(06.07.2012) Ahmet Maranki ile özel söyleşi

Ahmet Maranki ile özel söyleşi

 

Ahmet Maranki 1956 yılında İnebolu’da doğdu. Lise eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra tütün eksperleri yüksek okulunda eğitimini tamamladı. Dünyada ve Türkiye’de sosyal ve stratejik pek çok vakıf, dernek, düşünce kulüpleri vs. gibi NGO’larda (Sivil Toplum Kuruluşu) faaliyet gösteren yazar evli ve 3 çocuk babası olup İngilizce, Arapça, Rusça, Azerice, Osmanlıca bilmektedir.

 

 

 “Milletimin gönlünde kurduğum taht Başbakan’ınkinden az değil” demişsiniz. Aynı zamanda kendinizi tanımlarken “Türkiye’nin yaşam tarzı markası” deyimini kullanıyorsunuz. Kitaplarınız yüz binlerce satıyor, düzenlenen etkinliklerde ilgi çok büyük, yazılı ve görsel medya tarafından da ciddi bir şekilde talep görüyorsunuz. Pekala, Maranki hoca çalışmalarına ne zaman başladı?

 

Kastamonu İneboluluyum. Çocukluğum ve gençliğim Ilgaz Dağları’nda geçti. Annem babam okuma yazma bilmemelerine rağmen sağlıklı beslenme konusunda çok bilinçliydiler. Bugün insanlara aktardığım birçok bilgiyi ilk onlardan öğrendiğimi söyleyebilirim. Ben bezir yağıyla büyüdüm. Temiz hava, doğal beslenme, ekmeğe sürüp yediğim bezir yağı bugünkü Maranki olmamı sağlamıştır. Lise öğrenimimi tamamladıktan sonra üniversite hayatımla birlikte bitkilerle ilgili çalışmalarıma başladım. Özellikle Amerika’da tarım çiftliklerinde normal boyutunun 5 katı olan domates, tütün, patates ve mısırları görünce, inanç sistemimde bir değişiklik yaşadım. Necip Türk milletini bu tarz tehlikelerden uzak tutmak gayesiyle çalışmalarımı hızlandırdım. Azerbaycan Bakü’de tanıştığım biyoenerji, şakra, yerleşim bilimi, taşlarla tedavi ve Kozmik Yaşam Enerjisi gibi tamamlayıcı tıp tedavilerini Türk halkı ile ben tanıştırdım. 35 yıldan fazla bir süredir de Kozmik Bilinç’i insanlığa anlatmak için çalışıyorum.

 

Taşlardan, renklerden, dekorasyon, koku, giyime kadar nasıl yaşamamız gerektiğini bize aktarıyorsunuz. Peki huzurlu ve dingin bir yaşam için öncelikli olarak neye dikkat etmeliyiz?

 

Aslında bu dünyada yaşıyorsanız stresten uzak durmak pek mümkün olmuyor. Huzurlu ve dingin bir hayat için de stressiz olmanız şart. Sorunun başında da söylediğiniz taşlar, renkler, kokular ve bitkiler tam manasıyla hayatınıza girerse, stressiz bir hayat sürmeniz mümkün olabilir. Bu etkenler stresin en aza inmesini sağlar. Burcunuza göre kullandığınız taşınız, sürdüğünüz kokunuz, gün içinde içtiğiniz bitki çayınız sizi her zaman sakin kılabilir. Önemli olan bu bilinçle yaşamaya dikkat etmenizdir. Burcunu bilemeyen kişiler için de hayat kolaydır aslında. Ametist taşı her burçtaki insanın sakinleşmesini sağlar, genel olarak dinginliği sağlar. Yine lavanta kokusu herkesin kullanabileceği bir kokudur. Papatya ve melisa çayı da sakinleştirici etkisiyle sizi huzurlu kılar. Kozmik Bilim’i hayatına sokmayı başarabilen bir insan huzurlu olur, hayattan zevk almasını bilir.

 

Kozmik enerji ile tanışma süreciniz nasıl gelişti?

 

“Kozmik Bilim” Allah’ın yarattığı her şey demek. Taşlar, renkler, kokular, sular, güneş ve ayın hareketleri… Bu bilimi öğrendikten sonra memur olarak kalmayı hiçbir zaman istemedim. Biliyorsunuz bizim inanç sistemimizde 40 yaş çok önemlidir. Peygamberlik yaşıdır. Ben peygamber olamazdım fakat dualarımın en başında 40 yaşından sonra ülkem için daha faydalı işler yapmak vardı. Allah dualarımı kabul etti. 40 yaşında devlet görevlisi olarak Azerbaycan’a gittim. 1993 yılında başladığım Azerbaycan görevim sırasında resmen hayatım değişti. Orada gizli kozmik ve uzay araştırma merkezleri olduğunu biliyordum. Eşim Azerbaycan’da enerji noktalarına akupunktur yani igloterapi ve bitkisel tedavi (fitoterapi) eğitimleri aldı. Onu merkezlere götüre getire Kozmik Bilim ve Kozmik Enerjiye merak saldım.

