(09.10.2014) Psikolojik terapide Risale-i Nur (Moral Dünyasi Dergisi)

Psikolojik terapide Risale-i Nur

Yüzyılda insanlık teknoloji ve maddi açıdan çok hızlı bir şekilde ilerledi. Bu ilerleyiş maalesef manevi ve ruhsal boyutta gerçekleşmedi. Tam aksine, maneviyat geriledi ve insanlar umdukları huzuru maddede bulamadılar. Hatta maddelere, makamlara, kişilere bağımlı insanlar ortaya çıktı. Psikolojik sorunlar, mutsuzluklar, intiharlar ve depresyonlar ekonomi gibi globalleşti. Bediüzzaman bu konuyla ilgili “Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır.“ (Tarihçe-i Hayat) diyor. Yani bu psikolojik buhranlara karşı reçete olarak iman ve tevekkül gerekiyor. Sonuç itibarıyla modernitenin oluşturduğu bir psikoloji anlayışına iman ve maneviyat eksenlerini de eklemek gerekiyor. Yoksa sırf “dünyevi“ psikolojik metotlar insanları doyurmayacaktır, hastalıklarına merhem olmayacaktır.

 

Psikolojik terapide karşınızdakine yardımcı olabilmek için onun kendi kültüründen, kendi inancından, kendisine yakın hissettiği konulardan faydalanmaya çalışırsınız. Eğer psikolog sizin kültürünüzü, inancınızı, değerlerinizi benimsemiyorsa veya tanımıyorsa etkili olma ihtimali de düşer, çünkü sizi anlamaz ve sizde sizi anlamadığını düşünürsünüz. Bu nedenle psikolog olarak sadece bilinen psikolojik metotlardan değil, başka yöntemlerden ve bilgilerden de faydalanmanız gerekir.

 

Özellikle psikolojik tedavide kalıpların hiç bir anlamı yoktur. Diş doktoruna gittiğiniz zaman herkesin tedavisi aynıdır. Fakat psikolojik sorunlar böyle değildir. Çünkü her insan farklıdır. Her insanın yapısı değişiktir. Bazen sorunlar birbirine benzese de her tedavi bambaşkadır. Bu nedenle sadece başka kültürlerin ve değerlerin geliştirdiği metotları kullanmak yerine, kendi değerlerimiz ile bağdaşan kaynaklardan da faydalanmak gerekir. Faydalanabileceğiniz eserlerden bir tanesi de Bediüzzaman´ın Kur´an tefsiri Risale-i Nur.

 

Hemen belirtelim, Risale-i Nur bir psikoloji kitabi değil. Psikolojik metotlar içermez. Fakat başka kitaplarda da olabileceği gibi – mesele Mevlana´nın Mesnevi´sindeki hikayeler – Risale-i Nur´da da insan psikolojisine dair önemli tespitler var. Bu tespitlerden psikolojik terapide faydalanmak mümkündür, ki biz faydalanıyoruz ve tedaviye gelenler çokta faydasını görüyor. Ki yukarıda verdiğim Tarihçe-i Hayatta´ki cümlenin devamında Bediüzzman bu hakikati de dile getirir: “Risâle-i Nur’dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp herşeyde kemal-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemal-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musîbetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler“ (Tarihçe-i Hayat).

 

Örneğin 2. Lem´a´daki sabır bahsinden, kendini tanımak maksadıyla 30. Söz´den, insanın bilinç altını – daha doğrusu nefsin bilinç altını – deşifre eden 21. Söz´den, 17. Mektup olan Çocuk Taziyenamesinden, 20. Söz ve 26. Lem´a´daki tesellilerden, Ruh´un mahiyetinin anlatıldığı 29. Söz´den, Kader Risalesinden, vesvese bahislerinden veya başlı başına Hastalar Risalesinden faydalanmak mümkündür.

