(27.01.2012) Nihat Hatipoglu ile söylesi

Nihat hocam, defalarca Avrupa´ya geldiniz. Sırf Peygamber Efendimizi (sav) anlatabilmek için binlerce kilometre katediyorsunuz. Bu nasıl bir duygu?

 

Peygamberimizi (sav) anlatmak için takat yetse, uçakla değil, arabayla değil, yüreyerek gitmek gerekir. Gönülde var, ama bazen takaat yetmeyebilir. En büyük şerefimiz, bizim dünyada ve ahirette şerefimiz Hz. Muhammed (sav)´dir elhamdülillah. Resulullah´ı anlatabileceğimiz her zemin benim için önemlidir. Onun için koşup geliyoruz. Almanya´ya veya diğer Avrupa ülkelerine giderkende aynı duygularla gidiyoruz. Bu bir seyahat değil. Netice itibariyle irşad görevi. Hak etmesek dahi, bir tarafında olmak bizim için şerefdir.

 

Yani bir nevi sahabelerin diğer ülkelere gidip tebliğ vazifesini yapmaları gibi bir şey…

 

Tabi onlar bu işi çok asilce yapıyorlardı. İşi çok hak ederek yapıyorlardı. Onlar seçkin insanlardı. Bizde kendi gücümüze göre yapmaya çalışıyoruz. En azından bu hizmette bir ilki başardığımızı düşünüyorum. Bizden sonra gelecek olanlar bunu aşacaklar inşaallah. Hatta bizim sırtımıza binip, yukarıya çıkacaklar.

 

Peki hocam, Türkiye´deki ve Avrupa´daki programların arasında fark görüyormusunuz?

 

Türkiye tabiki çok daha yoğun. Her gün bir yerde programımız oluyor. Bazen 10.000 kişi, bazen 5.000 kişi dinlemeye geliyor. 20.000 kişinin biraraya geldiği dahi oluyor. Bu Türkiye´nin yoğunluğundan kaynaklanıyor. Avrupa´da öyle degil. Mekan ve mesafe olarak çok dağınık insanlarımız. Onun için buralarıda güzel oluyor, ama Türkiye´deki programlar çok daha canlı, çok daha heyecanlı geçiyor. Katılım çok daha fazla. Ama her bir yeri şartlarına göre değerlendirmek lazım.

 

Gurbetçilerden aldığınız izlemler nasıl, hocam?

 

Gurbetçilerimizin içerisinde çok büyük muhabbetle çalışanlarımız var. Gurbetçi kardeşlerimizin bugün bu noktaya gelmelerinde bu kardeşlerimizin çok büyük rolleri var. Bıkmadan, usanmadan ve birşeyleri fazla tüketmeden yollarına devam etmelerini tavsiye ediyorum. Üslup çok iyi seçilmeli. Avrupa´ya gelen hatiplerin çok iyi seçilmesi gerekiyor. Çünkü gelenler İslam´ı temsil edecekler. Bunun en önemli yollarından biri, burasının kendi ilahiyatçılarını yetiştirmesi. Kendi hocasını, kendi alimini, burası burada yetiştirmeli.

 

Peki sizce gurbetçiler İslamı temsil edebilmek için nasıl davranmalılar?

 

Hz. Ebu Zerr el-Gifari müslüman olduğunda, kalkıyor, Kabe´nin avlusunda bağırıyor. Sonra o kadar darbe yiyor ki, onu görenler ´kandan bir heykele dönüştü´ diyorlar. Hz. Muhammed (sav.) Ebu Zerr´i çağırıyor ve ´Memleketine geri dön. Ben gelinceye kadar sus. Sonra tebliğ et´ diyor. Metod bu. Uygun zamanda, uygun zeminde mutlaka irşad görevini yapmak ve bu hizmeti yaparkende ´En iyi ben yapmalıyım´ demek, ama ´En iyi yapan benim´ demek değil. ´En iyi ben yapmalıyım´ diyerek kendini motive etmek. Bunu yaparsak, zannediyorum çok mesafe katedeceğiz. Ama Avrupa´da katedilmesi gereken çok mesafe var. Ben, Avrupa´da ve dünya´da İslam´ın doğru algılanmadığı endişesindeyim.

 

Sizce bu yanlış anlaşılma nereden kaynaklanıyor?

 

Bizden kaynaklanıyor. Tamamen bizden kaynaklanıyor. İslam´ın şiddetten yana olmadığını, İslamiyetin rahmet dini olduğunu, barış dini olduğunu çok iyi anlatmamız gerekiyor. İslam´a yönelik korkuları gidermemiz gerekiyor. Bunu yapacak olanda Türkiye´den bizler değiliz. Misafir olarak gelenler değil. Burada yaşayanlar yapacaklar.

 

Peki sağolun hocam, Allah razı olsun.

Ayasofya dergisi No 38, 2012

 

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s