(23.07.2009) Yaşar Alptekin ile röportaj

Yaşar Alptekin ile röportaj

Yaşar Alptekin kim?
10 Mart 1962’de Tekirdağ’ın Şarköy ilçesinde doğdu. Şarköy Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul’a geldi. 1980 yılında mankenliğe başladı. 1981 yılında Günaydın gazetesinin düzenlemiş olduğu dans yarışmalarına katılarak madalya aldı. 1982 yılında askere gitti. Acemi birliğini İskenderun’da yaptıktan sonra, İstanbul Sarıyer Orduevi’nde aşcı olarak askerliğini bitirdi. 1985 yılında Hürriyet gazetesinin düzenlemiş olduğu yarışmaya katılarak “1985 yılı Fotoroman Kralı” oldu. Kamerayla ilk tanışması 1986 senesinde Sayın Üstad Yücel Çakmaklı’nın yönettiği “Kuruluş” isimli televizyon dizisinde Orhan Gazi rolünü oynamasıyla gerçekleşti. Daha sonra, yine başka bir Üstad Halit Refiğ’in yönetmenliğini yaptığı “Teyzem” filminde Müjde Ar ile beraber oynadı. Daha sonraları “Beyaz Bisiklet”, “Çağdaş Bir Köle”, “Lambada”, “Kara Sevda”, “Seni Seviyorum”, “Mavi Melek” gibi otuza yakın filmde rol aldı. En son olarak Samanyolu’nda “Mavi Rüya” dizisinde Komiser Davut karakterini canlandırdı. Samanyolu Haber kanalında “Sokak Çocukları” isimli program hazırladı. Ve gençlerle düzenlenen toplantılara katılıp zamanında kötü örnek olduğu gençlere iyi örnekler sunmaya çalışıyor.

Nasıl hitap etmemi istersiniz? Yaşar Bey? Yaşar Ağabey?

Ağabey. Bey’ler geçmişte kaldı. Yaşar Bey’i ben toprağa gömdüm. Oradan bir bitki çıktı, bitki yaprak verdi, o bitkinin adıda ağabey.

Zaten değişim geçirdiğiniz dediğiniz zamanda belli oluyor, sadece düşünce olarak değil , bedensel olarakda, zerre olarakda değişmişsiniz. Dediğiniz gibi, bitki çıktı ve meyveleri verdi. Bu değişimden sonra, size en çok ne huzur verdi?

O’nu düşünmek. O’nu zikretmek. O’nunla buluşmak. O’nun karşısında namaza durmak. Namaz bana en huzur veren şey. Yani namazı beş geçe, namazdan beş sonra, namazdan sonra. Herşeyi namaza endeksledim. Yani hep namaz içerikli bir hayatım var. Elhamdulillah. Şimdi bana bazen diyorlar: Şimdiki hayatınla eski hayatını mükayese edersen, nasıl birşey? Ben diyorumki: Ben yolda yürürken insanlar bana selam veriyordu: “Aa… Yaşar Alptekine bak. Yaşar Alptekin merhaba.” Şimdi ise: “Yaşar ağabey selamun aleykum.” Eskiden dudaktandı selamlar, şimdi ise yürekten ve gönülden. Allah herkese nasip etsin inşaallah. Bu gönülden selamlaşmayı ellhamdullilah. Namazın güzelliğiyle yatıyorum kalkıyorum Ellhamdulillah. Namazla tanışmaya sevinemeden, başkalarını tanıştırma telaşına kapıldım. Kimi tanıştırayım? Kime tebliğ edeyim? Ömrüm yettiğince, dilim döndüğünce insanlara namazı anlatmaya çalışıyorum.

Namazı nasıl anlatıyorsunuz?

