(01.10.2009) Avrupa´da Türk aile yapısı

Avrupa´da Türk aile yapısı

Aileler bir toplumun aynası gibidirler. Sosyologlar aileye bakarlar ve böylece toplumu anlamaya çalışırlar. Nitekim aileler hem toplumun çekirdeğidirler, hemde kemiyeten “en küçük toplum”durlar. Bu nedenle devletler için ailenin rolü çok büyüktür. Her millet ve devlet aileye yatırım yapar ve çökmemesi için çalışır. Çünkü aile olmassa cemiyet de olmaz. Ailelerin iyi ve sağlam olmaları sayesinde cemiyet de iyi ve sağlam olur.

Bu ehemmiyet nedeniyle Avrupa´da yaşayan Türk Aile Yapısı´nı analiz etmeye çalışacağız. Avrupa büyük bir kıta olduğu için analizimizi bir ülkeyle sınırlandıracağız: Almanya. Almanya´da 3 milyona yakın Türk yaşadığı için Almanya´yı analiz ettiğimizde sonuçları diğer Avrupa ülkelerinede adapte edebileceğimizi düşünüyorum. Ayrıca “Aile nedir? Nasıl olmalı?” gibi klasik ve genel sorulara değinmeyeceğim, istatistikler sayesinde durum tespiti yapmaya çalışacağım ve acizane bir çözüm yolu arayacağız.

En son araştırmaların sonuçlarını (Kaynak: BMBF, Almanya Eğitim ve Araştırma Bakanlığı) ayrıntılara girmeden analiz edelim. Yapılan araştırmaya 20982 kişi katılmış. Bunlardan 89,3% Alman, 4,7% Türk, 2,1% Eski Yugoslavya´dan, 0,9% İtalyan, 0,6% Yunan, 0,3% İspanyol ve Portekiz ve 2% diğerleri.

Öncelikle Aile yapımıza bir göz atalım:
Anne-Baba beraber
91,9%
Sadece anne, baba yok
5,9%
Sadece baba, anne yok
2,2%

Allah´a şükür, “Ailevi Durum” meselesinde en üst sıralarda yer alıyoruz. Boşanmaların kol gezdiği Almanya´da en az boşananlar Türkler diyebiliriz. Aile yapımız halen “bir anne – bir baba”dan oluşuyor. Bu kültürel ve dini mirasımızı taşımaya devam etmekteyiz. Bilindiği gibi Avrupa`lı insanlar evlenmeye yanaşmıyorlar. Evlenenlerin de boşanma oranı 51% (Almanya için geçerli). Özellikle “evlenmeden aile” kuranların sayısı gittikçe çoğalıyor. Bu akıntı içinde milli ve dini geleneklerimizi ayakta tutmak elbette kolay değil. Bize düşen görev aile bilincimizi gelecek nesillere en iyi şekilde aktarabilmek.

Gelelim vatandaşımızın iş durumuna:
İşsiz
29,4%, İşci (Arbeiter) 63,9%
Memur
3,6%
Serbest işci (Selbstständig) 3,2% Soruya cevap vermeyen 4,4%

İş konusu pek iç açıcı değil. Vatandaşlarımızın yaklaşık üçde biri işsiz. Tabi genel olarak Almanya´da işsizlik oranı çok yüksek, fakat bu oran en yüksek Türkler arasında. Yani en çok işsiz olan Türkler.

Para durumunuda kısaca ele alalım:
Geliri olmayan
1,6% 1250€ dan aşağı geliri olan 50,2%
1250€ ve 2000€ arası geliri olan 39,7% 2000€ ve daha çok geliri olan 4,1%

Tabi iş durumumuzu gözden geçirdikten sonra böyle bir sonuç bekleniyordu. Enteresan olan Almanlar`ın 30,2% 2000€´dan daha çok geliri var. Bu bizim ve Alman`ların arasındaki maddi uçurumu çok iyi gösteriyor.

Biraz da eğitim seviyemize göz atmamız gerekiyor. Çünke aile deyince akla tabiki çocuk eğitimide geliyor. Çocuğun doğup büyüdüğü, hayata hazırlandığı, iyi ve kötü istikametlerde şekillendiği yer ailedir. Demek ki aile çocuğun en mühim meselesi olan hayata hazırlanmasında en müessir rolü icra eden müessesedir. Aynı zamanda aile, insanlığın varlığı ve devamı için zaruridir. Aile yapıları sağlam cemiyetler ve toplumlar sıhhatli, aileleri huzurlu, fertleri mes´ud ve bahtiyardır.