 

Sağlıklı bir yaşama adım atmak için gerçekleştirilen ruhsal ve bedensel arınma metotlarının uygulandığı, yıllardır türlü türlü detoks tariflerine rastlıyoruz gerek ekranda gerek yazılı basında. Ama en çok ilgi yine Maranki detoksu alıyor. Bunun sırrı nedir?

 

Bu konuda çok tevazu göstermek istemiyorum. Sadece detoks değil, bizim konuştuğumuz, savunduğumuz her şey halkımız tarafından değer görüyor. Ulusal kanallarda yaptığım programlarda yüzde 48’lere varan reyting oranları, milyonların evine giren kitaplarım ve hem yurt içinde hem de yurt dışında binlerce kişiye hitap ettiğim konferanslarım bunun en büyük göstergesi. Bu ülkede 5 yıl önce kimse enginardan, maydanozdan, renklerden, kokulardan ya da taşlardan bahsetmiyordu. “Kırmızı pancar” dedim, kilosu 5-7 liraya kadar çıktı, pazarlarda attığımız pırasa ya da enginar yaprakları parayla satılır duruma geldi. Tuz lambalarından bahsettim, şu an her yerde taklitleri satılıyor. Artık her evde deniz tuzu, Himalaya tuzu kullanılır duruma geldi. İnsanlar Maranki’ye güveniyor. Bu yüzden uyguladığımız her yönteme de inanıyorlar. Kozmik Beden Temizliği programının gayesi, maddi beden yanında manevi hayatı da değiştirmektir. Kozmik Beden Temizliği’ne gelen yoğun ilgiden yola çıkarak “Maranki Detoksu” adı altında bir kitap hazırladık. Kamplara gelemeyen ailelerin evlerine de ulaşmak istedik. Bizler sadece konuşmuyoruz, yazıyoruz, üretiyoruz. Bu ay içinde çıkacak olan “Maranki Detoks” kitabımla da yine milyonlarca kişinin evine girmeyi hedefliyorum.

 

Kozmik Beden Temizliği için yıl içinde dönemlere ayırdınız ve belirli tarihlerde

sizin planladığınız bu detoks programı uygulanıyor. Bahar ayı için, ne zaman başlanmalı ve nasıl uygulanmalı?

 

Kozmik Beden Temizliği tarihlerini ayın hareketlerine göre belirliyoruz. Ay belirli zamanlarda suları çekip, iter. Bedenimizde de bu vardır. Kozmik Beden Temizliği her yıl ilkbahar ve sonbahar aylarında ayın çekim kuvvetinden istifade edilerek yapılan bir programdır. Her detoks zamanı geldiğinde tüm tarihleri www.maranki.com sitemizden duyuruyoruz.

 

Eşiniz Elmas Hanımla birlikte çalışmalarınız var. Hatta kitapların alt yapı çalışmaları için hazırlık aşamasında Elmas Hanım’ın yardımlarını aldığınızı söylemişsiniz bir röportajınızda. Pekala, neden Elmas hanıma rastlayamıyoruz ekranlarda?

 

“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözünü çok söylerim çünkü bu söze gönülden inanıyorum. Başarılı biri olarak biliniyorsam bunun sadece yüzde 20’si bana, yüzde 80’i ise Elmas Hanım’a aittir. Televizyon programları olsun, konferanslar olsun öncesinde bana çok önemli tüyolar verir. Ben de kendisinin her söylediğine önem verir, uygulamaya çalışırım. Kitaplarımın çoğu Elmas Hanım’ın konularıdır. Biz birlikte çalışırız ve her yere birlikte gideriz. Birçok kanalda da beraber programlar yaptık. Elmas Hanım Kanal 7’de tek başına bazı programlara çıkmıştır. Ekranların ön yüzünden çok arka planda kalmak istemesi tamamen kendi tercihidir. Belki bir gün doğru bir projede birlikte yer alabiliriz.

 

Aynı zamanda çeşitli illerde devlet onaylı bitkisel destek ürünleriniz var. Bize bunlardan bahseder misiniz?