Önce benim bir sloganım var: “Ey kul, etme dünya nazı, kıl namazını. Sonra kılarım diyenin kıldılar cenaze namazını.” Ben şimdi diyorum: “Yaradana inanıyormusun?”, “İnanıyorum” diyorsa, e o zaman Yaradana sorumluluğunu bilmiyormusun? Yaradan seni yarattıda, boş mu bıraktı? Herşeyin bir varoluş nedeni var. Tavuk yumurta yapıyor, arı ise bal yapıyor, inek süt yapıyor. Herşeyin bir varoluş nedeni var. Ve sen yaratıldığında boşmu bırakıldın zannediyorsun? Senin babanın nasıl sana sorumluluğu var? Seni yedirecek, içirecek, tahsil hayatına yardımcı olacak. Senin babana ne sorumluluğun var? Babanın dediği saatte evde olacaksın. Babanın dediği şeyleri yapacaksın. Yani her iki tarafında birbirine sorumluluğu var. Peki senin sorumluluğun yok mu seni Yaratana karşı? Senin sorumluluğun ne? 5 vakit namaz. 24 saat içerisinde kaç saatini alıyor bu 5 vakit namaz? 1 saat bile değil, en fazla 1,5 saatini alıyor. Ama 24 saat istifade ediyorsun bu nimetlerden. Düşün, ben sana 24 tane altın verdim. Sonra sana geldim ve dedim ki: “1 tane altın versene, ağabey.“ Sende dedin: “Vermem, hepsi benim“, “Ama ben sana biraz önce 24 tane altın verdim, 1 tane altın istiyorum.“ “Hayır hepsi benim.“ Bu ona benziyor. Sen 24 saat istifade ediyorsun, yiyorsun, içiyorsun, gidiyorsun, ediyorsun. 1 saatini veremiyorsun. Birde gaflet içinde, “Ben namaz kılmıyorum, ama benim kalbim temiz.“ Senin kalbin temiz deme cüretinde bulunuyorsunda, yüceler yücesi Efendimiz (sav), alemlere rahmet olarak gönderilmiş, kalbi tövbe haşa kalbi senden kirliydide mi sabahlara kadar namaz kılmış? Sen kimsin de, “Kalbim temiz, namaz kılmıyorum“ diyorsun? Sen nasıl böyle bir cüret gösterebiliyorsun? Bazı gençler vardır, mesela “Okul bitsin namaza başlayacağım, yaz tatili bitsin namaza başlayacağım, askere gideyim namaza başlayacağım“ derler. Tamam askere giden ağabey askerden sonra evlenecekti. Ne oldu? Şehit oldu. Muhsin Yazıcıoğlu, Allah rahmet eylesin, ne oldu? Vefat etti. Ona sorsak daha belediye seçimlerine gidecekti. Bir sürü yapacağı işi vardı. Hedefleri vardı. Ama ne oldu? Allah rahmet eylesin. Dün dündü! Yarın ise Rabbimden başka kimse bilemez. Geriye kalıyor bize sadece bir tek an: Şu an! Şu an ne yaptığımız ve ne yapacağımızdır önemli olan. Şu anın tekrarı yok. Onun için hemen şimdi şimdi. “Yarın yaparım”, öyle yok. Yarının garantisi varmı? Öyle bir anlaşmamız var mı? Yok. Sen şimdiden önlemini al.

Zaten bizi hayvanlardan ayırt edende o değil mi? Peki bu farkı özellikle gençler nasıl yakalayabilirler? Geçmiş, gelecek ve şu anki huzur için ne yapılmalı?

Ben gençlere şunları diyorum: Gençliğinize mi güveniyorsunuz? Gencim yakışıklıyım. Gidin bakalım eve, gittiğinizde annenizin babanızın gençlik resimlerinr bakın bakalım. Anneniz ne güzel bir kadındı. Babanız ne yakışıklı bir adamdı. Şimdi kalmışmı öyle bir eser? Yada gidin mezar taşlarına bakın. Doğum tarihine ve ölüm tarihine bir bakın. Kaç senesinde doğmuş, kaç senesinde ölmüş? Yada haberleri seyredin, gazeteleri okuyun. 13, 15, 20, 25, 30. Ölümün ve namaz kılmanın yaşı yoktur. Zannetmeyin ki ölmek ve namaz kılmak yaşlı işi. Hz. Ömer bir gün sabah namazına giderken, yanından koşarak geçiyor bir çocuk. “Nereye gidiyorsun, ya çocuk.” “Ben”, diyor, “Sabah namazına gidiyorum.” Hz. Ömer diyorki, “Senin için farz değil.” “Hayır”, diyor çocuk, “daha demin birisi öldü, benden daha küçüktü.” Yaşına ne güveniyorsun? Bu dünyaya kazık çakmayı mı düşünüyorsun? Peki sen düşündünmü hiç, bu dünyaya kimler geldi? Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmed, Peygamber Efendimiz (sav)…. geldi geçti gittiler. Sen mi bu dünyaya kazık çakacaksın? Kimler geldi be abim ya? Kimler geldi? Onun için hiç naz yapma. Etme dünyanazı, kıl namazını. Hemen…. hemen. Hiç 5 dakika bile geciktirme. 5 dakikanın bile önemi var. Duyuyoruz işte, iman edip 5 dakika sonra ölen var. Neler duyuyoruz. Bunlar gerçek. Onun için aman diyorum, hiç nazlanma. Hemen kıl. Kulağın ezanda olsun. Gözün camii’de. Tabiki gençsin, eğleneceksin. Tabi hakkın. Tiyatroya git, sinemaya git, gez toz. Giyin, ama her ne yaparsan yap, helal dairesinde yap. Sana yapma diyen mi var? Dünya için ahireti, ahiret için dünyayi terk etmeyeceksin. Efendimizin sünnetidir. Gençler zannediyorki, “Namaz kılmaya başlayınca sakal bırakacağım, herşeyden kendimi çekeceğim. İnzivaya çekileceğim.” Bana bak işte, yırtık blue jean le geziniyorum, t-shirtumu giyiyorum. Saçıma jöle sürüyorum. Ama helal dairesinde olmasına dikkat ediyorum. Ey genç diyorum, boş başak dik durur. Ama dolu başak içi doldukca yavaş yavaş eğilir. Boş başak dik durur çünkü boşdur. Dolu olan insan mütevazidir. Tercihini seç diyorum, dolu başak mı, boş başak mı olmak istiyorsun…