İlk önce okul seviyemize bakalım:
Okuldan diplomasız çıkan (ohne Abschluss) 30,2%
Sadece Hauptschule diploması 35,2%
Hauptschule diploması ve meslek sahibi 19,6%
Sadece Realschule diploması 1,4%
Realschule diploması ve meslek sahibi 2,2%
Sadece FHR yada ABİ diploması 0,5%
FHR yada ABİ diploması ve meslek sahibi 0,6%
Üniversite diploması 1,4%

Evet bu tabela durumumuzu ve geleceğimizi gösteriyor gibi. Neredeyse her üçüncü vatandaşımızın hiç bir diploması yok. Realschule diploması alamayanlar 85%. Üniversiteye gidipte kazananlar 1,4%. Araştırmaya göre en az üniversiteye gidenler Türkler. Ve, yazık ama gerçek, hiç bir diploma alamayanlar listesinde de başı biz çekiyoruz.

Bayern elayetin´de ki öğrencilerimizin gittiği okullar:
Sonderschule
7,7%
Hauptschule
70,9%
Realschule
13,4%
Gymnasium 7,2% Başka okullar 0,8%

Buradada görüldüğü gibi öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğu Hauptschule´ye gidiyor. Çok az sayıda gencimiz Gymnasium´a ve Sonderschule´ye gidiyor. İş bulma meselesinde yabancıların durumu zaten kötü olduğu için, bu tabloda müjde verici değil.

Bu verilerin ışığında Avrupa´da Türk aile yapısını çeşitli başlıklar altında inceleyebiliriz:

Misafirperverlik:

Misafirperverliğimiz halen devam etmekte. Bunu hiç bir diploma ve maddi gelir değiştiremez. Fakat ciddi şekilde darbe almış bir vaziyette. Birinci ve ikinci neslin “misafirlik“ kültürü üçüncü nesle maalesef yansımamış. Bunun en açık örneğini Ramazan´larda ve bayramlarda görmek mümkün.

Çocuk Sayısı:

Çocuk meselesinde ödünç vermemişiz. Tipik bir türk ailesinde ortalama 3 çocuk var. Bunu alman ailelerle karşılaştırırsak tam 2 katı demektir. Açıkca söylenmesi gerekiyorsa bu durum Alman devletini çeşitli nedenlerden dolayı tedirgin ediyor.

Çocuk Yetiştirmek:

İstatistiklerde gördüğümüz gibi yetişen gençligin eğitim seviyesi çok düşük. Bunun farklı nedenlerı vardır. Büyüklerimiz Türkiye´de eğitim gördükleri için Avrupa okullarına uyum sağlamakta zorluk çekiyorlar. Anne-babanın eğitimi yüksek olsa dahi çocuğa okulda yeterince yardım edemediği için çocuğun eğitim seviyesi düşük kalıyor.

Dini eğitim:

Dini eğitim konusunda 1. ve 2. neslin arasında büyük farklar var. 1. nesil çocuklarını, yani 2. nesli, hafta sonları Kur´an kurslarına, camilere götürürdü. Yoksa Avrupa´da kaybolup gitme ihtimali var. Fakat 2. nesil zaten Avrupa´da yetiştiği için bu tehlikeyi ya görememiş yada umursamamış, çünkü bu neslin çocukları, yani 3. nesil, camiden ve Kur´an´dan uzak yetişiyor. Yaşadığı ortam bunu yadırgamıyor aksine medeni bir davranış olarak görüyor.

Dil:

Gençlerimiz iki farklı dil ile büyüyor. Tabiki bir dilin getirdiği kültürel yapıda ister istemez benimseniyor. 1.nesilin almanca bilgisi nasıl yetersizse aynı şekilde 3.nesilin türkçe bilgisi yetersiz. Bu nedenle çoğu zaman anlayış ve ifade edebilme farkları ortaya çıkıyor. Bu farklılıklar yüzünden nesil çatışmaları kaçınılmaz oluyor.

