04.07.2013) Mahmut Toptaş Hocayla özel bir röportaj

Mahmut Toptaş Hocayla özel bir röportaj


Hocam, Almanya´da bir çok konferans verdiniz. Konuşmalarınızın konuları ne oluyor?


Şimdi biz burada gurbetciyiz. Artvin’den Muğla’ya kadar, Hakkari’den Edirne’ye kadar Türkiye’den buraya gelmiş hangi ilden olursa olsun, hangi mezhepden olursa olsun, bu insanların bir araya gelmesi şart. Türkçe bildiğimiz için bunlarla, ayrıca dinimiz nedeniyle diğer ülke insanlarıylada yardımlaşmaya çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bunları anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bu arada Almanlarıda yabancı kabul etmeyin, Hz.Adem’den beri kardeşlerimizdir bunlar bizim. Bir kere Allah’ın kulu ve Hz.Adem’in çocuğu, Peygamber çocuğu bunlar. Alman toplumuda Hz.Adem’den bizim kardeşimizdir. Bir şehirde dedimki mesela: Gidin şehrin baş papazına deyinki, `biz Hz.İsa’yı sizden fazla seviyoruz´. Adamda şunu diyecek: ´İspat et´. İspat ederiz biz bunu, bu şehirde 100.000 hristiyan varsa 10.000 de Türk varsa, papaza deyinki, ´iddia ediyoruz 10.000 insan arasında İsa ismindeki adam 100.000 arasındaki Jesus’dan fazla. İnsan sevdiğinin adını koyar. Biz sizden daha fazla seviyoruz. Gelin Hz.İsa’yı gönderen Allah (c.c) Muhammed’i (s.a.v) beraber gönderdi diyelim. İncil’i gönderen Allah (c.c.) Kuran’ı gönderdi diyelim. Başka diyeceğiniz birşey yok´. Bunu anlatmaya çalışıyorum.


Almanya´da ki dini yapıyı ve müslümanlar arasındaki iletişimi nasıl görüyorsunuz? Farklı grup ve cemaatleşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?


İyi gidiyor aslında. Şöyle iyi gidiyor, kendi aralarında biraz gönül kırıcı sözler etselerde hizmetleri ilime hizmet ediyor. 
Rekabet olsun, kıyasıya mücadele edilsin, hedefe doğrukoşulsun. Ama çelmetakılmasın. Ben seni geçeceğim yarışması olsun, o olmasa zaten hayat olmaz.


Yani müsbet manada rekabet olmalı diyorsunuz…


Tabiki… zaten rekorlar nasıl kırılıyor? Arkanda bir adam varsa rekor kırarsın. Eğer rakibin olmazsa rekor kırma imkanın ve ihtimalin yok. Vücüd o performansı göstermezmiş arkanda bir adam olmazsa… Ama çelme takmayacaksın. 
Nasılki sporda diskalifiye ediliniyor, Allah’da diskalifiye ediyor. Mümine karşı yaptığın kötülüklerden dolayı Allah diskalifiye ediyor… Konuşmalarımda bunları anlatmaya calışdım… Bir hadisi de ezberlettim. ´Mümin müminin aynasıdır´ diyor hadis. Mesela aynanın karşısına geçeceksiniz. Aynadaki adama gülerseniz aynadakide size gülüyor. Efendimiz hadisi boşuna söylemiyor. Çünkü benzeyen ve benzetilenarasında benzeme yönü vardır. Aynayı bilmeyen bu hadisi anlayamaz. ´Falan adam bana niye kaşını çattıda geçti´ demiyeceksiniz. ´Komşu bana niye sırt döndü´ demiyeceksiniz. Sen kendini görüyorsun orada. Daha önce birine sırt dönmüşsün, daha önce selam vermemişsin. Karşılığını görüyorsun. Aynadaki adama sırt dönersen aynadakide sana sırt dönüyor. Aynadakine doğru gidecek olursan aynadaki de sana geliyor. Aynadakinin üzerinde leke olursa eline bir bez alıp aynadakini mi temizleyeceksiniz? Bizim şu anda yaptığımız bu, ´onlar düzelmesi lazım´ diyoruz. ´Biri onları düzeltmesi lazım´ deniliyor, ama kimse kendini düzeltmiyor. Çünkü kendini görmüyor. Karşımızdakini görmüyoruz biz, yani kendimizi bile görmek için karşıya ayna koyuyoruz. Peki adamın biri eline bir bez alsa, aynadakini temizlemeye kalksa, ne deriz? Deli, deriz. Praktikte yaptığımiz o delilik işte. Onun için ´kimseden şikayet etmem´ şarkısını fazla söyleyeceğiz. Biz kendimizden şikayet edeceğiz. ´Bu müslümanlar bir araya gelsin´ demiyeceğiz. Caminin direkleri ´50 yıldır birbirimizebakıyoruz, niye ayrı duruyoruz, gelin kucaklaşalım´deseler ne olur? Ama ayrı ayrı durmaları,ama aynı kubbeye omuz vermeleri zaten birlikteolduklarını gösterir. Yani ben Malezyadaki müslümanla nasıl bir araya geleyim? O orada Kuran’a hizmet ederse bende burada Kuran’a hizmet edersem birlikteyiz demektir. Adını bilmesemde olur. Derneğinin ve vakfının adını bilmesemde olur. Peygamber hizmeti yapılınca birlikte hareket ediyoruz demektir. Kim nerede, ne hizmet yapıyorsa Allah yardımcısı olsun. Bir hizmet merkezine gönül veriyorsanız, bu öbürüne dua etmenize mani değildir. Yeri geldiğinde o hizmet merkezi hakkında soru sorulduğunda, iyi bir cevap vermeye mani değildir.