 

Türkiye şifalı bitkiler açısından oldukça z engin bir ülke. Ülkemizin dört bir yanındaki dağlardan bizim için tonlarca bitki toplayan çalışanlarımız var. Toplanan bitkiler fabrikalarımızda tablet, drog, ekstrat ve yağ haline getirilip, 700’den fazla ürün olarak “Maranki” ya da “Cosmic” markasıyla hizmete sunuluyor. Türkiye’deki her bitkinin kurutulmuş hali, tablet ya da drog hali, yağları ve ekstratlarını mağazalarımızda bulabilirsiniz. Şarap yapımı için kullanılmış üzümlerin çıkarılan çekirdekleri atılıyorken, bunları ülkemize kazandırdım.

 

Çağımızın “Lokman hekimi” olarak tanımlıyoruz sizi. Ahmet Maranki ile tanışalı çok uzun bir süre olmadı galiba. Neden bu yıllar süren çalışmalarınızı bizlerle bu kadar geç paylaştınız? Daha önce nerelerdeydiniz?

 

Geç mi oldu sizce? Bana göre her şeyin bir vakti saati var. Ben her zaman varım ve ömrümün yettiği sürece de var olacağım. Türkiye’de bazı şeyleri söylemek kolay olmuyor. Zencefilin öksürüğe iyi geldiğini söyleyerek 70 milyar ceza yiyen bir bilim adamıyım ben. Bazı şeyler konuşuluyor ama bedeli de ödeniyor. Yıllar önce bu konular bu kadar detaylı konuşulamazdı. Her gün hakkımda bir dava açılıyor, ufak ya da büyük cezalar ödemek zorunda bırakılıyorum. Ama şuna da inanıyorum: Türkiye öyle bir duruma gelecek ki Ahmet Maranki’ye dua edilecek. Nitekim görüyoruz, kanunlaştırılmış yasa tasarıları çıkıyor ve alternatif tıp literatüre giriyor. Türkiye’de zamanı geldiğinde bitkilerin, renklerin, taşların, kokuların, çamur terapisinin, inanç terapisinin ve nokta masaj tedavisinin şifasını ortaya koyduk ve eksikliğinin canlar yaktığını gördüğümüz anda da uygulamaya karar verdik. Bu konuda devlet büyüklerinden de destek bekliyoruz. Ülkemi aydınlık günler bekliyor.

 

Hayatınızın Azerbaycan ve Rusya’da geçen dönemleri var. Bu süreci nasıl geçirdiniz? Size ne gibi artıları oldu?

 

Rusya’da ve Bakü’de her geçen gün yeni şeyler öğrendim. Rusya’da her yerde sülükle, taşlarla ve bitkilerle tedavi merkezleri vardır. Öyle ki Leningrad’daki bir hastanede idrarla tedavi yapılan bir yer bile vardı. Bakü’de tanıştığım biyoenerji, şakra, yerleşim bilimi, taşlarla tedavi ve Kozmik Yaşam Enerjisi gibi tamamlayıcı tıp tedavilerini Türk halkı ile ben tanıştırdım. Şu an bildiğim konuların temeli Rusya ve Bakü’de kaldığım süreçte oluşmuştur. Azerbaycan’dan döndüğüm zaman televizyonda yaptığım bir konuşma üzerine devletin kurumları bana ulaştı. O zaman söylediğim şeyleri şimdi tekrar ediyorum. Televizyon dizileriyle, programlarıyla insanların dikkati başka yerlere çekiliyor. Verilen dalgalarla insanımızın beyni kontrol ediliyor. Milletimiz mangurtlaştırılıyor. Halkımızın sağlığı düşünülmüyor. Bu konulara dikkat etmek gerekiyor.

 

Peki, gündemdeki GDO tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı’nda “Dünya Tütün ve Tarım Sanayi ve Politikaları” konusunda mastırımı tamamladım. Beni Amerika’ya gönderdiler. 1 yılda 7 eyalet gezdim. Daha sonra Amerika’daki doktora üstü çalışmalarımda ve tarım çiftliklerimde GDO’lar ile tanıştım. Türkiye GDO’yu bugün konuşurken ben GDO’yu 1991 yılında biliyordum. Daha önce de dediğim gibi Amerika’da tarım çiftliklerinde hibrid ve GDO’lu tohumları normal boyutunun 5 misli olan gıdaları gördüm. Özellikle patates, domates, tütün yaprağı. Bu manzaralar beni çok ürküttü.

 

Türkiye’de ciddi bir termal kültür var ve son yıllarda yine özelikle sizin etkinizle

buna karşı yoğun bir talep var?