Bir kaç senedir Türkiye´de önemli bir platform oluştu: Namazla Diriliş Platformu. Bu organizasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Etkili oluyor mu?

Çok güzel bir platform ve çok etkili oluyor. Kitabımla birlikte gidiyorum bu tür konferanslara. Mesela geçenlerde Eyüp Sultanda abdest alıyordum, 30 yaşında bir genç geldi, ağlayarak boynuma sarıldı ve “Abi, Allah senden razı olsun“, dedi, “ben hafızdım. Bir buçuk sene önce kendimi bozdum, yoldan saptım. Nezamanki senin kitabını aldım okudum, ´Ya bu artist adam bile namaz kılıyorsa yazıklar olsun bana. Bu koskoca artist adam namaz kılıyor, benim kesin namaz kılmam lazım… ve böylece tekrar namaza başladım“ dedi. Geçenlerde yine bir otoparkta tam arabaya biniyorum, bir çocuk geldi ve “Abi benim adım Kartal. Bu ismi hiç unutma. Abi ben 1 ay önce evlendim. Herkese düğününde para altın takarlar, benim düğünümde senin kitabını taktılar. O gece hanım ´bu artist adamda ne yazmış´ dedi, attık kitabı köşeye okumadan. 3-4 gece sonra okuduk. O gece okuduk ve namaza başladık. Allah senden razı olsun“ dedi. Geçenlerde Almanyadan bir abi, “Ben Almanyadan geldim, almanciyim. Ver elini öpeceğim! Sen bizi namazla tanıştırdın. Ben 65 yaşına kadar boş boş yaşamışım. 65 yaşında ben namazla tanıştım. Komşulara verdim kitabı, onlarda namaza başladı. Senin kitabını okuyarak şimdi konu komşu namaz kılıyor. Allah senden razı olsun“ dedi. Bunun gibi çok şeyler var. Mesela Çanakkale’ye gittik, orada 5 tane genç namaza başladı, 3 tane bayan kapandı. İnşaallah diyorum, bunlar benim günahlarımın kefareti olur. Ama bir yandan bu sevinci yaşarken birde korku yaşıyorum. “Vay be, ben ne oldum ya, vay be. Kaç kişiyi hidayete erdirdim, ben şöyle yaptım, böyle olurum” korkusu var. Hep tetikdeyim ve her namazımdan sonra diyorumki “Allah´ım beni benle, beni sensiz bırakma. Ya Rabbim hidayetini benden eksik ettirme. Ya Rabbim beni benle bıraktığın an ben şaşırırım. Ne olur hidayetinden eksik ettirme.“ Konferansa gideceğimiz zaman kesin şartım var: “Beni alkışlamayın”, diyorum. Beni seviyorsanız eğer, sakın alkışlamayın, eğer alkışlamak istiyorsanız içinizden dua okuyun, bu en güzel alkış. Alkışladığınız zaman beni kaybedersiniz, çünkü cahiliye dönemimi hatırlatıyor bana alkış. Cahiliye dönemini hatırlatıyor bana alkış, çünkü o zamanlar ruhumun gıdası oydu. Bizi alkışlasınlar diye takla atıyorduk, hileler yapıyorduk ki alkışlanalım diye. Ama şimdi o bana cahiliye dönemini hatırlatıyor ve nefsim azabilir. Her insan gibi bende nefis taşıyorum. Nefis azmaya müsaitdir, gıdıklamaya başlar nefis. Ondan Allah muhafaza çok korkuyorum.