Peki hırıstinyalarla ilişkide Müslümanlar nasıl davranmalıdır?


Daha ziyade halimizle. Çünkü bizim dilimiz biraz zayıf. 30 sene Almanya´da yaşayanlar bile, halen Almanca konuşmakta zorluk çekiyorlar. Üniversite mezunlarımız bile sıkıntı çekiyorlar…


Özellikle İslami terimlerin almancasını bilmekte zorluk çekiliyor…


Evet, işte bu yüzden halimizle anlatmamız gerekiyor. Hollandadan bir misal vereyim. Birisi müslüman olmuştu. Soruldu, neyin vesile olduğu, oda 
´senin dürüstlüğün beni müslüman etti´ dedi. Müslüman olmasına vesile olan adamıda ben tanıyorum. Okuma-Yazması dahi yok. Ama herkesin yardımına koşar. Dinine bağlı, çok dürüst bir adam… Türkiye’dende bir misal vereyim: Bir cuma günü iki tane delikanlı geldiler yayınevine. Birisi dediki: hocam bu müslüman olacak. Çocuğa ´sen kimsin, neyin nesisin?´ dedim. Çocuk dediki, ´Hocam, Fatih İstanbulu aldığından beri biz İstanbul’un yerli hristiyanlarındanız. O günden bügüne kalan Rumlardanız. Annem ve babam hala yaşıyorlar. Kendileri hristiyan.´ Üniversitesini bitirmiş, kapalı çarşıda kuyumculuk yapıyor. Dili tam bir İstanbul dili, biz Anadoludan geldiğimiz için bizim dilimiz kabadır. ´Oğlum kim etkiledi seni?´ diye sordum. ´Yanımdaki etkiledi´ dedi. ´Ne anlattın sen buna´ dedim? ´Vallah ben birşey anlatmadım, ben birşey bilmem´ dedi. Müslüman olmak isteyen delikanlı şöyle dedi, ´10 yıldır dükkanlarımız birleşik, bunda gördüğüm dürüstlüğü ben kilisenin papazında görmedim´ diyor. ´Ve ben bu adamın dinine girmeye karar verdim´ diyor. ´Oğlum sen ne yaparsın?´ dedim diğerine. ´Hocam, ben birşey yapmam, Tokat’tan gelirken babam bana namazı geçirmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, haram yemeyeceksin dedi. Bunlarıda yerine getiririm hocam´ dedi. ´Oğlum´, dedim, ´benim ilimimi sana verelim senin bu iyiliklerini bana versinler´… Ve beraber şehadet getirdik… Almanya’dada almanlar türkler ilk geldiklerinde şunu düşündüler, ´okumayı yazmayı bilmeyen parasız adamlar geliyor. Biz bunları 5-6 yıla kadar kendimize benzetiriz.´ Ama ne oldu? Bunlarla beraber bir milyona yakın insan müslüman oldu. Bu dinin hak dini olduğundan kaynaklanıyor… Bizim bunlara kendimizi anlatma ihtiyacımız var. Hz. Musa´yı, Hz. İsa´yı ne kadar çok sevdiğimizi bilmiyorlar. ´Ya siz Musa´ya inanıyormusunuz?´ diyorlar. Bilmiyorlar. `Yahu siz İsa´ya da mı inanıyorsunuz?´ diye soruyorlar…


´Ve hürmet ediyorsunuz´….


Evet, bunları bilmiyorlar. Biz İsa (as.) mı sevmessek zaten müslüman olmayız. Yani senin, benim görüşümü değilde, Kuranı ve sahih hadisleri bunlara anlatsak, grup halinde müslüman olurlar.