Nesil Çatışmaları:

Genelde aile içi kültürel çatışmalar yaşanıyor. Gerek dil olarak gerekse kültür ve anlayış seviyelerinde anne-baba ve çocuk arasında çok büyük farklar var. Çocuklar okulda ve sokakta Avrupa kültürünü öğrenip yaşıyorlar. Evde ise türk kültürüyle karşılaşıyorlar. Bu nedenle çocuklarda iki farklı kimlik gelişiyor. Bu farklı kimlikler sayesinde hem çocuğun kendisinde, hemde anne-babasıyla çatışmalar oluyor.

Peki Avrupa´lı nasıl yaşıyor? Yanıbaşımızda ki Avrupa ailesinin yapısı nasıl? Yaşadığımız Avrupa´da gayrimüslimlerin aile yapısıyla bizim milli, dini ve kültürel aile yapımız arasında dağlar kadar fark var desek yeridir.. Aramızdaki farkları anlayabilmemiz icin işte bir kaç misal:

*
18 yaşına gelen bir Avrupalı genç, ya babasına kira ödemek zorunda, yada kendine başka bir ev bulmalı.
*
Misafirlik anlayışı bu toplumda yoktur. Kimse birbirine „misafirliğe“ gitmez.
*
Aile arası irtibatın hiç önemi yoktur.
*
Aile fertli önemli değildir. Bu nedenle çoğu Avrupa dillerinde ve kültürlerinde amca-dayı, teyze-hala, baldız, kayınço vs.. vs.. gibi terimler çok azdır. İki üç kelimeyle tüm sülaleyi saymak mümkündür .
*
Tipik bir Avrupa ailesinde çocuklar anne-babalarına isimleriyle hitap ederler.
*
Evlenmenin hiç bir değeri yoktur. Nitekim Almanya´da boşanma oranı 51%.
*
Kariyer yapmak çocuk yapmaktan daha önemlidir. Bu nedenle kadın başı çocuk sayısı Almanlar arasında 1,4´e düştü.

Şimdi bütün bu gerçekler karşısında ne yapmak gerekiyor? Çözüm aslında basit: “Avrupa´da Türk Aile Yapısı”nı tekrar canlandırmak. Yani Avrupa´da Avrupalılar gibi değil, kendi özümüze dönerek, milli ve dini değerlerimize dayanarak yeniden bir yapılanma gerekli.

Tabi ki yukarıdaki istatistiklerden yola çıkarak bir genelleme yapamayız. Yinede bu sonuçları görmemezlikten gelemeyiz. Yaşadığımız ülkede söz sahibi olmak istiyorsak, isteklerimizin yerine getirilmesini istiyorsak ve milletimize hizmet etmek istiyorsak eğitimli olmamız şart. En iyi okullara biz gitmeliyiz, en iyi diplomaları biz almalıyız. Hatta sınıfın en iyisi biz olmalıyız. Ve bunları para için değil, kendimizin ve vatandaşlarımızın refahı için yapmalıyız. İlme teşvik eden dinimiz gereğince bunu yapmak zorundayız. Unutmayalım, hedeflerde mütevazilik olmaz. Her zaman en iyi olmaya çalışmalıyız. Bizim en iyisine layık olduğumuzu düşünüyorum. Ve bunu gerçekleştirmek için herkesin seferberlik etmesi gerekiyor. Yapacağımız iş belli. Atalarımızın tüm dünya´ya yaydıkları ilim nurunu hatırlayıp onların izlerinden gitmek bize düşüyor.

Bu durumu değiştirmek için sadece ve sadece ”Aile“ye yönelmek gerekiyor. Evet, bu istatistikleri analiz etmemizin nedeni, çareyi ailede gördüğümüz için.

Yaşadığımız bu toplum içinde aileyi zakkum ağacının bir tohumu olarak değil “Cennet köşelerinden bir köşe” haline getirmemiz gerekiyor.

Eriyip yok olmamak, maddi-manevi varlığımızı, benlik ve şahsiyetimizi korumak için kendi değerlerimize yeniden sarılmamız gerekiyor. Yani kısacası: Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihilal.

Cemil Sahinöz, Moral Haber, 01.10.2009
http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=13031&yazar=493

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s