Yaşar abi, sizin kitaplarınız Avrupada da okunuyor. Avrupada şöyle bir problem var. Birinci nesil üçüncü nesile din, dil, kültürü aktarmakta çok zorluk çekiyor. Nesil çatışması gibi birşey var. Türk gençleri asimile edildikten sonra, ne Türk ne Alman oluyorlar, ortada kalıyorlar. İki kültür arasında, gençler kendilerini nasıl nuhafaza edebilirler?

Önce şunu belirteyim: Ben kendimi hep almancıya benzetmişimdir, çünkü almancı Almanya´da “pis türktür”. ”Türken raus, Türken raus“, ”pis Türk“ diye dışlanır. Türkiye’ye gelir “Alamancıya bak“, ”Almancı“. Orada değil burada değil, bunun yeri neresi? Şimdi ben sosyete camiasının içine giriyorum, oradaki insanlar gibi yapay hissetmiyorum kendimi. Suni olamıyorum, maskeler var, sunilik var. Oraya ait hissedemiyorum kendimi. Ben buralarda, Eyüpte gezineyim. Ben pazari çok severim. Oralara gitmeyi çok severim. Oraya gidincede “Koskoca artist pazardan alışveriş yapıyor, koskoca artist dolmuşa biniyor“, “Şuna bak, koskoca artist takım elbise giymiş, artist artist dolaşıyor“ diyorlar. Ya, ama ben sizin aranıza gelmişim. Ben sizi seviyorum, sizin aranıza geldim. Niye böyle yapıyorsunuz? Onun için ben kendimi hep almancılara benzetmişimdir. Ben almancıların sıkıntılarını çok iyi anlıyorum. Sizin sorunuzun çerçevesindende… hayat muhasebeden ibarettir. Siz muhasebe yaptığınız zamanda sizin iyi taraflarınızda var orada. Burada çünkü daha canlı bi hayat var. Tabi sonradan öğrendim oradada uyuşturucu çok yaygınmış.

Almanya´ya gelmişmiydiniz hiç?

Geldim. Düsseldorf, Köln, Mönchengladbach. Çok incelemedim. Ben turistlik geldim, ama gördüm. Şimdi orada insan zorda kalınca dahada sahiplenir. Belki o genç burada olsaydı, daha da sapıtırdı. Bak burada şeytan her tarafda var. Burada internet kafeler, diskolar, bilmem neler, kafeler, uyuşturucu, kumar, gayr-i meşru kadın, yani sapıtmış bir vaziyette erkek-kadın ilişkisi. Orada ayrım var, ayırabiliyorsun. Günahkarda olsa müslüman belli, hristiyan belli. Amara burada ayıramıyorsun. Çizgi çizemiyorsun. Orada biraz daha hayat düzenli. Mesela akşam saat 7den sonra hayat duruyor Almanya´da. Burada 7den sonra azıyor millet. İpini koparmış gibi. Taksim, Beyoğlu azıyor millet. Sen buradaki erkek çocuğuna “7de evde ol“ diyemezsin. 18 yaşında, “Bana kimse karışamaz. Ben arkadaşlarla gidiyorum. Şöyle yapacağım, böyle yapacağım“ der. Karışamıyorsun, ama oradaki çocuğun, sen izin versen bile, gidecek yeri yok. Ben şimdi her iki tarafıda gördüğüm için ayırt edebiliyorum. O dengeyi, o muhasebeyi yapabiliyorum. Yani siz yine şükür edin, beterin beteri vardır.

Yaşar Abi, yeni kitabınız “Hacca Gittim”de yine çok güzel ve akıcı bir üslupla oradaki mübarek toprakları anlatmışsınız.

Allah nasip ederse haftaya tekrar oradayım inşaallah.

İnşaallah. Peki oradan aldığınız huzur ve mutluluk buradada devam ediyormu?