Bediüzzaman Said Nursi´nin dediği gibi, ´Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler. Belki Küre-i Arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler. Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dahil olacaklardır.´… Peki hocam, Almanya´ya 60lı senelerde gelen işciler çoğu okuma yazma bilmiyordu. Belki bu nedenden dolayı İslam´ı anlatamadılar. Veyahut geridöneceğiz fikriyle fazla yatırım yapmamışlar. Geri döneceğiz fikrinden dolayı, gençleriyetiştirme konusunda büyük bir boşluk ve açıklık meydana gelm. ´Biz zaten döneceğiz,gençlerimiz niye burada yetişsin?´ demişler. 50 sene geçmesine rağmen, bu entellektüel boşluk halen hissediliyor. Bu boşluğu nasıl doldurabiliriz? Mesela bugün üniversitelerebaktığımızda, İlahiyat veya Sosyal bilim dallarını müslümanların çok azıokuyor. Türklerin neredeyse hepsi iktisat, hukuk veya makine mühendisliği okuyorlar… Ama toplumda belli fikirleri değiştirebilecek veya toplumu yönlendirebilecek olan meslekleri türkler ve genel olarak müslümanlar okumuyorlar… Sizce ne yapmak lazım?


Ben bunu buradaki yetkili arkadaşlara, yani burada plan ve program yapanlara dedim. Benim türkçem iyidir, yani benim TV5 deki bir konuşmamı Diyarbakırlıda anlıyor, Karadenizlide ´anlayurum´ diyor. İç Anadolu dilini kullanıyorum ve dilime osmanlıca bir kelime gelince ´kullanma onu anlaşılmaz´ diyorum kendi kendime. Yani anlaşabilinir bir dil kullanmaya çok özen gösteriyorum. Buna rağmen Almanya’da yetişen 16 yaşındaki bir çocuğun beni anlamada zorluk çektiğini gözünden anlıyorum. Yani içinden ´bu adam ne diyor acaba?´ diye düşünüyor. Bunu gözlerden anlamak mümkün. Onun için bizim burada yapacağımız şudur: burada 
Gymnasium’a giden bir çocuğa ´ne olmak istiyorsun sen?´ diye soracağız. Cevabı ´ben ekonomist olmak istiyorum´. ´Niçin?´. `Çünkü ayda 2500€ kazanırım´. Böyle düşünüyorlar. O zaman bu genci Türkiye´de Marmama İlahiyatta okutacaksınız ve daha sonra burada 2500€ verip, caminizde hocalık yaptıracaksınız. Yani sistemi getireceğizburaya. Türkiye’deki vaizlik sistemi burayada mutlaka kurulmalıdır. Bu çocukların içinden büyüyen bir delikanlı bunlara daha iyi anlatır. O bana mel mel bakan 15 yaşındaki çocuğa o benden daha iyi anlatır. Çünkü onun kullandığı kelimeleri biliyor ve anlayacağı tabiri de biliyor. Kendi adamlarımızı yetiştirmemiz lazım… Ama Alman devletin yaptıklarınıda engellememek lazım. Kim Kuran´ı veya İslami araştırırsa, mutlaka hakikatini görebilir. İstismar için bile olsa.


Son olarak hocam, Almanya’daki gençlerimize birşeyler demek istermisiniz?


Şimdi istikballeri için çok dikkatli olsunlar. Zaman geri gelmiyor. İstikballeri için çok çalışsınlar ama
istikbalin sınırını 70-80 yıl ile sınırlandırmasınlar. Bu dünyada çalışır çabalarızşimdigençkenfazla yiyemez içemezleryaşlılıkta lazım olur diye para biriktirilir. Tam emekli olduktan sonrayiyecekken, artık doktor diyorki ´yağlı yemeyeceksin´. Balı gençken paraazlığındanyiyemiyordu, şimdide şekeri var diye yiyemiyor. Dünyanın istikbali budur işte. Türkiye’nin en zengini Sabancı’yı eskiden birara televizyonda konuşturdular. ´Seninde birşeyin olsun dediğin oldu mu?´ diye sordular. Dediki, ´hiç bir servetim olmasaydı, ama oğlumun sıhhati olsaydı´. Buyrun, dertsiz adam yok. Yani 70 yıllık hayatta dertsiz adam yok. Herkesin kendine göre bir derdi var. Yani bu hayatımız cennetteki bir saniyelik hayatımıza denk değil. Öyle ise istikbalimizi 80 yıla sınırlandırmayalım. Nerede nekadar kalacaksak okadar hazırlık yapalım.


Haklısınız hocam, dünya bütün şaşaasıyla cennete nispeten bir zindan hükmündedir… Peki hocam, Allah razı olsun. İnşaallah sizi yormamışızdır…


Estağfirullah. Allah sizden razı olsun.


Publiziert in der Ayasofya 44, 2013

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s