 

Yani modern psikolojinin hastalık olarak nitelendirdiği durumlara ve düşüncelere Risale-i Nur´dan tedavi maksadıyla ilaçlar bulmak mümkün. Risale-i Nur´un kaynaklarının Kur´an ve sünnet olması hasebiyle bu ilaçlar daha da etkili oluyor, çünkü fıtrata uygundurlar. Bir çok psikolojik metotlar çelişkili bir şekilde hem nefsi inkar ederler hem de aynı zamanda inkar ettikleri nefsin tatmini için çapa sergilerler. Bu ise fıtrata uygun olmadığı için tesirli olmuyor.

 

Yazımızın sınırlarını aşmamak kaydıyla kendim tedavilerde en çok faydalandığım bölümlerden örnek verelim.

 

SABIR

 

“Geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak ve meşakkati, sevaba inkılab etmiş. Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzımgelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek; aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir.“ (21. Söz).

 

Bu bölümde Nursi sabırsızlığın insana ne gibi zararlar verdiğini, daha gelmemiş günler için şimdiden üzülmenin hiç bir faydası olmadığını tespit ediyor. Daha gelmemiş günler için şimdiden sıkıntı çekmek psikolojik terapide sıkca rastladığımız bir olgu. Dolayısıyla bu bölüm konuyu çözmekte çok yardımcı ve etkili oluyor. Sabır bir çok psikolojik tedavide en önemli faktörlerden birisi. Bediüzzaman bu konuda geçmis-halihazır-gelecek kavramlarını ele alıyor ve insandaki sabır gücünün halihazır için yeterli olduğunu gösteriyor. Ki Cenab-ı Allah Kur´an-ı Kerim´de defalarca kimseye kaldıramayacağı yükü vermediğini belirtiyor. Onun için daha olmamış, gelmemiş bir olay için şimdiden sabırını tüketmek sadece sıkıntıyı çoğaltıyor. İnsan geçmişini düşünerek yorulur, geleceğini düşünerek endişe çekerse yine kendisine verilen sabır kuvvetini boşa harcamış olur. Geçmiş bitmiştir. Gelecek henüz gelmemiştir. Nursi, yine örneklerle dikkat çekerek olayın sabır ve musibet boyutunu analiz ediyor.

 

TEVEKKÜL VE KADER

 

“İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de (…) aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekavet-i uhreviyeden ve tazyikat-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.“ (23. Söz).

 

Bediüzzaman bu bölümde dünya yükünü sırtına yüklemenin manasız olduğunu anlatıyor. Hayatımızda başımıza gelen bütün olaylar sadece bir imtihandan ibarettir. Bu imtihan ise, başarabileceğimiz bir imtihandır. Hiç kimse başedemeyeceği bir imtihan ile sınav edilmez. Tıpkı 1. sınıfa giden öğrencilerin üniversite matematiği ile sınav edilmedikleri gibi Cenab-ı Allah da rahmetinden herkesi kendi kapasitesine göre imtihan ediyor. Dolayısıyla Allah´a güvenildiğinde çözülemeyecek bir olay yoktur. Kadere iman etmeyen ve Allah´a tevekkül etmeyen birisi dünyadaki her olayı kötü yorumlar ve işin içinden çıkamaz hale gelir. Kendisini yıpratır. Fakat kadere iman eden birisi başına gelen olaylardan da emin olur. Bilir ki, her bir olay Allah´ın kudreti ve izni dairesinde oluyor. Hayatta çoğu zaman güvenebileceğimiz birini ararız. Güven insana huzur verir. Sonsuz güvenebileceğimiz tek varlık ise Cenab-ı Allah´in kendisidir. İman da zaten O´na güvenmeyi gerektirir. O´na güvenildiği vakit insan gerçek manada huzura kavuşur ve emin olur. Böyle bir düşüncenin psikolojik bunalımlarda çok faydalı olduğunu görüyoruz.

 

POZİTİF BAKIŞ AÇISI

 

“Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.“ (Hakikat Çekirdekleri) ve benzeri “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır.“ (Münazarat) ve “Güzel ahlâklı güzel düşünür. Güzel düşünen, güzel levhâları görür. Fena ahlâklı, fena düşündüğünden, fena levhâları görür.“ (28. Mektup).

