(09.02.2010) Alman bir öğretmen: “Şu Türkler başörtüyü ne zaman bırakacaklar?“

Alman bir öğretmen: “Şu Türkler başörtüyü ne zaman bırakacaklar?“

“Kişi bilmediğinin düşmanıdır.“ Hz. Ali

Devlete ait bir kurumda özel seminer veriyorum. Seminere sadece alman öğretmenler katılıyor. Yaklaşık 80 öğretmen var. Konumuz: Türk kültürü…

 

Seminerin ortasında yaşlı bir öğretmen elini kaldırıyor ve bir soru soruyor: “İstanbul´da kimse başörtü takmıyor, peki Almanya´daki Türkler neden halen başörtüde ısrar ediyorlar? Biz Almanya´da yaşıyoruz, burada başörtü takmamaları gerekiyor.“

 

Diğer öğretmenler bu sorudan dolayı rahatsız oluyorlar.

 

Mırıldanmalar başlıyor.

 

Genç bir öğretmen, “Sanane, ister şapka takar, ister başörtü“ diyor.
Soruyu soran öğretmen şaşkın şaşkın etrafa bakıyor. Soruyu sorduğuna pişman oluyor.
Müdahale ediyorum… “Bir dakika arkadaşlar, beyefendiyi anlamaya çalışalım.”

 

Soruyorum: “Siz hiç İstanbul´a gittiniz mi?”

 

“Hayır gitmedim.”

 

“Peki nasıl böyle bir kanaate varıyorsunuz?”

 

“Gazetelerde okudum” diye yanıt veriyor.

 

“Benim elimde böyle bir veri veya istatistik yok. Birşey söyleyemeyeceğim, ama isterseniz kendiniz bir gün İstanbul´a gidin ve kendi gözlerinizle görün.”

 

Ve öğretmene bir soru soruyorum…
“İstanbul meselesinin dışında eğer müsaade ederseniz size bir soru sormak istiyorum.“

 

“Buyurun tabiki.“

 

Katolik papazlar evlenmiyorlar. Onlara evlenmelerini hiç söylediniz mi?

 

“Hayır, neden söyleyeyim ki? Anlayamadım…“

 

“Ama onlar Almanya´da yaşamıyorlar mı? Almanya´da herkes evleniyor. Onlarda uyum sağlayıp, evlensinler.“

 

Öğretmenden ses yok…

 

Bir soru daha soruyorum..
“Almanya´da bir çok budist yaşıyor. Bunların hiç biri et yemiyorlar. Hiç bunlara ´Madem Almanya´da yaşıyorsunuz, et yiyeceksiniz´ dediniz mi?“

 

“Hayır, demedim. Bu hoşgörüye aykırı olur“.

 

“Ama onlar da Almanya´da yaşıyorlar?“

 

“Tamamda, onlar dinleri gereği böyle hareket ediyorlar.”

 

Konuyu istediğim yere getiriyorum ve son bir soru daha soruyorum.

 

“O zaman son bir soru daha sormak istiyorum. Rahibeler de tesettüre bürünüyorlar. Hatta müslüman bayanlardan daha aşırı bir derecede. Evlerinde dahi tesettüre uyuyorlar. Müslüman bayanlarda en azından mahrem ve namahrem diye ayırım var. Ama rahibilerde yok. Peki bunlar niye açılmıyorlar? Bunlara niye ´açılın´ demiyoruz? Yoksa bunlar Almanya dışındamı yaşıyorlar?

 

Öğretmen tabiki ne demek istediğimi anlıyor ve şöyle cevap veriyor:

 

“Eğer müslümanlar dinleri ve inançları gereği örtünüyorlarsa, bir diyeceğim yok.“

 

Seminer devam ediyor….

 

Peygamberimizin (sav.) hadisleriyle süslediğim seminerin sonunda aynı öğretmen tekrar söz alıyor ve özür mahiyetinde şöyle söylüyor: “Bu Muhammed hakikaten çok iyi bir insanmış.

 

***

 

Yukarıdaki geçen olayda araştırılması gereken bir çok nokta var:

 

  1. Öğretmenin algısı, Türkiye´de – daha doğrusu İstanbul´da – tesettürün önemsiz olması. Bu durum nereden kaynaklanıyor acaba?

 

Acaba Türkiye´nin dışarıya yönelik çizdiği resim gerçeği yansıtmıyor mu?

 

  1. Öğretmen genelde dinlere ve inançlara saygı duyuyor ama başörtüye aynı hoşgörüyü gösteremiyor…

 

buna ilaveten üçüncü nokta

 

  1. Tesettürün, inanç gereği yapıldığını bilmiyor. Bir bilgi eksikliği var yani.

 

  1. Peygamberimizi de (sav.) tanımıyor olmalı ki, sözünde “hakikaten çok iyi bir insanmış” diyor.

 

Üçüncü ve dördüncü noktadaki eksiklikleri gidermek Almanya´daki müslümanların boyun borcu olsa gerek…  

 

  1. Genç ve yaşlı öğretmenler arasında fark var. Genç öğretmenler yabancılarla beraber büyüdükleri için, daha hoşgörülü olabiliyorlar.

 

***

 

Almanya´da çok farklı kültürlerden, dinlerden ve ırklardan insanlar yaşıyor. Ne kadarda “Biz göçmen ülkesi değiliz” dense dahi, çok farklı kültürden insanlar bu ülkede yan yana yaşıyorlar.

 

Bu beraberliğin huzurlu bir ortamda gerçekleşmesi için anlayış önemli. Diğer kültürleri ve dinleri en azından anlayama çalışmak lazım. Yapılan bazı hareketleri inançları veya dünya felsefeleri gereği yapan insanları hor görmemek lazım. Konu ne olursa olsun. Bu sadece tesettür için geçerli değil. Eğer samimi bir şekilde uyum (entegrasyon) için çabalıyorsak, her iki tarafta – azınlık ve çoğunluk – birbirini anlamaya çalışmalı.

 

Hz. Ali´nin “Kişi bilmediğinin düşmanıdır” sözüyle hareket ile… insan bilmeye başlayınca sevmeyede başlar. Önce marifet sonra muhabbet.. Ve sonunda anlayış gösterir.

 

Nasıl Almanlar İslam dinini ve Türk kültürünü öğrenmekte çaba gösteriyor iseler, bizlerde aynı şekilde onların kültürlerini ve dinlerini öğrenmeye çalışmalıyız. En azından temel bilgileri bilmeliyiz ki, hangi hareketi hangi nedenden dolayı yaptıklarını kavrayabilelim.

Cemil Şahinöz, İkinci Vatan, 09.02.2010

http://ikincivatan.eu/alman-bir-ogretmen-%E2%80%9Csu-turkler-basortuyu-ne-zaman-birakacaklar%E2%80%9C-makale,141.html

Cemil Şahinöz, Moral Haber, 10.02.2010
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=14475&yazar=493

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.