(27.10.2011) Murat Gögebakan ile söylesi

Murat Gögebakan ile söylesi

Murat bey, uzun süre hastanede kaldınız. Şuan sizi çok iyi görüyoruz. Durumunuz nasıl?

 

Rabbime binlerce şükür olsun. Allah herşeyin hayırlısını versin. Gelen herşey bizimdir. İyi de olsa, kötü de olsa. Allah´dan gelene eyvallah deriz. Ötesi Latif´dir.

 

Ne kadar kaldınız hastanede?

Yaklaşık 230 gün kaldım.

Peki hastaneden önceki Murat Göğebakan ile hastaneden sonraki Murat Göğebakan arasında fark var mı?

 

Fark yok. Olmamalı zaten. Daha önce nasılsam, aynıyım. Bir değişiklik olacaksa, o zaten geçmişte var. Bunu biryerlere bağlamanın anlamı olmaz. Çünkü birşey olacaksa, geçmişte var olmalı. Latif´dir ötesi.

O zaman şöyle sorayım: Hastalığınız size neler kattı?

Tabi daha hümanist, daha yoğun duygular gelişmeye başladı. Olaylara bakış açınız değişiyor.

Hastalık döneminde sanat camiasından destek aldınız mı? Sanatçı dostlarınızdan?

Manevi destek aldım. Geldiler, ziyaret ettiler. Güzel abilerimiz, güzel kardeşlerimiz geldiler. Ziyaret ettiler. Ama maddi olarak asla. Maddi destek almadım. Benim zaten materyalist beklentilerim yok.

 

Murat bey, dönüşünüzü yeni bir CD´ile, konserlerle yaptınız. Bu CD nasıl oluştu?

 

CD hastanede oluştu.

Hastanede yazdıysanız oradaki ruh haliniz CD´ye yansıdımı?  

Yani, yarısından fazlası yansıdı diyebilirim. %60ı yansıdı.

 

Peki o zaman dinleyicileri nasıl parçalar bekliyor?

Bence albümü alıp dinlesinler. Çok güzel parçalar var. Ayrıca tüm gelirler bir ilk okul yapmak için harcanacak. Herkes bir albüm alsa, herkes bir çivi çakmış olacak. Bunun dışında proje olarak bir de bir vakıf kuracağız.

CD demişken, korsana karşı bir tedbir alabiliyormusunuz?

Korsan bitti…

Bitti derken?

 

Korsan satılmıyor hiç bir yerde.

İnternette var… Ona karşı bir tedbiriniz var mı?

 

Hayır, hiç bir tedbir almadım. Onlar direk gol atıyor. Ona yapabilecek birşey yok.

„Ay yüzlüm“ parçası çok iyi tutulmuştu. Bu kadar iyi olacağını bekliyormuydunuz?

Yok, açıkcası beklemiyordum. Zaten beklenmezde. Ben bugün bunu yapacağım, diye yola çıkamayız. Ne olursa olsun, birşey yaparsın, yola çıkarsın. Sen en iyisini, en layığını yapmaya çalışırsın. Gerisini Allah´a havale edersin. Allah verir. Latif olan Allah isterse veriyor.

Peki, Müzik dünyasına nasıl girdiniz?

 

Ben her zaman müzisyendim zaten. Konservatuar mezunuyum. Çocukluğumdan beri bir çok müzik aleti çalabiliyorum. Hatta üniversitede hocalık dahi yaptım.

Murat bey, sizin kendi çizginiz, örf ve adetiniz var. Bu camiada nasıl kendinizden ve değerlerinizden ödünç vermeden kalabiliyorsunuz?

 

Benim çizgim kalın. Ben buyum. Böyleyim ben. Rızık Allah´dan. Ödünç verenler varsa, onlar çizgilerini kalın koyamadıklarındandır.

Biraz Almanya´yı konuşalım. Öncelikle Almanya´da konserler var mı planda?

 

Evet Almanya´ya sürekli geliyorum. Gurbetçilerimizi seviyorum.

Murat bey, sizde uzun zaman Almanya´da kaldınız. Çok Almanya´ya gidip geldiniz. Orada belli bir kitleniz var. Bir sanatçı gözüyle gurbetçiliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben oralıyım zaten. Ben oranın çocuğuyum. Berlin´de büyüdüm. Meşhur Kreuzberg´te. Yani bütün türklerin bulunduğu, almanların bile ´Küçük İstanbul´ dedikleri yerde büyüdüm. Almanya´da doğmadım, ama Berlin´de büyüdüm.

Peki gurbetçiliği biraz bilirsiniz o zaman… Hasret, vatanı özlemeyi…

Gurbet diye birşey yok artık. Bundan 15 sene önce vardı. Ama artık yok. Bitti. Aç telefonu, konuş istediğin kişiyle, istediğin zaman. İnternetle görüş. Onun için, gurbet nerede kaldı? Hiç bir şey kalmadı. Artık 50€ verip, Türkiye´ye uçabiliyorsun. Anlatabiliyormuyum? Onlar bitti, yani. Gurbetçilik eskide kaldı.

Yani gurbetçiliğin tarifi değiştimi diyorsunuz?

Gurbet kelimesi bitti artık. Çünkü dünya küçüldü. Globalizm dünyayı ufalttı. Gurbetçiliği bitirdi. Yani ben bir gün önce Amerika´daydım. Ama bak şimdide buradayım, İstanbul´dayım. O zaman bunun gurbeti nerede kaldı? Bitti… Ama şu var, Almanya´daki kardeşlerimde kendileri yavaş yavaş çözülecekler.

Peki nesiller arası irtibatı siz nasıl algılıyorsunuz?

Şuan 3. nesil var. En kötüsü 2. nesildi. Aradaki nesil. Onlar arada kaldı. Onlar ne türk oldu ne alman oldu. Onun için bulunduğun yere uyum göstereceksin. Ama kendi özünü kaybetmeden. Bukadar. Benim söylediğim bu.

Peki en büyük sorun ne sizce?

En büyük sorun, orada kendi ülkeni yaşamaya çalışmak. Yani Türkiye´nin kurallarıyla orada yaşamaya çalışıyorsun. İşte bu problem. Halbuki entegre olup, kendi özünü kaybetmessen, huzur içinde yaşarsın oradada. Bunu başaranlar var. Çok üst seviyeye gelen insanlar var. Arada kalanlarda halen köyüne peynir taşıyanlar. Halen para taşıyanlar. Halı taşımanın, kilim taşımanın bir anlamı kalmadıki. Orada olan herşey buradada var… Sen orada yaşıyacaksın artık. Sen nerelisin? Almanya´lısın. Bitti. Bu kadar basit.

Murat bey, bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Ayasofya dergisi No: 37, 2011

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s