Devam etmiyorki gidiyorum. Ben orayı şarj merkezine benzetiyorum. Nasıl cep telefonunun şarjı bitiyor, bitince ne yapıyoruz? Şarja koyuyoruz, doluyor. Benim 6 ayda bitti şarjım. Ben şarj olmam lazım, hemen oraya gidiyorum. Burası pili çabuk bitiriyor. Haftanın 5 günü ben buradayım, Eyüpteyim. Ben nerede oturuyorum biliyormusun? Kurtköy, Adapazarı tarafında. Buraya çok uzak bir yerde oturuyorum, haftanın 5 günü buraya geliyorum. Çünkü benim inancıma göre günah işlemekten ziyade, günaha yaklaşmamak lazım. Günaha yaklaşmak günah işlemekle eşdeğer bence. Önce göz kayar sonra ayak kayar.


Peki o haccdan aldığımız şarjı burada nasıl devam ettirebiliriz? Burada nasıl muhafaza edebiliriz?

Yine böyle Allah dostu insanlarla görüşerek. Mesela gençlere diyorumki, “Gemileri yakın.” Yani ben ne yaptım? Eski arkadaşlarımın cep telefonlarını sildim. Numaramı değiştirdim. Ne onlar beni bulabiliyor nede ben onları. O tür semtlere gitmiyorum. 5 yıldır buralardayım. Hep Allah dostlarıyla beraberim. Hep Nur Talebeleriyle beraberim. Hemde hizmetin içindeyim, çünkü, Allah muhafaza, kendime güvenmiyorumki ben. Kimse kendisine güvenmesin. Kimse “Bana birşey olmaz, ben nefsime güveniyorum, o içiyor ama ben kendime güveniyorum“ demesin. Hayır kardeşim, bir gün gelecek, o çamur sana sıçrayacak. Sen çamurlu bölgede dolaşırsan, bir gün bir araba gelir ve o çamuru sana bulaştırır. Sen fazla pisliklerde dolaşırsan, o pislik sana bulaşacak. Mesela konferanslarda örnek veriyorum, mesela ben burada güzel bir türkçe konuşuyorum. Ama ben Tekirdağlıyım, Tekirdağ’ın Şarköy ilçesindenım. Ben memlekete gideyim, 15-20 dakika sonra kendimi bozuyorum. 15-20 dakika sonra: “Abe naparsın bee, oşgeldin bee, oşbulduk oşbulduk“. 15 dakika sonra hemen adapte oluyorum. Oraya nasıl adapte oluyorsam, geçmiş cahiliye döneminde görüştüğüm insalarada adapte olabilirim. Allah muhafaza. Birisini kurtarmaya çalışırken kendim boğulabilirim, çünkü boğulmak üzere olan bir insanı kurtmaya giden bir insanda boğulabilir, çünkü boğulmak üzere olan insan kurtarmaya gelene öyle bir can havliyle yapışırki ikisi birlikte boğulur. Hiç gerek yok maceraya. Ben buralardayım, yeter bize buralar.

Almanya´da gayri müslimlerde şunu görüyoruz: huzur dedikleri şey ev almak, araba almak, para kazanmak, kapitalizm, dünya… Fakat bunların arkadasından koştukca huzuru bulamadıklarını fark ediyorlar. Maddeyi elde ettiklerine rağmen huzurlu olamıyorlar.

Maddeyi elde ediyorlar, sonra madde bağımlısı oluyorlar.

Aynen. Peki sizce, hakiki huzuru veren Kuran-ı Kerimin reçetesini gayri müslimlere nasıl sunmak lazım?

Şimdi ben konferanslarımda şöyle söylüyorum, “Sözler havada uçuşur gider, göz görür taklit eder, taklit sonra hakikate dönüşür.“ Evet, bir müslüman tebliğ etmeli, davet etmeli, ama bunu sözler kadar vücüd hal dili ilede yapmalı. Öyle güzel yaşamalıki müslüman, öyle düzgün ki, yanındaki komşusu, “Bu güzellik nereden kaynaklanıyor? Nereden geliyor? Ne kadar ahlaklı? Bu namaz kılıyor, bu müslüman. Ben bir araştırayım bakalım, müslümanlık nasıl birşeymiş“ demeli. O kendi ayağıyla gelsin, biz görüntüye girelim. O kendi görüntüye girsin.

Said Nursi´de diyorki, “Biz İslamı lisan-ı hal ile yaşayabilsek, gayrimüslimler grup grup müslümanlığa geçerler.“ Yaşar abi, İslami kaynaklar olarak hangi eserlerden faydalanıyorsunuz?