 

Ülkemiz tam bir termal cenneti buna rağmen SPA, Wellness, termal kür kültürü, hidroterafi, fitoterapi, masaj, detoks, renk terapi, ozon terapi ve tuz terapi gibi integratif tıp metotlarının bilinmemesi ve uygulanmaması ülkemizdeki termal turizmi maalesef gittikçe geriye götürüyor. Termal tesislere atanan genel müdürlerin termal sular hakkında yeterli bilgilere sahip olmadıklarını bunun da termal turizmini olumsuz etkilediğini düşünürüm. Her konunun belirli bir mercisi vardır. Termal tesislere atanan genel müdürlerin de SPA, Wellness, termal kür gibi konularda yeteneği, yeterli bilgisi olan ve bildiklerini uygulayan kişilere müracaat etmeleri gerektiğini ve bu gibi kuruluşlardan danışmanlık almalarının şart olduğunu savunuyorum. Bu şekilde olursa daha kaliteli bir hizmetle termal turizm gelmesi gereken noktaya gelir ve ülkemiz için önemli bir gelir kaynağı olur. Termal sulara SPA Wellnese gereken önemi vermezsek sağlık turizminde öne çıkmayı hedeflerimiz arasına bile alamayız. Ben ülkemizde termal tesislere gereken önemin verilmediğini fakat eskiye göre oumlu bazı adımlar atıldığını düşünüyorum.

 

Cozmic Center adında bir projeniz var? Bu projeniz ne durumda?

 

Şu an için kendi şubelerimizi açıyoruz. İlk şubemizi Gaziosmanpaşa’da açtık. Sırada Bahçelievler, Levent, Bakırköy, Kadıköy, Üsküdar gibi ilçeler var. Yaz aylarından itibaren de Kainat Şifahanesi’ni Türkiye’nin her yerinde hatta dünyada bile bazı noktalarda görebileceksiniz. Bu merkezlerimizde dağlarımızdan topladığımız otları ve bitkisel drogları satacağız. Bu konuda çok fazla talep alıyoruz ve bu başvuruların hepsini teker teker değerlendireceğiz. Bu projenin asıl amacı halkımızın Kozmik Bilinç şuuruna erişmesi ve sağlıklı yaşamayı öğrenmesi içindir.

 

Kaynaktan gelen suyu kullanmamız gerektiğini belirtiyorsunuz ama bu özellikle şehir hayatında neredeyse imkansız. Tükettiğimiz sularda plastik şişe ve damacanalarda oluyor. İçtiğimiz sularda neye dikkat etmeliyiz?

 

İçtiğimiz suların Ph’ının yüksek alkali su olmasına dikkat etmeliyiz. Günde en az Ph’sı 7.5 olan 2 litre su içmeliyiz. Yiyecek ve içeceklerdeki sular buna dahil değildir. Oda sıcaklığındaki su en sağlıklı sudur. Günümüzde kaynak suyunu bulup içmek pek mümkün değildir. Bunu ancak köylerinizde temin edebilirsiniz. Doğal kaynak suyun yerini tutmasa da filtre edilmiş şebeke suyunu içebilirsiniz. Şebeke sularındaki tek sorun klorlu olması. Şebeke suyunu musluktan aldıktan sonra en az bir saat dinlendirirseniz kloru uçar ve içilebilir hale gelir. Sindirim sorunu yaşıyorsanız asla yemekle birlikte su içmeyin. Yemekten yarım saat önce ya da 1 saat sonra su içmek en sağlıklı şekildir. Alzheimer, otizm, hiperaktivite gibi nöropsikiatrik hastalıkları olan kişiler suyun içindeki toksik maddelerden emin oluncaya kadar, filtre edilmiş su içmelidirler.

 

Hiç hasta olmamak mümkün ve hastalıkların çoğu tokluktan deva ise açlıktan gelir diyorsunuz peki, hasta olmamak için de bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekiyor. Bunun için bize bir takım formüller verebilir misiniz?

 

Hasta olmamak için mevsiminde sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek gerekir. Hayvansal gıdaları tüketmeyi en aza indirmek sağlığımızın yarısına kavuştuğumuzu gösterir zaten. Günde 2 kere yemek yiyin. Elbette ki bağışıklığı kuvvetlendiren bir sürü bitkisel ürünler mevcut ama bana göre bir insanın sık hasta olmaması için yapacağı tek şey sağlıklı beslenmektir. Bunun dışında hibisküs, ekinezya ve zencefil tüketmek bedeninizi koruyacaktır. Zencefili her yemeğinizde baharat olarak kullanabilir, ekinezya ve hibisküsün çayını tüketebilirsiniz.

 

Son zamanlarda sıkça kozmik bilinç’ten bahsediliyor. Peki size göre kozmik bilinç nedir?

 

Yukarıda anlattığım her şey Kozmik Bilinç’tir. Allah herkesi Kozmik Bilinç’e ulaşmayı, onun ışığında yaşamayı nasip etsin. Huzur, mutluluk ve sağlık Kozmik Bilinç’tedir. Bana göre tek yol Kozmik Bilinç…

 

Teşekkürler…

 

Publiziert in der Ayasofya 40, 2012

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s