombayla öldürülüyor. Heilig, polisin kimin öldürdüğünü biliyordu ve öldürüldüğü günün akşamında polise ifade verecekti.

 

Aynı şekilde NSU davasında çok önemli bir şahit olan Florian Heilig´in eski sevgilisi ise Mayıs 2015´de ölü bulunuyor.

 

Nisan 2014´de gerçek ismi Thomas Richter olan, fakat “Corelli“ muhbir ismini kullanan, hem genel olarak ırkçı gruplarda hemde NSU örgütünde anahtar şahit olan ve yaklaşık 20 sene istihbarat muhbiri olarak görev yapan ve istihbarattan bilinen en yüksek muhbir parası olarak toplam 300.000€ alan şahıs, evinde ölü bulunuyor. Tam da NSU davasında şahit olması istendiğinden kısa bir süre sonra, mahkemeye çıkamadan. Corelli 2005´de istihbarata NSU ile ilgili bir CD vermişti. Mahkemede istihbarat Corelli ile ilgili zerre bilgi vermedi.

 

23.02.2012 günü Berlin´de NSU tarafından öldürülenler için düzenlenen törende Başbakan Merkel soruşturmanın soru işareti bırakmadan aydınlanacağını belirtmişti. Davanın 2016 başlarında bitmesi bekleniyordu, fakat bitiş tarihi Eylül 2016´ya ertelendi. Bu güne kadar davada 560´den fazla kişi dinlendi ve 33 milyon Avro´dan fazla para harcandı. Uzmanlar, dava sonuçlansa bile kafalardaki soruların ancak %50´sinin netleşeceğini söylüyorlar. Zaten dava öyle boyutlar aldıkı tek başına birinin tüm davayı takip etmesi mümkün değil. Halbuki adalet ve güvenin tekrar geri kazanılması ve önyargıların ortadan kalkması için NSU olayı şeffaf bir şekilde aydınlanmalı.

 

Peki vatandaşları öldürülen Türkiye ne yapmalı? NSU davası Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı´nın maddi desteğiyle Hollywood tarzında kaliteli bir filim olarak mutlaka çekilmeli. Unutturulmamalı.

Cemil Sahinöz, Moral FM, 26.04.2015

http://www.moralfm.com.tr/#nsu-davasi-istihbarat-ve-binlerce-soru-isareti-cn150701.html

Risale Haber, 27.04.2015

http://www.risalehaber.com/nsu-davasi-istihbarat-ve-binlerce-soru-isareti-17062yy.htm

Arastirmaci Yazarlar, 29.04.2015

http://www.arastirmaciyazarlar.com.tr/haber/4022-cemil-sahinoz-nsu-davasi-istihbarat-ve-binlerce-soru-isareti.html

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s