İlk önce tabiki Kuran-ı Kerim. Kuran´ı da daha iyi anlayabilmek için Risale-i Nur. Çünkü Kuran petek baldır. Risale-i Nur´da o balın süzülmüş hali. Herkes balın süzülmüş halini tercih eder. Hazırdır o. Bir çok kişinin anlayamadığı konuları Risale-i Nur kolaylıkla halleder. Tüm külliyatı okuyunca iğne ucu kadar soru kalmaz akılda. “Şu soruyuda sorayım“ demessiniz. Siz daha sormadan cevaplıyor. Onun için Risale-i Nur önemli. Bende tüm külliyat üç defa var. Bir tanesi arabamda, bir tanesi kütüphanemde, bir tanesi yatağımın baş ucunda. Her zaman okuyabileyim diye. Yatarken hemen okuyorum. Trafik dolu olunca hemen okuyorum. Eskiden trafik sıkışınca, arabada kriz geçirirdim. Şimdi öyle değil. Şimdi rahatım. Hemen çıkarıyorum kitabımı, okuyorum

Yaşar ağabey, sizi fazla yormayalım. Son olarak tv, film, dizi veya kitap projeleriniz varmı?

Şimdi insanlar beni namaza başladıktan sonra, dünyadan el etek çektiğimi zannediyorlar. Geçenlerde birisiyle görüştüm, “Ya”, dedi, “Sen dizi çeviriyormusun?” Bende ,”Çeviriyorum“ dedim. “Biz seni şey zannettik, namaza başladın, dağ başında sürekli elinde tespihle…“ Ben Film çeviriyorum, mankenlik yapıyorum. Ben bir müslüman adamım, müslüman adam her sektörde olmalı. Allah bana bu rızık kapısını açmış. Ben bu rızık kapısında İslami şartlara uygun bir şekilde bunları yapabilirim, Bu benim Rabbimin açmış olduğu bir kapı. Bu en doğal hakkım. Bazı insanlar böyle düşünüyor, “Dağa kaçmış.“ Bazı insanlarda, “Biz bunu aramıza alırsak bizi bozar“ diye düşünüyor. Yada, “Biz bunu istediğimiz gibi medya maymunu yapamayız. Bu artık adam oldu, herşeye gelmez.“ Yani tabiki isterim yine tv de olmayı. Şimdiye kadar iki kitabım çıktı. İnşaallah üçüncü kitapta hazır.

Üçüncü kitaptan biraz bahsedermisiniz?