 

Burada Said Nursi dünyaya ve olaylara bakış açısını ele alıyor. Bu kadar kısa ve veciz kelimelerle dünyaya bakış açımızın hayatımızı nasıl etkilediğine vurgu yapıyor. Ne kadar müsbet (pozitif) bakar isek, hayatımız da o kadar müsbet olur. Neticede stres dediğimiz olay dahi sadece bizim kafamızda oluşan bir olgu. Bundan dolayı algı ve olgu meselesini iyi yönetmek gerekir. Bir şeyin varlığı kötü anlamına gelmez. Siz o varlığı nasıl algılar veye “kullanırsanız“ size o şekilde yansır. Güzele yönlendirirseniz güzel olur. Bazen kötü zannetiğiniz şeyler hayır, hayır zannetikleriniz şer olabiliyor.

 

HER ŞEYİ KAFAYA TAKMAK

 

„Birgün olur elbette doğar şems-i hakikat. Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i âlem?“ (Sünuhat). İnsan kötü bir an yaşadığı zaman bu an´ı geçmişine ve geleceğine yayar. Adeta sürekli o kötü a´nı her an yaşayacakmış gibi, acısı sürekli var olacakmış gibi hareket eder ve gerektiğinden fazla endişelenir. Halbuki kötü an o an vardır. O an yaşanmıştır. O an´ı ebediyete kadar uzatmaya gerek yok. Orada kapatmak, bitirmek gerekir. Ki hayatta zaten sürekli iyi anlarımız ve kötü anlarımız olur. Durumumuz iyi olur, şükür ile imtihan ediliriz. Kötü anlara denk geliriz, sabır ile sınanırız. Bu durum hayatımızın sonuna kadar bu şekilde devam eder. Yani ne iyi anlarımız ne de kötü anlarımız kalıcıdır. Sürekli bir değişim esastır.

 

Bir çok psikolojik rahatsızlıklar, özellikle depresyon, kafamıza taktığımız olaylardan dolayı oluşuyor. Kafamızda oluşturduğumuz senaryolar veyahut olayları yorumlama şeklimiz bizi büyük sıkıntılara sokabiliyor. Halbuki Bediüzzaman´ın burada bahsettiği gibi olayların içine dalmamak gerekir. Olayları olduğu gibi, adeta dışarıdan bir pencereden seyrediyor gibi, seyretmek gerekir. Bu şekilde başımıza ne gelirse gelsin Allah´ın bize kaldıramayacağımız bir yükü vermeyeceğine inanırız, ve olayların tesiri altında kalmayız.
DUA

 

“Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medârı olan bir vesileyi elden bırakma, ona yapış, â’lâ-yı illiyyîn-i insâniyete çık. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını, kendi duan içine al. Bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumî gibi “Yalnız Senden yardım dileriz“ (1:5) de. Kâinâtın güzel bir takvimi ol.“ (23. Söz).

 

Modern psikoloji ve tıp duanın gücünü ortaya koyuyor. Bir çok arastırmada hastalar için dua etmenin müsbet neticeler verdiği belirtiliyor. Bu hakikati Bediüzzaman dile getiriyor. Dua eden birisi kendisini dinleyen bir Rahman´ın olduğunu bilir. Öyle bir Rahman ki her istediği her an olabilir. Yani olaylar her an değişebilir. Böyle birine samimi olarak dua edildiği zaman insan kendisini daima güvende hisseder. Hz. Yunus ve Hz. Eyüp gibi duanın gücünü ve tesirini kavrayabilir.

 

Burada verdiğimiz örnekleri çogaltmak mümkündür. İnsan psikolojisine dair terapilerde kullanılabilecek daha başka bölümler de vardır. Başlı başlına bir eser konusu olabilecek bu konuyu sadece giriş mahiyeti olarak kısaca sunmaya çalıştık.

 

 

Cemil Şahinöz

Moral Dünyasi Dergisi, No: 127, Ekim 2014, S. 42-45

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s