“Yaşar Alptekin ve İtiraflarım“ başlıkta bir kitap olacak inşaallah. Gençlere yine çok mesajlarım olacak. Sonra dördüncü kitap projem daha var. Bu sadece gençlere yönelik olacak. Ve beşinci kitap projem de sadece yaşlılara yönelik olacak inşaallah. Çünkü benim tespit ettiğim şu: Ben 5 yaşındayım, çünkü namaza başlayalı 5 sene oldu. Şimdi 5 yaşında bir çocuk dünyaya ve hayata ne gözle bakıyorsa, hani çocuk herşeyi sorgularya, bende herşeyi sorguluyorum. Camii de gördüğüm ”Camii Jandarmaları“ dediğim ağabeyler var. Ben bunları tespit ettim. Bunlar zaten her camii de var. Bu camii jandarmaları vakit namazından önce camiiye giderler. Kapıya yönelik otururlar, sırtları duvardadır, ellerindede tespih vardır ve “Oraya bakma, şunu yapma, gürültü yapma“ derler. Sanki orası karakol ve onlarda jandarma komutanı. Herşey onlardan sorulur. Geçenlerde bir camiiye öğle namazı için gittim. 18-19 yaşlarında pırıl pırıl bir genç geldi ve oturdu. Bu jandarmalardan birisi, ”Kalk çabuk, orası benim yerim“ dedi. Çocuk kalktı ve camiiyi terk etti gitti. Sinir oldum ve gittim amcaya. ”Sen ne yaptın?“ dedim. ”Burası benim yerim, yıllardır ben burada kılıyorum“ dedi. Şöyle dedim ona: “Orası satıldıda benimmi haberim yok? Tapusu sende mi? Orada kıldığın namazdan ekstra bonus mu kazanıyorsun? Bilelim bizde ona göre yer kapalım. Bak bu genç arkadaşın gideceği bir çok yer varken, elinin tersiyle itmiş ve buraya gelmiş. Cafe, Disko, İnternet Cafe, sokaklar. Seni evde hanım kovuyor, kahve duman altı, senin gideceğin yer burası. Gencin gidebileceği bir çok yer vardı ama sen bu genci kovdun. Sonra sizde ölünce bu camii ye kimler gelecek? Sende öldün, sonra imam sinek avlasin camii de. Sen hiç okumadın mı Efendimiz (sav) çocuklara nekadar önem veriyordu? Sen nasıl bunu cesaret ediyorsun? Çocuklara bağırırsın. Bir gönül kırarsan asla yapıştıramazsın.” Şu anda bir çok genc namazdan uzak ise, böyle amcalar yüzünden. Münir Özkul, Cem Koray, Cem Karaca… hep çocukluklarında yaşadıkları kötü olaylardan dolayı camii’den ve namazdan uzaklardı. Camii Jandamaları yaptı bunları hep. Hep ihtiyar heyetleri gibi camiiler. Niye gençlerimiz yok? Sokakta bir çok gencimiz var. Eminimki birisini tutsan, bir kaç şey söylesen, camiiye gelecek. Ama genç şundan korkuyor: ”Saçı uzun, kulağı küpeli, tövbe tövbe başımıza taş yağacak“. Sanki yahudi girdi camiiden içeri. “Sen onun kalbini görüyormusun, icini açıp gördün mü? Senden belki daha ihlaslı o. İmrenirim onun kıldığı namazdan. Bak imren“ dedim. “Senden daha ihlaslı kılıyor“ dedim. Sonra, “Senin dilin çok uzamış“ diyorlar bana. Uzadı dilim, uzasınki sizi sokayım, kendinize gelin. Böyle insanlar acayip sinirlendiriyorlar beni.

Hacc konusunada değinirmisiniz?

Hacc konusunda aklıma gelmişken şunu söyleyeyim: Oraya kaç yaşında giderse gitsin, kim giderse gitsin, iki cümle söyleyecek: 1. Keşke daha önce gelseydim! 2. Tekrar ne zaman gelebilirim? Her hacının gittiğinde kullanacağı cümleler bunlar. Şunuda söylemesinler, benim gibi gaflete düşmesinler, ben hacca gitmeden önce diyordum, “Bu ne ya? 5-6 kere hacca mı gidilir? Arapları zengin mi yapıyorsunuz?“ Nezamanki gittim, işin aslı öyle değilmiş, anladım. Hiç eleştirmesinler, aynı eleştirdikleri duruma düşerler. Öyle mübarek yer ki orası, yani cümlelerin bittiği yer. Orası anlatılmaz yaşanır. Orası insanın aklını alıyor.

“Hacca Gittim“ kıtabınızda bir bölüm var. “Hacca gittikten sonra, hacı olduktan sonra, değişmeliyim“ diyorsunuz. Bu konuyada değinebilirmisiniz?

Şimdi şöyle, namaz kılıyorsunuz, ama bazı pürüzler var hala. Biryerlerden kaçamaklar yapıyorsunuz. Ama hacca gittiğinizde, “Hayır“ diyorsunuz. “Ben hacıyım. Hacca giden bir insana bu asla yakışmaz“ diyorsunuz. Otokontrolünüzü en hat safhada kullanmaya başlıyorsunuz. Eskiden otokontrolün biraz gevşekti. Ama oraya gidince tam çalışmaya başlıyor. Onun için diyorum, bırakın Malta, İbiza adalarına gitmeyi, Bodruma, Marmarise gitmeyi. Hayatınızda kendinize bir iyilik yapın ve hacca gidin. Hacca veya umreye gidin ve kendinizle tanışın, Rabbinizle tanışın. Bakın bakalım o zaman, merkeziniz neresi oluyor. Merkez orası oluyor. Malta, İbiza, Londra geride kalıyor. Varsa yoksa orası…

Allah razı olsun Yaşar ağabey, teşekkür ederiz…

Rica ederim, ben teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun.

Röportajı Cemil Şahinöz yaptı
Yayınlandığı Dergi: Ayasofya Dergisi, Nr.28, 2009, s.14-20

Advertisements

Hinterlasse einen Kommentar

Eingeordnet unter Ayasofya Zeitschrift, Türkische Kolumne / Türkce Makaleler

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s